önemli

listen to the pronunciation of önemli
Türkçe - İngilizce
important

Terrorism is the most important factor for the division of a country and the creation of autonomous regions. - Terörizm, bir ülkenin bölünmesi ve ayrılıkçı bölgelerin oluşumu için en önemli faktördür.

I have an important role. - Önemli bir rolüm var.

significant

While most of us are significantly better off financially than our parents and grandparents, happiness levels haven't changed to reflect that. - Çoğumuz ebeveynlerimiz ve büyük ebeveynlerimizden önemli ölçüde daha varlıklı olmamıza karşın, onu yansıtan mutluluk seviyeleri değişmemiştir.

He has made a significant decision. - Önemli bir karar aldı.

{s} substantial

He gave her a substantial sum. - O ona önemli bir meblağ verdi.

Tom has a very substantial retirement fund. - Tom'un çok önemli bir emeklilik fonu vardır.

crucial

It's crucial for my girlfriend to be a hugger. - Kız arkadaşımın kucaklamayı seven biri olması çok önemli.

Tom made a crucial mistake. - Tom çok önemli bir hata yaptı.

major

That is your major problem. - O, senin önemli sorunundur.

She spends a major part of her income on food. - O, gelirinin önemli bir bölümünü gıdaya harcıyor.

essential

The dissemination of scientific knowledge is essential. - Bilimsel bilginin dağıtımı önemlidir.

Hard work is an essential element of success. - Sıkı çalışma başarının önemli bir faktörüdür.

worthy
notable

Statues of Buddha are notable works of Japanese art. - Buda heykelleri Japon sanatının önemli eserleridirler.

cautious
weightily
big-time
hotshot
speak

Many parents think it's important for their children to learn how to speak French. - Birçok ebeveynler çocuklarının Fransızca konuşmayı öğrenmelerinin önemli olduğunu düşünüyorlar.

The more countries a language is spoken in, the less important it is to sound like a native speaker, since speakers of that language are accustomed to hearing various dialects. - Bir dil ne kadar çok ülkede konuşulursa, yerli konuşanı gibi ses çıkarmak o kadar daha az önemlidir, çünkü o dilin konuşanları değişik lehçeler duymaya alışkındır.

noteworthy
that's important

That's the only thing that's important. - Önemli olan tek şey bu.

I know that's important to you. - Bunun senin için önemli olduğunu biliyorum.

circumspect
speak of
especial

Freedom of speech is especially important to broadcasters. - Konuşma özgürlüğü özellikle yayımcılar için önemlidir.

Coal is especially important. - Kömür özellikle önemlidir.

solemn
substantive
prime

The coral reef is the region's prime attraction. - Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.

(Bilgisayar) critical
significantly

While most of us are significantly better off financially than our parents and grandparents, happiness levels haven't changed to reflect that. - Çoğumuz ebeveynlerimiz ve büyük ebeveynlerimizden önemli ölçüde daha varlıklı olmamıza karşın, onu yansıtan mutluluk seviyeleri değişmemiştir.

Tom's French has improved significantly. - Tom'un Fransızcası önemli oranda gelişti.

top-line
chief

What were the chief events of last year? - Geçen yılın önemli olayları nelerdi?

What were yesterday's chief events? - Dünün önemli olayları neydi?

burning
emphatical
big time
of importance

Other factors of importance, which make litigation of large corporations more difficult, are the size and complexity of their activities. - Büyük şirketleri dava etmeyi zorlaştıran diğer önemli etkenler de faaliyetlerinin boyutları ve karmaşıklığıdır.

Today's paper contains nothing of importance. - Bugünkü gazete önemli bir şey içermiyor.

gut
big

The buying and selling of peoples' personal information is becoming a big issue. - İnsanların kişisel bilgilerini almak ve satmak önemli bir sorun oluyor.

It's a very big deal. - Bu çok önemli bir konu.

capital

Madrid is the capital of Spain and its most important city. - Madrid İspanyanın başkenti ve onun en önemli şehri.

great

This matter is of great importance. - Bu sorun çok önemlidir.

The tax increases affected our lives greatly. - Vergi artışları hayatlarımızı önemli ölçüde etkiledi.

emphatic
eventful
heavy
fateful
important, great, big, considerable, burning mühim
grand

While most of us are significantly better off financially than our parents and grandparents, happiness levels haven't changed to reflect that. - Çoğumuz ebeveynlerimiz ve büyük ebeveynlerimizden önemli ölçüde daha varlıklı olmamıza karşın, onu yansıtan mutluluk seviyeleri değişmemiştir.

considerable

There is considerable optimism that the economy will improve. - Ekonominin gelişeceğine dair önemli bir iyimserlik var.

I think I've showed considerable constraint under the circumstances. - Ben bu koşullar altında önemli bir baskı gösterdiğimi düşünüyorum.

healthy

I learned how important it is to eat a healthy lunch. - Sağlıklı bir öğle yemeği yemenin ne kadar önemli olduğunu öğrendim.

Why is it important to eat healthy food? - Neden sağlıklı yiyecek yemek önemlidir?

historic

Many important historical events took place 7000 years B.C. - Birçok önemli tarihsel olaylar M.Ö 7000 yıllarında gerçekleşti.

That film was an extremely inaccurate portrayal of key historical events. - O film önemli tarihsel olayların son derece yanlış bir tasviriydi.

weighty
high

High fever is a prominent symptom of this disease. - Yüksek ateş, bu hastalığın önemli bir belirtisidir.

This was the highlight of my day. - Bu, günümün önemli olayıydı.

of weight
grave

The international situation is becoming grave. - Uluslararası durum önemli hâle geliyor.

Tom made a grave mistake. - Tom önemli bir hata yaptı.

consequential
momentous

The falling of the Berlin Wall was truly a momentous occasion. - Berlin duvarının düşüşü gerçekten önemli bir fırsattı.

cardinal
{s} urgent
be important
{s} historical

That film was an extremely inaccurate portrayal of key historical events. - O film önemli tarihsel olayların son derece yanlış bir tasviriydi.

Many important historical events took place 7000 years B.C. - Birçok önemli tarihsel olaylar M.Ö 7000 yıllarında gerçekleşti.

gem
prominent

The Indian National Congress and the Bharatiya Janata Party are the most prominent political parties in India. - Hindistan Ulusal Kongresi ve Bharatiya Janata Partisi Hindistan'da en önemli siyasi partilerdir.

He occupies a prominent position in the firm. - O, firmada önemli bir konumu işgal eder.

integral
priority
salient
majeur
serious

We have a serious problem. - Önemli bir problemimiz var.

noticeable
of note
epistle
safe

The only thing that matters is that you are safe. - Önemli olan tek şey, güvende olmandır.

Safety is what matters most. - Güvenlik en önemli şeydir.

fundamental
{s} material

Japan imports various raw materials from abroad. - Japonya yurtdışından birçok önemli ham madde ithal eder.

Material conditions are extremely important. - Malzeme koşulları son derece önemlidir.

leadıng
{s} respectable
emphaticical
{s} smart

It doesn't matter how smart you are. If you don't work hard, you'll never succeed. - Ne kadar akıllı olduğun önemli değil. Eğer çok çalışmazsan asla başarılı olmayacaksın.

It doesn't matter how beautiful your theory is, it doesn't matter how smart you are. If it doesn't agree with experiment, it's wrong. - Teorinin ne kadar güzel olduğu önemli değil, ne kadar akıllı olduğun önemli değil. Eğer o deneyle uymuyorsa, o yanlıştır.

star

No matter how much I prod her, she refuses to start working on the assignment. - Onu ne kadar çok teşvik ettiğim önemli değil, O, görev üzerinde çalışmaya başlamayı reddediyor.

Sami started a major innovation to the store. - Sami mağazada önemli bir yenileme başlattı.

önem
importance

He put emphasis on the importance of the exercise. - O, egzersizin önemi üzerine vurgu yaptı.

The importance of music is underrated. - Müziğin önemi küçümsenmiştir.

çok önemli
(Hukuk) crucial

Sunday's match will be crucial. - Pazar günkü maç çok önemli olacak.

It's crucial for my girlfriend to be a hugger. - Kız arkadaşımın kucaklamayı seven biri olması çok önemli.

önem
(Hukuk) significance

Today I will be speaking about the significance of sports in modern society. - Bugün modern toplumda sporun önemi hakkında konuşacağım.

Did that have any special significance? - Onun herhangi özel bir önemi var mıydı?

çok önemli
vital

Your help is vital to the success of our plan. - Senin yardımın planımızın başarısı için çok önemlidir.

It's absolutely vital that we get to Tom Jackson's office by 2:30. - 2.30'a kadar Tom Jackson'ın ofisine gitmemiz kesinlikle çok önemlidir.

önemli değil
not at all
önemli değil
don't mention it
önemli değil
it doesn't matter

It doesn't matter which team wins the game. - Oyunu hangi takımın kazanacağı önemli değil.

It doesn't matter whether your answer is right or wrong. - Cevabınızın yanlış ya da doğru olması önemli değil.

önemli adam
mogul
önemli değil
you are welcome
önemli olay
highlight

This was the highlight of my day. - Bu, günümün önemli olayıydı.

önemli olmak
matter
önemli değil
doesn't matter

It doesn't matter whether your answer is right or wrong. - Cevabınızın yanlış ya da doğru olması önemli değil.

It doesn't matter whether you answer or not. - Cevap verip vermemem önemli değil.

önemli değil
think nothing of
önemli değil
not important

That's interesting, but not important. - Bu ilginç ama önemli değil.

That's not important now. - O şimdi önemli değil.

önemli etki
(Ticaret) significant influence
önemli gün
d-day
önemli gün
occasion
önemli haber
newsflash
önemli kimse
heavyweight
önemli kimse
vip
önemli kimse
big gun
önemli kimse
a big gun
önemli kimse
(deyim) big wheel
önemli kimse
big-timer
önemli kimse
(deyim) big deal
önemli kimse
(deyim) big cheese
önemli kişi
personality
önemli konu
weighty matter
önemli konu
meat
önemli nokta
(Havacılık) significant point
önemli olay
(Ticaret) milestone
önemli olma
noteworthiness
önemli olmak
count
önemli olmak
be important
önemli risk
significant risk
önemli rol
important role
önemli sorun
important problem
önemli uyarı
(Bilgisayar) critical alarm
önemli ve güçlü kişiler
(deyim) big guns
önemli yer
key position
önemli özellik
virtue
önemli üye
pillar
önemli bir şey
something

Each time I see Mary, I learn something new and important from her. - Mary'yi gördüğüm her seferde, ondan yeni ve önemli bir şey öğreniyorum.

I want to tell you something important. - Sana önemli bir şey söylemek istiyorum.

önemli değil
not at all, think nothing of it rica ederim
önemli değil
it does not matter

It does not matter that he did not know about it. - onun hakkında bilmediği önemli değildir.

It does not matter that he did not know about it. - Onu bilmediği önemli değil

önemli olmayan
nonfatal
önemli aktör
key actor
önemli an
juncture
önemli arazi
(Askeri) critical terrain
önemli askeri tatbikat brifingi
(Askeri) significant military exercise brief
önemli bir parçası
part and parcel
önemli bir şey değil
Nothing serious
önemli biri
person of note
önemli delil
the weight of evidence
önemli derecede uyumlaştırma
(Hukuk) substantial harmonisation
önemli durma
(Bilgisayar) critical stop
önemli durum
critial situation
önemli durum
important situation
önemli engel
(Askeri) significant obstruction
önemli gelişme
(Hukuk) substantial progress
önemli gün
red letter day
önemli hasar raporu; özel bilgi ihtiyacı
(Askeri) serious incident report; specific information requirement
önemli hüküm
(Ticaret) red-ink entry
önemli işler
(Ticaret) high affairs
önemli kanıt
cogent evidence
önemli karşılaşma
Derby
önemli kimse
someone
önemli kimse
it
önemli kimse
somebody

I am somebody and I am important. - Ben önemli kimseyim ve önemliyim.

önemli kişiler
men of worth
önemli kişiler
worthies
önemli kullanıcı baypası
(Askeri) essential user bypass
önemli kullanıcı yeniden anahtarlama değişkeni
(Askeri) essential user rekeying variable
önemli madde
plank
önemli mesaj
flash message
önemli mevki
(Askeri) sensitive position
önemli miktar
size
önemli noktada
when the chips are down
önemli olay
watershed
önemli olduğundan değil
not that it matters
önemli olmak
be decisive in
önemli olmak
to matter
önemli olmak
bulk
önemli olumsuz etkiler
(Hukuk) significant negative impacts, effects
önemli rol vermek
put smb. in the picture
önemli sınır
(Hukuk) outstanding border
önemli tutar
(Ticaret) significant amount
önemli ve etkili kimse
leading light
önemli yerler neleri
What are the main points of interest
önemli zarar
(Hukuk) significant harm
önemli ölçüde azaltmak
decimate
önemli ölçüde yeniden yapılanma
(Hukuk) significant restructuring
önemli şey
much
en önemli
prime

The coral reef is the region's prime attraction. - Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.

en önemli
paramount
önemli derecede
markedly

Life has improved markedly. - Hayat önemli derecede ilerledi.

önem
{i} interest

That's interesting, but not important. - Bu ilginç ama önemli değil.

Tom brought up an interesting point during the meeting. - Tom toplantı sırasında önemli bir konudan bahsettti.

önem
magnitude
önem
{i} matter

It doesn't matter whether you answer or not. - Cevap verip vermemem önemli değil.

It doesn't matter when you come. - Ne zaman geldiğin önemli değil.

önem
{i} consequence

It is important to emphasize that the consequences are not the same. - Sonuçların aynı olmadığını vurgulamak önemlidir.

They're of no consequence. - Onların hiç önemi yok.

en önemli
most important

That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach. - İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.

The beginning is the most important part of the work. - Başlangıç işin en önemli kısmıdır.

önem
value

Moral values are important in society. - Ahlaki değerler toplumda önemlidir.

If we’re truly a nation of family values, we wouldn’t put up with the fact that many women can’t even get a paid day off to give birth. - Eğer gerçekten aile değerlerine önem veren bir milletsek, çoğu kadının doğum yapmak için ücretli izin bile alamadığı gerçeğine katlanmazdık.

önem
{i} accent
önem
severity
önem
{i} emphasis

He put great emphasis on spoken English. - Konuşulan İngilizceye büyük önem verdi.

He put great emphasis on this point. - Bu konuya çok önem verdi.

önem
{i} amount

It's a substantial amount of money. - O önemli miktarda bir para.

A considerable amount of money was appropriated for the national defense. - Önemli miktarda para ulusal savunma için tahsis edilmiştir.

önemli ölçüde
dramatically

The situation has changed dramatically. - Durum önemli ölçüde değişti.

The dollar exchange rate has increased dramatically. - Dolar döviz kuru önemli ölçüde arttı.

önem
{i} stature
önemli derecede
significantly

Tom is doing significantly better. - Tom önemli derecede daha iyi yapıyor.

This is significantly different. - Bu önemli derecede farklı.

-e önemli
important to
en önemli
(Tıp) potent
en önemli
master
en önemli
key

Paying attention to what you are doing is one of the most important keys to success. - Ne yaptığına dikkat etmek başarmak için en önemli anahtarlardan biridir.

en önemli
pivotal
en önemli
chief
en önemli
cardinal
en önemli
grand
en önemli
primary
en önemli bölüm
highlight
pek önemli değil
for what it's worth
çok önemli
all-important
çok önemli
a matter of life or death
çok önemli
critical
çok önemli
fateful
çok önemli
red-letter
çok önemli
big deal

It's a very big deal. - Bu çok önemli bir konu.

I thought this wasn't a big deal. - Bunun çok önemli olmadığını düşündüm.

çok önemli
considerable
çok önemli
a matter of life and death
çok önemli
sacrosanct
önem
heed

I realized that I had grown up when I started heeding my parents' advice. - Ben ailemin tavsiyesini önemsemeye başladığımda büyüdüğümü fark ettim.

önem
substance
önem
heftiness
önem
noteworthiness
önemli ölçüde
significantly

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

In Japan, employment opportunities are significantly lower for women than they are for men. - Japonya'da istihdam imkanları kadınlar için erkekler için olduğundan önemli ölçüde düşüktür.

ünlü ya da önemli kimse
personage
önem
cruciality
önem
{i} account

The problem is important on that account. - Sorun, o nedenle önemlidir.

It's important to take cultural relativism into account before judging another culture. - Başka bir kültürü yargılamadan önce kültürel göreceliği hesaba katmak önemlidir.

önem
immediacy
önem
meaning

Intonation is very important. It can completely change the meaning. - Tonlama çok önemlidir. Anlamı tamamen değiştirebilir.

önem
note

There were important notes in that notebook. - O not defterinde önemli notlar vardı.

The teacher stressed the importance of taking notes. - Öğretmen not almanın önemini vurguladı.

önem
moment

The most precious thing in life is moments. - Hayattaki en önemli şey anlardır.

We shared happy and important moments. - Mutlu ve önemli anlarımızı paylaştık.

önem
stress

The teacher stressed the importance of taking notes. - Öğretmen not almanın önemini vurguladı.

Tom is under considerable stress. - Tom önemli stress altında.

önem
weight

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

His opinions carry weight. - Onun fikirleri önemlidir.

önem
urgency
önemli kişi
high muck a muck
önemli kişi
figure
asıl önemli olan şey
more importantly, what really matters is
asıl önemli olan şey
the most important thing
en önemli
in chief
güçlü, önemli
powerful, important
Türkçe - Türkçe
Önemi olan, mühim, ehemmiyetli
Önemi olan, mühim, ehemmiyetli: "Benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin edebilirsiniz."- T. Buğra
mühim

Tabiat, her sayfasında mühim muhteva sunan yegâne kitaptır. - Doğa, her sayfasında önemli içerik sunan tek kitaptır.

Cildinize itina etmeniz mühimdir. - Cildinize özen göstermeniz önemlidir.

büyük
belli başlı
Önem
yer
Önem
ehemmiyet
önem
Bir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durmu, ehemmiyet
İngilizce - Türkçe

önemli teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

önemli anlar
highligts
önemli olaylar
highligts
önemli