göstermek

listen to the pronunciation of göstermek
Türkisch - Englisch
show

Tom had something he wanted to show Mary. - Tom'un Mary'ye göstermek istediği bir şey vardı.

Tom has something he can't wait to show you. - Tom'un sana göstermek için bekleyemediği bir şeyi var.

demonstrate

You should make the most of this rare opportunity to demonstrate your talent. - Yeteneğini göstermek için bu az bulunur fırsatı en iyi şekilde kullanmalısın.

Would you demonstrate the next problem at the board? - Bir sonraki problemi tahtada göstermek ister misin?

indicate

Her questions indicate that she understands the subject very well. - Onun soruları onun konuyu çok iyi anladığını göstermektedir.

Our research indicates that such outcomes are becoming more common in this age group. - Araştırmamız bu tür sonuçların bu yaş grubunda daha yaygın hale gelmekte olduğunu göstermektedir.

represent
exhibit
point

It's bad manners to point at people. - İnsanları parmakla göstermek terbiyesizlik.

It is not socially acceptable to point at people. - İnsanları parmakla göstermek toplumsal açıdan kabul edilebilir bir şey değildir.

display
point out
depict
prove
present
produce

Police failed to produce physical evidence. - Polis fiziksel kanıt göstermekte başarısız oldu.

speak of
trot out
shew
attest to
chart

The chart illustrates how the body works. - Tablo vücudun nasıl çalıştığını göstermektedir.

point at

It's rude to point at people. - İnsanları parmakla göstermek kabalıktır.

It is not socially acceptable to point at people. - İnsanları parmakla göstermek toplumsal açıdan kabul edilebilir bir şey değildir.

connote
register
show off

Don't you think this is a good opportunity to show off your talents? - Bunun yeteneklerini göstermek için iyi bir fırsat olduğunu düşünmüyor musunuz?

He was eager to show off his new bicycle to his friends. - O, yeni bisikletini arkadaşlarına göstermek için istekliydi.

witness
stand for
reveal
depicture
reflect
promise

Tom promised to show me how to do it. - Tom onu nasıl yaptığını bana göstermek için söz verdi.

signalize
be indicative of
mirror
determine
express

In Spanish, there are many different expressions to indicate changes and transformations. - İspanyolcada, değişiklikleri ve dönüşümleri göstermek için birçok farklı ifadeler vardır.

give vent to
suggest

His accent suggests he is a foreigner. - Aksanı onun bir yabancı olduğunu göstermektedir.

Recent studies suggest that this is not the case. - Son zamanlarda yapılan araştırmalar davanın bu olmadığını göstermektedir.

(Ticaret) bid
give

I will give you a good example to illustrate what I mean. - Ne demek istediğimi göstermek için size güzel bir örnek vereceğim.

dial
offer
discover
screen
set

The Panama Papers show how a Panamanian law firm helped its clients set up shell companies in tax havens around the world. - Panama Kağıtlar bir Panama hukuk firması müşterilerine dünya çapında vergi cennetlerinde paravan şirketleri kurmaları için nasıl yardımcı olduğunu göstermektedir.

open
show up

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

hold
put forth
disclose
point to
look

My friend doctored his ID to make it look like he was 18. - Arkadaşım 18'indeymiş gibi göstermek için kimliğinde oynama yaptı.

She wears high heels to make herself look taller. - O kendini daha uzun göstermek için yüksek topuklu ayakkabılar giyiyor.

to show, project (a movie, slides, etc.)
evidence

Police failed to produce physical evidence. - Polis fiziksel kanıt göstermekte başarısız oldu.

denote
(kanıt) adduce
to expose (something) to (the sun, heat, light, etc.)
to show off; to set off, display (something) to advantage
betoken
initiate
to show, demonstrate, evidence
auxiliary verb to show, have, give evidence of (feelings, character, disposition): saygı göstermek to show respect, be respectful. sabır göstermek to show patience, be patient
to seem to be, appear to be, look to be
to show, point at, point to
expose
to show, explain, point out
to show, indicate, denote, designate, manifest, point out
manifest
teach

The teacher put a mark next to his name to show that he was absent. - Öğretmen onun yok olduğunu göstermek için onun adının yanına bir işaret koydu.

introduce
to show; to point; to display, to exhibit; to demonstrate; to indicate, to denote; to point out; to prove; to look (younger, etc.); to reflect, to express
(termometre vb.) register
set out
exercise
açıkça göstermek
manifest
gösterme
showing

Showing your real feelings is not considered a virtue in Japan. - Gerçek duygularını göstermek Japonya'da bir erdem olarak düşünülmemektedir.

Tom listened to what Mary had to say without showing any emotion. - Tom Mary'nin söylemek zorunda olduğu şeyi herhangi bir heyecan göstermeden dinledi.

özen göstermek
care
gösterme
display

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

That boy displayed no fear. - O oğlan hiç korku göstermedi.

saygı göstermek
respect

I have nothing but respect for Tom. - Tom'a saygı göstermekten başka yapacak bir şeyim yok.

I had to respect Tom's wishes. - Tom'un isteklerine saygı göstermek zorundaydım.

saygı göstermek
show respect
son bir çaba göstermek
spurt
göstermek (termometre)
register
görevi gereği nezaket göstermek
do the polite thing
görevi gereği nezaket göstermek
do the polite
aday göstermek
(Hukuk) nominate

I would like to nominate Don Jones as chairman. - Ben, başkan olarak Don Jones'u aday göstermek istiyorum.

göster
{f} show

I showed her my room. - Ona kendi odamı gösterdim.

In his essay Esperanto: European or Asiatic language Claude Piron has shown the similarities between Esperanto and Chinese, thereby putting to rest the notion that Esperanto is purely eurocentric. - Esperanto: Avrupa veya Asya dili denemesinde Claude Piron, Esperanto ve Çince arasındaki benzerliği gösterdi ve Esperanto'nun yalnızca Avrupa merkezli olduğunu ortaya koydu.

haklı göstermek
justify
önermenin nedeni olarak göstermek
premise
örnek göstermek
exemplify
resimle göstermek
illustrate
aday olarak göstermek
nominate
dikkat göstermek
favor
fonksiyon göstermek
function
mazeret göstermek
make an excuse
parmakla göstermek
point at

It's rude to point at people. - İnsanları parmakla göstermek kabalıktır.

It is not socially acceptable to point at people. - İnsanları parmakla göstermek toplumsal açıdan kabul edilebilir bir şey değildir.

saygı göstermek
venerate
tepki göstermek
to react
şeytan gibi göstermek
demonize
cesaret göstermek
brave
gösterme
{i} designation
gösterme
{i} indicating
gösterme
presentation
gösterme
exhibiting
aday göstermek
present candidates
aday göstermek
nominate as a candidate
aday göstermek
put somebody in for
alaka göstermek
take an interest
alaka göstermek
show interest
alaka göstermek
show an interest
alaka göstermek
show an interest in
alaka göstermek
take an interest in
benzerlik göstermek
resemble
boy göstermek
put in an appearance
boy göstermek
show up

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

boy göstermek
appear
cesaret göstermek
present a bold front
cesaret göstermek
show courage
delil göstermek
(Kanun) furnish
delil göstermek
(Kanun) adduce
delil göstermek
adduce proofs
faaliyet göstermek
(Ticaret) operate
faaliyet göstermek
to be active
faaliyet göstermek
active
faaliyet göstermek
be active
faaliyet göstermek
get busy
fayda göstermek
benefit
göster
(Bilgisayar) view

I want to show you a spectacular view. - Sana muhteşem bir manzara göstermek istiyorum.

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

göster
illustrate

The chart illustrates how the body works. - Tablo vücudun nasıl çalıştığını göstermektedir.

This chart illustrates the function of ozone layer. - Bu tablo ozon tabakasının işlevini gösteriyor.

göster
(Bilgisayar) quote
göster
denote
göster
(Bilgisayar) point

Tom pointed out Mary's mistakes. - Tom Mary'ye hatalarını gösterdi.

The compass points to the north. - Pusula kuzeyi gösterir.

göster
(Bilgisayar) unhide
göster
(Bilgisayar) show me

Will you show me the picture? - Bana resmi gösterir misin?

Will you show me the way to the bank? - Bana bankaya giden yolu gösterir misiniz?

gösterme
pointing out
gösterme
representation
gösterme
screening

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

gösterme
evincing
hassasiyet göstermek
to be sensitive
hassasiyet göstermek
show sensitivity
hassasiyet göstermek
be sensitive
hassasiyet göstermek
display sensitivity
hassasiyet göstermek
sensitive
ilerleme göstermek
get ahead
ilgi göstermek
show interest
ilgi göstermek
take an interest in
itibar göstermek
consider
kanıt olarak göstermek
allege
mazeret göstermek
pretext
mazeret olarak göstermek
(Kanun) plead
sabır göstermek
bear with
sabır göstermek
show patience
sabır göstermek
pe patient
sadakat göstermek
show loyalty
tepki göstermek
react to
uyum göstermek
accord
uyum göstermek
adjust
göster
indicate

The red traffic light indicates stop. - Kırmızı trafik ışığı dur gösterir.

Yes, you can indicate everything you see. - Evet, gördüğünüz her şeyi gösterebilirsiniz.

göster
{f} mirror

The painting shows a young woman combing her hair before a mirror. - Tablo, aynanın önünde saçlarını tarayan genç bir kadını gösteriyor.

This figure is a mirror of the decrease in imports of crude oil. - Bu şekil ham petrol ithalatının azaldığının bir göstergesidir.

göster
{f} display

Warning: unsupported characters are displayed using the '_' character. - Uyarı: desteklenmeyen karakterler '_' karakteri kullanarak gösterilir.

In the contest he fully displayed what ability he had. - O, yarışmada hangi yeteneğe sahip olduğunu gösterdi.

göster
{f} screening

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

There's a good movie screening today. - Bugün iyi bir film gösterimi var.

göster
{f} showing

The teenager is showing off his new car. - Delikanlı yeni arabasını gösteriyor.

The movie K-9 is showing. - K -9 film gösterimde.

göster
{f} bared
göster
{f} baring

If you see the lion baring its teeth, don't think that the lion is smiling at you. - Aslanın dişlerini gösterdiğini görürsen, sana gülümsediğini sanma.

göster
{f} displayed

Tom displayed the contents of his wallet. - Tom cüzdanının içindekileri gösterdi.

She displayed her talents. - O, yeteneklerini gösterdi.

göster
{f} shown

Filiberto has not shown a very brave character. - Filiberto çok cesur bir karakter göstermedi.

What I most noticed about my Japanese high school, however, was the great respect shown by students toward their teachers. - Her nasılsa, Japon lisem hakkında en fazla fark ettiğim şey öğrenciler tarafından öğretmenlerine gösterilen büyük saygıydı.

göster
{f} indicated

The red flag indicated the presence of danger. - Kırmızı bayrak tehlikenin varlığını gösterdi.

This is the route indicated in the map. - Bu, haritada gösterilen yoldur.

göster
{f} screened
göster
{f} screen

There's a good movie screening today. - Bugün iyi bir film gösterimi var.

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

göster
{f} indicating

There is no sign indicating that this is a meeting room. - Bunun bir toplantı odası olduğunu gösteren hiçbir işaret yok.

göster
{f} displaying

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

gösterme
exhibition
göster
designated
aşırı tepki göstermek
overreact, show an exaggerated response to something, react too strongly
baş göstermek
crop up
esneklik göstermek
to show flexibility
etki göstermek
To effect
faaliyet göstermek
Be active; get busy; get active
fazilet göstermek
to show virtue
göster
demonstrate

African Americans demonstrated for civil rights. - Afrikalı Amerikalılar sivil haklar için gösteri yaptılar.

You should make the most of this rare opportunity to demonstrate your talent. - Yeteneğini göstermek için bu az bulunur fırsatı en iyi şekilde kullanmalısın.

israrla istemek, büyük arzu göstermek
israrla want, to show great desire
itina göstermek
handling with caretake great(er) care in - "The pilot exercised great care in landing."take pains to/with : To do something very carefully and thoroughly. - "She had taken pains to see that her guests had everything that they could possibly want." - "She always takes pains with her appearance."to show great careto treat with tender loving care
parmakla göstermek
finger
yaşından büyük göstermek
Seem/look older than one is
çaba göstermek
Strive, struggle, exert oneself
özen göstermek
Take pains (to do something, over something)
göster
bespoken
göster
revealing
göster
bespoke
göster
performance

The performance was almost over. - Gösteri neredeyse bitmişti.

Tom didn't clap after Mary's performance. - Tom Mary'nin gösterisinden sonra alkışlamadı.

göster
bespeak
göster
reveal

These letters reveal her to be an honest lady. - Bu mektuplar onun dürüst bir kadın olduğunu gösteriyor.

gösterme
show

Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody. - Herkes bir aydır, ve herhangi birine asla göstermeyeceği karanlık bir tarafı vardır.

Let me show you many things which will be novel to you. - Sizin için yeni olan birçok şeyi göstermeme izin verin.

gösterme
shew
gösterme
showing, indication, display, exhibition
gösterme
{i} diagnosis
gösterme
{i} view

I want to show you a spectacular view. - Sana muhteşem bir manzara göstermek istiyorum.

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

gösterme
{i} pointing
gösterme
daylight
gösterme
displaying

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

gösterme
{i} demonstration

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

He probably meant that people only go to demonstrations to show themselves and not to protest. - Muhtemelen insanların gösterilere protesto etmek için değil, sadece kendilerini göstermek için gittiklerini demek istiyor.

gösterme
designate
gösterme
{i} demo

You should make the most of this rare opportunity to demonstrate your talent. - Yeteneğini göstermek için bu az bulunur fırsatı en iyi şekilde kullanmalısın.

I'd like Tom to demonstrate how to do the butterfly. - Tom'un kelebeği nasıl yapacağını göstermesini istiyorum.

gösterme
indication
gösterme
illustration
Türkisch - Türkisch
Kanıtla inandırmak
Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak
Etmek
Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak
Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek
Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek: "Bu seni ablandan daha şirin gösteriyor, emin ol!"- R. N. Güntekin
Bir şeyin etkisi altında tutulmak
Sert bir biçimde karşılık vermek
Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek
Kanıtla inandırmak. Öğretmek, açıklamak
Öğretmek, açıklamak
Belirtmek, anlatmak
Yapmasını söylemek, görevlendirmek
Görünmek, benzemek
Sert bir biçimde karşılık vermek: "Anası da babasının küfürlerini tekrarlıyor, evde ona göstereceğini söylüyor, gözlerini açıyor, başını sallıyordu."- Ö. Seyfettin
çıkarmak
teşhir etmek
baş göstermek
Belirmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, vuku bulmak: "Bu kış yine, kök kömürü sıkıntısı baş gösterecekmiş."- H. Taner
Gösterme
teşhir
Gösterme
irae
gösterme
Teşhir, sergileme
gösterme
Göstermek işi
göstermek
Favoriten