Köpek çitin üzerinden bahçeye atladı.
- The dog jumped over the fence into the garden.
Bir uçak dağ üzerinden uçtu.
- An airplane had flown over the mountain.
Hızlı kahverengi tilki tembel kahverengi köpeğin üstüne atladı.
- The quick brown fox jumped over the lazy brown dog.
Tom elini onun kalbinin üstüne koydu.
- Tom put his hand over his heart.
Ben vardığımda parti neredeyse bitmişti.
- The party was all but over when I arrived.
Gösteri neredeyse bitmişti.
- The performance was almost over.
Yağmur ormanlarının, dünya yüzeyinin sadece yüzde ikisini kaplamasına rağmen; vahşi bitki, hayvan ve bitki türlerinin yarısından fazlası orada yaşar.
- Although rainforests make up only two percent of the earth's surface, over half the world's wild plant, animal and insect species live there.
Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla zamanımı aldı.
- It took me more than one month to get over my cold.
Hızlı kahverengi tilki tembel köpeğin üzerine atlar.
- The quick brown fox jumps over the lazy dog.
Helen'in forumu bir veya iki fırın eldiveni kullanılıp kullanılmayacağı üzerine uzlaşmaz bir bölünme yaşadı.
- Helen's forum experienced an irreconcilable schism over whether to use one or two oven mitts.
Tom başının üstünde gibi hissetti.
- Tom felt like he was in over his head.
Köprünün üstünde giden trene bak.
- Look at the train going over the bridge.
O, çok fazla iyimser bir bakış.
- That's an overly optimistic view.
O başladığı işle çok çok fazla para kazanıyor.
- She's making money hand over fist with the business she started.
Zürafa yüzemez çünkü ağırlık merkezi çok yukarıda olduğundan baş aşağı döner.
- The giraffe cannot swim because its centre of gravity is so high that it would topple over.
Tom yukarıdan geçen helikopterleri duyabiliyordu.
- Tom could hear helicopters overhead.
Onu iyice düşünmem için bana biraz zaman ver.
- Give me some time to think it over.
Satın almadan önce evi iyice inceledik.
- We went over the house thoroughly before buying it.
Onu yapmamanı sana tekrar tekrar söyledim.
- I've told you over and over again not to do that.
Ben onu tekrar yapmak zorunda mıyım?
- Do I have to do it over again?
Bu iş için gereğinden fazla kalifiye olduğumu söylediler.
- They said I'm overqualified for that job.
Sen bu iş için gereğinden fazla niteliklisin.
- You're overqualified for this job.
Tom şapkasını gözlerinin üzerine aşağıya indirdi.
- Tom pulled his cap down over his eyes.
Hatalarına bir daha asla göz yummayacağım.
- I'll never overlook your mistakes again.
Fadıl'ı bir daha kaybetmek istemiyorum.
- I don't want to lose Fadil all over again.
En zor bölüm şimdi bitti.
- The hardest part is over now.
Helen'in forumu bir veya iki fırın eldiveni kullanılıp kullanılmayacağı üzerine uzlaşmaz bir bölünme yaşadı.
- Helen's forum experienced an irreconcilable schism over whether to use one or two oven mitts.
Tom onun üstünden geçecek.
- Tom will get over it.
Hızlı kahverengi tilki tembel köpeğin üstünden atlamadı.
- The quick brown fox didn't jump over the lazy dog.
Öğretim yılı bitmek üzere.
- The school year is almost over.
Ekim ayının bitmek üzere olduğuna inanabiliyor musun?
- Can you believe that October is almost over?
Tom Mary'nin olduğu yere yürüdü.
- Tom walked over to where Mary was.
Tom Mary'nin durduğu yere doğru yürüdü.
- Tom walked over to where Mary was standing.
Karışık akıl, bir şeyi aşırı düşünen, bir yerde pıhtılaşan akıldır.
- The confused mind is the mind that, thinking something over, congeals in one place.
Aşırı güvenden sakınmalısın.
- You should beware of overconfidence.
Lech Wałęsa 1980'de tersane çitinin üzerinden atladı.
- Lech Wałęsa jumped over the shipyard fence in 1980.
Nalokson morfin türevi ilaçların aşırı dozunun etkilerini tersine çevirebilen hayat kurtarıcı bir ilaçtır.
- Naloxone is a life-saving drug that can reverse the effects of an opioid overdose.
Dünyada 2,500'ü aşkın yılan türü bulunmaktadır.
- There are over 2,500 types of snakes in the world.
Dünyada 800,000'i aşkın Baskça konuşan kişi vardır.
- There are over 800,000 Basque speakers in the world.
Şeylerin üzerinde çok dikkatlice düşünmeyi seven tipim.
- I'm the type who likes to think things over very carefully.
Dünyanın her yerinde çok sayıda insanlar barış istiyorlar.
- A lot of people want peace all over the world.
Nalokson morfin türevi ilaçların aşırı dozunun etkilerini tersine çevirebilen hayat kurtarıcı bir ilaçtır.
- Naloxone is a life-saving drug that can reverse the effects of an opioid overdose.
Tom şimdi baştan başa sözleşmeyi okuyor.
- Tom is reading over the contract right now.
300'ü geçkin insan tutuklandı.
- Over 300 people were arrested.
Tom başının üstünde gibi hissetti.
- Tom felt like he was in over his head.
Oluklu kaşıklar geleneksel pelin ayininde belirli bir role sahiptir.Onlar bir adet küp şekeri soğuk suyla bardaklarının içine eritmek için küp şekeri bardağın üstünde tutmak için kullanılır.
- Slotted spoons have a particular role in the traditional absinthe ritual. They are used to hold a sugar cube over a glass as one dissolves it into her drink with cold water.
Partiden arta kalan birçok yemek vardı.
- There was a lot of food left over from the party.
Ulus devletlerin varlığı, dünya'nın geri kalanında Avrupa'ya büyük bir avantaj sağladı.
- The existence of nation-states gave Europe a great advantage over the rest of the world.
Aç kedi çöpü mutfağın her yerine saçtı.
- The hungry cat scattered the trash all over the kitchen.
Giysilerini zeminin her yerine bırakmaktan vazgeç.
- Stop leaving your clothes all over the floor.
Bir fincan kahve içerken sorun hakkında sohbet ettik.
- We talked about the question over a cup of coffee.
Artık onun hakkında konuşmayalım.
- Let's not go over that again.
Dünyanın her yerinden binlerce insan, NASA astronotu olmak için başvuruyor.
- Thousands of people from all over the world apply to become NASA astronauts.
Dünyanın her yerinden insanlar İngilizcenin öğrenmek için zor olduğunu söylüyorlar.
- People from all over the world say that English is difficult to learn.
O, 30 yaşın üstünde ama yine de mali açıdan ailesine bağlı.
- He's over 30 but still financially dependent on his parents.
Yine de, savaş bitmedi.
- Still, the war was not over.
Tom sözleşmeyi dikkatli bir şekilde baştan sona okudu.
- Tom carefully read over the contract.
Teslim etmeden önce kağıdını baştan sona oku.
- Read over your paper before you hand it in.
Kırsaldan şehir bölgelerine yapılan bu taşınma iki yüzyıldan daha fazla bir süredir devam etmektedir.
- This movement from rural to urban areas has been going on for over two hundred years.
Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla zamanımı aldı.
- It took me more than one month to get over my cold.
Devralmak istiyor musun?
- Do you want to take over?
Tom devralmak için henüz çok genç.
- Tom is too young to take over yet.
Sadece onu atlatmak istiyorum.
- I just want to get over it.
Üşütmemi atlatmak bir aydan daha fazla sürdü fakat şimdi iyiyim.
- It took more than a month to get over my cold, but I'm OK now.
Japoncam için faydalı olacak güzel bir yazı hazırlamaya çalıştım, ama öğretmenim yazıda epey yanlışlar olduğunu ve yeni baştan yazmam gerektiğini söyledi.
- I have attempted to create a good essay which utilizes my Japanese, but my professor said that much of it was incorrect and that I have to do it all over again.
Bu yeni baştan oluyor.
- It's happening all over again.
O makaleyi tekrar tekrar okudu.
- He read the article over and over again.
Ben onu tekrar yapmak zorunda mıyım?
- Do I have to do it over again?
Fadıl'ı bir daha kaybetmek istemiyorum.
- I don't want to lose Fadil all over again.
Ben odayı terk etmek zorunda kalıncaya kadar aynı plağı üst üste çalmaya devam etti.
- He kept playing the same record over and over until I had to leave the room.
Biz oradaki masada oturabilir miyiz?
- Can we sit at the table over there?
Orada beyaz bir kule görebilirsin.
- You can see a white tower over there.
Silahını buraya fırlat.
- Toss your gun over here.
Buraya gel ve bana yardım et.
- Come over here and help me.
Burada daha iyi bakabilirsin.
- You can get a better look over here.
Silahını buraya fırlat.
- Toss your gun over here.
Henüz yaşlanmış değilim.
- I'm not over the hill yet.
Tom'un arabası karşıda park edilmiştir.
- Tom's car's parked over there.
Orada karşıda bir kahvehane var.
- There is a coffee shop over there.
When a class is overenrolled, you may ask the instructor to force-add you.
An over-reliance on logic kills of ideas before they have a chance to develop.
Onu tekrar yapmaman için seni defalarca uyardım.
- I've warned you over and over again not to do it.
O defalarca masum olduğunu söyledi.
- She repeated over and over that she was innocent of the crime.
Tom aynı soruyu tekrar tekrar sordu fakat asla bir cevap almadı.
- Tom asked the same question over and over, but never got an answer.
Onu yapmamanı sana tekrar tekrar söyledim.
- I've told you over and over again not to do that.
İlk başta birbirimizi hiç tanımıyorduk. Zamanla birbirimizi tanıdık.
- At first, we weren't familiar at all. Over time we got to know each other.
Şeyler zamanla değişir.
- Things change over time.
Yeniden başlayabiliriz.
- We can start over again.
Yeniden başlamak zorundayız.
- We have to start over again.
Açıkçası, ben fazlaca endişeli değilim.
- Frankly, I'm not overly concerned.
Yağışlı sezon ne zaman bitecek?
- When will the rainy season be over?
Bu yaz günü çok çabuk bitecek!
- This summer's day will be over all too soon!
she will get well over time - zaman içerisinde iyileşecek.
Korkarım ki senin çevirin aşırı derecede kelimesi kelimesine.
- I am afraid your translation is overly literal.
Sanırım Tom aşırı derecede iyimser.
- I think Tom is overly optimistic.
Over meatloaf and mashed potatoes (being careful not to talk with his mouth full), Stanley told about his adventure.
The latest policy was over-conservative.
Let's go over scene 3 from the top.
I think I’m over my limit for calories for today.
Let's walk over the hill to get there.
Sales are down this quarter over last.
How do you receive? Over!.
He bent over to touch his toes.
Climb up the ladder and look over .
Can I sleep over?.
I'll bring over a pizza.
standard cash count forms used to record the count and any overs or unders.
I lost my paper and I had to do the entire assignment over.
four over two equals two over one.
He is finally over his ex-girlfriend.
I moved over to make room for him to sit down.
The show is over.
There is a roof over the house.
There is a bridge over the river.
I prefer the purple over the pink.
The quick brown fox did not jump over the lazy dog.
- The quick brown fox didn't jump over the lazy dog.
The quick brown fox didn't jump over the lazy dog.
- The quick brown fox did not jump over the lazy dog.
Ford had the U.A.W. over a barrel; if it failed to sign by midnight, the U.A.W. would be forced to give up its union shop.
The children loved the slide, and they went on it over and over until it got dark outside.
Mom: Over my dead body!.
I’m in over my head on this project. Can you help?.
This is way over my head. Can you explain it more simply?.
He just shot a spectacularly over his head round of golf and beat all of us.
Mrs. Joiner is over the hill.
Winemakers are over the moon to be able to showcase the individual nuances within their vineyards.
Myers went over the top in the clubhouse, berating a reporter who questioned Myers' terminology.
The men were sent over the top to their certain death.
Only one piece that came in over the transom appears in this issue.
The worked into the night and sent an associate to make an over-the-transom filing.
Now, over to our man in Tokyo for an on-the-spot report.
The building's architect failed to account for natural light availability and specified more lighting fixtures than needed, resulting in over-illumination and leading to increased headache incidence for some building occupants.
When he sent me flowers and a note, I was over the moon.
... who brought up a question that we hear a lot, both over the Internet and from this crowd. ...
... rating, over 1,000 reviews. ...