çok

listen to the pronunciation of çok
Türkisch - Englisch
much

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

If you eat too much you will become fat. - Çok fazla yersen şişmanlarsın.

many

You know many interesting places, don't you? - Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi?

Indonesia consists of many islands and two peninsulas. - Endonezya çok fazla adadan ve iki yarımadadan oluşur.

very

I haven't a very good dictionary. - Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

fair

I can read Chinese fairly well, but I can't write it very well. - Ben Çince'yi oldukça iyi okuyabilirim ama çok iyi yazamam.

Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun. - Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.

good

She's a very good teacher. - O çok iyi bir öğretmendir.

I hear he is good at mahjong. - Onun Mahjong'da çok iyi olduğunu duydum.

affluent
ample
a lot

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

He caused his parents a lot of anxiety. - Ailesini çok endişelendirdi.

abundant

Oil is abundant in that country. - Şu ülkede petrol çoktur.

Very large windows assure abundant natural daylight. - Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.

plenty

As a new father, I gave my first child plenty of books. - Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.

Tom should have plenty of time. - Tom'un çok zamanı olmalı.

abounding
numerous

There are numerous reasons to be hopeful. - Umutlu olmak için çok sayıda sebep var.

When I went into his room, he showed me the numerous trophies he had won during the twenty years he had played golf. - Onun odasına girdiğimde, golf oynadığı yirmi yıl süresince kazandığı çok sayıda kupayı bana gösterdi.

piping
so much

What happened to make you laugh so much? - Sizi çok güldürecek ne oldu?

He hurt his arm lifting so much weight. - Çok fazla ağırlık kaldırırken kolunu incitti.

helluva
hearty
countless

Countless stars were twinkling in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.

I've been to Boston countless times. - Pek çok kez Boston'a gittim.

lots of

Listening to music is lots of fun. - Müzik dinlemek çok eğlenceli.

We had lots of fun at the picnic. - Biz piknikte çok eğlendik.

exuberant

I was very exuberant. - Ben çok hayat doluydum.

lavish

Tom lives a very lavish lifestyle. - Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.

dead

Tom didn't know that Mary was already dead. - Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.

I'm not sure, but perhaps Tom is already dead. - Emin değilim ama belki de Tom çoktan öldü.

plenteous
heavy

It's good now; neither too heavy nor too light. - O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.

The traffic was very heavy. The cars were lined up bumper to bumper. - Trafik çok yoğundu. Arabalar tampon tampona dizilmişti.

lot

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

He caused his parents a lot of anxiety. - Ailesini çok endişelendirdi.

like hell
bloody
innumerable
deadly

Layla was a very deadly woman. - Leyla çok ölümcül bir kadındı.

plentiful

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

big

Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth. - Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.

This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers. - Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.

hell of
badly

It would be unfair if we treated him so badly. - Biz ona çok kötü davranırsak, haksızlık olur.

The bread is cutting badly because it's very soft. - Ekmek çok yumuşak olduğu için zor kesiliyor.

multiple

Tom claimed that his father had raped him on multiple occasions. - Tom babasının birden çok kez ona tecavüz ettiğini iddia etti.

One gesture may have multiple meanings, while a single meaning can be expressed by a number of gestures. - Bir tek anlam çok sayıda jestlerle ifade edilebilirken, bir jest birden fazla anlamlara sahip olabilir.

(Denizbilim) multy
uncommonly
round

Their garden is full of very beautiful flowers all the year round. - Onların bahçesi tüm yıl boyunca çok güzel çiçeklerle dolu.

There's a lot of rain all the year round. - Yıl boyunca çok yağmur var.

thick on the ground
in earnest

It began to rain in earnest. - Çok yağmur yağmaya başladı.

long

It won't be long before he returns home. - O çok geçmeden eve döner.

I hope the bus will come before long. - Umarım otobüs çok geçmeden gelir.

far

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office. - Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.

extremely

Tom is extremely sophisticated. - Ton son derece çok bilmiş.

Tom and his brothers are extremely close. - Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.

several

Several slight shocks followed the earthquake. - Depremi çok sayıda hafif şoklar izledi.

Mary has received several prizes for her poetry. - Mary şiiri için çok sayıda ödül aldı.

a world of

A good night's sleep will do you a world of good. - İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.

darned
infinitely

Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen. - Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.

I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior. - Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.

uprising

The uprising was brutally suppressed. - İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.

abysmal
right

Tom looks like he's too tired to help us right now. - Tom şu anda bize yardım edemeyecek kadar çok yorgun görünüyor.

Tom doesn't feel much like talking right now. - Tom'un şu anda konuşmayı canı çok istemiyor.

per-
multi-

New York is a multi-racial city. - New York çok ırklı bir şehirdir.

The multi-talented kid speaks 5 languages and plays 6 musical instruments. - Çok yetenekli çocuk 5 dil konuşuyor ve 6 müzik aleti çalıyor.

along with a lot
killing
bounteous
eminently
a raft of
substantially
(Argo) heaps
profoundly
a great number of

There are a great number of schools in this city. - Bu şehirde çok sayıda okul vardır.

As a result of the war, a great number of victims remained. - Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.

exceedingly
dearly

Tom loved his mother dearly. - Tom annesini çok sevdi.

sore

If you eat too much of this food, you may get a sore throat. - Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.

I have a sore throat because of too much smoking. - Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.

horrible

I hate Sunday! It's a horrible day! - Pazar gününden nefret ediyorum! Çok kötü bir gün!

This medicine tastes horrible. - Bu ilacın tadı çok kötü.

manifold
numerously
tremendously

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla ağrıyor.

You speak tremendously fast. - Çok hızlı konuşuyorsun.

myriad

There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street. - Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.

a great many

There were a great many boys and girls in the park. - Parkta çok sayıda erkek ve kız vardı.

Tom has collected a great many butterflies. - Tom pek çok kelebek topladı.

a good deal

He looks a good deal better today. - O, bugün çok daha iyi görünüyor.

It snowed a good deal last night. - Dün gece çok kar yağdı.

extensive

The damage is too extensive. - Zarar çok geniş çaplıdır.

çok yönlü
versatile

Potatoes are very versatile. - Patatesler çok yönlüdür.

Tom is a versatile kid. - Tom çok yönlü bir çocuk.

çok önemli
(Hukuk) crucial

Mental strength is crucial for success in any sports. - Zihinsel güç herhangi bir sporda başarı için çok önemlidir.

It's crucial for my girlfriend to be a hugger. - Kız arkadaşımın kucaklamayı seven biri olması çok önemli.

çok fazla
too much

You must not eat too much ice-cream and spaghetti. - Çok fazla dondurma ve spagetti yememelisin.

If you eat too much you will become fat. - Çok fazla yersen şişmanlarsın.

çok korkutmak
terrify
çok önemli
vital

It's absolutely vital that we get to Tom Jackson's office by 2:30. - 2.30'a kadar Tom Jackson'ın ofisine gitmemiz kesinlikle çok önemlidir.

Your help is vital to the success of our plan. - Senin yardımın planımızın başarısı için çok önemlidir.

çok komik
very funny

That comedian is very funny. - O komedyen çok komik.

That was very funny. Do it again! - Bu çok komikti. Tekrar yap!

pek çok
very much

We didn't talk very much. - Biz pek çok konuşmadık.

en çok
most

Football is the most known sport in the world. - Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.

Mumbai is the most populous city in India and the second most populous city in the world. - Bombay, Hindistan'ın en çok nüfusa sahip şehridir ve dünyadaki ikinci en çok nüfusa sahip şehirdir.

az çok
more or less

He understands her problems more or less. - Onun sorunlarını az çok anlıyor.

I understand it more or less. - Bunu az çok anlıyorum.

çok yönlülük
versatility
çok az
too little

One enemy is too much, a hundred friends is too little. - Bir düşman çok fazla, yüz arkadaş çok az.

We think too much and feel too little. - Çok fazla düşünüyoruz ve çok az hissediyoruz.

çok istemek
crave
çok çirkin
outrageous

What Tom said was outrageous. - Tom'un söylediği çok çirkindi.

çok istenen şey
prize
çok miktar
muckle
çok soğuk
freezing

It's freezing out here. - Burada dışarısı çok soğuk.

It's freezing in here. - Burada hava çok soğuk.

çok yaşa
bless you!
çok az
slightly

Tom sounded slightly jealous. - Tom çok az kıskanç görünüyordu.

You may be right, but we have a slightly different opinion. - Haklı olabilirsin, ama bizim çok az farklı bir görüşümüz var.

çok büyük sayıda
myriad
çok daha fazla
much more
çok dikkatli
meticulous
çok dil bilen
multilingual
çok etkili şey
blockbuster
çok geçmeden
before long

According to the weather forecast, the rainy season will set in before long. - Hava tahmini göre, yağışlı mevsim çok geçmeden başlayacak.

I hope the bus will come before long. - Umarım otobüs çok geçmeden gelir.

çok hücreli
multicellular
çok ince kumaş
zephyr
çok istemek
covet
çok istemek
aspire
çok kötü
terrible

I think something terrible has happened to Tom. - Sanırım Tom'a çok kötü bir şey oldu.

She looked terrible at that time. - O zaman çok kötü görünüyordu.

çok kötü
(Gıda) very bad

Telling lies is a very bad habit. - Yalan söylemek çok kötü bir alışkanlıktır.

She felt very bad that day. - O, o gün çok kötü hissetti.

çok kötü durumda
at a low ebb
çok yaşa
God bless you
çok yaşa
viva
çok yönlü
well-rounded

Tom is a well-rounded person. - Tom çok yönlü bir kişi.

Tom is a well-rounded individual. - Tom çok yönlü bir birey.

çok yıllık
perennial
çok zayıf
skinny

Why are you so skinny? - Neden bu kadar çok zayıfsın?

çok çalıştırmak
overwork
çok ısınmak
overheat
çok giyilmiş
worn
çok güzel kız
peach
çok dar (giysi)
skintight
çok derin deniz
abyssal
çok düzenli
like clockwork
çok düzenli
smoothly
çok düzenli
precisely
çok düzenli bir şekilde
in apple-pie order
çok geç
too late

It's too late to shut the barn door after the horse is stolen. - At çalındıktan sonra ahırın kapısını kapatmak için çok geç.

The order came too late. - Sipariş çok geç geldi.

çok geç
at all hours
çok geç olmadan
before it's too late
çok güvenilir
as good as gold
çok güvenmek
swear by
çok güzel
(Argo) cool

It would be so cool if I could speak ten languages! - On dil konuşabilsem, çok güzel olur!

This website is so cool. - Bu web sitesi çok güzel.

çok güzel
slashing
çok güzel
that's great
çok güzel
magical

This fantasy book is a succession of really flashy magical spells and that makes it boring instead. - Bu fantezi kitap gösterişli çok güzel büyülerin bir birbirini izlemesidir ve onun yerine bu onu sıkıcı yapar.

çok güzel
fabulous
çok güzel
spiffing
çok güzel
scrumptious
çok güzel
(Konuşma Dili) a heaven on earth
çok güzel
inspired
çok güzel
super
çok güzel
peachy
çok güzel
fine as a fiddle
çok güzel
how about that?
çok güzel
ethel
çok güzel
(Argo) going off
çok güzel
divine
çok güzel
very beautiful

Seen from the sky, the island was very beautiful. - Gökyüzünden görüldüğünde,ada çok güzeldi.

Do you think that brown hair is very beautiful? - Kahverengi saçın çok güzel olduğunu düşünüyor musun?

çok güzel
very good

It didn't taste very good. - Tadı çok güzel değildi.

The dinner was very good. - Akşam yemeği çok güzeldi.

çok güzel
admirable
çok güzel
terrific
çok güzel
adorable

She is an adorable woman. - O çok güzel bir kadın.

The way Tom looked at me was so adorable, I just couldn't say no. - Tom'un bana bakış tarzı çok güzeldi, ben sadece hayır diyemedim.

çok güzel
spiffy
çok güçlü
concentrated
çok güçlü
all powerful
çok güçlü
high-powered
çok güçlü
steel
çok güçlü
concerted

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

çok güçlü
high-power
çok hafif (sesle)
(Muzik) pianissimo
çok ilginç
how about that?
çok ilginç
fascinating

This is a fascinating article. - Bu çok ilginç bir makale.

çok iğneli olta takımı
otter
çok korkunç
monstrous
çok kötü
evil

There is much evil in the world. - Dünyada çok kötülük var.

Some people are evil. - Bazı insanlar çok kötüdür.

çok kötü
deplorable

The road is in a deplorable state. - Yol çok kötü durumda.

çok kötü
diabolical
çok kötü
nefarious
çok kötü
execrable
çok kötü
abominable
çok kötü
egregious
çok kötü
how about that?
çok kötü
sad
çok kötü
unmentionable
çok kötü
bad

Telling lies is a very bad habit. - Yalan söylemek çok kötü bir alışkanlıktır.

It would be unfair if we treated him so badly. - Biz ona çok kötü davranırsak, haksızlık olur.

çok kötü
unspeakable
çok kötü
atrocious
çok kötü
wretched
çok kötü
vicious
çok kötü
ghastly
çok kötü
abysmal
çok kötü
awfully
çok kötü
criminal
çok kötü
miserable

The experiment resulted in a miserable failure. - Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.

The weather was miserable yesterday. - Hava dün çok kötüydü.

çok küçük
diminutive
çok küçük
tiny
çok küçük
smallest

Moncalvo is the smallest Italian city. - Moncalvo çok küçük bir İtalyan şehridir.

çok küçük
x-small
çok küçük
fractional
çok küçük
(Tıp) nano-
çok küçük
wee
çok sayıda tür
(Bilgisayar) multiple types
çok soğuk (mevsim/hava)
hard
çok taraflı
(Hukuk) multilateral
çok uzun süre
aeon
çok yük
(Bilgisayar) high load
çok yüksek
(Ticaret) exorbitant
çok yüksek
(Askeri) very high

The cost of the painting is very high. - Resmin maliyeti çok yüksek.

The price of this camera is very high. - Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.

çok zaman önce
a long time ago
çok çekici
tempting

I have to admit it's very tempting. - Onun çok çekici olduğunu kabul etmeliyim.

çok çirkin
hideous
çok önce
long before
çok önem taşımak
be of capital importance
çok önemli
a matter of life or death
çok önemli
big deal

I thought this wasn't a big deal. - Bunun çok önemli olmadığını düşündüm.

It's a very big deal. - Bu çok önemli bir konu.

çok önemli
considerable
çok önemli
fateful
çok önemli
critical
çok önemli
sacrosanct
çok önemli
all-important
çok önemli
red-letter
çok önemli
a matter of life and death
çok özür dilerim
i'm so sorry
çok üzgün
sick at heart
çok üzücü
heartbreaking
çok üzücü ve acıklı
tragic
çok üzülmek
deplore
çok-boyutlu
(Bilgisayar) multidimensional
çok sevinme
joy
çok daha
a great deal
çok sayı
dozen

I have a dozen reports to read. - Okuyacak çok sayıda raporum var.

Tom gave me a dozen cookies in a plastic bag. - Tom bana plastik bir torba içinde çok sayıda kurabiye verdi.

çok acıklı olay
very sad event
çok aldatıcı, çok desiseci
very catchy, very desise process
çok cahil
ignorant
çok ciddiyim
I am very serious
çok cömert
very generous
çok gelişmiş
advanced
çok istemek
Crave for
çok kaliteli
High quality
çok kollu çengel
multi-arm hook
Türkisch - Türkisch
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı: "Bana matematik çok kolay geldi."- F. R. Atay
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir: "Sanırım ki anamı daha çok severim."- M. Ş. Esendal
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı
(Osmanlı Dönemi) UKAMİS
(Osmanlı Dönemi) NİHAYET
(Osmanlı Dönemi) HUFAL
geniş

New York'un caddeleri çok geniş. - New York'un caddeleri çok geniştir.

New York'un caddeleri çok geniştir. - New York'un caddeleri çok geniş.

(Osmanlı Dönemi) UBR
deste
fena
düzine
molto
(Osmanlı Dönemi) kesîr
piu
çok çok
En çok, en son, olsa olsa
Çok az
kıl payı
Çok az
bir damla
Çok az
bir karış
Çok az
kırk para
Çok az
tadımlık
Çok az
apaz
Çok büyük
(Osmanlı Dönemi) MEFRAT
Çok büyük
ulu
Çok derin
depderin
Çok derin
(Osmanlı Dönemi) KAUR
Çok eşli
poligam
Çok eşlilik
poligami
Çok fazla
dağ taş
Çok fazla
derecesiz
Çok geçmeden
yakında
Çok güzel
güpgüzel
Çok güzel
harikulade
Çok istemek
ısrar etmek
Çok iyi
pekala
Çok kötü
felaket
Çok kötü
afet
Çok kötü
besbeter
Çok küçük
küçücük
Çok sesli
polifonik
Çok seslilik
polifoni
Çok sevinme
(Osmanlı Dönemi) BATAR
Çok sevmek
bir şey için veya bir şeye deli olmak
Çok sevmek
deli olmak
Çok yönlü
polifonik
Çok önemli
ehem
Çok şey
(Osmanlı Dönemi) MECNEB
çok bilen
alçime
çok bilmiş
ecemiş
çok eşli
Aynı zamanda birçok kadınla evli olan (erkek) veya birçok erkekle evli olan (kadın), poligam
çok eşlilik
Karı veya kocadan herhangi birinin birden çok sayıda olmasının toplumsal olarak onayladığı evlilik biçimi, poligami
çok gizli
ektem
çok güzel
(Osmanlı Dönemi) cemile
çok hızlı
assai
çok iyi
ala
çok renkli
polikrom
çok sesli
Dilde birçok sesi bildiren (harf), polifonik
çok sesli
Çok seslilikle ilgili, polifonik
çok sesli
Birçok değişik sesin bir araya gelmesiyle yapılan (müzik), polifonik
çok seslilik
Birçok sesi müziğe uygun olarak yazma sanatı, polifoni
çok seslilik
polifonik
çok seslilik
Dilde bir harfin birden çok sesi karşılaması niteliği, polifoni
çok uluslu
İki veya daha çok ulusla ilgili olan; çeşitli ulusların katıldığı ortaklık
çok yönlü
İkiden çok yönü olan
çok yönlü
Birçok konuda bilgi ve çalışması olan
Englisch - Türkisch

Definition von çok im Englisch Türkisch wörterbuch

çok uluslu
multi national