önemli

listen to the pronunciation of önemli
Türkisch - Englisch
important

I have an important role. - Önemli bir rolüm var.

Recycling paper is very important. - Kâğıdı geri dönüştürmek çok önemlidir.

significant

The superpowers made significant progress in disarmament. - Süper güçler silahsızlanmada önemli gelişme yaptılar.

While most of us are significantly better off financially than our parents and grandparents, happiness levels haven't changed to reflect that. - Çoğumuz ebeveynlerimiz ve büyük ebeveynlerimizden önemli ölçüde daha varlıklı olmamıza karşın, onu yansıtan mutluluk seviyeleri değişmemiştir.

{s} substantial

Tom has a very substantial retirement fund. - Tom'un çok önemli bir emeklilik fonu vardır.

Using cash makes you think money is truly substantial. - Nakit kullanmak sana paranın gerçekten önemli olduğunu düşündürür.

crucial

The timing will be crucial. - Zamanlama çok önemli olacak.

Mental strength is crucial for success in any sports. - Zihinsel güç herhangi bir sporda başarı için çok önemlidir.

major

Tobacco was one of their major crops. - Tütün önemli ürünlerden biridir.

She spends a major part of her income on food. - O, gelirinin önemli bir bölümünü gıdaya harcıyor.

essential

The dissemination of scientific knowledge is essential. - Bilimsel bilginin dağıtımı önemlidir.

Hard work is an essential element of success. - Sıkı çalışma başarının önemli bir faktörüdür.

worthy
notable

Statues of Buddha are notable works of Japanese art. - Buda heykelleri Japon sanatının önemli eserleridirler.

cautious
weightily
big-time
hotshot
speak

I have to speak to you about something important. - Seninle önemli bir şey hakkında konuşmak zorundayım.

Getting your message across is much more important than trying to say it exactly like a native speaker would say it. - Mesajınızı anlatmak bir yerlinin tam olarak söyleyeceği gibi onu söylemeye çalışmaktan çok daha önemlidir.

noteworthy
that's important

I know that's important to you. - Bunun senin için önemli olduğunu biliyorum.

I think that's important. - Onun önemli olduğunu düşünüyorum.

circumspect
speak of
especial

Freedom of speech is especially important to broadcasters. - Konuşma özgürlüğü özellikle yayımcılar için önemlidir.

Coal is especially important. - Kömür özellikle önemlidir.

solemn
substantive
prime

The coral reef is the region's prime attraction. - Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.

(Bilgisayar) critical
significantly

In Japan, employment opportunities are significantly lower for women than they are for men. - Japonya'da istihdam imkanları kadınlar için erkekler için olduğundan önemli ölçüde düşüktür.

Tom's French has improved significantly. - Tom'un Fransızcası önemli oranda gelişti.

top-line
chief

What were the chief events of last year? - Geçen yılın önemli olayları nelerdi?

What were yesterday's chief events? - Dünün önemli olayları neydi?

burning
emphatical
big time
of importance

Among these views, the second one is of importance. - Bu görüşler arasında ikincisi önemlidir.

Today's paper contains nothing of importance. - Bugünkü gazete önemli bir şey içermiyor.

gut
big

Fuel economy is a big advantage of this car. - Yakıt tasarrufu bu arabanın önemli bir avantajıdır.

The buying and selling of peoples' personal information is becoming a big issue. - İnsanların kişisel bilgilerini almak ve satmak önemli bir sorun oluyor.

capital

Madrid is the capital of Spain and its most important city. - Madrid İspanyanın başkenti ve onun en önemli şehri.

great

He is a man of great importance. - O çok önemli bir adam.

The tax increases affected our lives greatly. - Vergi artışları hayatlarımızı önemli ölçüde etkiledi.

emphatic
eventful
heavy
fateful
important, great, big, considerable, burning mühim
grand

While most of us are significantly better off financially than our parents and grandparents, happiness levels haven't changed to reflect that. - Çoğumuz ebeveynlerimiz ve büyük ebeveynlerimizden önemli ölçüde daha varlıklı olmamıza karşın, onu yansıtan mutluluk seviyeleri değişmemiştir.

considerable

I think I've showed considerable constraint under the circumstances. - Ben bu koşullar altında önemli bir baskı gösterdiğimi düşünüyorum.

Considerable care is advised when driving in winter weather. - Kış havasında araba kullanırken önemli ölçüde özen, tavsiye olunur.

healthy

A healthy and balanced diet is very important for all of us. - Sağlıklı ve dengeli bir diyet hepimiz için çok önemlidir.

I learned how important it is to eat a healthy lunch. - Sağlıklı bir öğle yemeği yemenin ne kadar önemli olduğunu öğrendim.

historic

That film was an extremely inaccurate portrayal of key historical events. - O film önemli tarihsel olayların son derece yanlış bir tasviriydi.

Many important historical events took place 7000 years B.C. - Birçok önemli tarihsel olaylar M.Ö 7000 yıllarında gerçekleşti.

weighty
high

This was the highlight of my day. - Bu, günümün önemli olayıydı.

High fever is a prominent symptom of this disease. - Yüksek ateş, bu hastalığın önemli bir belirtisidir.

of weight
grave

Tom made a grave mistake. - Tom önemli bir hata yaptı.

I have grave concerns. - Önemli endişelerim var.

consequential
momentous

The falling of the Berlin Wall was truly a momentous occasion. - Berlin duvarının düşüşü gerçekten önemli bir fırsattı.

cardinal
{s} urgent
be important
{s} historical

That film was an extremely inaccurate portrayal of key historical events. - O film önemli tarihsel olayların son derece yanlış bir tasviriydi.

Many important historical events took place 7000 years B.C. - Birçok önemli tarihsel olaylar M.Ö 7000 yıllarında gerçekleşti.

gem
prominent

The Indian National Congress and the Bharatiya Janata Party are the most prominent political parties in India. - Hindistan Ulusal Kongresi ve Bharatiya Janata Partisi Hindistan'da en önemli siyasi partilerdir.

He occupies a prominent position in the firm. - O, firmada önemli bir konumu işgal eder.

integral
priority
salient
majeur
serious

We have a serious problem. - Önemli bir problemimiz var.

noticeable
of note
epistle
safe

Safety is the most important thing. - Güvenlik en önemli şeydir.

Ecology is very important to keep our world safe. - Ekoloji dünyamızı güvende tutmak için çok önemlidir.

fundamental
{s} material

Material conditions are extremely important. - Malzeme koşulları son derece önemlidir.

Japan imports various raw materials from abroad. - Japonya yurtdışından birçok önemli ham madde ithal eder.

leadıng
{s} respectable
emphaticical
{s} smart

It doesn't matter how smart you are. - Ne kadar akıllı olduğun önemli değil.

It doesn't matter how beautiful your theory is, it doesn't matter how smart you are. If it doesn't agree with experiment, it's wrong. - Teorinin ne kadar güzel olduğu önemli değil, ne kadar akıllı olduğun önemli değil. Eğer o deneyle uymuyorsa, o yanlıştır.

star

Sami started a major innovation to the store. - Sami mağazada önemli bir yenileme başlattı.

No matter how much I prod her, she refuses to start working on the assignment. - Onu ne kadar çok teşvik ettiğim önemli değil, O, görev üzerinde çalışmaya başlamayı reddediyor.

önem
importance

You must bring home to him the importance of the matter. - Meselenin önemini ona iyice anlatmalısın.

The importance of music is underrated. - Müziğin önemi küçümsenmiştir.

çok önemli
(Hukuk) crucial

Mental strength is crucial for success in any sports. - Zihinsel güç herhangi bir sporda başarı için çok önemlidir.

It's crucial for my girlfriend to be a hugger. - Kız arkadaşımın kucaklamayı seven biri olması çok önemli.

önem
(Hukuk) significance

Your blade... Do you know its significance? - Senin kılıcın. Onun önemini biliyor musun?

The familiar place had a new significance for her. - Tanıdık bir yer onun için yeni bir öneme sahipti.

çok önemli
vital

She's vital to the mission. - O görev için çok önemlidir.

Your help is vital to the success of our plan. - Senin yardımın planımızın başarısı için çok önemlidir.

önemli değil
not at all
önemli değil
don't mention it
önemli değil
it doesn't matter

It doesn't matter whether you answer or not. - Cevap verip vermemem önemli değil.

It doesn't matter which team wins the game. - Oyunu hangi takımın kazanacağı önemli değil.

önemli adam
mogul
önemli değil
you are welcome
önemli olay
highlight

This was the highlight of my day. - Bu, günümün önemli olayıydı.

önemli olmak
matter
önemli değil
doesn't matter

It doesn't matter whether you answer or not. - Cevap verip vermemem önemli değil.

It doesn't matter when you come. - Ne zaman geldiğin önemli değil.

önemli değil
think nothing of
önemli değil
not important

That's not important now. - O şimdi önemli değil.

That's not important, is it? - Bu önemli değil, değil mi?

önemli etki
(Ticaret) significant influence
önemli gün
d-day
önemli gün
occasion
önemli haber
newsflash
önemli kimse
heavyweight
önemli kimse
vip
önemli kimse
big gun
önemli kimse
a big gun
önemli kimse
(deyim) big wheel
önemli kimse
big-timer
önemli kimse
(deyim) big deal
önemli kimse
(deyim) big cheese
önemli kişi
personality
önemli konu
weighty matter
önemli konu
meat
önemli nokta
(Havacılık) significant point
önemli olay
(Ticaret) milestone
önemli olma
noteworthiness
önemli olmak
count
önemli olmak
be important
önemli risk
significant risk
önemli rol
important role
önemli sorun
important problem
önemli uyarı
(Bilgisayar) critical alarm
önemli ve güçlü kişiler
(deyim) big guns
önemli yer
key position
önemli özellik
virtue
önemli üye
pillar
önemli bir şey
something

She seems to know something important. - Önemli bir şey biliyor gibi görünüyor.

I want to tell you something important. - Sana önemli bir şey söylemek istiyorum.

önemli değil
not at all, think nothing of it rica ederim
önemli değil
it does not matter

It does not matter that he did not know about it. - Onu bilmediği önemli değil

It does not matter that he did not know about it. - onun hakkında bilmediği önemli değildir.

önemli olmayan
nonfatal
önemli aktör
key actor
önemli an
juncture
önemli arazi
(Askeri) critical terrain
önemli askeri tatbikat brifingi
(Askeri) significant military exercise brief
önemli bir parçası
part and parcel
önemli bir şey değil
Nothing serious
önemli biri
person of note
önemli delil
the weight of evidence
önemli derecede uyumlaştırma
(Hukuk) substantial harmonisation
önemli durma
(Bilgisayar) critical stop
önemli durum
critial situation
önemli durum
important situation
önemli engel
(Askeri) significant obstruction
önemli gelişme
(Hukuk) substantial progress
önemli gün
red letter day
önemli hasar raporu; özel bilgi ihtiyacı
(Askeri) serious incident report; specific information requirement
önemli hüküm
(Ticaret) red-ink entry
önemli işler
(Ticaret) high affairs
önemli kanıt
cogent evidence
önemli karşılaşma
Derby
önemli kimse
someone
önemli kimse
it
önemli kimse
somebody

I am somebody and I am important. - Ben önemli kimseyim ve önemliyim.

önemli kişiler
men of worth
önemli kişiler
worthies
önemli kullanıcı baypası
(Askeri) essential user bypass
önemli kullanıcı yeniden anahtarlama değişkeni
(Askeri) essential user rekeying variable
önemli madde
plank
önemli mesaj
flash message
önemli mevki
(Askeri) sensitive position
önemli miktar
size
önemli noktada
when the chips are down
önemli olay
watershed
önemli olduğundan değil
not that it matters
önemli olmak
be decisive in
önemli olmak
to matter
önemli olmak
bulk
önemli olumsuz etkiler
(Hukuk) significant negative impacts, effects
önemli rol vermek
put smb. in the picture
önemli sınır
(Hukuk) outstanding border
önemli tutar
(Ticaret) significant amount
önemli ve etkili kimse
leading light
önemli yerler neleri
What are the main points of interest
önemli zarar
(Hukuk) significant harm
önemli ölçüde azaltmak
decimate
önemli ölçüde yeniden yapılanma
(Hukuk) significant restructuring
önemli şey
much
en önemli
prime

The coral reef is the region's prime attraction. - Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.

en önemli
paramount
önemli derecede
markedly

Life has improved markedly. - Hayat önemli derecede ilerledi.

önem
{i} interest

Tom brought up an interesting point during the meeting. - Tom toplantı sırasında önemli bir konudan bahsettti.

That's interesting, but not important. - Bu ilginç ama önemli değil.

önem
magnitude
önem
{i} matter

It doesn't matter when you come. - Ne zaman geldiğin önemli değil.

It doesn't matter what he said. - Söylediği şeyin hiçbir önemi yok.

önem
{i} consequence

I think the consequences are fairly significant. - Sonuçların oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

They're of no consequence. - Onların hiç önemi yok.

en önemli
most important

Terrorism is the most important factor for the division of a country and the creation of autonomous regions. - Terörizm, bir ülkenin bölünmesi ve ayrılıkçı bölgelerin oluşumu için en önemli faktördür.

That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach. - İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.

önem
value

Moral values are important in society. - Ahlaki değerler toplumda önemlidir.

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

önem
{i} accent
önem
severity
önem
{i} emphasis

We should not place too much emphasis on money. - Paraya çok fazla önem vermemeliyiz.

He put emphasis on the importance of the exercise. - O, egzersizin önemi üzerine vurgu yaptı.

önem
{i} amount

The amount of money we collected was insignificant. - Topladığımız paranın miktarı önemsizdi.

Travelling causes a significant amount of pollution. - Seyahat etmek önemli miktarda kirliliğe neden olur.

önemli ölçüde
dramatically

The situation has changed dramatically. - Durum önemli ölçüde değişti.

The dollar's exchange rate has dropped dramatically. - Doların döviz kuru önemli ölçüde düştü.

önem
{i} stature
önemli derecede
significantly

This is significantly different. - Bu önemli derecede farklı.

Tom is doing significantly better. - Tom önemli derecede daha iyi yapıyor.

-e önemli
important to
en önemli
(Tıp) potent
en önemli
master
en önemli
key

Paying attention to what you are doing is one of the most important keys to success. - Ne yaptığına dikkat etmek başarmak için en önemli anahtarlardan biridir.

en önemli
pivotal
en önemli
chief
en önemli
cardinal
en önemli
grand
en önemli
primary
en önemli bölüm
highlight
pek önemli değil
for what it's worth
çok önemli
all-important
çok önemli
a matter of life or death
çok önemli
critical
çok önemli
fateful
çok önemli
red-letter
çok önemli
big deal

It's a very big deal. - Bu çok önemli bir konu.

I thought this wasn't a big deal. - Bunun çok önemli olmadığını düşündüm.

çok önemli
considerable
çok önemli
a matter of life and death
çok önemli
sacrosanct
önem
heed

I realized that I had grown up when I started heeding my parents' advice. - Ben ailemin tavsiyesini önemsemeye başladığımda büyüdüğümü fark ettim.

önem
substance
önem
heftiness
önem
noteworthiness
önemli ölçüde
significantly

Which countries have developed significantly during the past ten years? - Son on yıl boyunca hangi ülkeler önemli ölçüde gelişti?

My office is significantly brighter than yours. - Benim bürom seninkinden önemli ölçüde daha aydınlıktır.

ünlü ya da önemli kimse
personage
önem
cruciality
önem
{i} account

It's important to take cultural relativism into account before judging another culture. - Başka bir kültürü yargılamadan önce kültürel göreceliği hesaba katmak önemlidir.

Such a thing is of no account. - Böyle bir şey hiç önemli değil.

önem
immediacy
önem
meaning

Intonation is very important. It can completely change the meaning. - Tonlama çok önemlidir. Anlamı tamamen değiştirebilir.

önem
note

There were important notes in that notebook. - O not defterinde önemli notlar vardı.

The teacher stressed the importance of taking notes. - Öğretmen not almanın önemini vurguladı.

önem
moment

The most precious thing in life is moments. - Hayattaki en önemli şey anlardır.

I've got something more important on my mind at the moment. - Şu anda aklımda daha önemli bir şey var.

önem
stress

The teacher stressed the importance of daily practice. - Öğretmen günlük çalışmanın önemini vurguladı.

The teacher stressed the importance of taking notes. - Öğretmen not almanın önemini vurguladı.

önem
weight

His opinions carry weight. - Onun fikirleri önemlidir.

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

önem
urgency
önemli kişi
high muck a muck
önemli kişi
figure
asıl önemli olan şey
more importantly, what really matters is
asıl önemli olan şey
the most important thing
en önemli
in chief
güçlü, önemli
powerful, important
Türkisch - Türkisch
Önemi olan, mühim, ehemmiyetli
Önemi olan, mühim, ehemmiyetli: "Benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin edebilirsiniz."- T. Buğra
mühim

Tabiat, her sayfasında mühim muhteva sunan yegâne kitaptır. - Doğa, her sayfasında önemli içerik sunan tek kitaptır.

Cildinize itina etmeniz mühimdir. - Cildinize özen göstermeniz önemlidir.

büyük
belli başlı
Önem
yer
Önem
ehemmiyet
önem
Bir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durmu, ehemmiyet
Englisch - Türkisch

Definition von önemli im Englisch Türkisch wörterbuch

önemli anlar
highligts
önemli olaylar
highligts
önemli
Favoriten