Sürüş sırasında yola odaklanman gerekir.
- While you drive, you should focus on the road.
İç savaş sırasında, ülke anarşik bir durum içindeydi.
- While the civil war went on, the country was in a state of anarchy.
Diğerlerinki bir kılıç iken, bir gladyatörün seçtiği silah topuzdur.
- One gladiator's weapon of choice is the mace, while the other's is a sword.
Eşi ameliyatta iken, ben ona eşlik ettim.
- I kept him company while his wife was in surgery.
Çoğumuz ebeveynlerimiz ve büyük ebeveynlerimizden önemli ölçüde daha varlıklı olmamıza karşın, onu yansıtan mutluluk seviyeleri değişmemiştir.
- While most of us are significantly better off financially than our parents and grandparents, happiness levels haven't changed to reflect that.
Söylediklerini anlamama karşın, öyle yapamıyorum.
- While I understand what you are saying, I cannot do accordingly.
İngilizce sevmesine rağmen, o, matematikte zayıftır.
- While he likes English, he is weak in mathematics.
Lütfen sürüş esnasında sürücüyle konuşmayın.
- Please do not talk to the driver while he's driving.
Ben yatakta hasta iken benim için yemekler hazırladığın için sana teşekkür ederim.
- Thank you for preparing meals for me while I was sick in bed.
Mary pişirirken, Tom akşam yemeği için masayı hazırladı.
- Tom set the table for dinner while Mary cooked.
Bir süre bana bakmaktan başka bir şey yapmadı.
- For a while she did nothing but stare at me.
Soruyu bir süre düşünüp taşındı.
- She pondered the question for a while.
O her zaman duş alırken şarkı söyler.
- He always sings while having a shower.
O,her zaman çalışmaya devam etti.
- He kept on working all the while.
Biz kek yerken ve çay içerken gece geç saatlere kadar konuştuk.
- We conversed until late at night while eating cake and drinking tea.
Sadece bir süre burada dinlenelim, ayaklarım o kadar çok ağrıyor ki yürüyemiyorum.
- Let's just rest here for a little while, my feet are aching so much I can't walk.
Biz telefonda konuşurken bağlantı kesildi.
- We were cut off while talking on the telephone.
Ayakkabılarımı bağlarken bunu tut.
- Hold this while I tie my shoes.
Bazen yeni şeyleri denemek iyidir.
- It's good to try new things once in a while.
Tom kısa sürede ziyaret edecek.
- Tom is coming over in a little while.
Ben orada kısa süre içinde olacağım.
- I'll be there in a little while.
Ara sıra ondan haber alırım.
- I hear from him once in a while.
Sadece kitap okumayın. ara sıra dışarı gidin ve biraz egzersiz yapın.
- Don't just read books. Go outside once in a while and get some exercise.
Limonlar karşılıksız bir aşk anlamına gelirken portakallar mutlu bir aşk anlamına gelir,
- Oranges signify a happy love, while lemons - an unrequited one.
Eve gelirken onu gördüm fakat o beni görmemiş gibi davrandı.
- While I was coming home I saw him, but he pretended that he hadn't seen me.
Bu gerçekten biraz vakit alacak.
- It's just going to take a while.
Beklerken, dergi okuyarak vakit geçirdi.
- She killed time reading a magazine while she waited.
Yağmur ormanlarının, dünya yüzeyinin sadece yüzde ikisini kaplamasına rağmen; vahşi bitki, hayvan ve bitki türlerinin yarısından fazlası orada yaşar.
- Although rainforests make up only two percent of the earth's surface, over half the world's wild plant, animal and insect species live there.
Haritaya güvenmeme rağmen o hatalıydı.
- Although I trusted the map, it was mistaken.
O her zaman sigara içmeye devam etti.
- He kept smoking all the while.
O her zaman ağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.
- She did nothing but cry all the while.
Sana söylediğim halde yapmadın bunu.
- Although I tell you to, you don't do it.
Bitkin olduğum halde, işe devam ettim.
- Although I was exhausted, I continued to work.
Bu paketleri kısa bir süreliğine bırakmak istiyorum.
- I want to leave these packages for a while.
Erkek kardeşi bir süredir kayıp.
- His brother has been missing for a while now.
Bir süredir bunu düşünüyorum.
- I've been thinking about this for a while.
Tom bir anda fazla yapmadı.
- Tom hasn't done much in a while.
Biraz sonra çocuklar sakinleşti.
- After a while, the children settled down.
Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.
- Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun.
Genç olmasına rağmen gri sakalı var.
- Although he's young, he has a grey beard.
Bir süre bana bakmaktan başka bir şey yapmadı.
- For a while she did nothing but stare at me.
Bu paketleri kısa bir süreliğine bırakmak istiyorum.
- I want to leave these packages for a while.
Herkes arada bir hatalar yapar.
- Everybody makes mistakes once in a while.
Arada bir golf oynarım.
- Once in a while I play golf.
Sadece kitap okumayın. ara sıra dışarı gidin ve biraz egzersiz yapın.
- Don't just read books. Go outside once in a while and get some exercise.
Ara sıra ondan haber alırım.
- I hear from him once in a while.
Bir süre sonra yeniden yürümeye başladılar.
- They began to walk again after a while.
Bir süre sonra, o iyileşti.
- After a while, he came to.
Alice calls us every now and then.
Kısa bir süre içinde tekrar gelmek zorunda kalacaksın: o işle ilgilenen adam az önce dışarı çıktı.
- You'll have to come back in a while: the man dealing with that business has just gone out.
Kısa bir süre içinde kimse Tom'u görmedi.
- No one's seen Tom in a while.
Acele et! Tren burada kısa bir süre için durur.
- Hurry up, the train stops here for a short while.
O kısa bir süre orada kaldı.
- She stayed there for a short while.
Soruyu bir süre düşünüp taşındı.
- She pondered the question for a while.
O, bir süre burada kaldı.
- He stayed here for a while.
Tom ve ben ara sıra süpermarkette birbirimize rastlıyoruz.
- Tom and I run into each other at the supermarket every once in a while.
Ara sıra Esperanto çalışıyorum.
- Every once in a while I study Esperanto.
Bir süre için gitmiş olabilirim.
- I may be gone for a while.
Bence bir süre için güvenliyiz.
- I think we're safe for a while.
Tom kısa sürede ziyaret edecek.
- Tom is coming over in a little while.
This case, while interesting, is a bit frustrating.
He lectured for quite a long while.
I'll wait while you've finished painting.
While De Anza was exploring the Bay of San Francisco, seeking a site for the presidio, the American colonists on the eastern seaboard, three thousand miles away, were celebrating the signing of the Declaration of Independence.
A posse of Dublin Metropolitan police superintended by the Chief Commissioner in person maintained order in the vast throng for whom the York street brass and reed band whiled away the intervening time by admirably rendering on their blackdraped instruments the matchless melody endeared to us from the cradle by Speranza's plaintive muse.
}.
I send her a note once in a while to let her know I'm thinking of her.
We should strike while the iron is hot and order some immediately, before they change the offer.
Doing volunteer work to help others is truly worth one's while.
1. I made it worth the waiter's while to give us good service.
2. If you'll throw a few contracts my way, I'll make it worth your while.
... renewable manufacturing base in this country. The President often says that, uh, that while ...
... But if you don't practice for a little while and then you ...