çok(mek)

listen to the pronunciation of çok(mek)
Türkçe - İngilizce

çok(mek) teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

çok yönlü
versatile

Potatoes are very versatile. - Patatesler çok yönlüdür.

Tom is quite versatile, isn't he? - Tom oldukça çok yönlü, değil mi?

çok
much

If you eat too much you will become fat. - Çok fazla yersen şişmanlarsın.

I was much frightened at the sight. - Ben görünce çok korktum.

çok önemli
(Hukuk) crucial

The timing will be crucial. - Zamanlama çok önemli olacak.

It's crucial for my girlfriend to be a hugger. - Kız arkadaşımın kucaklamayı seven biri olması çok önemli.

çok fazla
too much

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

çok korkutmak
terrify
çok önemli
vital

Your help is vital to the success of our plan. - Senin yardımın planımızın başarısı için çok önemlidir.

It's absolutely vital that we get to Tom Jackson's office by 2:30. - 2.30'a kadar Tom Jackson'ın ofisine gitmemiz kesinlikle çok önemlidir.

çok
many

There were too many people at the concert. - Konserde çok fazla kişi vardı.

You know many interesting places, don't you? - Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi?

çok
very

That tie suits you very well. - Bu kravat sana çok iyi uyuyor.

Tokyo is a very big city. - Tokyo çok büyük bir şehirdir.

çok komik
very funny

That comedian is very funny. - O komedyen çok komik.

Her hat looked very funny. - Onun şapkası çok komik görünüyordu.

pek çok
very much

We didn't talk very much. - Biz pek çok konuşmadık.

en çok
most

Football is the most known sport in the world. - Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.

It isn't a surprise that English is the world's most spoken language. - Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.

az çok
more or less

He understands her problems more or less. - Onun sorunlarını az çok anlıyor.

She's more or less my age. - O az çok benim yaşımda.

çok istemek
crave
çok
fair

Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun. - Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.

That's not very fair, is it? - Bu çok adil değil, değil mi?

çok
good

I hear he is good at mahjong. - Onun Mahjong'da çok iyi olduğunu duydum.

I haven't a very good dictionary. - Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.

çok çirkin
outrageous

What Tom said was outrageous. - Tom'un söylediği çok çirkindi.

çok istenen şey
prize
çok miktar
muckle
çok soğuk
freezing

It's freezing out here. - Burada dışarısı çok soğuk.

It's freezing in here. - Burada hava çok soğuk.

çok yaşa
bless you!
çok
affluent
çok
ample
çok
a lot

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

Japan consumes a lot of paper. - Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.

çok
abundant

Oil is abundant in that country. - Şu ülkede petrol çoktur.

Very large windows assure abundant natural daylight. - Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.

çok
plenty

As a new father, I gave my first child plenty of books. - Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.

Tom certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston. - Tom Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.

çok
dead

Tom didn't know that Mary was already dead. - Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.

God is dead. And I don't feel so good either. - Tanrı öldü ve ben de çok iyi hissetmiyorum.

çok
countless

Countless lives have been lost. - Pek çok hayat kayboldu.

Countless stars were twinkling in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.

çok
helluva
çok
plenteous
çok
exuberant

I was very exuberant. - Ben çok hayat doluydum.

çok
lavish

Tom lives a very lavish lifestyle. - Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.

çok
lots of

In Venice, there are always lots of tourists. - Venedik'te her zaman çok turist vardır.

I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind. - Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.

çok
abounding
çok
so much

I had no idea that Tom knew so much about zebras. - Tom'un zebralarla ilgili çok şey bildiğine dair bir fikrim yoktu.

Don't worry about money so much. - Para için o kadar çok kaygılanma.

çok
numerous

There are numerous reasons to be hopeful. - Umutlu olmak için çok sayıda sebep var.

There are numerous universities in Kyoto. - Kyoto'da çok sayıda üniversite var.

çok
piping
çok
hearty
çok az
slightly

You may be right, but we have a slightly different opinion. - Haklı olabilirsin, ama bizim çok az farklı bir görüşümüz var.

I'm slightly worried about Tom. - Tom hakkında çok az endişeliyim.

çok büyük sayıda
myriad
çok daha fazla
much more
çok dikkatli
meticulous
çok dil bilen
multilingual
çok etkili şey
blockbuster
çok geçmeden
before long

According to the weather forecast, the rainy season will set in before long. - Hava tahmini göre, yağışlı mevsim çok geçmeden başlayacak.

Spring will be here before long. - Bahar çok geçmeden burada olacak.

çok hücreli
multicellular
çok ince kumaş
zephyr
çok istemek
aspire
çok istemek
covet
çok kötü
(Gıda) very bad

His behavior, as I remember, was very bad. - Onun davranışı, benim hatırladığım gibi, çok kötüydü.

Telling lies is a very bad habit. - Yalan söylemek çok kötü bir alışkanlıktır.

çok kötü
terrible

I think something terrible has happened to Tom. - Sanırım Tom'a çok kötü bir şey oldu.

I am in a terrible dilemma. - Çok kötü bir ikilemdeyim.

çok kötü durumda
at a low ebb
çok yaşa
God bless you
çok yaşa
viva
çok yönlü
well-rounded

Tom is a well-rounded person. - Tom çok yönlü bir kişi.

Tom is a well-rounded individual. - Tom çok yönlü bir birey.

çok yıllık
perennial
çok zayıf
skinny

Why are you so skinny? - Neden bu kadar çok zayıfsın?

çok çalıştırmak
overwork
çok ısınmak
overheat
çok
deadly

Layla was a very deadly woman. - Leyla çok ölümcül bir kadındı.

çok
like hell
çok
heavy

It's good now; neither too heavy nor too light. - O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.

The traffic is heavy here. - Trafik burada çok yoğundur.

çok
bloody
çok
plentiful

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

çok
lot

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

She likes her school a lot. - O okulunu çok seviyor.

çok
innumerable
çok giyilmiş
worn
çok güzel kız
peach
çok
big

Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth. - Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.

It's very big of you to admit you're wrong. - Hatalı olduğunuzu kabul ettiğiniz için çok büyüksünüz.

çok
hell of
çok
badly

We are badly in need of food. - Bizim çok fazla yiyeceğe ihtiyacımız var.

I am very much surprised to hear that he got badly injured in a motorcar accident. - Ben onun bir otomobil kazasında kötü yaralandığını duyunca çok şaşırdım.

çok
thick on the ground
çok
multi-

Tatoeba is a multi-language dictionary. - Tatoeba çok dilli bir sözlüktür.

The city's multi-story buildings built in the 1940's are in danger of collapse. - Şehrin 1940'larda yapılmış çok katlı yapıları çökme tehlikesindeler.

çok
most

There were many guests - most of them were our teacher's classmates and friends. - Çok sayıda misafir vardı-onlardan çoğu bizim öğretmenin sınıf arkadaşları ve arkadaşlarıydı.

It isn't a surprise that English is the world's most spoken language. - Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.

çok
unduly
çok
hard

It's too hard for me. - Bu benim için çok zordu.

Praise stimulates students to work hard. - Övgü öğrencileri çok çalışmaya teşvik eder.

çok
extensive

The damage is too extensive. - Zarar çok geniş çaplıdır.

çok
a good deal

She spent a good deal of money on her vacation. - O, tatiline çok para harcadı.

He feels a good deal better than yesterday. - Düne göre çok daha iyi hissediyor.

çok
numerously
çok
manifold
çok
jelly

Tom ate too many jelly donuts. - Tom çok sayıda jöleli börek yedi.

I like grape jelly best. - En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.

çok
a raft of
çok
profoundly
çok
sore

I have a sore throat because of too much smoking. - Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.

If you eat too much of this food, you may get a sore throat. - Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.

çok
bounteous
çok
so
çok
by far

The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure. - Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.

This novel is by far more interesting than that one. - Bu roman ondan çok daha ilginç.

çok
a great many

A great many tourists visit Kyoto in spring. - Baharda pek çok turist Kyoto'yu ziyaret eder.

A perfect knowledge of a few writers and a few subjects is more valuable than a superficial one of a great many. - Birkaç yazar ve birkaç konuyla ilgili mükemmel bir bilgi birçoklarıyla ilgili yüzeysel olan birinden çok daha değerlidir.

çok
exceedingly
çok
a great number of

As a result of the war, a great number of victims remained. - Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.

There are a great number of schools in this city. - Bu şehirde çok sayıda okul vardır.

çok
myriad

There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street. - Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.

çok
substantially
çok
(Argo) heaps
çok
dearly

Tom loved his mother dearly. - Tom annesini çok sevdi.

çok
horrible

This medicine tastes horrible. - Bu ilaç çok kötü tadıyor.

Their performance that year was horrible. - Bu yılki performansları çok berbattı.

çok
eminently
çok
tremendously

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla ağrıyor.

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla acıyor.

çok
teem
çok
high

It's high time you had a haircut. - Saç tıraşı olmanın zamanı çoktan geldi.

The price of this camera is very high. - Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.

çok
whaling
çok
extreme

Difference between the past, present, and future is nothing but an extremely widespread illusion. - Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece çok yaygın yanılsamadan başka bir şey değildir.

His ideas are too extreme for me. - Onun fikirleri benim için çok aşırı.

çok
uncommonly
çok
(Denizbilim) multy
çok
multiple

The test was multiple choice. - Test çoktan seçmeliydi.

Tom gave Mary some advice on how to pass multiple-choice tests. - Tom Mary'ye çoktan seçmeli testleri nasıl geçeği konusunda biraz tavsiye verdi.

çok
round

It is very cold here all the year round. - Bütün yıl boyunca burada hava çok soğuk.

He works hard all the year round. - Bütün yıl çok sıkı çalışır.

çok
in earnest

It began to rain in earnest. - Çok yağmur yağmaya başladı.

çok
killing
çok
long

It won't be long before he returns home. - O çok geçmeden eve döner.

He began by saying that he would not speak very long. - O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.

çok
far

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office. - Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.

çok
extremely

You seem to be extremely lazy. - Çok tembel görünüyorsun.

Tom and his brothers are extremely close. - Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.

çok
several

There were several stars to be seen in the sky. - Gökyüzünde görülen çok sayıda yıldızlar vardı.

Mary has received several prizes for her poetry. - Mary şiiri için çok sayıda ödül aldı.

çok
a world of

A good night's sleep will do you a world of good. - İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.

çok
darned
çok
infinitely

Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen. - Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.

I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior. - Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.

çok
uprising

The uprising was brutally suppressed. - İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.

çok
abysmal
çok
along with a lot
çok
right

You may be right, but we have a slightly different opinion. - Haklı olabilirsin, ama bizim çok az farklı bir görüşümüz var.

Tom looks like he's too tired to help us right now. - Tom şu anda bize yardım edemeyecek kadar çok yorgun görünüyor.

çok
per-
çok dar (giysi)
skintight
çok derin deniz
abyssal
çok düzenli
smoothly
çok düzenli
precisely
çok düzenli
like clockwork
çok düzenli bir şekilde
in apple-pie order
çok geç
at all hours
çok geç
too late

The order came too late. - Sipariş çok geç geldi.

The British acted too late. - İngilizler çok geç davrandı.

çok geç olmadan
before it's too late
çok güvenilir
as good as gold
çok güvenmek
swear by
çok güzel
peachy
çok güzel
fine as a fiddle
çok güzel
divine
çok güzel
how about that?
çok güzel
ethel
çok güzel
(Argo) going off
çok güzel
super
çok güzel
adorable

The way Tom looked at me was so adorable, I just couldn't say no. - Tom'un bana bakış tarzı çok güzeldi, ben sadece hayır diyemedim.

She is an adorable woman. - O çok güzel bir kadın.

çok güzel
very beautiful

Seen from the sky, the island was very beautiful. - Gökyüzünden bakıldığında ada çok güzeldi.

Switzerland is a very beautiful country and well worth visiting. - İsviçre, çok güzel bir ülkedir ve ziyaret edilmeye değerdir.

çok güzel
spiffy
çok güzel
terrific
çok güzel
admirable
çok güzel
very good

Your handwriting is very good. - Senin el yazın çok güzel.

The dinner was very good. - Akşam yemeği çok güzeldi.

çok güzel
inspired
çok güzel
(Argo) cool

It would be so cool if I could speak ten languages! - On dil konuşabilsem, çok güzel olur!

This website is so cool. - Bu web sitesi çok güzel.

çok güzel
scrumptious
çok güzel
spiffing
çok güzel
fabulous
çok güzel
magical

This fantasy book is a succession of really flashy magical spells and that makes it boring instead. - Bu fantezi kitap gösterişli çok güzel büyülerin bir birbirini izlemesidir ve onun yerine bu onu sıkıcı yapar.

çok güzel
that's great
çok güzel
slashing
çok güzel
(Konuşma Dili) a heaven on earth
çok güçlü
all powerful
çok güçlü
high-power
çok güçlü
concerted

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

çok güçlü
high-powered
çok güçlü
steel
çok güçlü
concentrated
çok hafif (sesle)
(Muzik) pianissimo
çok ilginç
how about that?
çok ilginç
fascinating

This is a fascinating article. - Bu çok ilginç bir makale.

çok iğneli olta takımı
otter
çok korkunç
monstrous
çok kötü
abysmal
çok kötü
ghastly
çok kötü
vicious
çok kötü
unspeakable
çok kötü
atrocious
çok kötü
diabolical
çok kötü
bad

Telling lies is a very bad habit. - Yalan söylemek çok kötü bir alışkanlıktır.

How's it going? Not too bad. - Nasılsın? Çok kötü değil.

çok kötü
how about that?
çok kötü
egregious
çok kötü
abominable
çok kötü
evil

Some people are evil. - Bazı insanlar çok kötüdür.

There is much evil in the world. - Dünyada çok kötülük var.

çok kötü
deplorable

The road is in a deplorable state. - Yol çok kötü durumda.

çok kötü
nefarious
çok kötü
execrable
çok kötü
unmentionable
çok kötü
miserable

The weather was miserable yesterday. - Hava dün çok kötüydü.

The experiment resulted in a miserable failure. - Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.

çok kötü
criminal
çok kötü
sad
çok kötü
wretched
çok kötü
awfully
çok küçük
wee
çok küçük
smallest

Moncalvo is the smallest Italian city. - Moncalvo çok küçük bir İtalyan şehridir.

çok küçük
fractional
çok küçük
diminutive
çok küçük
(Tıp) nano-
çok küçük
x-small
çok küçük
tiny
çok sayıda tür
(Bilgisayar) multiple types
çok soğuk (mevsim/hava)
hard
çok taraflı
(Hukuk) multilateral
çok uzun süre
aeon
çok yük
(Bilgisayar) high load
çok yüksek
(Askeri) very high

Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun. - Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.

The price of this camera is very high. - Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.

çok yüksek
(Ticaret) exorbitant
çok zaman önce
a long time ago
çok çekici
tempting

I have to admit it's very tempting. - Onun çok çekici olduğunu kabul etmeliyim.

çok çirkin
hideous
çok önce
long before
çok önem taşımak
be of capital importance
çok önemli
sacrosanct
çok önemli
critical
çok önemli
considerable
çok önemli
a matter of life or death
çok önemli
fateful
çok önemli
a matter of life and death
çok önemli
red-letter
çok önemli
big deal

I thought this wasn't a big deal. - Bunun çok önemli olmadığını düşündüm.

It's a very big deal. - Bu çok önemli bir konu.

çok önemli
all-important
çok özür dilerim
i'm so sorry
çok üzgün
sick at heart
çok üzücü
heartbreaking
çok üzücü ve acıklı
tragic
çok üzülmek
deplore
çok-boyutlu
(Bilgisayar) multidimensional
çok
more

We eat more processed food than natural food. - Doğal gıdalardan çok işlenmiş gıdalar yiyoruz.

I like coffee much more than tea. - Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.

çok sevinme
joy
çok daha
a great deal
çok sayı
dozen

Tom gave me a dozen cookies in a plastic bag. - Tom bana plastik bir torba içinde çok sayıda kurabiye verdi.

I have a dozen reports to read. - Okuyacak çok sayıda raporum var.

Türkçe - Türkçe

çok(mek) teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

çok
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı: "Bana matematik çok kolay geldi."- F. R. Atay
çok çok
En çok, en son, olsa olsa
İngilizce - Türkçe

çok(mek) teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

çok uluslu
multi national