para

listen to the pronunciation of para
Türkçe - İngilizce
money

He has lots of money. - O aşırı para harcıyor.

How much money do you want? - Ne kadar para istiyorsun?

means

She lives beyond her means. - O, kazandığından çok para harcıyor.

Success means much money, doesn't it? - Başarı çok para anlamına gelir, değil mi?

dough

I'm rolling in dough. - Ben çok para kazanıyorum.

He's rolling in dough. - O, çok para kazanıyor.

currency

In 1971 the United Kingdom changed its currency to the decimal system. - 1971 de Britanya Kırallığı parasını ondalık sisteme çevirdi.

The former Italian currency was the lira and its symbol was ₤. It's not related to the Turkish lira. - Eski İtalyan para birimi liretti ve sembolü ₤ idi. Liret Türk lirasıyla alâkalı değildir.

shiners
(Argo) ruff
iron
finances

A household is a group that shares the same living space and finances. - Ev halkı, aynı yaşam alanını ve parayı paylaşan bir gruptur.

kail
(Argo) dosh
banknote
(Ticaret) allowance
(Argo) dead presidents
(Argo) wonga
the wherewithal
gelt (yiddish)
(Pisikoloji, Ruhbilim) para
(Argo) dead prez
fund

IMF stands for International Monetary Fund. - IMF Uluslararası Para Fonu (IMF) anlamına gelir.

The governor took the money out of a slush fund. - Vali, örtülü ödenekteki parayı aldı.

(Argo) benjamins
rhino
lolly
purse

Tom stole some money from Mary's purse. - Tom Mary'nin cüzdanından biraz para çaldı.

I put my money in a purse. - Paramı bir cüzdana koydum.

coin

Eric who was a weak prince issued a bad coinage which excited great discontent among the Danes. - Güçsüz bir prens olan Eric Danimarkalılar arasında büyük hoşnutsuzluğa sebep olan kötü bir para sistemi çıkardı.

I got these old coins from her. - Bu eski madeni paraları ondan aldım.

cash

Someone stole my cash. - Birisi benim paramı çaldı.

He's raking in the cash. - O, çok para kazanıyor.

monetary

IMF stands for International Monetary Fund. - IMF Uluslararası Para Fonu (IMF) anlamına gelir.

Monetary donations are also welcome. - Parasal bağışlara da açığız.

wherewithal
brass

The five yuan coins are brass, and the ten yuan coins are made out of bronze. - Beş yuan paralar pirinç, ve on yuan paralar bronz dışında yapılır.

The 5 yen coin is made from brass and the 10 yen coin is made from bronze. - 5 yen bozuk para pirinçten yapılır ve 10 yen bozuk para bronzdan yapılır.

rock

Tom and Mary have jumped together from Pulpit Rock with a parachute. It was a short but magical experience. - Tom ve Mary birlikte Pulpit Rock'tan paraşütle atladılar. Kısa ama büyülü bir deneyimdi.

(a) para (one fortieth of a kuruş)
coffers
pecuniary
boodle
ducat
Chink
chip

We all chipped in to buy our teacher a birthday present. - Hepimiz öğretmenimize bir doğum günü hediyesi almak için para verdik.

sugar
dust
kale
money, cash, dough; (kâğıt) banknote; (madeni) coin; pecuniary
bread

He had barely enough money to buy bread and milk. - Ekmek ve süt alacak kadar parası ancak vardı.

When he had no money, he couldn't buy any bread. - Parası olmadığı zaman hiç ekmek alamazdı.

oof
shekels

If you want to go to Israel, you need many shekels. Water costs only 0,50 ₪. - İsrail'e gitmek istiyorsan çok paraya ihtiyacın var. Su sadece 0,50 ₪.

pay dirt
tin
filthy lucre
lucre
funds

We exhausted our funds. - Biz para kaynağını tükettik.

Tom is running short of funds. - Tom para kaynağını tüketiyor.

(Hukuk) money, cash
Jack

Jack can't afford to buy a new bicycle. - Jack'in yeni bir bisiklet satın almak için parası yok.

My jacket has a secret pocket where I can hide money or other valuables. - Ceketimin para veya başka şeyler saklayabileceğim gizli bir cebi var.

green

Green is the color of money. - Yeşil, paranın rengidir.

(Argo) ends
take

Why don't you try to take your money back? - Paranızı geri almayı neden denemiyorsunuz?

The man claimed he didn't take the money. - Adam parayı almadığını iddia etti.

moolah
obverse
leeway
capital

Mr. Morita started a business by using borrowed money as capital. - Bay Morita sermaye olarak borç para kullanarak bir işe başladı.

You worship money because you believe in capitalism. - Kapitalizme inandığın için paraya tapıyorsun.

pelf
wealth
rich

He is rolling in riches. - O para içinde yüzüyor.

Even if I were rich, I wouldn't give money to him. - Zengin olsam, ona para vermem.

kale,kail
coffer
exchequer
kickback
loot
wampum
effective
para birimi
currency

In several European countries, the current currency is the euro. Its symbol is €. One euro is worth about two Turkish lira. - Birtakım Avrupa ülkelerinde geçerli para birimi avrodur. Simgesi € şeklindedir. Bir avro yaklaşık iki Türk lirası değerindedir.

The former Argentine currency was Austral. Its symbol was ₳. - Arjantin'in eski para birimi Austral'di. Sembolü ₳ idi.

para kazanmak
earn

America is a lovely place to be, if you are here to earn money. - Eğer para kazanmak için buradaysan, Amerika bulunmak için hoş bir yer.

Tom changed jobs to earn more money. - Tom daha çok para kazanmak için iş değiştirdi.

parça
piece

Please write the answer on this piece of paper. - Lütfen cevabı bu kâğıt parçasına yazın.

Give me two pieces of chalk. - Bana iki parça tebeşir ver.

beklenmedik bir para
windfall
parça
part

This factory manufactures automobile parts. - Bu fabrika, otomobil parçaları üretmektedir.

Death is an integral part of life. - Ölüm hayatın tamamlayıcı bir parçasıdır.

fazla para çekmek
overdraw
peşin para
cash
devletin devlete barış için ödediği para
tribute
ödünç para
loan

Even though Tom knew he shouldn't, he borrowed money from a loan shark. - Tom almaması gerektiğini bilmesine rağmen bir tefeciden ödünç para aldı.

Has Tom ever asked you to loan him money? - Tom hiç ona ödünç para vermeni istedi mi?

para çekmek
{f} withdraw

Many people use cash machines to withdraw money. - Pek çok insan para çekmek için nakit para çekme makineleri kullanıyor.

Many people use ATMs to withdraw money. - Birçok kişi ATM'leri para çekmek için kullanır.

para cezası vermek
fine
para çekme
withdrawal
para cezası
(Hukuk) fine

The court ordered her to pay the fine. - Mahkeme ona para cezasını ödemesini emretti.

Ken was fined 7,000 yen for speeding. - Ken hızdan dolayı 7.000 yen para cezasına çarptırıldı.

para biriktirmek
to save money
para iadesi
refund

Tom should ask for a refund. - Tom para iadesi istemeli.

Please send me a refund. - Lütfen bana bir para iadesi yapın.

para kaynağı
fund

Tom is running short of funds. - Tom para kaynağını tüketiyor.

We exhausted our funds. - Biz para kaynağını tükettik.

para basmak
counterfeit
para parayı çeker
Money breeds money
para yatırmak
deposit

Sir, I would like to deposit my money. How do I do that? - Beyefendi, ben para yatırmak istiyorum. Bunu nasıl yaparım?

I want to deposit some money. - Biraz para yatırmak istiyorum.

para yatırmak
to invest
para yetirilebilir
affordable
para alma
(Ticaret) collection
para almak
get money
para dökmek
spend a lot of money
para etmek
cost
para etmek
to be worth
para etmek
tell
para etmek
be worth
para etmek
work
para etmek
worth
para için
for money
para yemek
accept a bribe
para ödeme
(Ticaret) disbursement
para ödemek
pay
para ödülü
purse
para üstü
remainder
para aklamak
to launder money
para biriktirmek
save money
para kazanmak
To earn money

If you want to earn money, America is the best. - Para kazanmak istiyorsan, Amerika en iyisi.

They wanted to earn money. - Onlar para kazanmak istiyorlardı.

para mevcudu
Money is available
para parayı çeker
it takes money to make money
parça
bit

Tom hasn't changed a bit since college. - Tom üniversiteden beri bir parça değişmedi.

When I was a kid, touching bugs didn't bother me a bit. Now I can hardly stand looking at pictures of them. - Ben bir çocukken, böceklere dokunmak beni bir parça rahatsız etmezdi. Şimdi neredeyse onların resimlerine bakmaya katlanamıyorum.

para yatırmak
{f} lodge
parça
fragment

Fragments of the mirror were scattered on the floor. - Ayna parçaları zemin üzerinde dağıldı.

The priceless china shattered into fragments. - Paha biçilmez porselen parçalara ayrıldı.

para harcamak
{f} spend

Spending money doesn't make me happy, but buying things does. - Para harcamak beni mutlu etmez ama bir şeyler almak eder.

Tom probably doesn't want to spend that much money. - Tom muhtemelen o kadar para harcamak istemez.

parça
passage

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

Read this passage and translate it into Japanese. - Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.

parça
{i} component

He instantly regretted taking apart the laptop after realizing how many complex components there were inside. - İçinde ne kadar karmaşık parçalar olduğunu farkettikten sonra dizüstünü söktüğüne anında pişman oldu.

parça
{i} catch
parça
segment
para biriktirmek
{f} save up

She's worked hard to save up money. - Para biriktirmek için sıkı çalıştı.

He worked hard to save up some money. - O biraz para biriktirmek için çok çalıştı.

para bozdurmak
change money
para cezası
ticket
para kazanmak
{f} coin
para kesmek
(deyim) coin money
para kesmek
{f} scoop
para yatırmak
invest
parça
portion

I'd like a large portion, please. - Lütfen, büyük bir parça istiyorum.

parça
{i} scrap

I wrote down his phone number on a scrap of paper. - Onun telefon numarasını bir kâğıt parçasına yazdım.

Mary is scraping her heels. - Mary topuklarını parçalıyor.

parça
cake

I tried a piece of cake and it was delicious. - Bir parça kek tattım ve o lezzetliydi.

Cutting a cake into equal pieces is rather difficult. - Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.

parça
{i} item

Your item will be shipped as soon as possible. - Parçanız en kısa sürede gönderilecektir.

These items are rather hard to obtain. - Bu parçaları elde etmesi oldukça zordur.

parça
lump

Then little Gerda wept hot tears, which fell on his breast, and penetrated into his heart, and thawed the lump of ice, and washed away the little piece of glass which had stuck there. - Sonra küçük Gerda, onun göğsüne dökülen, oradan kalbine nüfuz edip, buz kalıbını eriten ve orada saplanmış olan küçük cam parçasını alıp götüren sıcacık gözyaşlarını döktü.

He gave him a lump of silver as big as his head. - Ona kafası kadar büyük gümüş bir parça verdi.

parça
{i} fraction
para basmak
strike
para basmak
(Ticaret) issue money
para basmak
monetize
para biriktirmek
put by
para biriktirmek
salt away
para cezası
(Kanun) civil penalty
para kazanmak
(Dilbilim) clean up
para kesmek
mint
para kesmek
rake in money
para vermek
chip in
para yatırmak
put into
para çekmek
(Ticaret) draw money
para çekmek
withdraw cash
paralar
monies
parça
(Politika, Siyaset) extract
parça
song

Did you listen to her new song? - Onun yeni parçasını dinledin mi?

parça
{i} moiety
parça
clod
parça
stretch

The dough broke up when Tom tried to stretch it. - Tom onu germeye çalıştığında hamur parçalandı.

parça
(Bilgisayar) parts

This factory manufactures automobile parts. - Bu fabrika, otomobil parçaları üretmektedir.

Mother divided the cake into three parts. - Annem pastayı üç parçaya böldü.

parça
slice

Would you slice me a piece of ham, please? - Bana bir parça jambon dilimler misin?

parça
length
parça
pass

Read this passage and translate it into Japanese. - Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.

There is a limit of two pieces of luggage for each passenger. - Her yolcu için iki parça bagaj limiti vardır.

parça
clump
parça
snippet
parça
quote
parça
dibs
parça
chick

On the plate was a piece of chicken, a potato and some green peas. - Tabakta bir parça piliç, bir patates ve biraz yeşil bezelye vardı.

parça
(Muzik) pieces

Give me two pieces of chalk. - Bana iki parça tebeşir ver.

I bought three pieces of furniture. - Ben üç parça mobilya satın aldım.

parça
chapter
parça
clip
parça
chop

And the servant came and chopped the Tree into little pieces. - Uşak geldi ve ağacı küçük parçalara ayırdı.

Before forks and chopsticks, people usually ate food with a piece of flat bread. - Çatal ve çubuklardan önce, insanlar genellikle düz bir parça ekmek ile yemek yerdi.

parça
slide
parça
particle

Some scientists think that gravity is made up of particles called gravitons which travel at the speed of light. - Bazı bilim adamları yer çekiminin ışık hızıyla seyahat eden graviton denilen parçacıklardan yapıldığını düşünüyor.

The Higgs boson has been called the God particle. - Higgs bozonu, Tanrı parçacığı olarak adlandırıldı.

parça
slug 
para basmak
coin
para birimi
monetary unit
para birimi
dinar
para cezası
amercement
para harcamak
disburse
para kazanmak
earn money

We work to earn money. - Para kazanmak için çalışırız.

America is a lovely place to be, if you are here to earn money. - Eğer para kazanmak için buradaysan, Amerika bulunmak için hoş bir yer.

para kazanmak
be coining money
para vermek
put into
para yatırmak
put

It is not wise to put your money on a horse. - Bir at üzerinde para yatırmak akıllıca değil.

para yatırmak
wager
para yatırmak
credit
para yatırmak
invest money
para yatırmak
pay in
parça
section
parça
article

Nouns, pronouns, verbs, adjectives, adverbs, articles, prepositions, conjunctions, and interjections are the parts of speech in English. - İsimler, zamirler, fiiller, sıfatlar, zarflar, makaleler, edatlar, bağlaçlar, ve ünlemler İngilizcede konuşma parçalarıdır.

parça
dollop
parça
unit

Scotland is part of the United Kingdom. - İskoçya Birleşik Krallığın parçasıdır.

Work is a very important part of life in the United States. - Çalışma ABD'de hayatın çok önemli bir parçasıdır.

parça
cut

Cutting a cake into equal pieces is rather difficult. - Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.

Tom cut his sister a piece of cake. - Tom kız kardeşine bir parça kek kesti.

parça
jot
parça
grain
parça
snatch
parça
cantle
parça
ounce

It's clear Tom doesn't have an ounce of humanity. - Tom'un bir parça insanlığının olmadığı açık.

parça
gusset
parça
bar

I can rip you apart with my bare hands. - Seni çıplak ellerimle parçalayabilirim.

Can you break an apple in half with your bare hands? - Çıplak ellerinle bir elmayı parçalayabilir misin?

parça
text
parça
quotation

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

parça
slug
parça
iota
parça
track

Possibly the fossilized tracks belong to animals of the Jurassic period. - Muhtemelen fosilleşmiş parçalar jura dönemi hayvanlarına aittir.

This is my favorite track on the entire disc. - Bu, bütün diskteki favori parçam.

para yatırmak
place
parça
{i} tool

I fixed the flashlight using a small tool. - Ben küçük bir parça kullanarak el fenerini onardım.

A pick is a long handled tool used for breaking up hard ground surfaces. - Bir kazma sert zemin yüzeyleri parçalamak için kullanılan uzun saplı bir araçtır.

para almak
take up money
para basmak
print money
para birimi
currency unit
para cezası
pecuniary punishment
para kazanmak
to make money
para kazanmak
make money

He will do anything to make money. - O para kazanmak için her şeyi yapacak.

He has only one aim in life, to make money. - Hayatında bir amacı var, para kazanmak.

para yatırmak
Make deposit

Making bank deposits just got easier. Make deposits quickly and easily.

para çekmek
to draw money
paralar
money
para basmak
to mint, to coin
para basmak
1. to print or mint money. 2. to lay down a stake (in gambling)
para basmak
coin money
para basmak
mint
para biriktirmek
(deyim) put away
para biriktirmek
(için) make up a purse for
para bozdurmak
to change money
para cezası
{i} Scot
para cezası
{i} penalty
para cezası
law fine
para cezası
{i} mulct
para cezası
fine, penalty
para harcamak
to spend money
para harcamak
spend money
para harcamak
put one's hand in one's pocket
İngilizce - İngilizce
Short form of paratrooper
Formerly, one-hundredth of a dinar in Yugoslavia and, later, in the constituent states of that country
Short form of paralytic
A woman who has had a certain number of pregnancies, indicated by the number prepended to this word
Short form of paragraph
A piece of Turkish money, usually copper, the fortieth part of a piaster, or about one ninth of a cent
param: Sanskrit word meaning supreme
Paraplegic
Cf
{i} coin of low value, penny
Beside/next to
A variety of forastero cacao bean cultivated in the Brazilian state of the same name
Refers to groups occupying 1,4 positions on a benzene ring
Short form of parachutist
having resemblance to certain features (e g Paralithic)
also, an isomeric modification
A prefix signifying alongside of, beside, beyond, against, amiss; as parable, literally, a placing beside; paradox, that which is contrary to opinion; parachronism
an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows
Paragraph Identifies a block of text It is a mix of #PCDATA and special text elements Attributes: N/A
paragraph(s)
A woman who has been delivered of a viable fetus
prefix meaning behind, e g , para-appendiceal
100 para equal 1 dinar
a soldier in the paratroops
(obstetrics) the number of live-born children a woman has delivered; "the parity of the mother must be considered"; "a bipara is a woman who has given birth to two children"
Ortho-, and Meta-
A prefix denoting: (a) Likeness, similarity, or connection, or that the substance resembles, but is distinct from, that to the name of which it is prefixed; as paraldehyde, paraconine, etc
Also used adjectively
That two groups or radicals substituted in the benzene nucleus are opposite, or in the respective positions 1 and 4; 2 and 5; or 3 and 6, as paraxylene; paroxybenzoic acid
prefix, beside, near
(b) Specifically: (Organ
an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows 100 para equal 1 dinar
A para is a paratrooper. some guys just out of the paras. Para. is a written abbreviation for paragraph. See Chapter 9, para. 1.2. a paratrooper (paratrooper). par the written abbreviation of paragraph
port city in northern Brazil in the Amazon delta; main port and commercial center for the Amazon River basin
Chem
Short form of paramedic
(pref ) far from, away, out, different from (k318)
Pará
State in northern Brazil which has Belém as its capital
Pará rubber tree
Hevea brasiliensis, the rubber tree
para red
Paranitraniline red
para reds
plural form of para red
para-
beside, near, alongside, beyond
para-
This word needs a definition. Please help out and add a definition, then remove the text {{rfdef}}
para-
abnormal, incorrect
para-
In isomeric benzene derivatives, having the two substituents in opposite positions (compare ortho- and meta-.)
para-
resembling
para-
Forming words relating to activities carried out with a parachute
paras
plural of para; paratroopers
paras
{i} parachuters, skydivers, people who jump from aircraft and float to earth using parachutes
Türkçe - Türkçe
Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı
Devletçe bastırılan, üzerinde saymaca değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit
Kazanç: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar genç işidir."- S. F. Abasıyanık
Kuruşun kırkta biri
tıngır
mangiz
mangır
(Osmanlı Dönemi) AKÇA
tıkır
(Osmanlı Dönemi) PAR
(Osmanlı Dönemi) akçe
para babası
Parası çok, varlıklı kimse
Para almak
(Osmanlı Dönemi) CERR
Para basmak
kesmek
Para biriktirmek
tasarruf etmek
Para cezası
nakdi ceza
Para harcamak
masraf etmek
Paralar
nukut
Parça
(Osmanlı Dönemi) HABBE
Parça
(Osmanlı Dönemi) HUZVE
Parça
(Osmanlı Dönemi) PERGÂLE
Parça
(Osmanlı Dönemi) FİRZE
Parça
lime
Parça
(Osmanlı Dönemi) FİLK
Parça
(Osmanlı Dönemi) FİRK
para birimi
Bir devletin para için kabul ettiği değer ve eder ölçüsü
para cezası
İşlenen bir suçun para karşılığının devlete ödenmesini öngören ceza
parça
Birkaçı bir araya gelince bir bütünü oluşturan şeylerin her biri
parça
Güzel, alımlı kız veya kadın
parça
Bir bütünden kopmak, kırılmak, yırtılmak vb. yoluyla ayrılmış bölüm
parça
Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey
parça
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır
parça
Edebiyat eserinin bir bölümü
parça
Ay parçası, elmas parçası gibi deyimlerde "benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
parça
Bir müzik eserinden alınmış tam bir bölüm
parça
Tane. Edebiyat eserinin bir bölümü: "Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım
parça
Sayı sıfatıyla "tane" anlamına gelir
parça
Müzik eseri
parça
Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm: "Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır."- H. Taner
parça
Kısa bir süre
parça
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır: "Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun."- K. Kamu
parça
"benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
parça
Az bir miktar
İngilizce - Türkçe
ötesinde
yakın

Onun felci ilerliyor ve yakında yataktan çıkamayacak. - His paralysis is progressing, and soon he won't be able to get out of bed.

(Biyokimya) yan

Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var. - This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence.

paragraf

Tom paragrafı yeniden yazdı. - Tom rewrote the paragraph.

Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var. - This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence.

paraşütçü asker

Tom paraşütçü askeri doktor olmak istemiyor. - Tom doesn't want to be a paramedic.

O bir paraşütçü asker miydi? - Was he a paratrooper?

(Diş Hekimliği) ' Yanında ' anlamında önek; bazen ' peri' ile aynı anlamda kullanılır
ikinci derecede
(Tıp) Benzol halkasında birbirine karşı mevkide bulunan elementlerin durumu
(Tıp) 1.Bir veya daha fazla doğum yapmış olan (çocuğu olan) kadın
benzer
(Pisikoloji, Ruhbilim) para
para-
yarı
para-
gibi
para-
tali
para-
yanındaki
para-
(önek) ötesinde
para-state
para-devlet
para-xiphoid
yan kılıç şeklinde
para