kullanmak

listen to the pronunciation of kullanmak
Türkisch - Englisch
use

You don't have to use a dictionary when you read this book. - Bu kitabı okurken sözlük kullanmak zorunda değilsin.

Are you sure you don't want to use the toilet before you go? - Gitmeden önce tuvaleti kullanmak istemediğinden emin misin?

harness

Harnessing the power of the tides could be very helpful to coastal communities. - Gelgitin gücünü kullanmak kıyı topluluklarına çok yardımcı olabilir.

employ
wield
dispose
draw on
exert
take

Great care has been taken to use only the finest ingredients. - Sadece en iyi malzemeleri kullanmak için büyük özen gösterilmiştir.

We have to take the stairs, because the elevator is being repaired. - Merdivenleri kullanmak zorundayız, çünkü asansör tamir ediliyor.

put upon
get round
utilise
manipulate
base
got round
economize
tap
adopt
put to use
exercise

I wish to exercise my right to remain silent. - Sessiz kalma hakkımı kullanmak istiyorum.

smoke

It is forbidden to smoke. - Sigara kullanmak yasaktır.

make use of
roll
turn to account
ride

It is dangerous to ride a motorbike without a helmet. - Kasksız motosiklet kullanmak tehlikelidir.

to drive (a car)
(kamçı) lay on
drive

I was too drunk to drive. - Araba kullanmak için çok sarhoştum.

I never want to drive in Boston again. - Boston'da bir daha araba kullanmak istemiyorum.

put account
to use, to drow on/upon sth, to employ, to utilize; (taşıt) to drive; (gözlük, vb.) to wear; (şeker, vb.) to take; (sigara, vb) to smoke
pilot
to use, take, or consume regularly
dispose of
take advantage of
apply
engage
head

Using the horn at night should be avoided. At night, flash the headlights instead. - Geceleri korna kullanmaktan kaçınılmalı. Gece onun yerine farları yak.

ply
utilize
operate

Of course, a license is needed to operate a crane. - Elbette, vinç kullanmak için bir lisans gerekli.

Tom doesn't have enough experience to operate a train. - Tom bir treni kullanmak için yeterli deneyime sahip değildir.

exploit
call forth
(Hukuk) to use, to enjoy, to resort to
run
handle

Compared with the old model, this is far easier to handle. - Eski modelle karşılaştırıldığında bunu kullanmak çok daha kolaydır.

fasten on
enjoy
fasten upon
touch
kullanma
use

You don't have to use a dictionary when you read this book. - Bu kitabı okurken sözlük kullanmak zorunda değilsin.

At the age of six he had learned to use the typewriter and told the teacher that he did not need to learn to write by hand. - Altı yaşında o, daktiloyu kullanmayı öğrendi ve öğretmenine el ile yazmayı öğrenmesine gerek kalmadığını söyledi.

oy kullanmak
vote

Tom said Mary was too young to vote. - Tom, Mary'nin oy kullanmak için çok genç olduğunu söyledi.

Are you old enough to vote? - Oy kullanmak için yeterince yaşlı mısın?

kullanmak (uçak)
pilot
kuvvet kullanmak
to use forcible means
araba kullanmak
drive

It is a colossally bad idea to drive without a driver's license. - Ehliyetsiz araba kullanmak, çok kötü bir fikirdir.

I never want to drive in Boston again. - Boston'da bir daha araba kullanmak istemiyorum.

kullan
{f} using

By using Tatoeba one learns languages. - Bir insan Tatoeba'yı kullanarak dil öğrenir.

I've quit using French with you. - Seninle Fransızca kullanmayı bıraktım.

kullanma
{i} handling

The handling of dynamite is dangerous. - Dinamit kullanmak tehlikelidir.

He made good progress in handling this machine. - O, bu makineyi kullanmada iyi ilerleme kaydetti.

kullanma
{i} wear

Mary doesn't wear cheap perfume. - Mary ucuz parfüm kullanmaz.

I told you to wear sunblock. - Sana güneş kremi kullanmanı söyledim.

kullan
{f} used

Windows is the most used operating system in the world. - Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur.

The gym is used for the ceremony. - Spor salonu, tören için kullanıldı.

kötüye kullanmak
betray
lastikli sözcükler kullanmak
equivocate
oy kullanmak
(Hukuk) to vote

Tom said Mary was too young to vote. - Tom, Mary'nin oy kullanmak için çok genç olduğunu söyledi.

Are you currently registered to vote? - Şu an oy kullanmak için kayıtlı mısınız?

yeniden kullanmak
reclaim
yerine kullanmak
substitute
alet kullanmak
tool
direksiyon kullanmak
steer
hepsini kullanmak
ladle out
kullanma
(Bilgisayar) used

I haven't used French in a long time and I've forgotten a lot of words. - Uzun süredir Fransızcayı kullanmadım ve birçok kelime unuttum.

Tracy had never used chopsticks before then. - Tracy daha önce yemek çubuklarını hiç kullanmamıştı.

kullanma
wielding
kullanma
(Bilgisayar) reference
kullanma
(Latin) usus
kullanma
(Askeri) drive

Men don't drive as well as women. - Erkekler, kadınlar kadar iyi araba kullanmaz.

It took me some time to learn how to drive a car. - Araba kullanmayı öğrenmek biraz vaktimi aldı.

kullanma
access
kullanma
employment
kullanma
(Bilgisayar) don't use

You'll burn your hands if you don't use a potholder or oven mitts! - Tutacak ya da fırın eldivenleri kullanmazsan ellerini yakarsın!

Don't use all the hot water. - Sıcak suyun tümünü kullanma.

kullanma
(Bilgisayar) unuse

We have two unused rooms in our house. - Evimizde kullanmadığımız iki oda var.

kullanma
exercising
kullanma
occupancy
kullanma
manipulation
kullanma
(Ticaret) appropriation
kullanma
utilisation
kullanma
application

Application developers decided to use a functional programming language. - Uygulama geliştiricileri bir fonksiyonel programlama dili kullanmaya karar verdi.

latince sözcükler kullanmak
latinise
oyunu kullanmak
poll
tarak makinesi kullanmak
dredge
kullan
got round
kullan
wield

Sami was wielding a knife. - Sami bir bıçak kullanıyordu.

Do you know how to wield an épée? - Epeyi nasıl kullanacağını biliyor musun?

kullan
{f} exploiting

Some people try to gain advantage by exploiting their personal contacts. - Bazı insanlar kendi kişisel bağlantılarını kullanarak avantaj kazanmaya çalışır

kullan
{f} ply
kullan
utilize

I want you to utilize that object. - O nesneyi kullanmanı istiyorum.

Atomic energy can be utilized for peaceful purposes. - Atom enerjisi barışçıl amaçlarla kullanılabilir.

kullan
get round
kullan
used to

That's the computer he used to write the article. - O, onun makaleyi yazmak için kullandığı bilgisayardır.

That car dealer gave me a bum steer when he told me this used Toyota was in good condition. - O araba satıcısı bu kullanılmış Toyota'nın iyi durumda olduğunu söylediğinde bana yanlış bilgi vermiş.

kullan
make use of

Next time I switch jobs, I need work that will let me make use of the experience I've gained up to now. - Gelecek sefer iş değiştireceğim. Benim şu ana kadar kazandığım deneyimi kullanmama izin verecek işe ihtiyacım var.

The frail old man stubbornly refused to make use of a wheelchair. - Çelimsiz yaşlı adam inatla bir tekerlekli sandalyeyi kullanmayı reddetti.

kullan
{f} use

Image Viewer is an image viewing software. This software is a very small program. This software has basic functions only. This is translatable by Tatoeba Project users. - Image Viewer bir resim görüntüleme yazılımıdır. Bu yazılım çok küçük bir programdır. Bu yazılımda sadece basit fonksiyonlar var. Bu, Tatoeba Project kullanıcıları tarafından çevrilebilir.

Windows is the most used operating system in the world. - Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur.

kullan
{f} exploit

The police found two crushed mobile phones in a trash can near the site of the killings and are attempting to exploit the data contained in them. - Polis cinayetlerin bulunduğu yere yakın bir çöp kutusunda ezilmiş iki cep telefonu buldu ve onların içerdikleri veriyi kullanmaya çalışıyor.

Some people try to gain advantage by exploiting their personal contacts. - Bazı insanlar kendi kişisel bağlantılarını kullanarak avantaj kazanmaya çalışır

kullanma
utilization
kullanma
{i} exploiting
kullanma
exploitation
kullan
(Bilgisayar) play

Avoid prolonged use of the console. To help prevent eye strain, take a break of about 15 minutes during every hour of play. - Kumanda panelinin uzun süreli kullanımdan kaçının. Göz yorgunluğunu önlemek için, oyunun her saati boyunca yaklaşık 15 dakikalık bir mola verin.

Mary used her fork to play with the food on her plate. - Mary çatalını tabağındaki yemekle oynamak için kullandı.

aklını kullanmak
To use your mind
araba kullanmak
to drive a car
bilgisayar kullanmak
Use computer
bir şeyi yapmak için gereken zamanı kullanmak
take the time
birlikte kullanmak
to use with
idareli kullanmak
eke out
ilaç kullanmak
drug use
inisiyatif kullanmak
Use one's(your) initiative, do on one's(your) own initiative
toprağı ekip biçmek için kullanmak
To cultivate the land use
tutumlu kullanmak
use sparingly
yanlış kullanmak
misuse
adam kullanmak
to know how to make sb work efficiently
adam kullanmak
1. to know how to use someone for one's own benefit. 2. to know how to get someone to work, know how to get work out of someone, know how to work someone
alet kullanmak
tool up
aleyhinde oy kullanmak
vote against
aleyhinde oy kullanmak
to vote against
alkol veya uyuşturucu etkisi altında araba kullanmak
(Hukuk) careless driving when under the influence of drink or drugs
alkollü araba kullanmak
to drink and drive
araba kullanmak
tool
araba kullanmak
drive a car
artıkları kullanmak
scrape the barrel
ateşli silah kullanmak
(Hukuk) use of firearms
avantaj kullanmak
use one's advantage
avda kullanmak
hunt
aynı ağzı kullanmak
to say essentially the same thing
aşırı dozda kullanmak
overdose
bebek arabası kullanmak
push along a pushchair
bebek arabası kullanmak
push a pushchair
becerisini kullanmak
apply one's skills
bilgisayar kullanmak
compute

However, what's interesting is that whilst there are people whose computer use has become a problem, there are also people who have recovered from illness because of using computers. - Ancak, bazı insanlar bilgisayar kullanmaktan hasta olurken, bazı insanların bilgisayar kullanarak iyileşmeleri ilginçtir.

In order to use a computer, you must learn to type. - Bilgisayar kullanmak için yazmayı öğrenmelisin.

bütçe kullanmak
use budget
bütün gücünü kullanmak
go all out
cebir kullanmak
to use force
daktilo kullanmak
to type
direksiyon kullanmak
to steer
dirgen kullanmak
pitchfork
dümen kullanmak
conn
dümen kullanmak
con
dümen kullanmak
slang to be on one's guard, proceed carefully
dümen kullanmak
cox
dümen kullanmak
coxswain
dümen kullanmak
steer
en iyi şekilde kullanmak
optimize
enfiye çekmek/kullanmak
to take snuff
evet oyu kullanmak
vote in favor
fazla kullanmak
overdo
fazla kullanmak
over exert
filika demiri kullanmak
grapple
fıstıkını kullanmak
slang to use one's brains
gemi kullanmak
to navigate
görevi kötüye kullanmak
job
gözlük kullanmak
wear glasses
güvenini kötüye kullanmak
betray smb.'s trust
hayal gücünü kullanmak
use one's imagination
hor kullanmak
ill-use
hor kullanmak
misuse
hor kullanmak
mistreat
hor kullanmak
mishandle
hor kullanmak
to misuse, to mishandle
hor kullanmak
ill-treat
hor kullanmak
batter
hurda olarak kullanmak
scrap
idareli kullanmak
go slow
idareli kullanmak
to skimp, to scamp, to economize, to eke sth out
idareli kullanmak
spare
idareli kullanmak
harvest
idareli kullanmak
be sparing of
idareli kullanmak
economize
ilk defa kullanmak
christen
inisiyatifini kullanmak
to take the initiative
internet kullanmak
use the internet
iyi araba kullanmak
be a good whip
iyi niyetini kötüye kullanmak
pull at smb.'s heartstrings
izin kullanmak
take one's vacation
izinini kullanmak
to take one's vacation; to use one's leave
iznini kullanmak
to take one's vacation
içki içmek/kullanmak
to drink (habitually)
kafasını kullanmak
to use one's head
kafasını kullanmak
to use one's life
kano kullanmak
(kısa kürekle) paddle
kano kullanmak
canoe
kozu iyi kullanmak
play one's card well
kullanma
using

I urged Keiko to stop using people for her own convenience. - Kendi yararı için insanları kullanmayı bırakması için Keiko'ya baskı yaptım.

I used to use Twitter, but then found it a bit boring, so I stopped using it. - Twitter'ı kullanırdım, fakat sonra onu sıkıcı biraz buldum, bu yüzden onu kullanmayı durdurdum.

kullanma
tenure
kullanma
{i} operation
kullanma
{i} usage
kullanma
{s} operating
kullanma
{i} imposition
kullanma
{i} exercise

I wish to exercise my right to remain silent. - Sessiz kalma hakkımı kullanmak istiyorum.

Everyone should exercise their right to vote. - Herkesin oy hakkını kullanması gerekir.

kullanma
{i} driving

Driving a car is really very simple. - Araba kullanmak gerçekten çok basit.

Tom gave up running for mayor after pleading guilty to drunken driving. - Tom alkollü araba kullanma suçunu kabullendikten sonra Belediye Başkanlığı adaylığından çekildi.

kullanma
use, application; handling; manipulation
kötü amaçla kullanmak
prostitute
kötü araba kullanmak
be a poor whip
kötü kullanmak
ill-use
kötüye kullanmak
encroach
kötüye kullanmak
presume upon
kötüye kullanmak
exploit
kötüye kullanmak
misuse
kötüye kullanmak
defile
kötüye kullanmak
to misuse (one's authority); to abuse, take unfair advantage of
kötüye kullanmak
to misuse, to abuse, to trespass on sth
kötüye kullanmak
presume on
kötüye kullanmak
misemploy
kötüye kullanmak
misappropriate
kötüye kullanmak
make a draft on
kötüye kullanmak
impose
kötüye kullanmak
abuse
kıyas yöntemini kullanmak
(mantık) syllogize
latince sözcükler kullanmak
Latinize
lens kullanmak
wear contact lenses
maşa gibi kullanmak
to use (someone) as a cat's-paw
maşa gibi kullanmak
to use sb as a tool
meslek argosu kullanmak
jargonize
metrik sistem kullanmak
go metric
nüfuzunu kullanmak
pull the wires
ortak kullanmak
share
ortaklaşa kullanmak
double up
otomobil kullanmak
drive a car
otomobil kullanmak
to drive a car
otoritesini kullanmak
assert oneself
oy kullanmak
cast one's vote
oy vermek/unu kullanmak
to vote, cast one's vote
paravan olarak kullanmak
to use as a screen
Englisch - Englisch

Definition von kullanmak im Englisch Englisch wörterbuch

inisiyatif kullanmak
Use initiative
Türkisch - Türkisch
Kelimeyi yazmak, söylemek: "Lakırtılarında çok kere çifter çifter kelimeler kullanırdı ki bunlar bazen manayı değiştirir."- A. Ş. Hisar
Yazmak, söylemek
Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak
Araç veya aleti işletmek, yönetmek
Bir şeye alışmış olmak, içmek
Bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak: "Siz analarımızı nasıl esir gibi kullandınızsa, biz de sizi öyle kullanacağız."- H. E. Adıvar. İşletmek, değerlendirmek
Harcamak, sarf etmek: "Sattıkları küpenin parasını çok idareli kullanıyorlardı."- P. Safa
Bütün düşünceleri seni kullanmak, o kadar!"- A. İlhan
Giymek, takmak
Araç veya aleti işletmek, yönetmek: "Nitekim çocuklarımın bile kullandıkları hesap makineleri, bunların küçük modelleridir."- B. Felek
Amacına ulaşmak için yararlanmak, onu amacına alet etmek, sömürmek, istismar etmek
İşletmek, değerlendirmek
Birinden veya bir şeyden amacına ulaşmak için yararlanmak, onu amacına alet etmek, sömürmek, istismar etmek: "Hâlbuki onlar, işte bu saflığı istismar ediyorlar
Bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak
Harcamak, sarf etmek
Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak: "Parmaklarının arasındaki mendili eskiyinceye kadar kullandığın hiç oldu mu?"- H. C. Yalçın
sarf etmek
(Osmanlı Dönemi) İ'MAL
(Osmanlı Dönemi) İSTİŞ'AR
(Osmanlı Dönemi) SAFK
istimal etmek
tutmak
(Osmanlı Dönemi) istimâl
Kullanma
istimal
Kullanma
(Hukuk) USUS
Kullanma
(Osmanlı Dönemi) TEDAVÜL
kullanma
Kullanmak işi, istimal
Englisch - Türkisch

Definition von kullanmak im Englisch Türkisch wörterbuch

use kullanmak; kullanmak, suistimal etmek; kullanip bitirmek, tüketmek
kullanım tablosu
kullanmak
Favoriten