at the same time

listen to the pronunciation of at the same time
İngilizce - Türkçe
aynı zamanda

Tom her gece aynı zamanda yatmaya gider. - Tom goes to bed at the same time every night.

Hepiniz aynı zamanda konuşmayın. - Don't all speak at the same time.

bununla birlikte
bununla beraber
aynı anda

Tom ve Mary her ikisi de aynı anda konuşmaya başladı. - Tom and Mary both started talking at the same time.

Onlar aynı anda Paris'e vardılar. - They arrived in Paris at the same time.

birden

Gençlerin sık yaptığı bir hata da; zorluklarını hafife alıp, kendi yeteneklerini de gözlerinde büyütürek aynı anda birçok dili birden öğrenmeye başlamaları. - A mistake young people often make is to start learning too many languages at the same time, as they underestimate the difficulties and overestimate their own ability to learn them.

Aynı anda birden çok dil öğrenmeyi tercih ediyorum. - I prefer learning multiple languages at the same time.

yine de
öte yandan
then
o zaman

O zamanda televizyon seyrediyordum. - I was watching TV then.

O zamandan beri, Japonya'da büyük bir değişim oldu. - Since then, a great deal of change has occurred in Japan.

at the time
o zaman

Ben o zaman görevde değildim. - I was off duty at the time.

Bay Clinton, o zamanlar Arkansas'ın valisiydi. - Mr. Clinton was governor of Arkansas at the time.

simultaneously
eş zamanlı
simultaneously
aynı anda

Birkaç dilde bir kitap yazıyorum ve aynı anda Tatoeba'nın ekranlarında dünyanın dört bir yanına yayınlıyorum. - I am writing a book in several languages, and I simultaneously publish it on Tatoeba's screens all over the world.

Tom ve Mary aynı anda cevapladı. - Tom and Mary answered simultaneously.

simultaneously
eşzamanlı bir şekilde
then
(ondan) sonra
simultaneously
hep beraber
simultaneously
birlikte
simultaneously
aynı zamanda

O bir bilim adamı ve aynı zamanda bir müzisyen. - He is a scholar and a musician simultaneously.

then
o süre içinde
then
madem öyle
then
daha sonra

Ben ona daha sonra söylerim. - I'll tell him so then.

Hırsız bana vurdu ve gözümü morarttı ve daha sonra kaçtı. - The thief hit me and gave me a black eye and then ran off.

then
o zamanki
then
öyleyse

Tanrı dünyamızda yoksa, öyleyse Tanrı'yı kendi ellerimle yaratacağım. - If God doesn't exist in our world, then I will create God with my own hands.

Arkadaşım olmak istiyorsan, öyleyse arkadaşımın arkadaşı da olursun. - If you want to become my friend, then also become the friend of my friend.

at a same time
Bir aynı zamanda
at the time
(Bahsi geçen) o zaman(lar)da
simultaneously
es zamanlı
at the time
tam

Ben o zaman Tom'la birlikte tam oradaydım. - I was right there with Tom at the time.

simultaneously
(zarf) aynı anda
then
o zaman vaki olan
then
derhal
then
(zarf) o zaman, ondan sonra, o halde, öyleyse, zira, demek
then
ondan sonra
İngilizce - İngilizce
on the other hand (introducing an opposing viewpoint)
simultaneously
together, simultaneously; along with
{a} synchorously
overlapping in duration; "concurrently with the conference an exhibition of things associated with Rutherford was held"; "going to school and holding a job at the same time"
at the same instant; "they spoke simultaneously"
{i} then
cotemporally

While some proteins clearly contain in their sequence all the information necessary to refold properly even after complete denaturation, others require the presence of membranes cotemporally with biosynthesis to ensure proper folding and insertion.

at the time
at the time when, back then
at the same time