boş

listen to the pronunciation of boş
Türkçe - İngilizce
blank

She handed in a blank test. - O, boş bir test teslim etti.

Give me a blank sheet of paper. - Bana boş bir sayfa kağıt verin.

empty

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

The room has been empty for a long time. - Oda uzun süredir boş.

vain

John tried in vain to solve the problem. - John sorunu çözmek için boşuna uğraştı.

I tried in vain to persuade him not to smoke any more. - Ben onu bir daha sigara içmemesi için boş yere ikna etmeye çalıştım.

vacant

Is there a vacant seat? - Boş bir koltuk var mı?

Apparently that shabby flat is vacant. - Anlaşılan o eski püskü daire boş.

hollow

This melon sounds hollow. Maybe that's why it was so cheap. - Bu kavun boş görünüyor. Belki de çok ucuz olmasının nedeni budur.

It was another hollow promise. - O başka bir boş sözdü.

uncultivated (land)
without any foundation
ignorant
blank , free , empty , null
bootless
gaseous
empty; bare; vacant; unemployed" " işsiz; free; ignorant, useless; (kaset, kâğıt, vb) blank; vain, futile, abortive, barren; (anlamsız) blank, inane
frothy
futile
free

If I were free, I would accept his invitation. - Ben boş olsam, onun davetini kabul ederim.

I want to know if you'll be free tomorrow. - Yarın boş olup olmadığını bilmek istiyorum.

expressionless
unoccupied

The boats looked unoccupied. - Gemiler boş görünüyordu.

The fitting room over there is unoccupied. - Oradaki elbise deneme odası boş.

barren
flat

Apparently that shabby flat is vacant. - Anlaşılan o eski püskü daire boş.

I have to push my bike because one of the tyres is flat. - Lastiklerden biri boşaldığı için bisikletimi itmek zorundayım.

fallacious
disengaged
slack, not under tension (rope)
chimerical
desert
for hire
unemployed; free
captious
without foundation
airy
frivolous
{s} ineffective
{s} thin

I was thinking about getting a divorce. - Ben boşanma hakkında düşünüyordum.

Do you think I'm wasting my time? - Sizce ben zamanımı boşa harcıyor muyum?

devoid
yeast
(Dilbilim) zero
(Bilgisayar) scratch
(Otomotiv) neutral

You can accelerate as much as you want, but since the car's in neutral, we won't be going anywhere. - İstediğin kadar gaza bas, arabanın vitesi boşta olduğu için hiçbir yere gidemeyiz.

vacancy

Bring me your resume. I told you there's a vacancy at my office. - Özgeçmişini bana getir. Sana ofisimde bir boş kadro olduğunu söyledim.

They filled the vacancy by appointment. - Atama ile boş kontenjanı doldurdular.

inert
inutile
stark
(Otomotiv) neutral position
{i} voiding
uninhabited
devoid of
blanky
idle

He idles away his time. - O, zamanını boşa harcar.

No matter how rich a man may be, he ought not to be idle. - İnsanlar kadar zengin olurlarsa olsunlar, boşta olmamalılar.

desolate
nugatory
inane
waste

No part of the pig is wasted. - Domuzun hiçbir parçası boşa gitmedi.

In this way, we waste a lot of time. - Bu şekilde, çok fazla zamanı boşa harcarız.

bubble
at leisure
spare

I play the guitar in my spare time. - Boş zamanımda gitar çalarım.

I think I can do it in my spare time. - Onu boş vaktimde yapabileceğimi düşünüyorum.

unloaded

Tom unloaded groceries from the car. - Tom arabadan yiyecekleri boşalttı.

They unloaded the ship. - Gemi yükünü boşalttı.

clean

Tom cleaned out his bank accounts and disappeared. - Tom banka hesaplarını boşaltıp ortadan kayboldu.

The dirty water from the pool was drained, and replaced with clean water. - Kirli su havuzdan boşaltıldı ve temiz su ile değiştirildi.

pathological
clear

Clear off the shelf, and you can put your books there. - Rafı boşalt ve kitaplarını oraya koyabilirsin.

The waiting room is clearing out. - Bekleme odası boşalıyor.

bare

The apartment was completely bare when we moved in. - Taşındığımızda daire tamamen boştu.

The shelves were pretty bare. - Raflar oldukça boştu.

to empty
empty of
{s} ineffectual
meaning

Anything is blissful with you. Nothing is meaningful without you. - Seninle her şey hoş, sensiz her şey boş.

unwritten
godforsaken
wishy washy
{s} invalid
otiose
{s} tenantless
fustian
boş yer
vacancy
boş zaman
spare time

I translate sentences on Tatoeba in my spare time. - Boş zamanımda Tatoeba'da cümle çeviririm.

Yuriko arranges flowers in her spare time. - Yuriko boş zamanında çiçekleri düzenler.

boş iş
bubble
boş ver
Forget it!/Never mind!
boş boş bakmak
stare
boş boş dolaşmak
ramble
boş konuşan
windy
boş konuşmak
gab
boş oda
spare room

Tom rented out his spare room to a student. The student who rented the room was Mary. - Tom boş odasını bir öğrenciye kiraya verdi. Odayı kiralayan öğrenci Mary idi.

The spare room is ready for guests. - Boş oda, misafirler için hazırdır.

boş umut
vain hope
boş vakit
spare time

Do you know what Tom does in his spare time? - Tom'un boş vakitlerinde ne yaptığını biliyor musunuz?

boş yere
in vain

Tom tried in vain to convince Mary to go to art school. - Tom Mary'yi sanat okuluna gitmesi için boş yere ikna etmeye çalıştı.

She tried in vain not to cry. - Ağlamamak için boş yere çabaladı.

boş boş
blankly

Tom lay on the couch, staring blankly at the ceiling. - Tom tavana boş boş bakarak kanepede yatıyordu.

Tom stared blankly out the window. - Tom pencereden boş boş baktı.

boş süre
(Bilgisayar) idle time
boş çerçeve
(Bilgisayar) empty frame
boş gözlerle
blankly
boş oda
vacancy
boş yer var
Vacancy
Boş fıçı çok langırdar
(Atasözü) Empty vessels make the most noise
boş bulunmak
Be taken unawares
boş ders
no teacher in class
boş ders
spare lesson
boş ders
break time
boş ders
idle class session
boş durma
idle stop
boş olmak
to empty
boş vakit geçirmek
to spend leisure time
boş -beyaz
(Bilgisayar) empty -white
boş alan
clear
boş alan
free field, free space
boş almak
(Denizcilik) to take up the slack, make a hawser taut
boş amaç
ignis fatuus
boş arazi
waste
boş arazi
wasteland
boş atıp dolu tutmak
to make a lucky shot, to draw a bow at a venture
boş atıp dolu tutmak
drawing a bow at venture
boş atıp dolu tutmak/vurmak
to make a lucky hit, guess the truth by chance
boş bakış
a blank look
boş bant
blank tape
boş bellek
free memory
boş bir şekilde
idly
boş bir şekilde
hollow
boş boş
idly

Don't look away idly; just pay attention to what you're doing. - Boş boş uzaklara bakmayın; sadece ne yaptığınıza dikkat edin.

I usually spend the whole day idly on Sunday. - Genellikle pazar günü bütün günü boş boş geçiririm.

boş boş
vacantly
boş boş bakmak
to look blankly at
boş boş bakış
vacuity
boş boş dolaşan kimse
rambling
boş boş dolaşmak
traipse
boş boş dolaşmak
trapse
boş boş dolaşmak
maunder
boş boş dolaşmak
wander about
boş boş dolaşmak
meander
boş boş dolaşmak
screw around
boş boş gezinmek
roam about
boş boş gezmek
saunter
boş boş oturmak
twiddle one's thumbs
boş bulunarak
on the spur of the moment
boş bulunmak
to be taken unawares
boş böğür
the small of the back
boş bırakmak
void
boş bırakmamak
1. to help out (a person in need). 2. not to desert (someone)
boş dedikodu
idle gossip
boş detektör
null detector
boş dizgi
empty string, null string
boş dosya
null file
boş durmak
to be without work, be unemployed
boş durmak
idle
boş dönmek
to come back emptyhanded
boş düşmek
to be considered as divorced (from her husband)
boş film
non-exposed stock
boş gezen
loafer
boş gezen kimse
loiterer
boş gezenin boş kalfası
dawdler
boş gezenin boş kalfası
loafer
boş gezenin boş kalfası
layabout
boş gezenin boş kalfası
do nothing
boş gezenin boş kalfası
loafer, idler, bum, hobo, wanderer
boş gezmek
to idle
boş gezmek
be unemployed
boş gezmek
stooge around
boş gezmek
idle about
boş gezmek
to be unemployed
boş geçirmek
to fiddle away, to kill
boş gurur
vainglory

His vainglory put the Republic at risk. - Onun boş gururu cumhuriyeti tehlikeye attı.

boş gurur
false pride
boş hayal
pipe dream
boş hayaller kurmak
build castles on the air
boş iddia
jactitation
boş inan
superstition
boş inanç
false conviction
boş içki şişesi
old soldier
boş kadrolar
(Hukuk) unfilled vacancies
boş kafa
pate
boş kafalı
empty-headed
boş kafalı
silly, dimwitted
boş kafalı
rattlebrained
boş kafalı
rattle pated
boş kafalı
empty headed
boş kafalı
rattleheaded
boş kalkan otobüs
deadhead
boş kanal gürültüsü; enterfaz kontrol ağı
(Askeri) idle channel noise; interface control net
boş kap
empty
boş karakter
null character
boş kart
discard
boş kaset
unrecorded tape
boş katar
null string
boş koltuk politikası
(Hukuk) empty chair policy
boş konuşan kimse
driveler
boş konuşan kimse
driveller [Brit.]
boş konuşan kimse
gasbag
boş konuşma
idle talk
boş konuşmak
trifle
boş konuşmak
jaw
boş konuşmak
haver
boş konuşmak
prate
boş konuşmak
gammon
boş koymak
to deprive (someone) of something desirable
boş kâğıt
blank
boş kâğıt oynamak
discard
boş küme
null set
boş küme
empty set, null set
boş kütük
null file
boş laf
prate
boş laf
wind, claptrap, hot air, gas
boş laf etmek
to palaver, to twaddle
boş laf karın doyurmaz
(Atasözü) Empty words do not fill one's stomach. boş ol!/ olsun! I divorce you! (formerly said by the husband to his wife)
boş lâf
fiddle
boş lâflar
malarkey
boş makam
(Hukuk) empty chair
boş masa yok
No vacant tables
boş musunuz
Are you free
boş numara
blank
boş olarak
in blank
boş olmak
a) to be empty b) to be unoccupied c) to be free
boş olmamak
not to be without reason, to have a justifying cause
boş ortam
empty medium
boş oturmak
1. to be without a job, be unemployed. 2. not to have work to do, be without work
boş oturmak
a) to be unemployed b) to have no work to do
boş oylar
(Hukuk) blank votes
boş paket
null packet
boş sayfa eklemek
interleave
boş ses vermek
ring hollow
boş söz
empty word, vain promise
boş söz
piffle
boş söz
nothing
boş söz
nonsensical words, hot air
boş söz
empty word
boş söz
vain promise
boş sözlerle avutmak
whisper sweet nothings
boş tehdit
bluster
Türkçe - Türkçe
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan
Verimsiz
Bir işe yaramayan
Habersiz, hazırlıksız
Habersiz, hazırlıksız: "Tatar dilencinin küfürlerine işte böyle boş yakalandım."- O. Pamuk
Bilgisiz: "Daha meselesiz, daha cahil, daha boş, daha yakışıklıydılar."- S. F. Abasıyanık
İşsiz bir biçimde
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan: "Yaralı kaymakamla iki emir eri de boş kalan kompartımana rahatça yerleştiler."- A. Gündüz
Yararsız, nafile
Anlamsız: "Babam, kuvvetli bir darbe yemiş gibi şaşkın, boş gözlerle bakakaldı."- O. Kemal
Bilgisiz
Bir işe yaramayan: "Yaşlı başlı insanlarız dedi
Anlamsız
Yararsız, nafile: "Karamsar olmamak için ne kadar çırpınsak boş."- R. H. Karay. İşsiz bir biçimde: "Boş oturmak, aylak durmak insanı çabuk çökertir."- H. Taner
Birbirimizi boş tesellilerle aldatacak değiliz."- R. N. Güntekin
Yapılacak işi olmayan
Görevlisi olmayan (iş, görev), münhal
işsiz
açık
tıngır
(Osmanlı Dönemi) MESCUR
tehi
boş böğür
bakınız: böğür
boş inanç
Kaynakları bilimsel ve dinî temele dayanmayan, dar, biçimci inanma, batıl itikat
boş kağıdı
Eski şeriat hükümlerine göre, ayrılmak isteyen kocanın, karısına gönderdiği boşanma kâğıdı
boş küme
Hiçbir ögesi olmayan küme
boş laf
Gereksiz, verimsiz, işe yaramayan şekilde konuşma
boş olmak
Evlilik birliği sona ermek, boşanmak
boş vermek
Aldırmamak
boş yere
Boşuna
boş zaman
Çalışarak geçirilen saatler dışında kalan süre
Boş zaman
(Osmanlı Dönemi) VAKT