çok

listen to the pronunciation of çok
Türkçe - İngilizce
much

I like coffee much more than tea. - Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.

I was much frightened at the sight. - Ben görünce çok korktum.

many

He has many enemies in the political world. - Politik dünyada pek çok düşmanı var.

Indonesia consists of many islands and two peninsulas. - Endonezya çok fazla adadan ve iki yarımadadan oluşur.

very

These are very old books. - Bunlar çok eski kitaplar.

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

fair

I can read Chinese fairly well, but I can't write it very well. - Ben Çince'yi oldukça iyi okuyabilirim ama çok iyi yazamam.

That's not very fair, is it? - Bu çok adil değil, değil mi?

good

I hear he is good at mahjong. - Onun Mahjong'da çok iyi olduğunu duydum.

It's good now; neither too heavy nor too light. - O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.

affluent
ample
a lot

He caused his parents a lot of anxiety. - Ailesini çok endişelendirdi.

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

abundant

Oil is abundant in that country. - Şu ülkede petrol çoktur.

Very large windows assure abundant natural daylight. - Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.

plenty

There's no need to hurry. We have plenty of time. - Acele etmeye gerek yok. Çok zamanımız var.

As a new father, I gave my first child plenty of books. - Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.

dead

God is dead. And I don't feel so good either. - Tanrı öldü ve ben de çok iyi hissetmiyorum.

Tom didn't know that Mary was already dead. - Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.

countless

Countless stars were twinkling in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.

I've been to Boston countless times. - Pek çok kez Boston'a gittim.

helluva
plenteous
exuberant

I was very exuberant. - Ben çok hayat doluydum.

lavish

Tom lives a very lavish lifestyle. - Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.

lots of

I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind. - Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.

In Venice, there are always lots of tourists. - Venedik'te her zaman çok turist vardır.

abounding
so much

You must not depend so much on others. - Diğerlerine çok fazla bağımlı olmamalısın.

Don't worry about money so much. - Para için o kadar çok kaygılanma.

numerous

The king had numerous illegitimate children with her. - Kralın ondan çok sayıda gayrımeşru çocuğu vardı.

Numerous stars were visible in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız görünüyordu.

piping
hearty
deadly

Layla was a very deadly woman. - Leyla çok ölümcül bir kadındı.

like hell
heavy

It's good now; neither too heavy nor too light. - O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.

The bag was too heavy for me to carry by myself. - Çanta benim tek başıma taşıyamayacağım kadar çok ağırdı.

bloody
plentiful

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

lot

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

He caused his parents a lot of anxiety. - Ailesini çok endişelendirdi.

innumerable
big

It's very big of you to admit you're wrong. - Hatalı olduğunuzu kabul ettiğiniz için çok büyüksünüz.

Tokyo is a very big city. - Tokyo çok büyük bir şehirdir.

hell of
badly

You must want this very badly. - Bunu çok fazla istemelisin.

I am very much surprised to hear that he got badly injured in a motorcar accident. - Ben onun bir otomobil kazasında kötü yaralandığını duyunca çok şaşırdım.

thick on the ground
multi-

The city's multi-story buildings built in the 1940's are in danger of collapse. - Şehrin 1940'larda yapılmış çok katlı yapıları çökme tehlikesindeler.

New York is a multi-racial city. - New York çok ırklı bir şehirdir.

most

It isn't a surprise that English is the world's most spoken language. - Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.

There were many guests - most of them were our teacher's classmates and friends. - Çok sayıda misafir vardı-onlardan çoğu bizim öğretmenin sınıf arkadaşları ve arkadaşlarıydı.

unduly
hard

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

Praise stimulates students to work hard. - Övgü öğrencileri çok çalışmaya teşvik eder.

extensive

The damage is too extensive. - Zarar çok geniş çaplıdır.

a good deal

He looks a good deal better today. - O, bugün çok daha iyi görünüyor.

It snowed a good deal last night. - Dün gece çok kar yağdı.

numerously
manifold
jelly

I like grape jelly best. - En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.

Tom ate too many jelly donuts. - Tom çok sayıda jöleli börek yedi.

a raft of
profoundly
sore

I have a sore throat because of too much smoking. - Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.

If you eat too much of this food, you may get a sore throat. - Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.

bounteous
so
by far

The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure. - Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.

This novel is by far more interesting than that one. - Bu roman ondan çok daha fazla ilginç.

a great many

A great many tourists visit Kyoto in spring. - Baharda pek çok turist Kyoto'yu ziyaret eder.

There are a great many forest fires in America. - Amerika'da pek çok orman yangını var.

exceedingly
a great number of

There are a great number of schools in this city. - Bu şehirde çok sayıda okul vardır.

A great number of students battled for freedom of speech. - Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.

myriad

There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street. - Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.

substantially
(Argo) heaps
dearly

Tom loved his mother dearly. - Tom annesini çok sevdi.

horrible

I hate Sunday! It's a horrible day! - Pazar gününden nefret ediyorum! Çok kötü bir gün!

You must feel horrible. - Kendini çok berbat hissediyor olmalısın.

eminently
tremendously

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla ağrıyor.

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla acıyor.

teem
high

Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun. - Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.

It's high time you had a haircut. - Saç tıraşı olmanın zamanı çoktan geldi.

whaling
extreme

Difference between the past, present, and future is nothing but an extremely widespread illusion. - Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece çok yaygın yanılsamadan başka bir şey değildir.

His ideas are too extreme for me. - Onun fikirleri benim için çok aşırı.

uncommonly
(Denizbilim) multy
multiple

One gesture may have multiple meanings, while a single meaning can be expressed by a number of gestures. - Bir tek anlam çok sayıda jestlerle ifade edilebilirken, bir jest birden fazla anlamlara sahip olabilir.

The test was multiple choice. - Test çoktan seçmeliydi.

round

Their garden is full of very beautiful flowers all the year round. - Onların bahçesi tüm yıl boyunca çok güzel çiçeklerle dolu.

Mary adores her baby's cute, round face. - Mary bebeğinin sevimli, yuvarlak yüzünü çok seviyor.

in earnest

It began to rain in earnest. - Çok yağmur yağmaya başladı.

killing
long

Well, the night is quite long, isn't it? - Güzel, gece çok uzun, değil mi?

It won't be long before he returns home. - O çok geçmeden eve döner.

far

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

Jane's farewell speech made us very sad. - Jane'in veda konuşması bizi çok üzdü.

çok yönlü
versatile

Potatoes are very versatile. - Patatesler çok yönlüdür.

Tom is quite versatile, isn't he? - Tom oldukça çok yönlü, değil mi?

çok önemli
(Hukuk) crucial

The timing will be crucial. - Zamanlama çok önemli olacak.

Tom made a crucial mistake. - Tom çok önemli bir hata yaptı.

çok fazla
too much

You must not eat too much ice-cream and spaghetti. - Çok fazla dondurma ve spagetti yememelisin.

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

çok korkutmak
terrify
çok önemli
vital

Your help is vital to the success of our plan. - Senin yardımın planımızın başarısı için çok önemlidir.

It's absolutely vital that we get to Tom Jackson's office by 2:30. - 2.30'a kadar Tom Jackson'ın ofisine gitmemiz kesinlikle çok önemlidir.

çok komik
very funny

Her hat looked very funny. - Onun şapkası çok komik görünüyordu.

I think that was very funny. - Sanırım o çok komikti.

pek çok
very much

We didn't talk very much. - Biz pek çok konuşmadık.

en çok
most

Where was I when I needed myself most? - Kendime en çok ihtiyacım olduğunda neredeydim?

Mumbai is the most populous city in India and the second most populous city in the world. - Bombay, Hindistan'ın en çok nüfusa sahip şehridir ve dünyadaki ikinci en çok nüfusa sahip şehirdir.

az çok
more or less

I understand it more or less. - Bunu az çok anlıyorum.

She's more or less my age. - O az çok benim yaşımda.

çok yönlülük
versatility
çok az
too little

The trouble with the world isn't that people know too little, but they know so many things that ain't so. - Dünya ile ilgili sorun insanların çok az bilmesi değil fakat öyle olmayan çok şey bilmeleridir.

One enemy is too much, a hundred friends is too little. - Bir düşman çok fazla, yüz arkadaş çok az.

çok istemek
crave
çok çirkin
outrageous

What Tom said was outrageous. - Tom'un söylediği çok çirkindi.

çok istenen şey
prize
çok miktar
muckle
çok soğuk
freezing

It's freezing out here. - Burada dışarısı çok soğuk.

It's freezing in here. - Burada hava çok soğuk.

çok yaşa
bless you!
çok az
slightly

Tom sounded slightly jealous. - Tom çok az kıskanç görünüyordu.

I'm slightly worried about Tom. - Tom hakkında çok az endişeliyim.

çok büyük sayıda
myriad
çok daha fazla
much more
çok dikkatli
meticulous
çok dil bilen
multilingual
çok etkili şey
blockbuster
çok geçmeden
before long

Spring will be here before long. - Bahar çok geçmeden burada olacak.

He came to repent before long. - O, çok geçmeden tövbe etti.

çok hücreli
multicellular
çok ince kumaş
zephyr
çok istemek
aspire
çok istemek
covet
çok kötü
(Gıda) very bad

Telling lies is a very bad habit. - Yalan söylemek çok kötü bir alışkanlıktır.

She may well refuse to speak to you because she's in a very bad mood. - O seninle konuşmayı reddedebilir çünkü o çok kötü bir ruh hali içinde.

çok kötü
terrible

Smoking is terrible for your health. - Sigara içmek sağlığınız için çok kötüdür.

I am in a terrible dilemma. - Çok kötü bir ikilemdeyim.

çok kötü durumda
at a low ebb
çok yaşa
God bless you
çok yaşa
viva
çok yönlü
well-rounded

Tom is a well-rounded person. - Tom çok yönlü bir kişi.

Tom is a well-rounded individual. - Tom çok yönlü bir birey.

çok yıllık
perennial
çok zayıf
skinny

Why are you so skinny? - Neden bu kadar çok zayıfsın?

çok çalıştırmak
overwork
çok ısınmak
overheat
çok giyilmiş
worn
çok güzel kız
peach
çok dar (giysi)
skintight
çok derin deniz
abyssal
çok düzenli
smoothly
çok düzenli
precisely
çok düzenli
like clockwork
çok düzenli bir şekilde
in apple-pie order
çok geç
at all hours
çok geç
too late

The British acted too late. - İngilizler çok geç davrandı.

It is never too late to learn. - Öğrenmek için asla çok geç değildir.

çok geç olmadan
before it's too late
çok güvenilir
as good as gold
çok güvenmek
swear by
çok güzel
peachy
çok güzel
fine as a fiddle
çok güzel
divine
çok güzel
how about that?
çok güzel
ethel
çok güzel
(Argo) going off
çok güzel
super
çok güzel
adorable

Aren't they adorable? - Onlar çok güzel değil mi?

Tom and Mary's kids looked adorable. - Tom ve Mary'nin çocukları çok güzel görünüyorlardı.

çok güzel
very beautiful

She is very beautiful, and what is more, very wise. - O çok güzeldir, daha neyse çok akıllıcadır.

Do you think that brown hair is very beautiful? - Kahverengi saçın çok güzel olduğunu düşünüyor musun?

çok güzel
spiffy
çok güzel
terrific
çok güzel
admirable
çok güzel
very good

The dinner was very good. - Akşam yemeği çok güzeldi.

Very good! You did an excellent job. - Çok güzel!Çok başarılı bir iş çıkardın.

çok güzel
inspired
çok güzel
(Argo) cool

It would be so cool if I could speak ten languages! - On dil konuşabilsem, çok güzel olur!

This website is so cool. - Bu web sitesi çok güzel.

çok güzel
scrumptious
çok güzel
spiffing
çok güzel
fabulous
çok güzel
magical

This fantasy book is a succession of really flashy magical spells and that makes it boring instead. - Bu fantezi kitap gösterişli çok güzel büyülerin bir birbirini izlemesidir ve onun yerine bu onu sıkıcı yapar.

çok güzel
that's great
çok güzel
slashing
çok güzel
(Konuşma Dili) a heaven on earth
çok güçlü
all powerful
çok güçlü
high-power
çok güçlü
concerted

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

çok güçlü
high-powered
çok güçlü
steel
çok güçlü
concentrated
çok hafif (sesle)
(Muzik) pianissimo
çok ilginç
how about that?
çok ilginç
fascinating

This is a fascinating article. - Bu çok ilginç bir makale.

çok iğneli olta takımı
otter
çok korkunç
monstrous
çok kötü
abysmal
çok kötü
ghastly
çok kötü
vicious
çok kötü
unspeakable
çok kötü
atrocious
çok kötü
diabolical
çok kötü
bad

She may well refuse to speak to you because she's in a very bad mood. - O seninle konuşmayı reddedebilir çünkü o çok kötü bir ruh hali içinde.

His behavior, as I remember, was very bad. - Onun davranışı, benim hatırladığım gibi, çok kötüydü.

çok kötü
how about that?
çok kötü
egregious
çok kötü
abominable
çok kötü
evil

Some people are evil. - Bazı insanlar çok kötüdür.

There is much evil in the world. - Dünyada çok kötülük var.

çok kötü
deplorable

The road is in a deplorable state. - Yol çok kötü durumda.

çok kötü
nefarious
çok kötü
execrable
çok kötü
unmentionable
çok kötü
miserable

The weather was miserable yesterday. - Hava dün çok kötüydü.

The experiment resulted in a miserable failure. - Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.

çok kötü
criminal
çok kötü
sad
çok kötü
wretched
çok kötü
awfully
çok küçük
wee
çok küçük
smallest

Moncalvo is the smallest Italian city. - Moncalvo çok küçük bir İtalyan şehridir.

çok küçük
fractional
çok küçük
diminutive
çok küçük
(Tıp) nano-
çok küçük
x-small
çok küçük
tiny
çok sayıda tür
(Bilgisayar) multiple types
çok soğuk (mevsim/hava)
hard
çok taraflı
(Hukuk) multilateral
çok uzun süre
aeon
çok yük
(Bilgisayar) high load
çok yüksek
(Askeri) very high

The cost of the painting is very high. - Resmin maliyeti çok yüksek.

The price of this camera is very high. - Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.

çok yüksek
(Ticaret) exorbitant
çok zaman önce
a long time ago
çok çekici
tempting

I have to admit it's very tempting. - Onun çok çekici olduğunu kabul etmeliyim.

çok çirkin
hideous
çok önce
long before
çok önem taşımak
be of capital importance
çok önemli
sacrosanct
çok önemli
critical
çok önemli
considerable
çok önemli
a matter of life or death
çok önemli
fateful
çok önemli
a matter of life and death
çok önemli
red-letter
çok önemli
big deal

I thought this wasn't a big deal. - Bunun çok önemli olmadığını düşündüm.

It's a very big deal. - Bu çok önemli bir konu.

çok önemli
all-important
çok özür dilerim
i'm so sorry
çok üzgün
sick at heart
çok üzücü
heartbreaking
çok üzücü ve acıklı
tragic
çok üzülmek
deplore
çok-boyutlu
(Bilgisayar) multidimensional
çok sevinme
joy
çok daha
a great deal
çok sayı
dozen

Tom gave me a dozen cookies in a plastic bag. - Tom bana plastik bir torba içinde çok sayıda kurabiye verdi.

I have a dozen reports to read. - Okuyacak çok sayıda raporum var.

çok acıklı olay
very sad event
çok aldatıcı, çok desiseci
very catchy, very desise process
çok cahil
ignorant
çok ciddiyim
I am very serious
çok cömert
very generous
çok gelişmiş
advanced
çok istemek
Crave for
çok kaliteli
High quality
çok kollu çengel
multi-arm hook
Türkçe - Türkçe
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı: "Bana matematik çok kolay geldi."- F. R. Atay
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir: "Sanırım ki anamı daha çok severim."- M. Ş. Esendal
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir
(Osmanlı Dönemi) UKAMİS
fena
deste
(Osmanlı Dönemi) UBR
geniş

New York'un caddeleri çok geniş. - New York'un caddeleri çok geniştir.

New York'un caddeleri çok geniştir. - New York'un caddeleri çok geniş.

düzine
(Osmanlı Dönemi) HUFAL
(Osmanlı Dönemi) NİHAYET
molto
piu
(Osmanlı Dönemi) kesîr
çok çok
En çok, en son, olsa olsa
Çok az
bir damla
Çok az
kıl payı
Çok az
apaz
Çok az
tadımlık
Çok az
kırk para
Çok az
bir karış
Çok büyük
ulu
Çok büyük
(Osmanlı Dönemi) MEFRAT
Çok derin
(Osmanlı Dönemi) KAUR
Çok derin
depderin
Çok eşli
poligam
Çok eşlilik
poligami
Çok fazla
dağ taş
Çok fazla
derecesiz
Çok geçmeden
yakında
Çok güzel
güpgüzel
Çok güzel
harikulade
Çok istemek
ısrar etmek
Çok iyi
pekala
Çok kötü
besbeter
Çok kötü
afet
Çok kötü
felaket
Çok küçük
küçücük
Çok sesli
polifonik
Çok seslilik
polifoni
Çok sevinme
(Osmanlı Dönemi) BATAR
Çok sevmek
bir şey için veya bir şeye deli olmak
Çok sevmek
deli olmak
Çok yönlü
polifonik
Çok önemli
ehem
Çok şey
(Osmanlı Dönemi) MECNEB
çok bilen
alçime
çok bilmiş
ecemiş
çok eşli
Aynı zamanda birçok kadınla evli olan (erkek) veya birçok erkekle evli olan (kadın), poligam
çok eşlilik
Karı veya kocadan herhangi birinin birden çok sayıda olmasının toplumsal olarak onayladığı evlilik biçimi, poligami
çok gizli
ektem
çok güzel
(Osmanlı Dönemi) cemile
çok hızlı
assai
çok iyi
ala
çok renkli
polikrom
çok sesli
Birçok değişik sesin bir araya gelmesiyle yapılan (müzik), polifonik
çok sesli
Çok seslilikle ilgili, polifonik
çok sesli
Dilde birçok sesi bildiren (harf), polifonik
çok seslilik
Birçok sesi müziğe uygun olarak yazma sanatı, polifoni
çok seslilik
Dilde bir harfin birden çok sesi karşılaması niteliği, polifoni
çok seslilik
polifonik
çok uluslu
İki veya daha çok ulusla ilgili olan; çeşitli ulusların katıldığı ortaklık
çok yönlü
Birçok konuda bilgi ve çalışması olan
çok yönlü
İkiden çok yönü olan
İngilizce - Türkçe

çok teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

çok uluslu
multi national