işsiz

listen to the pronunciation of işsiz
Türkçe - İngilizce
(Hukuk) unemployed

Tom is an unemployed security guard. - Tom işsiz bir güvenlik görevlisidir.

The number of unemployed college graduates amounts to more than 4000. - İşsiz üniversite mezunlarının sayısı 4000 den fazladır

jobless

The number of jobless is at an all time high. - İşsiz sayısı tüm zamanların en yükseğindedir.

The jobless rate in Japan was 3.4 percent in September 2015. - Japonya'da işsizlik oranı Eylül 2015'te yüzde 3.4 idi.

off the job
loafer
idler
without occupation
runabout
unemployed, out of work
out of work

They are out of work now. - Onlar şimdi işsizler.

By 1897, thousands of people were out of work. - 1897'de binlerce kişi işsizdi.

unemployed, out of work; unemployed person, person out of work
unoccupied
workless
leisure
swagger
(Ticaret) redundant
yield
unemployed person
end
jobless person
person out of work
idle
otiose
out-of-work
offthejob
vacuous
iş
{i} occupation

My brother has no occupation now. - Erkek kardeşimin şu anda işi yok.

What is your occupation? What do you do here? - İşin ne ? Burada ne yapıyorsun?

iş
business

There were hundreds of taxis at the airport, all touting for business. - Havaalanında yüzlerce taksi vardı,hepsi iş için çığırtkanlık yapıyorlardı.

In North America, business operates on the customer is always right principle. - Kuzey Amerika'da işler, Her zaman müşteri haklıdır. prensibi ile yapılır.

iş
job

She decided to quit her job. - İşinden istifa etmeye karar verdi.

You know what my idiot son's doing? Even now he's graduated from university he spends all his time playing pachinko instead of getting a job. - Aptal oğlumun ne yaptığını biliyor musun? Şimdi bile o üniversiteden mezun olup iş bulmak yerine pachinko oynayarak tüm vaktini harcıyor.

iş
work

I think you will have done all the work soon. - Sanırım yakında tüm işleri bitirmiş olacaksınız.

After one or two large factories have been built in or near a town, people come to find work, and soon an industrial area begins to develop. - Kasabada veya kasabanın yakınında bir veya iki büyük fabrika kurulduysa, insanlar iş bulmaya gider, ve yakında bir endüstriyel alan büyümeye başlar.

işsiz güçsüz
at an end
işsiz güçsüz
idle
işsiz güçsüz
idled
işsiz güçsüz dolaşmak
gallivant around
işsiz güçsüz idle
with nothing to do
işsiz kalmak
be vacated
işsiz olmak
to be out of work
iş
affair

I'll look after your affairs when you are dead. - Öldüğün zaman, senin işlerine ben bakacağım.

You have no right to interfere in other people's affairs. - Diğer insanların işlerine karışmaya hakkın yoktur.

iş
assignment

I have a lot of assignments to do today. - Bugün yapacak çok işim var.

I couldn't finish my assignments. - İşlerimi bitiremedim.

iş
employment

Everyone has the right to work, to free choice of employment, to just and favourable conditions of work and to protection against unemployment. - Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.

She found employment as a typist. - O bir daktilocu olarak iş buldu.

iş
{i} cause

What do you think caused him to lose his job? - Onun işini kaybetmesine neyin sebep olduğunu düşünüyorsun?

Our employees are working around the clock to fix the damage caused by the ice storm. - İşçilerimiz buz fırtınasının neden olduğu hasarı onarmak için gece gündüz çalışıyorlar.

iş
{i} shop

Local shops do good business with tourists. - Yerel mağazalar turistlerle iyi iş yapar.

The authorities fined the shop because of a disorder in the electronic balance. - Elektronik terazideki bir arıza nedeniyle yetkililer işyerine para cezası verdi.

iş
{i} appointment

Here is your appointment card. - İşte, randevu kartınız.

I canceled my appointment because of urgent business. - Acil bir işten dolayı randevumu iptal ettim.

iş
occupation, line of work, work
iş
work, labor
iş
occupational; regulation
iş
task

Your robot will prepare meals, clean, wash dishes, and perform other household tasks. - Sizin robotunuz yemekleri hazırlayacak, temizleyecek, bulaşıkları yıkayacak, ve diğer ev işlerini yapacak.

He is not up to the task. - O, iş için uygun değil.

iş
work; job, occupation, profession, work, appointment, employment, calling, pursiut; duty; labour, labor; business; service; trade; profit, benefit; act, doing, deed; matter, affair; fuck, screw
iş
{i} commerce

The soul of commerce is upright dealing. - Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır.

Many small business owners belong to a chamber of commerce. - Birçok küçük işletme sahipleri bir ticaret odasına aittir.

iş
{i} mission

Tom abandoned the mission and quit his job. - Tom görevini terk etti ve işinden ayrıldı.

I have a mission to accomplish. - Yapacak bir işim var.

iş
{i} doing

Illness prevented him from doing his work. - Hastalık onun işini yapmasını engelledi.

You know what my idiot son's doing? Even now he's graduated from university he spends all his time playing pachinko instead of getting a job. - Aptal oğlumun ne yaptığını biliyor musun? Şimdi bile o üniversiteden mezun olup iş bulmak yerine tüm zamanını pachinko oynayarak geçiriyor.

işsizler
{i} jobless
iş
gig

She has a gigantic appetite. - Onun devasa bir iştahı vardır.

iş
function

I think everything is functional. - Sanırım her şey işlevsel.

Memory is an essential function of our brain. - Bellek beynimizin önemli bir işlevidir.

iş
{i} show

Tom didn't show up for work today. - Tom bugün işe gelmedi.

She shows no zeal for her work. - O, işi için hiç gayret göstermedi.

iş
{i} piece

Here's a piece of candy. - İşte bir parça şeker.

John claimed that the dishonest salesman had tricked him into buying a useless piece of machinery. - John sahtekâr satıcının işe yaramaz bir makine parçasını alırken onu kandırdığını iddia etti.

iş
working

I'm ready to start working whenever you are. - Sen her ne zaman hazır olursan, ben işe başlamaya hazırım.

If you really need a job, why don't you consider working for Tom? - Eğer gerçekten bir işe ihtiyacın varsa, niçin Tom için çalışmayı düşünmüyorsun?

iş
(Ticaret) shirking
iş
trouble

Tom didn't have as much trouble finding a job as he thought he would. - Tom'un olacağını düşündüğü kadar çok bir iş bulma sorunu olmadı.

I had some trouble with the work. - İşle ilgili biraz sorunum var.

iş
line

Your plan sounds good, but the bottom line is: will it bring us more business? - Planın iyi görünüyor fakat asıl önemli olan şu: bize daha çok iş getirir mi?

If you are a parent, don't allow yourself to set your heart on any particular line of work for your children. - Eğer bir ebeveyn iseniz, çocuklarınız için belli bir iş dalını çok istemenize izin vermeyin.

iş
hold

Tom was unable to hold a job or live by himself. - Tom bir iş bulamadı ya da tek başına yaşayamadı.

He is holding up her work. - O onun işini engelliyor.

iş
(Ticaret) labor

They will organize a labor union. - Bir işçi sendikası düzenleyecekler.

In England, Labor Day is in May. - İngiltere'de işçi bayramı mayıstadır.

iş
errand

Tom had to run an errand. - Tom bir iş için koşmak zorunda kaldı.

I have an errand to do in town. - Kasabada yapacak bir işim var.

iş
project

He had a lot to do with that project. - O proje ile ilgili yapacak çok işi vardı.

We should collaborate on the project. - Proje üzerinde işbirliği yapmalıyız.

iş
workings
iş
(Ticaret) engagement
işsizler
unemployed
serbest işsiz
at liberty
iş
trade

Would you like to trade jobs? - İşleri takas etmek ister misiniz?

Do you want to trade jobs? - İşleri takas etmek ister misin?

iş
deal

I have a great deal to do today. - Bugün yapacak çok işim var.

I have a great deal to do. - Yapacak çok işim var.

iş
dealings

This company has many business dealings abroad. - Bu şirketin yurt dışında birçok iş anlaşmaları vardır.

I keep a daily record of my business dealings. - İş ilişkilerim hakkında günlük kayıt tutarım.

iş
post

I postponed doing my housework for a few hours. - Ben, birkaç saatliğine ev işimi yapmayı erteledim.

When my interview was postponed until 3, I wandered around killing time. - İş görüşmem ertelenince saat 3'e kadar boş boş gezdim.

iş
commission
iş
operation

The US Department of Agriculture established seven new “regional climate hubs” to help farmers and ranchers adapt their operations to a changing climate. - ABD Tarım Bakanlığı çiftçilerin ve çiftlik sahiplerinin işletmelerini değişen iklime uyarlamalarına yardımcı olmak için yedi yeni bölgesel iklim merkezi kurdu.

I have a few questions about Tom's operation. - Tom'un işlemi hakkında birkaç sorum var.

iş
occupational
iş
concern

Tom always meddles in affairs that do not concern him. - Tom her zaman kendini ilgilendirmeyen işlere karışır.

Don't interfere in private concerns. - Özel işlere karışmayın.

iş
position

He occupies a prominent position in the firm. - O, firmada önemli bir konumu işgal eder.

The CEO's unwillingness to cooperate put us in a difficult position. - CEO'nun işbirliği yapma konusundaki isteksizliği bizi zor duruma soktu.

iş
situation

Do you think the situation will improve? - Sence işler iyiye gidecek mi?

This situation would suit Tom. - Bu durum Tom'un işine gelir.

iş
transaction

Nowadays, cryptography is often used to make online communications and transactions more secure. - Günümüzde, kriptografi genellikle online iletişim ve işlemleri daha güvenli yapmak için kullanılır.

The businessman didn't dare withdraw from the transaction. - İş adamı işlemden çekilmeye cesaret etmedi.

iş
duty

It's your duty to finish the job. - İşi bitirmek sizin göreviniz.

Your duty is to save your country from a foreign invasion. - Senin görevin ülkeni bir yabancı işgalinden kurtarmak.

iş
undertaking
iş
field

Computers have invaded every field. - Bilgisayarlar her yeri işgal etti.

iş
deed

Desperate needs lead to desperate deeds. - Umutsuz ihtiyaçlar umutsuz işlere yol açar.

You have to turn words into deeds. - Sözleri işlere çevirmek zorundasın.

iş
act

To all appearances, their actions haven't borne fruit. - Görünüşe bakılırsa, onların eylemleri işe yaramadı.

Actions speak louder than words. - Söze bakılmaz, işe bakılır.

iş
shebang
iş
action

Actions speak louder than words. - Söze bakılmaz, işe bakılır.

The invasion of other countries is a shameful action. - Başka ülkelerin işgali utanç verici bir etkinliktir.

iş
matter

The only thing that matters is whether or not you can do the job. - Önemli olan tek şey, işi yapabilip yapamayacağındır.

Tom is scrupulous in matters of business. - Tom iş meselelerinde vicdanlıdır.

iş
workpiece
iş
pursuit
iş
Labour
iş
avocation
iş
{i} place

This seems to be a busy place. - Bu işlek bir yer gibi gözüküyor.

It seems that certain operations cannot take place. - Belirli işlemler gerçekleşlmeyecek gibi görünüyor.

iş
biz
iş
activity

Tom is showing no signs of brain activity. - Tom hiçbir beyin aktivitesi işareti göstermiyor.

Tatoeba should not admit as collaborators those who only wish to denigrate its image and demean its activity. - Tatoeba, yalnızca imajını kötülemek ve faaliyetini aşağılamak isteyenleri işbirlikçi olarak kabul etmemeli.

iş
{i} calling

Tom doesn't like Mary calling him at work. - Tom, Mary'nin onu iş yerinde aramasından hoşlanmıyor.

I'm calling in sick tomorrow. - Yarın işten hastalık izni alıyorum.

iş
of work
iş
the work
iş
{s} regulation

Regulations protect workers. - Düzenlemeler işçileri korur.

There need to be new regulations for export businesses. - İhracat işletmeleri için yeni düzenlemeler olmalı.

iş
buisness
İşsiz
out of job

How long has John been out of job?.

grev nedeniyle işsiz kalmak
(Ticaret) be unemployed due to a strike
iş
handiwork
iş
job; things to do
iş
work , job
iş
way of behaving; course of action
iş
the important thing; the chief problem
iş
duty, job
iş
metier
iş
stint
iş
phys. work
iş
job, employment, work
iş
ergo
iş
dealing

You'll have to come back in a while: the man dealing with that business has just gone out. - Kısa bir süre içinde tekrar gelmek zorunda kalacaksın: o işle ilgilenen adam az önce dışarı çıktı.

The soul of commerce is upright dealing. - Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır.

iş
event, something
iş
business, trade, commerce
iş
(Hukuk) labour, work
iş
doings
iş
task; occupation
iş
profession

Police revealed that the heist was the work of professionals. - Polis soygunun profesyonellerin işi olduğunu ortaya çıkardı.

Layla did a professional job. - Leyla profesyonel bir iş çıkardı.

iş
slang trick
iş
business, matter, affair
iş
secret or dubious side (of an affair)
iş
establishment

This establishment attracts a clientele of both tourists and businessmen. - Bu şirket hem turistlerden hem de iş adamlarından müşteri çekiyor.

iş
office

Having finished my work, I left the office. - İşimi bitirdikten sonra bürodan ayrıldım.

I have an important business to attend to in my office. - Ofisimde ilgilenecek önemli bir işim var.

iş
ball game
iş
elbow
iş
enterprise

He has always associated with large enterprises. - O her zaman büyük işletmeler ile ilişki kurmuştur.

The success of the enterprise astonished everybody. - İşletmenin başarısı herkesi şaşkına çevirdi.

iş
{i} service

May I be of further service? - Bir işe yarayabilir miyim?

In the United States, 20 million new jobs have been created during the past two decades, most of them in the service sector. - Amerika Birleşik Devletlerinde, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca 20 milyon yeni iş yaratılmıştır, onların çoğu hizmet sektöründedir.

iş
things to do

I have better things to do than stand here and take your insults. - Burada durmak ve senin hakaretlerini dinlemekten daha iyi yapacak işlerim var.

Tom wanted to go, but he had lots of things to do. - Tom gitmek istedi fakat yapacak çok işi vardı.

iş
berth
iş
gig#
iş
traffic

My father was late for work this morning because of a traffic jam. - Babam bu sabah trafik sıkışıklığı nedeniyle işe geç kaldı.

The handyman was supposed to arrive at twelve noon, but got stuck in a traffic jam for a few hours. - İşçinin öğle on ikide gelmesi bekleniyordu fakat birkaç saattir bir trafik sıkışıklığında sıkıştı.

iş
load

Here comes another bus load of tourists. - İşte başka bir otobüs dolusu turist geliyor.

Tom was so loaded with work that he would forget to eat. - Tom işle o kadar çok meşguldü ki yemek yemeyi unutacaktı.

iş
incumbency
iş
piece of work

You really are a piece of work. - Sen gerçekten işin bir parçasısın.

Tom is a real piece of work. - Tom işin gerçek bir parçası.

iş
{i} works

Not only does she keep house, but she also works as a school teacher. - O sadece ev işlerini çekip çevirmiyor, aynı zamanda bir okul öğretmeni olarak da çalışıyor.

The mandatory character of schooling is rarely analyzed in the multitude of works dedicated to the study of the various ways to develop within children the desire to learn. - Eğitimin zorunlu karakteri çocukların içinde öğrenme arzusu geliştirmek için çeşitli şekillerde çalışmaya adanmış işlerin çokluğunda nadiren analiz edilir.

iş
{i} ploy
iş
{i} spindle
iş
{i} billet
işsizler
the unemployed
Türkçe - Türkçe
İşi olmayan: "Ben kendimi faydalı bir adam farz ettiğim hâlde, sen kendini niçin işsiz ve tufeyli sayıyorsun?"- K. Tahir
İşi olmayan
boş
farik
işsiz güçsüz
Yapacak hiçbir işi olmayan veya iş tutmayan
iş
Emek, işçilik, ustalık. İşlem
iş
Herhangi bir maksatla kurulan düzen
iş
Kamu yararına yapılan işler
iş
Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü
iş
Gizli sebep veya maksat
iş
Uğraş
iş
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek: "Sonunda bir iş buldum."- S. F. Abasıyanık. İş yeri: "Kalk yavrum, işe geç kalacaksın."- S. F. Abasıyanık
iş
Nakış, örgü gibi elde yapılan şey
iş
Bir kimseye özgü olan görüş, anlayış
iş
Bir değer yaratan emek
iş
Bazı deyimlerde "yarar, çıkar" anlamında kullanılır
iş
Sorun, konu, mesele, maslahat
iş
Emek, işçilik, ustalık
iş
Nakış, örgü gibi elde yapılan şey: "Komşu kadın elindeki işini dizine bırakıp geline döndü."- M. Ş. Esendal
iş
İş yeri
iş
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
iş
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma: "İş bittikten sonra denize karşı sigara içilir."- S. F. Abasıyanık
iş
Yapılan şey, davranış
iş
İşlem

İşlemeyen demir pas tutar. - İşleyen demir paslanmaz.

iş
Sorun, konu, mesele, maslahat: "Etrafın gülüşmeleri arasında iş anlaşıldı."- H. C. Yalçın
iş
Bir kuvvetin uygulanma noktasını hareket ettirirken harcadığı güç
iş
Herhangi bir maksatla kurulan düzen: "İşlerini bırakmışlar, dükkânlarını kapamışlar, akın akın şehri terk edip gidiyorlardı."- Y. K. Karaosmanoğlu
iş
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev: "Şimdi Mısır'a memuru olduğum bankanın bir işi için geldim."- Ö. Seyfettin
iş
Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma
iş
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
iş
Ticari anlaşma, alışveriş
iş
Gizli sebep veya maksat: "Çoktandır köylünün şurada burada yayıp gezeceği ehemmiyetli bir iş, bir keramet gösterememişti."- R. H. Karay
iş
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
İş
(Osmanlı Dönemi) BÂB
İşsiz
(Osmanlı Dönemi) BATTAL
işsiz