şey

listen to the pronunciation of şey
Türkçe - İngilizce
stuff

Tom can't afford all the stuff Mary wants him to buy on his salary. - Tom'un, Mary'nin ondan satın almasını istediği her şeyi maaşıyla almaya gücü yetmez.

Get this stuff out of here. - Bu şeyi buradan çıkarın.

thing

Please don't leave valuable things here. - Lütfen değerli şeyleri burada bırakmayın.

I would love to write hundreds of sentences on Tatoeba, but I've got things to do. - Tatoeba'ya yüzlerce cümle yazmak isterdim ama yapmam gereken şeyler var.

article

This article reminds me of something I saw on TV. - Bu makale bana TV'de gördüğüm bir şeyi hatırlatıyor.

Please place all articles not related to the lesson inside your bag. - Lütfen dersle ilgisi olmayan her şeyi çantana koy.

chose

There are some things we could've change, but we chose not to. - Değiştirebileceğimiz bazı şeyler vardır fakat seçeceğimiz değil.

I realized that what I had chosen didn't really interest me. - Seçtiğim şeyin beni ilgilendirmediğini anladım.

affair

He knows a lot about foreign affairs. - Dış ilişkiler hakkında çok şey bilir.

concern

As far as Bob is concerned, anything goes. By contrast, Jane is very cautious. - Bob'a kalırsa, bir şey dönüyor. Buna karşılık, Jane çok dikkatli.

What I have to say concerns everyone here. - Söylemek zorunda olduğum şey, buradaki herkesi ilgilendirir.

doohickey
thingummy
well

He intimated that all is not well in his marriage. - O, evliliğinde her şeyin iyi olmadığını ima etti.

Tom is pretty sure everything will go well. - Tom her şeyin iyi gideceğinden oldukça emin.

whosit
doing

The great pleasure in life is doing what people say you cannot do. - Hayatta büyük zevk insanların yapamayacağını söylediği şeyi yapmaktır.

I asked Tom to do the same thing that Mary was doing. - Tom'un Mary'nin yaptığı aynı şeyi yapmasını rica ettim.

object

You don't really love me at all. You only care about your math stuff! Not at all, I do love you! Prove it! Okay. Let A be the set of the objects I love... - Aslında beni hiç sevmiyorsun. Tek önem verdiğin şey matematik! Ne münasebet, seni seviyorum! Kanıtla! Peki. Sevdiğim şeyler A kümesi olsun...

It was an object of terror. - Dehşet veren bir şeydi.

thing, stuff, object; what-d'you-call-him/-her/-it; what's-his/-her/-its-name; thingummy, thingumabob, thingumajig; well
matter

I have nothing to say on this matter. - Benim bu konuda söyleyecek bir şeyim yok.

It is no laughing matter that he couldn't graduate from university this year. - Onun bu yıl üniversiteden mezun olamaması gülünecek bir şey değil.

what-do-you-call-it; what-do-you-call-him; whatyoumayjigger, thingumbob, thingamabob, thingumajig, thingummy (used to designate something or someone whose name one has either forgotten or doesn't know)
doodad
thingumabob
doings
lark
thingumajig
entity
aggregate
hickey
gimmick
gizmo
dingus
business

It's my business to investigate such things. - Bu tür şeyleri araştırmak benim işim.

Spies make it their business to know things that you don't want them to know. - Casuslar senin onların bilmesini istemediğin şeyleri bilmek için işlerini yaparlar.

in thing
the thing is
{i} res
picayune
thingamajig
contraption
plummet
backbone
aught
hiçbir şey
nothing

I've got nothing to say to him. - Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok.

That'll change nothing. - O hiçbir şeyi değiştirmeyecek.

her şey
everything

Don't worry, everything will be OK. - Üzülmeyin, her şey düzelecek.

Everything about him was grey. - Onun hakkında her şey griydi.

şey (soyut)
thing
bir şey
anything

Don't you have anything smaller than that? - Ondan daha küçük herhangi bir şeyin yok mu?

Can you see anything in there? - Orada herhangi bir şey görebiliyor musun?

değersiz şey
junk

Have you ever considered getting rid of some of this junk? - Sen hiç bu değersiz şeyin bazılarından kurtulmayı düşündün mü?

göz zevkini bozan şey
eyesore
şaşılacak şey
wonder

It's a wonder they're still awake. - Onların hâlâ uyanık olması şaşılacak şey.

sarınacak şey
muffle
dinlendirici şey
escape
hizmet karşılığı kazanılan şey
reward
orta dereceli şey
intermediate
sudan ucuz şey
bargain
çok istenen şey
prize
ilginç şey
curiosity
nefis şey
dream
asıl gerekli şey
essential
esas olan şey
essential
oval şey
ovoid
ekmeğe sürülen şey
spread
artakalan şey
(Hukuk) legacy
bir şey değil
not at all

This is not at all what Tom expected. - Bu hiç de Tom'un beklediği bir şey değil.

gelecekte olacak şey
future
gereken şey
necessary
gitgide büyüyen şey
snowball
hak edilen şey
deserts
heyecan verici şey
sensation
iddia konusu şey
submission
insan eliyle yapılmış şey
artifact
kendini bir şey sanan
self righteous
kendini bir şey sanan önemsiz tip
pipsqueak
konu olan şey
subject
lazım olan şey
necessary
mükemmel şey
prime
ok başına benzeyen şey
arrowhead
olağanüstü şey
prodigy
rüya gibi şey
dream
sevimsiz şey
bitch
sıkıcı şey
bore
ufacık şey
mite
vazgeçiren şey
deterrent
yeni çıkmış şey
novelty
zevk veren şey
treat
çok etkili şey
blockbuster
önemsiz şey
straw
birinci gelen şey
first
gizli şey
secret
herhangi bir şey
anything

Is there anything to drink in the refrigerator? - Buzdolabında içilebilecek herhangi bir şey var mı?

Can you see anything in there? - Orada herhangi bir şey görebiliyor musun?

anlatmak istenilen şey
point
beklenen şey
expectancy
beklenen şey
(Ticaret) prospect
böyle bir şey
such a thing
cezbedici şey
temptation
dalgalar halinde yükselen şey
billow
damla damla akan şey
trickle
demek istenilen şey
drift
devasa ve çok çirkin şey
monstrosity
dilemek (iyi bir şey)
wish
elde edilen şey
acquisition
en mükemmel şey
the last word in
eziyet veren şey
torment
garip şey
oddity
geciktirici şey
retardation
gereksiz şey
non-essential
gerçek şey
the real thing
geçici şey
bauble
gizli şey
confidence
göze batan çirkin şey
eyesore
güldürücü şey
gag
güzel şey
beauty
hangi şey
what
hazırlamak (kötü bir şey)
brew
her şey
(Argo) lock, stock and barrel
hiç bir şey
next to nothing
ilave edilecek şey
addendum
istek uyandıran şey
temptation
istenen veya talep edilen şey
demand
izleyen şey
(İnşaat) tracer
kesilen şey
clipping
kesin şey
cinch
kötü şey
bad
kıymetli şey
asset
nadir şey
curiosity
nefes nefese (bir şey) demek
puff
olumsuz bir şey ima eden söz
innuendo
olur mu öyle şey
come on!
olur mu öyle şey
no way!
sabit şey
constant
sabit şey
fixture
sahte şey
dummy
sinirlendirici şey
vexation
sivri bir şey -e batmak
prick
sonu olmayan şey
blind-alley
sıkıcı şey veya kimse
nuisance
sıkıntı veren şey
nuisance
sıkıntı veren şey
annoyance
tabii bir şey
matter of course
tahsis edilmiş şey
allotment
tersine dönmüş şey
inversion
toptan şey
lump
tuhaf şey
curiosity
ucuz şey
bargain
yeni şey
innovation
yerini alan kimse/şey
replacement
yeterli şey
sufficiency
yuvarlak şey
disc
zorla alınan şey
(Ticaret) extortion
zıt olan şey
reverse
zıt şey
contrast
çekici şey
knockout
önemini yitirmiş şey
has-been
önemsiz şey
picayune
önemli bir şey
something

I want to tell you something important. - Sana önemli bir şey söylemek istiyorum.

I'm about to tell you something important. - Sana önemli bir şey söylemek üzereyim.

algılanabilen şey
phenomenon
yasaklanmış şey
taboo
iki şey
twosome
işe yaramaz şey
trash
işe yarar şey
utility
Değişmeyen tek şey değişimdir
(Atasözü) Nothing is permanent but change
asıl önemli olan şey
the most important thing
asıl önemli olan şey
more importantly, what really matters is
bir şey değil
You're welcome
birçok şey
many things

Tom is interested in many things. - Tom birçok şeyle ilgileniyor.

Cows supply us with many things we need. - İnekler ihtiyacımız olan birçok şey bize verirler.

farsca'da tat, çeşni, tadılacak şey
farsca'da taste, flavor, taste a thing
fık: abdesti bozucu ve devamlı olan şey
RELATIONS: ablutions and constantly frustrating thing is
gayrimenkul sayılan şey
(Kanun) land
hayatı kolaylaştıran şey
convenience
her şey yolunda
all good
hiç emek vermeden ele geçirilen şey
without any effort seized things
içilecek şey. içki
thing to drink. drink
problem yaratan şey
villain
sekizinci şey
eighth
sergilenen şey
exhibit
sınırlayan, daraltan şey
limiting, narrowing things
umarım her şey yolundadır
i hope everything is allright
umarım her şey yolundadır
i hope all is well
yapılması gerekli olan şey
what is needed
özel şey
special thing
özgü şey
speciality
şeyler
things

Don't say bad things about others. - Diğerleri hakkında kötü şeyler söyleme.

Older people are often afraid of trying new things. - Yaşlı insanlar sık sık yeni şeyleri denemekten korkarlar.

şeyler
somethings
şeyler
stuff of
Türkçe - Türkçe
Nesne, madde: "Asıl zorluk belki öğrenilmesi lazım gelen şeylerin değil, unutulması gereken şeylerin çokluğundan gelir."- A. Ş. Hisar
Belirsiz bir anlamda madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin adı yerine kullanılır: "Bana sen pek çok şey kazandırdın."- R. H. Karay
Nesne, madde
Belirsiz bir anlamda madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb. nin adı yerine kullanılır
(Osmanlı Dönemi) FÜVFE
(Osmanlı Dönemi) HİLBİSE
(Osmanlı Dönemi) KUZA'MELE
(Osmanlı Dönemi) HURS
(Osmanlı Dönemi) SÜMM
(Osmanlı Dönemi) BAZİL
(Osmanlı Dönemi) MA'NE
(Osmanlı Dönemi) KAZAM
ŞEY'
(Osmanlı Dönemi) İstemek, dilemek
ŞEY'
(Osmanlı Dönemi) Nesne, şey
ŞEY'AN
(Osmanlı Dönemi) Uzaktan gören
ŞEY'AN
(Osmanlı Dönemi) İleriyi gören, her şeyin sonunu düşünen
ŞEY'EN FEŞEY'EN
(Osmanlı Dönemi) Yavaş yavaş, azar azar
şey'en
(Osmanlı Dönemi) yavaş, ağır, âheste
şeyler
(Osmanlı Dönemi) eşyâ
şeyler
saçı
şey