önemli

listen to the pronunciation of önemli
Türkisch - Englisch
important

Recycling paper is very important. - Kâğıdı geri dönüştürmek çok önemlidir.

Water is important for people. - Su, insanlar için önemlidir.

significant

The superpowers made significant progress in disarmament. - Süper güçler silahsızlanmada önemli gelişme yaptılar.

I thought it might be significant. - Onun önemli olabileceğini düşündüm.

{s} substantial

He gave her a substantial sum. - O ona önemli bir meblağ verdi.

Many buildings sustained substantial damage. - Birçok binada önemli hasar oluştu.

crucial

The timing will be crucial. - Zamanlama çok önemli olacak.

It's crucial for my girlfriend to be a hugger. - Kız arkadaşımın kucaklamayı seven biri olması çok önemli.

major

She spends a major part of her income on food. - O, gelirinin önemli bir bölümünü gıdaya harcıyor.

Kate has been given an opportunity to play a major role in a movie. - Kate'e bir filmde önemli bir rol oynama fırsatı verildi.

essential

When you send a telegram, brevity is essential because you will be charged for every word. - Bir telgraf gönderdiğinde, kısalığı önemli çünkü her kelime için ücretlendirileceksin.

Memory is an essential function of our brain. - Hafıza, beynimizin önemli bir fonksiyonudur.

worthy
notable

Statues of Buddha are notable works of Japanese art. - Buda heykelleri Japon sanatının önemli eserleridirler.

weightily
cautious
that's important

That's the only thing that's important. - Önemli olan tek şey bu.

I know that's important to you. - Bunun senin için önemli olduğunu biliyorum.

speak of
especial

Freedom of speech is especially important to broadcasters. - Konuşma özgürlüğü özellikle yayımcılar için önemlidir.

Coal is especially important. - Kömür özellikle önemlidir.

prime

The coral reef is the region's prime attraction. - Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.

speak

Tom thinks it important for Mary to learn how to speak French. - Tom Mary'nin Fransızca konuşmayı öğrenmesinin önemli olduğunu düşünüyor.

Getting your message across is much more important than trying to say it exactly like a native speaker would say it. - Mesajınızı anlatmak bir yerlinin tam olarak söyleyeceği gibi onu söylemeye çalışmaktan çok daha önemlidir.

substantive
noteworthy
hotshot
big-time
burning
chief

What were yesterday's chief events? - Dünün önemli olayları neydi?

What were the chief events of last year? - Geçen yılın önemli olayları nelerdi?

top-line
significantly

My office is significantly brighter than yours. - Benim bürom seninkinden önemli ölçüde daha aydınlıktır.

Which countries have developed significantly during the past ten years? - Son on yıl boyunca hangi ülkeler önemli ölçüde gelişti?

circumspect
solemn
(Bilgisayar) critical
emphatical
cardinal
big time
great

The tax increases affected our lives greatly. - Vergi artışları hayatlarımızı önemli ölçüde etkiledi.

This is a matter of great importance. - Bu, çok önemli bir konu.

weighty
capital

Madrid is the capital of Spain and its most important city. - Madrid İspanyanın başkenti ve onun en önemli şehri.

heavy
historic

Many important historical events took place 7000 years B.C. - Birçok önemli tarihsel olaylar M.Ö 7000 yıllarında gerçekleşti.

That film was an extremely inaccurate portrayal of key historical events. - O film önemli tarihsel olayların son derece yanlış bir tasviriydi.

grand

While most of us are significantly better off financially than our parents and grandparents, happiness levels haven't changed to reflect that. - Çoğumuz ebeveynlerimiz ve büyük ebeveynlerimizden önemli ölçüde daha varlıklı olmamıza karşın, onu yansıtan mutluluk seviyeleri değişmemiştir.

eventful
emphatic
grave

Tom made a grave mistake. - Tom önemli bir hata yaptı.

It's very important for Tom to visit his father's grave. - Babasının mezarını ziyaret etmek Tom için çok önemlidir.

high

Israel has become one of the most important high-tech centers in the world. - İsrail, dünyadaki en önemli yüksek teknoloji merkezlerinden biri haline gelmiştir.

At that high school, sports is more important than academics. - O lisede, spor, derslerden daha önemlidir.

considerable

I think I've showed considerable constraint under the circumstances. - Ben bu koşullar altında önemli bir baskı gösterdiğimi düşünüyorum.

There is considerable optimism that the economy will improve. - Ekonominin gelişeceğine dair önemli bir iyimserlik var.

healthy

Why is it important to eat healthy food? - Neden sağlıklı yiyecek yemek önemlidir?

I learned how important it is to eat a healthy lunch. - Sağlıklı bir öğle yemeği yemenin ne kadar önemli olduğunu öğrendim.

important, great, big, considerable, burning mühim
fateful
of importance

Among these views, the second one is of importance. - Bu görüşler arasında ikincisi önemlidir.

He is a person of importance. - O önemli bir kişidir.

momentous

The falling of the Berlin Wall was truly a momentous occasion. - Berlin duvarının düşüşü gerçekten önemli bir fırsattı.

big

If you want to go, then go. If you don't want to, then it's no big deal. - Gitmek istersen o zaman git. Gitmek istemezsen bu hiç önemli bir şey değil.

The buying and selling of peoples' personal information is becoming a big issue. - İnsanların kişisel bilgilerini almak ve satmak önemli bir sorun oluyor.

consequential
gut
of weight
{s} urgent
be important
{s} historical

That film was an extremely inaccurate portrayal of key historical events. - O film önemli tarihsel olayların son derece yanlış bir tasviriydi.

Many important historical events took place 7000 years B.C. - Birçok önemli tarihsel olaylar M.Ö 7000 yıllarında gerçekleşti.

majeur
salient
integral
safe

Safety is the most important thing. - Güvenlik en önemli şeydir.

The only thing that matters is that you are safe. - Önemli olan tek şey, güvende olmandır.

priority
gem
serious

We have a serious problem. - Önemli bir problemimiz var.

epistle
fundamental
noticeable
of note
prominent

The tower occupied a prominent spot on the ridge. - Kule tepede önemli bir yer işgal etti.

He occupies a prominent position in the firm. - O, firmada önemli bir konumu işgal eder.

leadıng
{s} material

Japan imports various raw materials from abroad. - Japonya yurtdışından birçok önemli ham madde ithal eder.

Material conditions are extremely important. - Malzeme koşulları son derece önemlidir.

emphaticical
{s} respectable
{s} smart

It doesn't matter how beautiful your theory is, it doesn't matter how smart you are. If it doesn't agree with experiment, it's wrong. - Teorinin ne kadar güzel olduğu önemli değil, ne kadar akıllı olduğun önemli değil. Eğer o deneyle uymuyorsa, o yanlıştır.

It doesn't matter how smart you are. If you don't work hard, you'll never succeed. - Ne kadar akıllı olduğun önemli değil. Eğer çok çalışmazsan asla başarılı olmayacaksın.

star

Before we get started, I'd just like to say a few words about how important this job is. - Biz başlamadan önce bu işin ne kadar önemli olduğu hakkında birkaç söz söylemek istiyorum.

Let's start focusing on more important matters. - Daha önemli konular üzerinde odaklanmaya başlayalım.

önem
importance

He put emphasis on the importance of the exercise. - O, egzersizin önemi üzerine vurgu yaptı.

You must bring home to him the importance of the matter. - Meselenin önemini ona iyice anlatmalısın.

çok önemli
(Hukuk) crucial

Tom made a crucial mistake. - Tom çok önemli bir hata yaptı.

The timing will be crucial. - Zamanlama çok önemli olacak.

önem
(Hukuk) significance

Your blade... Do you know its significance? - Senin kılıcın. Onun önemini biliyor musun?

It doesn't have any significance. - Bunun herhangi bir önemi yok.

çok önemli
vital

She's vital to the mission. - O görev için çok önemlidir.

It's absolutely vital that we get to Tom Jackson's office by 2:30. - 2.30'a kadar Tom Jackson'ın ofisine gitmemiz kesinlikle çok önemlidir.

önemli değil
not at all
önemli değil
don't mention it
önemli değil
it doesn't matter

It doesn't matter when you come. - Ne zaman geldiğin önemli değil.

It doesn't matter whether your answer is right or wrong. - Cevabınızın yanlış ya da doğru olması önemli değil.

önemli adam
mogul
önemli değil
you are welcome
önemli olay
highlight

This was the highlight of my day. - Bu, günümün önemli olayıydı.

önemli olmak
matter
önemli değil
think nothing of
önemli değil
not important

That's not important now. - O şimdi önemli değil.

That's not important right now. - O, şu anda önemli değil.

önemli değil
doesn't matter

It doesn't matter when you come. - Ne zaman geldiğin önemli değil.

It doesn't matter whether you come or not. - Gelip gelmemen önemli değil.

önemli etki
(Ticaret) significant influence
önemli gün
occasion
önemli gün
d-day
önemli haber
newsflash
önemli kimse
a big gun
önemli kimse
big-timer
önemli kimse
heavyweight
önemli kimse
big gun
önemli kimse
(deyim) big wheel
önemli kimse
(deyim) big deal
önemli kimse
(deyim) big cheese
önemli kimse
vip
önemli kişi
personality
önemli konu
weighty matter
önemli konu
meat
önemli nokta
(Havacılık) significant point
önemli olay
(Ticaret) milestone
önemli olma
noteworthiness
önemli olmak
be important
önemli olmak
count
önemli risk
significant risk
önemli rol
important role
önemli sorun
important problem
önemli uyarı
(Bilgisayar) critical alarm
önemli ve güçlü kişiler
(deyim) big guns
önemli yer
key position
önemli özellik
virtue
önemli üye
pillar
önemli bir şey
something

Tom wanted to tell Mary something important. - Tom Mary'ye önemli bir şey söylemek istedi.

Each time I see Mary, I learn something new and important from her. - Mary'yi gördüğüm her seferde, ondan yeni ve önemli bir şey öğreniyorum.

önemli değil
it does not matter

It does not matter to me whether you come or not. - Gelip gelmemen benim için önemli değil.

It does not matter that he did not know about it. - onun hakkında bilmediği önemli değildir.

önemli değil
not at all, think nothing of it rica ederim
önemli olmayan
nonfatal
önemli aktör
key actor
önemli an
juncture
önemli arazi
(Askeri) critical terrain
önemli askeri tatbikat brifingi
(Askeri) significant military exercise brief
önemli bir parçası
part and parcel
önemli bir şey değil
Nothing serious
önemli biri
person of note
önemli delil
the weight of evidence
önemli derecede uyumlaştırma
(Hukuk) substantial harmonisation
önemli durma
(Bilgisayar) critical stop
önemli durum
important situation
önemli durum
critial situation
önemli engel
(Askeri) significant obstruction
önemli gelişme
(Hukuk) substantial progress
önemli gün
red letter day
önemli hasar raporu; özel bilgi ihtiyacı
(Askeri) serious incident report; specific information requirement
önemli hüküm
(Ticaret) red-ink entry
önemli işler
(Ticaret) high affairs
önemli kanıt
cogent evidence
önemli karşılaşma
Derby
önemli kimse
someone
önemli kimse
somebody

I am somebody and I am important. - Ben önemli kimseyim ve önemliyim.

önemli kimse
it
önemli kişiler
men of worth
önemli kişiler
worthies
önemli kullanıcı baypası
(Askeri) essential user bypass
önemli kullanıcı yeniden anahtarlama değişkeni
(Askeri) essential user rekeying variable
önemli madde
plank
önemli mesaj
flash message
önemli mevki
(Askeri) sensitive position
önemli miktar
size
önemli noktada
when the chips are down
önemli olay
watershed
önemli olduğundan değil
not that it matters
önemli olmak
bulk
önemli olmak
be decisive in
önemli olmak
to matter
önemli olumsuz etkiler
(Hukuk) significant negative impacts, effects
önemli rol vermek
put smb. in the picture
önemli sınır
(Hukuk) outstanding border
önemli tutar
(Ticaret) significant amount
önemli ve etkili kimse
leading light
önemli yerler neleri
What are the main points of interest
önemli zarar
(Hukuk) significant harm
önemli ölçüde azaltmak
decimate
önemli ölçüde yeniden yapılanma
(Hukuk) significant restructuring
önemli şey
much
en önemli
paramount
en önemli
prime

The coral reef is the region's prime attraction. - Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.

önemli derecede
markedly

Life has improved markedly. - Hayat önemli derecede ilerledi.

önem
{i} interest

Tom brought up an interesting point during the meeting. - Tom toplantı sırasında önemli bir konudan bahsettti.

That's interesting, but not important. - Bu ilginç ama önemli değil.

önem
magnitude
önem
{i} matter

It doesn't matter whether you answer or not. - Cevap verip vermemem önemli değil.

It doesn't matter whether you answer or not. - Cevap verip vermemenin önemi yok.

önem
{i} consequence

I think the consequences are fairly significant. - Sonuçların oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

It is important to emphasize that the consequences are not the same. - Sonuçların aynı olmadığını vurgulamak önemlidir.

en önemli
most important

What is the most important tool ever invented? - Bugüne kadar icat edilmiş en önemli araç nedir?

That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach. - İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.

önem
value

Television could be an important source of culture, and its educational broadcasts are valued in many schools. - Televizyon önemli bir kültür kaynağı olabilir, ve eğitim yayınlarına birçok okulda değer verilmektedir.

If we’re truly a nation of family values, we wouldn’t put up with the fact that many women can’t even get a paid day off to give birth. - Eğer gerçekten aile değerlerine önem veren bir milletsek, çoğu kadının doğum yapmak için ücretli izin bile alamadığı gerçeğine katlanmazdık.

önem
{i} amount

Mushrooms contain significant amounts of minerals. - Mantarlar önemli miktarda mineral içerirler.

Travelling causes a significant amount of pollution. - Seyahat etmek önemli miktarda kirliliğe neden olur.

önem
emphasis

He put emphasis on the importance of the exercise. - O, egzersizin önemi üzerine vurgu yaptı.

He placed emphasis on the importance of education. - O, eğitimin önemini vurguladı.

önem
severity
önem
{i} accent
önemli ölçüde
dramatically

The cost of living increased dramatically. - Yaşamanın maliyeti önemli ölçüde arttı.

The dollar's exchange rate has dropped dramatically. - Doların döviz kuru önemli ölçüde düştü.

önem
{i} stature
önemli derecede
significantly

This is significantly different. - Bu önemli derecede farklı.

Tom is doing significantly better. - Tom önemli derecede daha iyi yapıyor.

-e önemli
important to
en önemli
(Tıp) potent
en önemli
primary
en önemli
chief
en önemli
key

Paying attention to what you are doing is one of the most important keys to success. - Ne yaptığına dikkat etmek başarmak için en önemli anahtarlardan biridir.

en önemli
pivotal
en önemli
master
en önemli
grand
en önemli
cardinal
en önemli bölüm
highlight
pek önemli değil
for what it's worth
çok önemli
all-important
çok önemli
fateful
çok önemli
big deal

It's a very big deal. - Bu çok önemli bir konu.

I thought this wasn't a big deal. - Bunun çok önemli olmadığını düşündüm.

çok önemli
sacrosanct
çok önemli
considerable
çok önemli
a matter of life or death
çok önemli
a matter of life and death
çok önemli
critical
çok önemli
red-letter
önem
heed

I realized that I had grown up when I started heeding my parents' advice. - Ben ailemin tavsiyesini önemsemeye başladığımda büyüdüğümü fark ettim.

önem
substance
önem
heftiness
önem
noteworthiness
önemli ölçüde
significantly

In Japan, employment opportunities are significantly lower for women than they are for men. - Japonya'da istihdam imkanları kadınlar için erkekler için olduğundan önemli ölçüde düşüktür.

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

ünlü ya da önemli kimse
personage
önem
cruciality
önem
{i} account

The problem is important on that account. - Sorun, o nedenle önemlidir.

It's important to take cultural relativism into account before judging another culture. - Başka bir kültürü yargılamadan önce kültürel göreceliği hesaba katmak önemlidir.

önem
immediacy
önem
meaning

Intonation is very important. It can completely change the meaning. - Tonlama çok önemlidir. Anlamı tamamen değiştirebilir.

önem
note

There were important notes in that notebook. - O not defterinde önemli notlar vardı.

The teacher stressed the importance of taking notes. - Öğretmen not almanın önemini vurguladı.

önem
moment

We shared happy and important moments. - Mutlu ve önemli anlarımızı paylaştık.

I've got something more important on my mind at the moment. - Şu anda aklımda daha önemli bir şey var.

önem
stress

It is important to stress that the consequences are not the same. - Sonuçların aynı olmadığını vurgulamak önemlidir.

Tom is under considerable stress. - Tom önemli stress altında.

önem
weight

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

His opinions carry weight. - Onun fikirleri önemlidir.

önem
urgency
önemli kişi
figure
önemli kişi
high muck a muck
asıl önemli olan şey
more importantly, what really matters is
asıl önemli olan şey
the most important thing
en önemli
in chief
güçlü, önemli
powerful, important
Türkisch - Türkisch
Önemi olan, mühim, ehemmiyetli
Önemi olan, mühim, ehemmiyetli: "Benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin edebilirsiniz."- T. Buğra
mühim

Tabiat, her sayfasında mühim muhteva sunan yegâne kitaptır. - Doğa, her sayfasında önemli içerik sunan tek kitaptır.

Cildinize itina etmeniz mühimdir. - Cildinize özen göstermeniz önemlidir.

büyük
belli başlı
Önem
yer
Önem
ehemmiyet
önem
Bir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durmu, ehemmiyet
Englisch - Türkisch

Definition von önemli im Englisch Türkisch wörterbuch

önemli anlar
highligts
önemli olaylar
highligts
önemli
Favoriten