etmek

listen to the pronunciation of etmek
Türkisch - Englisch
practise
do
practice
pay

Tom doesn't have to pay attention to what Mary says. - Tom Mary'nin söylediklerine dikkat etmek zorunda değil.

We have come to pay you a visit. - Sizi ziyaret etmek için geldik.

auxiliary verb
amount to
assume

I assume Tom is here to help. - Sanırım Tom yardım etmek için burada.

pronounce

Tom's last name isn't easy to pronounce. - Tom'un soyadını telaffuz etmek kolay değildir.

Tom's last name is hard to pronounce. - Tom'un soyadını telaffuz etmek zor.

discommode
worth

It is worthwhile visiting the museum. - Müzeyi ziyaret etmek faydalıdır.

It is worthwhile visiting that museum. - O müzeyi ziyaret etmek faydalıdır.

be worth
reside
atone for
demur
send

The other colonies began sending troops to help. - Diğer koloniler yardım etmek için asker göndermeye başladı.

(toplam) total
take

May I take a few days off to visit my family? - Ailemi ziyaret etmek için birkaç gün izin alabilir miyim?

In some ways, I envy him; he knows exactly what he wants and he's not afraid to take it. - Bir yandan da ona imreniyorum; tam olarak ne istediğini biliyor ve onu elde etmekten çekinmiyor.

have

If you flunk this exam, you'll have to repeat the course. - Bu sınavda başarısız olursan, kursu tekrar etmek zorunda kalacaksın.

I'm afraid I'll have to call it a day. - Korkarım ki paydos etmek zorunda kalacağım.

to do (well or wrong)
to wrong, treat (someone) unjustly
(dua) say
(toplamı) aggregate
cost

How much will it cost to fix the car? - Arabayı tamir etmek kaça mal olacak?

It'll cost about 2,000 yen to fix it. - Onu tamir etmek yaklaşık 2,000 yene mal olacaktır.

render
make

To make up for his unpleasant experiences in the hospital, Tom drank a little more than he should have. - Hastanedeki kötü deneyimlerini telafi etmek için, Tom içmesi gerekenden biraz daha fazla içti.

The country is trying hard to make up for her trade deficit. - Ülke, dış ticaret açığını telafi etmek için çok çabalıyor.

(dans) step
to deprive (someone) of (something)
to reach (a time)
to do, to make, to render; to cost; to amount to, to total; to be worth
subject
tender
to amount to, make
to soil or wet (one's underpants, bed, etc.). etmediğini bırakmamak/komamak to do all the harm one can. ettiğini bulmak/çekmek to get one's deserts. Etme eyleme! Please don't do it!/Come on now, stop it! ettiği hayır ürküttüğü kurbağaya değmemek to be more of a hindrance than a help; to cause more harm than good. ettiği ile kalmak to be left with nothing but the shame of it (when a design against another has not come off). Etme yahu! Is that so?/You must be kidding. ettiğini yanına bırakmamak to get revenge on (someone), not to let (someone) get away with something. ettiği yanına (kâr) kalmak to get away with a bad deed
(Matematik) to equal, make
add up to
to do, make
get

I never get sick of dancing. - Ben asla dans etmekten usanmam.

I had to resign because I just didn't get along with the new boss. - İstifa etmek zorundaydım çünkü yeni patronla anlaşamadım.

misbehave
put

Taking a watch apart is easier than putting it together. - Bir saati parçalara ayırmak onu monte etmekten daha kolaydır.

You've tried so hard to put me to shame, haven't you? - Beni rezil etmek için çok çabaladın, değil mi?

smb
total

We had to agree to total confidentiality and sign a non-disclosure agreement. - Toplam gizliliği kabul etmek ve bir gizlilik sözleşmesi imzalamak zorundaydık.

execute
hakaret etmek
insult

I didn't want to insult you. - Sana hakaret etmek istemedim.

No one wanted to insult these men. - Hiç kimse bu adamlara hakaret etmek istemedi.

itiraf etmek
admit

It took Tom every ounce of courage he had to admit to Mary that he had once been part of a terrorist group. - Bir zamanlar terörist bir gruba katıldığını Mary'ye itiraf etmek zorunda kalması Tom'u cesaretlendirdi.

That wasn't so hard to admit, was it? - İtiraf etmek o kadar zor değildi, değil mi?

eşlik etmek
accompany

You're welcome to accompany us. - Bize eşlik etmek için buyurun.

takip etmek
pursue
göç etmek
migrate
ibadet etmek
worship

On New Year's Day many Japanese go to the shrine to worship. - Yeni Yıl Günü birçok Japon ibadet etmek için türbeye giderler.

istila etmek
invade
hitap etmek
address

It might be better to address her as Doctor. - Ona doktor olarak hitap etmek daha iyi olabilir.

cüret etmek
dare
pes etmek
give in
rahatsız etmek
annoy

Tom is doing that just to annoy Mary. - Tom bunu sadece Mary'yi rahatsız etmek için yapıyor.

I didn't want to annoy you. - Seni rahatsız etmek istemedim.

ısrar etmek
persist

To err is human, but to persist in error is diabolical. - Hata yapmak insana mahsustur ama hatada ısrar etmek şeytanidir.

adapte etmek
adapt
ayırt etmek
distinguish

They are easy to distinguish from each other. - Onları birbirinden ayırt etmek kolaydır.

Sometimes reality and fantasy are hard to distinguish. - Bazen gerçek ve hayali ayırt etmek zordur.

küfür etmek
(Ticaret) swear

She knows five languages, but when she wants to swear, she does so in her maternal language. - Beş yabancı dil biliyor ama küfür etmek istediği zaman kendi ana dilinde konuşuyor.

Swearing relieves the pain. - Küfür etmek ağrıyı hafifletir.

lanet etmek
curse
motive etmek
motivate
muamele etmek
treat
telâffuz etmek
pronounce

It is difficult for me to pronounce the word. - Kelimeyi telaffuz etmek benim için zordur.

Tom's last name is hard to pronounce. - Tom'un soyadını telaffuz etmek zor.

öncülük etmek
lead
beyan etmek
declare
inkâr etmek
deny

There is no denying that English is the most widely spoken language in the world. - Dünyada İngilizce'nin en yaygın şekilde konuşulan dil olduğunu inkar etmek yok.

Denying a quality education to the children of working families is as wrong as denying health care or child care to working families. - Çalışan ailelerin çocukları için kaliteli bir eğitimi inkar etmek çalışan aileler için sağlık hizmetlerini ya da çocuk bakımını inkar etmek kadar yanlıştır.

muayene etmek
examine

I have to examine you. - Seni muayene etmek zorundayım.

inşa etmek
construct
tecâvüz etmek
rape

Sami wanted to rape Layla. - Sami, Leyla'ya tecavüz etmek istedi.

They want to rape our women. - Kadınlarımıza tecavüz etmek istiyorlar.

flört etmek
flirt

I can't help it if girls want to flirt with me. - Kızlar benimle flört etmek isterse elimde değil.

kopya etmek
transcribe
ameliyat etmek
operate

We have to operate urgently. - Acilen ameliyat etmek zorundayız.

We have to operate urgently. - Derhal ameliyat etmek zorundayız.

itiraz etmek
object

I don't mean to object to your proposal. - Amacım önerine itiraz etmek değil.

işgal etmek
occupy

The settlers are the most peaceful people in the world. They cross thousands of miles to occupy a land that doesn't belong to them and they never kill anyone if they're not a savage native. - Göçmenler dünyadaki en huzurlu insanlardır. Onlara ait olmayan bir toprağı işgal etmek için binlerce mil geçerler ve eğer vahşi yerli değillerse kimseyi öldürmezler.

meşgul etmek
occupy
organize etmek
organise
teşhis etmek
diagnose
önderlik etmek
lead
fark etmek
distinguish
hibe etmek
grant
idare etmek
handle

Tom is hard to handle. - Tom'u idare etmek zor.

This machine is easy to handle. - Bu makineyi idare etmek kolaydır.

mutlu etmek
make happy
müdahale etmek
(Hukuk) interfere

Russia, the European Union and the U.S. are accusing each other of interference in Ukraine's domestic affairs. - Rusya, Avrupa Birliği ve ABD; birbirlerini Ukrayna'nın iç işlerine müdahale etmekle suçluyorlar.

I don't want to interfere. - Müdahale etmek istemiyorum.

prova etmek
rehearse
rehberlik etmek
lead
sevk etmek
dispatch
tedarik etmek
procure
alay etmek
mock

It is cruel to mock a blind man. - Kör bir insanla alay etmek acımasızcadır.

berbat etmek
spoil

Spoiling an ending is a heinous crime against humanity. - Sonu berbat etmek, insanlığa karşı iğrenç bir suçtur.

I don't want to spoil the ending! - Sonunu berbat etmek istemiyorum.

davet etmek
summon
devam etmek
go on

I want to explore the world and go on an adventure. - Dünyayı keşfetmek ve bir maceraya devam etmek istiyorum.

In this world, it's difficult to go on behaving like a human being. - Bu dünyada insan gibi davranmaya devam etmek zordur.

dikkat etmek
pay attention

You have to pay attention. - Dikkat etmek zorundasın.

We must pay attention to the traffic light. - Trafik ışıklarına dikkat etmek zorundayız.

dikte etmek
dictate
dizayn etmek
design
dua etmek
pray

We all knelt down to pray. - Dua etmek için hepimiz diz çöktük.

There's nothing we can do to save Tom at this point. All we can do is pray. - Şu anda, Tom'u kurtarmak için yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Elimizden gelen şey dua etmektir.

elde etmek
get

Right now, all I want to do is get something to eat. - Şu anda, tüm istediğim yiyecek bir şey elde etmek.

Layla used her sexuality to get what she wanted. - Leyla istediği şeyi elde etmek için cinselliğini kullandı.

enjekte etmek
inject
et
{i} meat
hak etmek
deserve

What did I do to deserve this? - Bunu hak etmek için ne yaptım?

hayal etmek
imagine

It's difficult to imagine life without television or the Internet. - Televizyon ya da internet olmayan hayatı hayal etmek zor.

It's pretty easy to imagine. - Bu hayal etmek oldukça kolaydır.

hizmet etmek
serve

My brother wanted to join the army but because of a heart condition he was judged unfit to serve. - Kardeşim orduya katılmak istedi ama bir kalp rahatsızlığı nedeniyle hizmet etmek için uygun olmadığına karar verildi.

Sometimes we have to serve our husbands like slaves. - Bazen köle gibi erkeğimize hizmet etmek zorundayız.

iade etmek
return

I bought a green couch yesterday, but I couldn't fit it through the door, so I had to return it. - Dün yeşil bir kanepe aldım, ama kapıdan sığdıramadım, bu yüzden geri iade etmek zorunda kaldım.

I have to return this book to the library today. - Kitabı bugün kütüphaneye iade etmek zorundayım.

icat etmek
invent

He is very bad at inventing excuses. - Bahaneler icat etmekte çok kötüdür.

If God did not exist, we'd have to invent him. - Tanrı olmasa onu icat etmek zorunda kalırız.

iflas etmek
go bankrupt
ihanet etmek
betray

I'd rather die than betray my friends! - Arkadaşlarıma ihanet etmektense ölmeyi tercih ederim!

To translate is to betray. - Çevirmek ihanet etmektir.

ihlal etmek
violate

You are not allowed to violate the rules. - Size kuralları ihlal etmek için izin verilmez.

ikamet etmek
dwell
ikna etmek
persuade

It was hard to persuade him to cancel the trip. - Bu geziyi iptal etmesi için onu ikna etmek zordur.

He did his best to persuade her. - Onu ikna etmek için elinden geleni yaptı.

ilan etmek
declare

Use the video to declare your love! - Aşkını ilan etmek için video kullan!

In Belgium, Flemish people want to declare their independence someday. - Belçika'da Flaman halkı bir gün bağımsızlığını ilan etmek istiyor.

ilave etmek
add

Is there anything you want to add to what I just said? - Az önce söylediklerime ilave etmek istediğin bir şey var mı?

What we want to do next is add some salt. - Daha sonra yapmak istediğimiz şey biraz tuz ilave etmek.

imha etmek
destroy
iptal etmek
cancel

We don't want to cancel. - İptal etmek istemiyoruz.

Tom may have to cancel the party. - Tom partiyi iptal etmek zorunda kalabilir.

istifa etmek
resign

He has no choice but to resign. - İstifa etmekten başka seçeneği yoktu.

He was finally forced to resign. - O, sonunda istifa etmek zorunda bırakıldı.

ithal etmek
import

Japan has to import most of its raw materials. - Japonya ham maddelerinin çoğunu ithal etmek zorunda.

Different countries import many goods. - Farklı ülkeler, pek çok mal ithal etmektedirler.

izole etmek
insulate
kabul etmek
approve

Tom has to approve this. - Tom bunu kabul etmek zorunda.

kavga etmek
fight

Tom doesn't like fighting. - Tom kavga etmekten hoşlanmaz.

Fighting isn't my style. - Kavga etmek benim tarzım değildir.

kontrol etmek
check

I have to check and see what the contract says. - Sözleşmenin ne dediğini kontrol etmek ve görmek zorundayım.

How many bags do you want to check? - Kaç tane çanta kontrol etmek istiyorsun?

koordine etmek
coordinate

Schedules are difficult to coordinate. - Programları koordine etmek zordur.

kurban etmek
sacrifice
mahkum etmek
condemn

It is better to risk saving a guilty man than to condemn an innocent one. - Masum birini mahkum etmektense suçlu bir adamı kurtarmayı göze almak daha iyidir.

mecbur etmek
compel
memnun etmek
please

She's hard to please. - Onu memnun etmek zor.

My immediate boss is tough to please. - Şimdiki patronumu memnun etmek zordur.

merak etmek
wonder

Tom can't help wondering whether he would have been better off if he had gone to college. - Tom üniversiteye gitseydi daha varlıklı olup olmayacağını merak etmekten kendini alamıyor.

Tom can't help wondering why Mary changed her mind. - Tom, Mary'nin fikrini niçin değiştirdiğini merak etmekten kendini alamıyor.

muhafaza etmek
conserve
nefret etmek
hate

To hate, to love, to think, to feel, to see; all this is nothing but to perceive. - Görmek, hissetmek, düşünmek, sevmek, nefret etmek; bütün bunlar algılamaktan başka bir şey değildir.

Nobody wants to hate my country. - Kimse benim ülkemden nefret etmek istemez.

niyet etmek
intend
rekabet etmek
compete

I want to compete again. - Tekrar rekabet etmek istiyorum.

I never wanted to compete with you. - Seninle asla rekabet etmek istemedim.

rencide etmek
offend

I don't want to offend her. - Onu rencide etmek istemiyorum.

I don't want to offend them. - Onları rencide etmek istemiyorum.

rica etmek
request

Tom is the type of person who always demands that something be done rather than request that it be done. - Tom bir şeyin yapılmasını rica etmek yerine bir şeyin yapılmasını her zaman talep eden türden bir insan.

I would like to request a short recess. - Ben kısa bir ara rica etmek istiyorum.

tahmin etmek
guess

It's not hard to guess what's going to happen. - Ne olacağını tahmin etmek zor değil.

It really isn't hard to guess the answer. - Cevabı tahmin etmek gerçekten zor değil.

tahsis etmek
assign
takdir etmek
appreciate

To appreciate her beauty, you have only to look at her. - Onun güzelliğini takdir etmek için sadece ona bakmak zorundasın.

It is not so difficult to appreciate good music. - İyi müziği takdir etmek hiç de zor değildir.

taklit etmek
imitate

I like to imitate Queen Elizabeth. - Kraliçe Elizabeth'i taklit etmek istiyorum.

I think it's very difficult for an Englishman to imitate a real American accent. - Sanırım bir İngiliz için gerçek bir Amerikan aksanını taklit etmek zordur.

talep etmek
request
tamir etmek
fix

It'll cost about 2,000 yen to fix it. - Onu tamir etmek yaklaşık 2,000 yene mal olacaktır.

The plumber used many tools to fix our sink. - Tesisatçı bizim lavaboyu tamir etmek için birçok alet kullandı.

tarif etmek
describe

Some feelings are difficult to describe. - Bazı duyguları tarif etmek zordur.

tavsiye etmek
recommend

I found out a very interesting site I'd like to recommend. - Tavsiye etmek istediğim çok ilginç bir site buldum.

tebrik etmek
congratulate

We want to congratulate them on their good work. - Biz iyi işleri için onları tebrik etmek istiyoruz.

I want to congratulate you on your graduation. - Mezuniyetiniz hakkında sizi tebrik etmek istiyorum.

tecrit etmek
isolate
tedavi etmek
cure

At present it is medically impossible to cure this disease. - Şu anda bu hastalığı tedavi etmek tıbben mümkün değildir.

Doctors did everything they could to cure him. - Doktorlar onu tedavi etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptı.

tehdit etmek
threaten

The labor unions had been threatening the government with a general strike. - İşçi sendikaları hükümeti genel grevle tehdit etmekteydi.

I swear all I meant to do was to threaten Tom. - Tüm yapmak istediğimin Tom'u tehdit etmek olduğuna yemin ederim.

temas etmek
contact

Please don't hesitate to contact me if you have any other questions. - Başka sorunlarınız olursa benimle temas etmekten çekinmeyin.

It's too late to contact Tom now. - Artık Tom'la temas etmek için çok geç.

temsil etmek
represent

His compositions represent the last echo of Renaissance music. - Onun besteleri rönesans müziğinin son yankısını temsil etmektedir.

The only reason for the existence of a novel is that it does attempt to represent life. - Bir romanın varlığının tek nedeni hayatı temsil etmek için girişimde bulunmasıdır.

tercih etmek
prefer
teselli etmek
console

I had to console her on the telephone. - Ben onu telefonda teselli etmek zorunda kaldım.

When Luisa broke into tears, only her best friend approached to console her. - Luisa gözyaşlarına boğulduğunda, yalnızca onun en iyi arkadaşı onu teselli etmek için yaklaştı.

teslim etmek
deliver

Tom asked me to come here to deliver this message. - Tom bu mesajı teslim etmek için buraya gelmemi istedi.

I have to deliver this package to Tom Jackson. - Bu paketi Tom Jackson'a teslim etmek zorundayım.

teyit etmek
confirm

I'm calling to confirm your appointment. - Randevunu teyit etmek için arıyorum.

umut etmek
hope

I guess it was too much to hope for. - Sanırım bu umut etmek için çok fazlaydı.

yolculuk etmek
travel

I want to travel with you. - Seninle yolculuk etmek istiyorum.

Traveling by boat is a lot of fun, isn't it? - Gemiyle yolculuk etmek çok eğlenceli, değil mi?

ziyaret etmek
visit

I'd like to visit your country someday. - Ben, bir gün ülkenizi ziyaret etmek istiyorum.

He availed himself of the 'off-and-on' holidays to visit his native country. - Doğduğu ülkeyi ziyaret etmek için ara sıra tatillerden faydalandı.

arzu etmek
desire
dans etmek
dance

Tom doesn't have to dance with Mary unless he wants to. - Tom istemediği sürece Mary ile dans etmek zorunda değildir.

Isadora Duncan danced with such grace that she was invited to dance in Europe. - Isadora Duncan öyle zarafetle dans etti ki Avrupa'da dans etmek için davet edildi.

idam etmek
execute
teşvik etmek
encourage

I'll do whatever I can to encourage Tom to stay in school. - Tom'u okulda kalmaya teşvik etmek için elimden geleni yapacağım.

What do you think is the best way to encourage Tom to study more? - Tom'u daha çok çalışmaya teşvik etmek için en iyi yolun ne olduğunu düşünüyorsunuz?

şikayet etmek
complain

Tom did nothing but complain. - Tom şikâyet etmekten başka bir şey yapmadı.

That customer came back to complain again. - O müşteri şikâyet etmek için tekrar geri geldi.

analiz etmek
analyze

It took a long time to analyze the data. - Verileri analiz etmek uzun zaman aldı.

The students have to analyze an excerpt from the book. - Öğrenciler kitaptan bir alıntıyı analiz etmek zorundalar.

anons etmek
announce
ağız kavgası etmek
squabble
değiş tokuş etmek
exchange
endişe etmek
worry

If Tom had a lot of money, he wouldn't have to worry about this. - Tom'un çok parası olsa bunun hakkında endişe etmek zorunda kalmaz.

You have to stop worrying so much. - Bu kadar çok endişe etmekten vazgeçmelisin.

et
{i} flesh
feda etmek
sacrifice

Would it be ethical to sacrifice one person to save many? - Birçok kişiyi kurtarmak için bir kişiyi feda etmek etik olur muydu?

Do you wanna sacrifice something? - Bir şey feda etmek ister misin?

feragat etmek
renounce
garanti etmek
warrant
gevezelik etmek
babble
hareket etmek
act

I had to act quickly. - Çabuk hareket etmek zorunda kaldım.

If you really have grounds for acting the way you did, then please tell me. - Yaptığınız şekilde hareket etmek için gerçekten sebebiniz varsa, o halde lütfen bana söyleyin.

hayret etmek
be surprised
hücum etmek
attack
ibraz etmek
submit
israf etmek
waste

I hate to waste my time. - Zamanımı israf etmekten nefret ederim.

Tom said he didn't want to waste time arguing. - Tom tartışarak zaman israf etmek istemediğini söyledi.

istismar etmek
exploit
itaat etmek
obey

There was no option but to obey. - İtaat etmekten başka bir seçenek yoktu.

Children must obey their parents and parents must obey their employers. - Çocuklar ebeveynlerine itaat etmek zorundadır ve ebeveynler patronlarına itaat etmek zorundadır.

not etmek
note

I have to make a note of that. - Onu not etmek zorundayım.

nüfuz etmek
penetrate
sitem etmek
reproach
sürgün etmek
relegate
taciz etmek
harass

Tell your son to quit harassing my daughter. - Oğluna kızımı taciz etmekten vazgeçmesini söyle.

tahliye etmek
discharge

Your honor, I would like to discharge counsel. - Sayın yargıç, danışmanı tahliye etmek istiyorum.

takas etmek
exchange

I would like to exchange money. - Para takas etmek istiyorum.

tasfiye etmek
liquidate
teftiş etmek
inspect
telâfi etmek
atone
temin etmek
procure
tercüme etmek
translate

I like to translate your sentences. - Cümlelerinizi tercüme etmekten hoşlanıyorum.

I'll need at least three days to translate that thesis. - O tezi tercüme etmek için en azından üç güne ihtiyacım olacak.

teşebbüs etmek
attempt
teşekkür etmek
thank

I would like to thank you in advance for any help that you are able to give her. - Ona yapabileceğin herhangi bir yardım için şimdiden size teşekkür etmek istiyorum.

First of all, I would like to thank you for your hospitality. - Her şeyden önce, konukseverliğin için sana teşekkür etmek istiyorum.

teşkil etmek
constitute
yardım etmek
help

Child as he was, he worked hard to help his mother. - O,çocukken,annesine yardım etmek için sıkı çalıştı.

He will be only too glad to help you. - Sadece ,sana yardım etmekten çok hoşnut olacak.

yemin etmek
vow
yeniden inşa etmek
rebuild

Tom recruited immigrant workers to rebuild his mansion. - Tom konağını yeniden inşa etmek için göçmen işçileri işe aldı.

The south had no money to rebuild. - Güneylilerin yeniden inşa etmek için hiç parası yoktu.

ümit etmek
expect
şok etmek
shock

Sami liked to shock people. - Sami insanları şok etmekten keyif alırdı.

tahmin etmek
estimate
ısrar etmek
insist
yardım etmek
assist

Tom is here to assist us. - Tom bize yardım etmek için burada.

Tom will be assigned to assist you. - Tom sana yardım etmek için görevlendirilecek.

göç etmek
immigrate
muhafaza etmek
preserve
inşa etmek
build

His plan is to build a bridge over that river. - Onun planı o nehir üzerinde bir köprü inşa etmektir.

He bought the land for the purpose of building his house on it. - O, üzerine ev inşa etmek amacıyla arsayı aldı.

işaret etmek
indicate
sürgün etmek
banish
yerinden etmek
displace
ümit etmek
hope

All we can do is hope. - Bütün yapabileceğimiz ümit etmektir.

All we can do now is hope that Tom does what he's promised to do. - Artık bütün yapabileceğimiz Tom'un yapmaya söz verdiği şeyi yapmasını ümit etmektir.

idare etmek
conduct
terk etmek
desert
ispat etmek
demonstrate
analiz etmek
analyse
davet etmek
invite

I want to invite you to a party. - Sizi bir partiye davet etmek istiyorum.

I'd like to invite you to the party. - Sizi partiye davet etmek istiyorum.

devam etmek
proceed

Are you ready to proceed? - Devam etmek için hazır mısın?

How would you like to proceed? - Nasıl devam etmek istersin?

dikkat etmek
be careful

We have to be careful with expenses. - Giderlerimize dikkat etmek zorundayız.

If you want to lose weight, you'll have to be careful about what you eat. - Eğer zayıflamak istiyorsan ne yediğine dikkat etmek zorundasın.

elde etmek
obtain

It was easy to obtain. - Onu elde etmek kolaydı.

garanti etmek
assure
hareket etmek
move

In fact, to move at any speed the polar bear uses twice as much energy as do most other mammals. - Aslında, herhangi bir hızda hareket etmek için kutup ayısı, çoğu diğer memelilerden iki katı daha fazla enerji harcar.

You must move quickly. - Hızlı hareket etmek zorundasın.

iddia etmek
claim

Some claim that full-body scanners violate the Fourth Amendment. - Bazıları tam vücut tarayıcılarının dördüncü yasa değişikliğini ihlal ettiğini iddia etmektedir.

ifade etmek
express

I'd like to express my gratitude. - Minnettarlığımı ifade etmek istiyorum.

I want to express my appreciation for your help. - Yardımınızla ilgili minnettarlığımı ifade etmek istiyorum.

ikamet etmek
(Hukuk) reside
ilan etmek
(Hukuk) announce
itiraf etmek
confess

We should give Tom a chance to confess. - Tom'a itiraf etmek için bir şans vermeliyiz.

Tom felt he had no other choice than to confess to police. - Tom polise itiraf etmekten başka bir seçeneği olmadığını hissetti.

itiraz etmek
object to

I don't mean to object to your proposal. - Amacım önerine itiraz etmek değil.

kontrol etmek
control

Anger is hard to control. - Öfkeyi kontrol etmek zordur.

I would like to stress that it is more convenient to control tariffs as a bloc rather than country by country. - Tarifeleri blok olarak kontrol etmenin ülke ülke kontrol etmekten daha uygun olduğunu vurgulamak istiyorum.

mecbur etmek
obligate
rehberlik etmek
guide

I went with them so that I could guide them around Nagasaki. - Ben Nagasaki çevresinde onlara rehberlik etmek için onlarla birlikte gittim.

I want a guide to Chicago. - Chicago için rehberlik etmek istiyorum.

Englisch - Englisch

Definition von etmek im Englisch Englisch wörterbuch

ET
Eastern Time (synonyms: EST, Eastern Standard Time, EDT. Eastern Daylight Time)
ET
extraterrestrial
et
and
et
Simple past tense and past participle of eat

Something I et?.

et
latin. and so forth
Et
{i} basic chemical element
et
Employment Tribunal
et
Estimated Time (3)
et
The two-character ISO 3166 country code for ETHIOPIA
et
a past tense of eat OF - coming from YO - used to call attention
et
endotrachial tube
et
EvapoTranspiration - This is a measure of the amount of moisture lost from the ground during the day The moisture is lost in two ways, by direct Evaporation from the ground, and byTranspiration from leaves
et
Error Throwing
et
[Latin] and
et
and - both
et
Enemy Tank -
et
And, in Latin and French
et
Exchange Termination is the ISDN Exchange where Layer 2 ( for example, LAPD ) information will be terminated
et
Fuse link designed for use on a 38kV distribution system The ET fuse link exhibits the same time current characteristics as the T link
et
environmental test
et
variant of ate or eaten
et
an extraterrestrial being; alien
et
Exchange termination (ISDN, SS#7)
et
Equivalent Training
et
A noun suffix with a diminutive force; as in baronet, pocket, facet, floweret, latchet
et
Ethiopia (in Internet addresses). Conservatoire des Arts et Métiers La Vérendrye Pierre Gaultier de Varennes et de peine forte et dure Montesquieu Charles Louis de Secondat baron de La Brède et de
et
Event table; describes all events appearing in a business model
et
embedded training
et
and, both
et
Student transferred from another grade within the same school
et
CPS's fuse link designed for use on a 38kV distribution system The ET fuse link exhibits the same time current characteristics as the T link
et
Educational Technology
et
Endotracheal Tube
et
(Japan) Eagle Technologies
Türkisch - Türkisch
Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık
Bir işi yapmak
Eşit değer kazanmak
Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay
Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin
Bulmak, erişmek
Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner
Davranmak
Bir durumu ortaya çıkarmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak
Kötülükte bulunmak
Birini bir şeyden yoksun bırakmak
Vermek
Bir durumu ortaya çıkarmak
Herhangi bir değerde olmak
Küçük veya büyük abdestini yapmak
göstermek
etüt etmek
İncelemek, araştırmak
akuple etmek
Birleştirmek, entegre etmek
amorti etmek
Bir ürün üretim maliyeti ile belirli bir sure sonra yapmış olduğu kazanımları kendisini sıfırlamak
tahdis etmek
(Nükleer Mühendislik) Hadis rivayet etmek
vefat etmek
Ölmek
dekore etmek
süsleme amacıyla düzen vermek
idare etmek
Tutumlu kullanmak
idare etmek
Yönetmek, çekip çevirmek
nüfuz etmek
Bir şeyin içine işlemek, geçmek
idare etmek
Yetmek, yetişmek
Et
(Osmanlı Dönemi) ARİN
Et
(Osmanlı Dönemi) KÜŞTAR
Et
(Osmanlı Dönemi) BADİ'
Et
lahm
Et
(Osmanlı Dönemi) KIŞM
Et
(Osmanlı Dönemi) KİDNE
et
(Osmanlı Dönemi) lâhm
et
Kasaplık hayvanlardan sağlanan kaslardan oluşmuş besin maddesi: "Bu, kurumuş pastırma renginde bir et parçası idi."- H. Taner
et
Meyvelerde çekirdekle deri arasındaki bölüm
et
Kasaplık hayvanlardan sağlanan kaslardan oluşmuş besin maddesi
et
İnsanlarda, hayvanlarda deri ile kemik arasındaki kas ve yağdan oluşan tabaka
et
Ten
etme
Etmek işi
Englisch - Türkisch

Definition von etmek im Englisch Türkisch wörterbuch

ampute etmek
(Geometri) (Tıp) Bir uzvu kesip almak
et
cik
et
(Anatomi) ve
etmek
Favoriten