henüz

listen to the pronunciation of henüz
Türkçe - İngilizce
yet

I haven't read the final page of the novel yet. - Romanın son sayfasını henüz okumadım.

The food's not ready yet. - Yemek henüz hazır değil.

still

The date of the party is still up in the air. - Partinin tarihi henüz belirsiz.

It's still too early to talk about this now. - Şimdi bundan bahsetmek için henüz çok erken.

yet, still; just now, only just, a little while ago
just

Johnny moved to Spain just a few months ago, so he isn't used to speaking Spanish as yet. - Johnny sadece birkaç ay önce İspanya'ya taşındı, o henüz İspanyolca konuşmaya alışkın değil.

You'd better not swim if you've just eaten. - Eğer henüz yemek yediysen, yüzmesen iyi olur.

freshly
just, a minute or so ago, only just
yet (in negative sentences)
scarcely

I had scarcely entered the class before the students started asking questions. - Öğrenciler sorular sormaya başladığında sınıfa henüz girmiştim.

Scarcely had the market opened when the fire broke out. - Yangın çıktığında pazar henüz açılmıştı.

just now

I have just now finished doing my English homework. - İngilizce ödevimi yapmayı henüz şimdi bitirdim.

a little while ago
better yet

I haven't found anything better yet. - Henüz daha iyi bir şey bulmadım.

just yet

I don't think we should tell anybody just yet. - Henüz herhangi birine söylememiz gerektiğini sanmıyorum.

Don't tell them just yet. - Henüz onlara söyleme.

henüz görmedik
still to come

the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.

henüz olmadı
still to come

the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.

henüz daha yedirilmemiş olan çayır
The meadows have not been to yet more
henüz mayalanmamış üzüm suyu
yet unfermented grape juice
henüz doğmamış
unborn
henüz geç değil
it's not too late
henüz geç değil
not yet late to
henüz geç değil
it's not too late yet
henüz ortaya çıkmamış olma
latency
henüz sipariş vermek için hazır değilim
I'm not ready to order yet
henüz taç giymemiş
uncrowned
kimliği henüz belirlenmemiş kimse
John Doe and Richard Roe
siparişim henüz gelmedi
My order hasn't come yet
Türkçe - Türkçe
(Osmanlı Dönemi) f. Daha, yeni, şimdiye kadar, ancak
Az önce, daha şimdi, yeni
Daha, hâlâ
Daha, hâlâ: "Henüz hareket etmeyen otomobile yaklaştı."- R. N. Güntekin
Az önce, daha şimdi, yeni: "Memleketten henüz dönmüş, avlunun duvar dibinden yine mutfağa doğru yürüyordum."- Y. K. Karaosmanoğlu
henüz