I like coffee much more than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
If you eat too much you will become fat.
- Çok fazla yersen şişmanlarsın.
The accident has caused many deaths.
- Kaza çok fazla ölüme neden oldu.
You know many interesting places, don't you?
- Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi?
That tie suits you very well.
- Bu kravat sana çok iyi uyuyor.
Tokyo is a very big city.
- Tokyo çok büyük bir şehirdir.
The teacher was very fair when she marked our exams.
- Öğretmen, sınavlarımızda not verirken çok adildi.
I can read Chinese fairly well, but I can't write it very well.
- Ben Çince'yi oldukça iyi okuyabilirim ama çok iyi yazamam.
I haven't a very good dictionary.
- Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.
I hear he is good at mahjong.
- Onun Mahjong'da çok iyi olduğunu duydum.
Japan consumes a lot of paper.
- Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
Oil is abundant in that country.
- Şu ülkede petrol çoktur.
There's no need to hurry. We have plenty of time.
- Acele etmeye gerek yok. Çok zamanımız var.
Tom certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston.
- Tom Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.
God is dead. And I don't feel so good either.
- Tanrı öldü ve ben de çok iyi hissetmiyorum.
I'm not sure, but perhaps Tom is already dead.
- Emin değilim ama belki de Tom çoktan öldü.
Countless lives have been lost.
- Pek çok hayat kayboldu.
He spent countless hours preparing for the test.
- Teste hazırlanmak için çok saatler harcadı.
I was very exuberant.
- Ben çok hayat doluydum.
Tom lives a very lavish lifestyle.
- Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.
The game excited lots of people.
- Oyun çok sayıda insanı heyecanlandırdı.
In Venice, there are always lots of tourists.
- Venedik'te her zaman çok turist vardır.
Don't worry about money so much.
- Para için o kadar çok kaygılanma.
He hurt his arm lifting so much weight.
- Çok fazla ağırlık kaldırırken kolunu incitti.
Numerous stars were visible in the sky.
- Gökyüzünde çok sayıda yıldız görünüyordu.
The king had numerous illegitimate children with her.
- Kralın ondan çok sayıda gayrımeşru çocuğu vardı.
Layla was a very deadly woman.
- Leyla çok ölümcül bir kadındı.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
The traffic is heavy here.
- Trafik burada çok yoğundur.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
Japan consumes a lot of paper.
- Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers.
- Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.
It's very big of you to admit you're wrong.
- Hatalı olduğunuzu kabul ettiğiniz için çok büyüksünüz.
It would be unfair if we treated him so badly.
- Biz ona çok kötü davranırsak, haksızlık olur.
You must want this very badly.
- Bunu çok fazla istemelisin.
The fountain is lit with multi-colored lights.
- Çeşme çok renkli ışıklarla aydınlatılıyor.
New York is a multi-racial city.
- New York çok ırklı bir şehirdir.
Mumbai is the most populous city in India and the second most populous city in the world.
- Bombay, Hindistan'ın en çok nüfusa sahip şehridir ve dünyadaki ikinci en çok nüfusa sahip şehirdir.
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
Understanding you is really very hard.
- Seni anlamak gerçekten çok zor.
She is a student who studies very hard.
- O çok çalışan bir öğrencidir.
The damage is too extensive.
- Zarar çok geniş çaplıdır.
He feels a good deal better than yesterday.
- Düne göre çok daha iyi hissediyor.
It snowed a good deal last night.
- Dün gece çok kar yağdı.
I like grape jelly best.
- En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.
Tom ate too many jelly donuts.
- Tom çok sayıda jöleli börek yedi.
I have a sore throat because of too much smoking.
- Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.
If you eat too much of this food, you may get a sore throat.
- Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha fazla ilginç.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha ilginç.
Tom has collected a great many butterflies.
- Tom pek çok kelebek topladı.
There were a great many boys and girls in the park.
- Parkta çok sayıda erkek ve kız vardı.
There are a great number of schools in this city.
- Bu şehirde çok sayıda okul vardır.
As a result of the war, a great number of victims remained.
- Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.
There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street.
- Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.
Tom loved his mother dearly.
- Tom annesini çok sevdi.
This medicine tastes horrible.
- Bu ilaç çok kötü tadıyor.
Their performance that year was horrible.
- Bu yılki performansları çok berbattı.
It hurts tremendously here.
- Burası çok fazla acıyor.
It hurts tremendously here.
- Burası çok fazla ağrıyor.
The price of this camera is very high.
- Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.
The price of this car is very high.
- Bu arabanın fiyatı çok yüksek.
You seem to be extremely lazy.
- Çok tembel görünüyorsun.
His ideas are too extreme for me.
- Onun fikirleri benim için çok aşırı.
Tom has multiple talents.
- Tom'un birden çok yeteneği vardır.
One gesture may have multiple meanings, while a single meaning can be expressed by a number of gestures.
- Bir tek anlam çok sayıda jestlerle ifade edilebilirken, bir jest birden fazla anlamlara sahip olabilir.
He works hard all the year round.
- Bütün yıl çok sıkı çalışır.
There's a lot of rain all the year round.
- Yıl boyunca çok yağmur var.
It began to rain in earnest.
- Çok yağmur yağmaya başladı.
I hope the bus will come before long.
- Umarım otobüs çok geçmeden gelir.
He began by saying that he would not speak very long.
- O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.
Jane's farewell speech made us very sad.
- Jane'in veda konuşması bizi çok üzdü.
Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office.
- Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.
Potatoes are very versatile.
- Patatesler çok yönlüdür.
The programming language Java is highly versatile.
- Programlama dili Java son derece çok yönlüdür.
Sunday's match will be crucial.
- Pazar günkü maç çok önemli olacak.
The timing will be crucial.
- Zamanlama çok önemli olacak.
If you eat too much you will become fat.
- Çok fazla yersen şişmanlarsın.
Too much drinking will make you sick.
- Çok fazla içmek seni hasta edecek.
She's vital to the mission.
- O görev için çok önemlidir.
It's absolutely vital that we get to Tom Jackson's office by 2:30.
- 2.30'a kadar Tom Jackson'ın ofisine gitmemiz kesinlikle çok önemlidir.
I think that was very funny.
- Sanırım o çok komikti.
Her hat looked very funny.
- Onun şapkası çok komik görünüyordu.
We didn't talk very much.
- Biz pek çok konuşmadık.
It isn't a surprise that English is the world's most spoken language.
- Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.
Where was I when I needed myself most?
- Kendime en çok ihtiyacım olduğunda neredeydim?
Tom was able to live a more or less normal life after the operation.
- Tom operasyondan sonra az çok normal bir hayat yaşayabildi.
She's more or less my age.
- O az çok benim yaşımda.
One enemy is too much, a hundred friends is too little.
- Bir düşman çok fazla, yüz arkadaş çok az.
We drink too little water.
- Biz çok az su içiyoruz.
What Tom said was outrageous.
- Tom'un söylediği çok çirkindi.
It's freezing out here.
- Burada dışarısı çok soğuk.
It's freezing in here.
- Burada hava çok soğuk.
Tom sounded slightly jealous.
- Tom çok az kıskanç görünüyordu.
I'm slightly worried about Tom.
- Tom hakkında çok az endişeliyim.
According to the weather forecast, the rainy season will set in before long.
- Hava tahmini göre, yağışlı mevsim çok geçmeden başlayacak.
I hope the bus will come before long.
- Umarım otobüs çok geçmeden gelir.
She may well refuse to speak to you because she's in a very bad mood.
- O seninle konuşmayı reddedebilir çünkü o çok kötü bir ruh hali içinde.
She felt very bad that day.
- O, o gün çok kötü hissetti.
She looked terrible at that time.
- O zaman çok kötü görünüyordu.
I am in a terrible dilemma.
- Çok kötü bir ikilemdeyim.
Tom is a well-rounded person.
- Tom çok yönlü bir kişi.
Tom is a well-rounded individual.
- Tom çok yönlü bir birey.
Why are you so skinny?
- Neden bu kadar çok zayıfsın?
The British acted too late.
- İngilizler çok geç davrandı.
It is too late to repent.
- Tövbe etmek için çok geç.
Aren't they adorable?
- Onlar çok güzel değil mi?
I have bought an adorable doll for my granddaughter.
- Torunum için çok güzel bir bebek satın aldım.
Switzerland is a very beautiful country and well worth visiting.
- İsviçre, çok güzel bir ülkedir ve ziyaret edilmeye değerdir.
Seen from the sky, the island was very beautiful.
- Gökyüzünden bakıldığında ada çok güzeldi.
This smells very, very good.
- Bu çok, çok güzel kokuyor.
It didn't taste very good.
- Tadı çok güzel değildi.
It would be so cool if I could speak ten languages!
- On dil konuşabilsem, çok güzel olur!
This website is so cool.
- Bu web sitesi çok güzel.
This fantasy book is a succession of really flashy magical spells and that makes it boring instead.
- Bu fantezi kitap gösterişli çok güzel büyülerin bir birbirini izlemesidir ve onun yerine bu onu sıkıcı yapar.
Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak.
- Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.
This is a fascinating article.
- Bu çok ilginç bir makale.
It would be unfair if we treated him so badly.
- Biz ona çok kötü davranırsak, haksızlık olur.
How's it going? Not too bad.
- Nasılsın? Çok kötü değil.
Some people are evil.
- Bazı insanlar çok kötüdür.
There is much evil in the world.
- Dünyada çok kötülük var.
The road is in a deplorable state.
- Yol çok kötü durumda.
The experiment resulted in a miserable failure.
- Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.
The weather was miserable yesterday.
- Hava dün çok kötüydü.
Moncalvo is the smallest Italian city.
- Moncalvo çok küçük bir İtalyan şehridir.
The price of this camera is very high.
- Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.
The kangaroo jumps very high.
- Kangurular çok yüksek sıçrarlar.
I have to admit it's very tempting.
- Onun çok çekici olduğunu kabul etmeliyim.
I thought this wasn't a big deal.
- Bunun çok önemli olmadığını düşündüm.
It's a very big deal.
- Bu çok önemli bir konu.
I have a dozen reports to read.
- Okuyacak çok sayıda raporum var.
Tom gave me a dozen cookies in a plastic bag.
- Tom bana plastik bir torba içinde çok sayıda kurabiye verdi.
çok değil ama olmasını istiyorum.
New York'un caddeleri çok geniştir.
- New York'un caddeleri çok geniş.
New York'un caddeleri çok geniş.
- New York'un caddeleri çok geniştir.