rağmen

listen to the pronunciation of rağmen
Türkçe - İngilizce
despite

Despite all his faults he is popular. - Tüm hatalarına rağmen o popülerdir.

The young men said that they would do it despite all of the difficulties. - Genç adamlar tüm zorluklara rağmen bunu yapacaklarını söylediler.

although

Although I trusted the map, it was mistaken. - Haritaya güvenmeme rağmen o hatalıydı.

Although he is young, he is very careful. - Genç olmasına rağmen, çok dikkatlidir.

in spite of

I admire him, in spite of his faults. - Ben onun hatalarına rağmen, ona hayranım.

I cannot help liking him in spite of his many faults. - Çok sayıda hatasına rağmen ondan hoşlanmamak elimde değil.

though

Though I am tired, I will work hard. - Yorgun olmama rağmen sıkı çalışacağım.

The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath. - Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.

for all

For all his wealth, he was still unhappy. - Bütün servetine rağmen hâlâ mutsuzdu.

For all his faults, Sam is still a very likable person. - Sam, yaptığı tüm hatalarına rağmen hâlâ çok sevimli bir kişidir.

while

While he likes English, he is weak in mathematics. - İngilizce sevmesine rağmen, o, matematikte zayıftır.

even though

Even though there were many cookies on the dish, I only ate three. - Tabakta birçok kurabiye bulunmasına rağmen, sadece üç tane yedim.

Even though my friend was a vegetarian, I didn't tell him that the soup had some meat in it. - Arkadaşım bir vejetaryen olmasına rağmen, çorbada biraz et olduğunu ona söylemedim.

in despite of
considering
in spite of, despite, in the face of, for all, nothwithstanding; although, though, tho'
but what
notwithstanding
spite of

I admire him, in spite of his faults. - Ben onun hatalarına rağmen, ona hayranım.

Joan became a great actress in spite of having had a difficult childhood. - Joan zor bir çocukluk geçirmesine rağmen büyük bir aktrist oldu.

but yet
whilst
after all

Despite our efforts, we failed after all. - Bütün çabalarımıza rağmen, sonuçta hepimiz başarısız olduk.

No one could solve the problem after all. - Buna rağmen kimse problemi çözemedi.

as
altho

Although rainforests make up only two percent of the earth's surface, over half the world's wild plant, animal and insect species live there. - Yağmur ormanlarının, dünya yüzeyinin sadece yüzde ikisini kaplamasına rağmen; vahşi bitki, hayvan ve bitki türlerinin yarısından fazlası orada yaşar.

Although he is young, he is very careful. - Genç olmasına rağmen, çok dikkatlidir.

even

Even though we tried hard, we couldn't beat Jane. - Biz sıkı çalışmamıza rağmen, Jane'i yenemedik.

Even though there were many cookies on the dish, I only ate three. - Tabakta birçok kurabiye bulunmasına rağmen, sadece üç tane yedim.

in the face of
ever though
counter to
ever so
in contrast to
albeit
inspite
but

But in spite of the merits of being single, they do want to get married some day. - Fakat bekar olmanın yararlarına rağmen, onlar birgün evlenmek istiyor.

Everyone opposed it, but Sally and Bob got married all the same. - Herkes ona karşı çıktı fakat buna rağmen Sally ve Bob evlendiler.

for

For all his wealth, he was still unhappy. - Bütün servetine rağmen hâlâ mutsuzdu.

I like him the better for his faults. - Hatalarına rağmen onu daha çok seviyorum.

bütün bunlara rağmen
nevertheless

Nevertheless, I'm immensely proud. - Bütün bunlara rağmen, ben son derece gurur duyuyorum.

buna rağmen
nevertheless

Tom's as strong as an ox, yet nevertheless is a coward. - Tom bir öküz kadar güçlü ama buna rağmen bir korkak.

We're quite insignificant, but awesome nevertheless. - Biz oldukça önemsizdik ama buna rağmen müthiştik.

buna rağmen
still

All the same, we still need a scientific account of how exactly pains are caused by brain processes. - Buna rağmen, bizim hâlâ ağrıların beyin işlemleri tarafından tam olarak nasıl neden olduğu hakkında bilimsel bir açıklamaya ihtiyacımız var.

She has a lot of faults. Still, I like her. - Çok hatası var. Buna rağmen onu severim.

her şeye rağmen
regardless
her şeye rağmen
for all that

His story may sound false, but it is true for all that. - Onun hikayesi düzmece görünebilir fakat her şeye rağmen gerçektir.

She told him once and for all that she would not go to the movie with him. - Ona bir kez söyledim ve her şeye rağmen onunla sinemaya gitmedim.

buna rağmen
notwithstanding
bütün bunlara rağmen
despite all
bütün bunlara rağmen
still
bütün bunlara rağmen
even then
bütün bunlara rağmen
even so
bütün bunlara rağmen
for all that
e rağmen
in spite of

kara rağmen hakem maçı iptal etmedi.

sana rağmen
Although I
buna rağmen
howbeit
buna rağmen
still, notwithstanding
buna rağmen
even so

The wine was very expensive, but even so he wanted to buy it. - Şarap çok pahalıydı, buna rağmen onu satın almak istedi.

buna rağmen
for all that
buna rağmen
even then
engellere rağmen ilerlemek
worry along
hatalara rağmen başarmak
muddle through
hatalara rağmen başarıyla sıyrılmak
muddle along
her şeye rağmen
after all

Tom didn't buy it after all. - Her şeye rağmen onu almadım.

You managed it after all. - Her şeye rağmen onu başardın

her şeye rağmen
nontheless
her şeye rağmen
nonetheless

Nonetheless, she loved the children and was content with the work. - Her şeye rağmen, o, çocukları seviyordu ve işinden memnundu.

her şeye rağmen
against all odds
her şeye rağmen başarmak
muddle through
mesine rağmen
notwithstanding
Türkçe - Türkçe
(Osmanlı Dönemi) Aksine olarak, inadına, zıddına olarak, zoraki
Karşın: "Bütün isteğime rağmen, gerçi bu çocuğa içimi dökmemiştim."- H. E. Adıvar
Karşın
rağmen