bağ

listen to the pronunciation of bağ
Türkçe - İngilizce
connection

He has no connection with this affair. - Onun bu işle ile hiçbir bağlantısı yoktur.

You should cut off your connections with that group. - O grupla bağlantıları kesmelisin.

link

A chain is made up of many links. - Bir zincir birçok bağlantıdan oluşur.

The events were closely linked. - Olaylar yakından bağlantılı idi.

bond

You can't destroy the precious bond between mother and child. - Anne ve çocuk arasındaki değerli bağları yok edemezsiniz.

There is a strong bond between the brothers. - Erkek kardeşler arasında güçlü bir bağ vardır.

tie

They tied the thief to the tree. - Onlar hırsızı ağaca bağladılar.

That child could barely manage to tie his shoes. - O çocuk ayakkabılarını güçlükle bağlayabildi.

vineyard
string

He bound the package with a string. - O paketi bir iple bağladı.

Tom attached the string to the kite. - Tom ipi uçurtmaya bağladı.

nexus
tie, cord; bandage; bunch, sheaf; relation, connection; bond; ligament; impediment, restraint
bandage
linkage
fascia
brace
cord

A developing embryo connects to the placenta via the umbilical cord. - Gelişmekte olan bir embriyo, göbek kordonu yoluyla plasentaya bağlanır.

He connected the cord to the machine. - O, kordonu makineye bağladı.

copulation
ligament

He tore his ligament. - O, bağ dokusunu yırttı.

Tendons and ligaments are more fragile than you might think. - Tendonlar ve bağlar düşündüğünüzden daha kırılgandır.

desmo
lace

Tom bought new laces for his shoes. - Tom ayakkabıları için yeni bağcıklar aldı.

Excuse me, your laces are untied. - Affedersiniz, bağcıklarınız çözülmüş.

noose; relation
correlate
header
connexion
vinculum
daughter

The mother tied a ribbon in her daughter's hair. - Anne, kızının saçına bir kurdele bağladı.

Your daughter is a drug addict. - Senin kızın bir uyuşturucu bağımlısı.

ligature

Sami used a ligature to strangle Layla. - Sami, Leyla'yı boğmak için bir bağlama ipi kullandı.

binder
fastening
linkup
poet. garden; orchard
knot

I can't tie a very good knot. - Ben çok iyi bir fiyonk bağlayamam.

Tom taught me how to tie a square knot. - Tom bana bir kare düğümü nasıl bağlayacağımı öğretti.

copula
alliance
fastener

Push buttons are a practical fastener for children's clothes. - İtmeli düğmeler, çocuk kıyafetleri için pratik bir bağlayıcıdır.

{i} relationship
as
so
{i} noose
chain

The boat is attached to the anchor by a chain. - Tekne bir zincirle çapaya bağlıdır.

The prisoner is in chains. - Tutsak zincirle bağlıydı.

though

Even though we were supposed to meet at 10, I've had no contact with them. I wonder if they've had an accident. - Saat onda buluşmamız gerekiyorken, onlarla bağlantı kuramadım. Onların kaza geçirip geçirmediğini merak ediyorum.

Have you ever thought about donating your organs after you die? - Öldükten sonra hiç organlarınızı bağışlamayı düşündünüz mü?

(Askeri) ammunition clip
(İnşaat) anchorage
(Bilgisayar,Teknik) connector
contact

How did you make contact? - Nasıl bağlantı kurdun?

I think it's time for me to contact her. - Sanırım onunla bağlantı kurmamın zamanıdır.

(Bilgisayar) hyperlink
interconnect

Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected. - Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.

Everything is interconnected. - Her şey birbirine bağlıdır.

couple
(Biyoloji) isthmus
restraint
like

Would you like to exchange links? - Bağlantıları değiştirmek ister misin?

This is like fighting someone with one arm tied behind your back. - Bu, elinin biri arkanda bağlıyken biriyle dövüşmek gibidir.

yoke
{f} binding

This agreement is binding on all of us. - Bu anlaşma hepimizi bağlıyor.

This agreement is binding on all parties. - Bu anlaşma tüm tarafları bağlıyor.

{i} relation

Health is the greatest gift; satisfaction the greatest wealth; fidelity the greatest relation. - En büyük nimet sağlık, en büyük zenginlik kanaat, en büyük bağ da vefadır.

trabecula
whence
whereas
whether

Whether you will succeed or not depends on your efforts. - Başarılı olup olmayacağın çabalarına bağlıdır.

Whether you pick the Lions or Tigers to win, the result will be a toss-up because both teams are equally strong. - Kazanmak için ister Lions'ları ister Tiger'ları seç, sonucu şansa bağlıdır. Çünkü her iki takım eşit olarak güçlüdür.

coupling
{i} bonding
syndesmo
hitch

The horse began to protest as soon as it was hitched to the cart. - At arabaya bağlanır bağlanmaz protesto etmeye başladı.

Tom tied his horse to the hitching post. - Tom atını bağlama direğine bağladı.

than

On Children's Day, more than 50 bicycles were donated. - Çocuklar Günü'nde 50'den fazla bisiklet bağışlandı.

Thank you for the donation. - Bağış için teşekkürler.

while

For a while, I was really addicted to cola and drank it every day. - Bir süredir kola bağımlısı oldum ve onu her gün içtim.

Fasten your seat belt while driving. - Araba sürerken emniyet kemerini bağla.

lest
beginnings
{i} truss
bridle
fasten

Fasten your seat belt. - Emniyet kemerini bağla.

She advised him to fasten his seat belt. - O ona emniyet kemerini bağlamasını tavsiye etti.

till
neither
bağ kurmak
correlate
bağ ban
strip bond
bağ evi
bond house
bağ makası
Garden(er's) scissors
bağ çiçekleri
vineyard flowers
bağ açısı
bond angle
bağ bahçe
vineyards and orchards
bağ bozmak
to harvest grapes
bağ bozumcu
vintager
bağ budamak
to prune a vineyard
bağ enerjisi
bond energy
bağ kütüğü
vine stock
bağ kütüğü
vine
bağ pulluğu
vineyard plough
bağ salyangozu
(Tabiat Doğa) (yumuşakçalar, naime) french escargot, snail
bağ sırası
bond order
bağ taşı
bond stone
bağ çubuğu
vine shoot; vine cutting
bağ şiddeti
bond strength
hiper bağ
hyperlink
kimyasal bağ
(Biyoloji,Teknik) chemical bond
otomatik bağ
(Bilgisayar) auto link
polar olmayan bağ
(Tıp) non polar bond
Bakarsan bağ olur bakmazsan dağ
(Atasözü) It is the want of care that makes the field bare
kovalent bağ
Covalent bond
asıcı bağ
suspensory
asıcı bağ
suspensory ligament
atomik bağ
atomic bond
ayakına bağ olmak
to hinder (one)
ayakına bağ vurmak/ını bağlamak
to hinder
destek bağ
(Anatomi) sustentaculum
duygusal bağ
emotional tie
duygusal bağ
emotional bond
elektrostatik bağ
electrostatic bond
esnek yay bağ
(Madencilik) yielding arch
etkin bağ
(Bilgisayar) active hyperlink
hiper bağ içerik mönüsü
hyperlink context menu
hiper bağ mönüsü
hyperlink menu
izlenen bağ
followed hyperlink
kimyasal bağ yapabilen
univalent
kovalent bağ
covalence
kutupsal bağ
polar bond
mantıksal bağ
continuity
moleküler bağ
molecular bond
nokta bağ
dative bond
polar bağ
polar bond
silsile bağ
chain-link
yapıştırıcı bağ
adhesive bond
yığma bağ
close timbering
çift bağ
double bond
üçlü bağ
triple bond
Türkçe - Türkçe
(Osmanlı Dönemi) f. Büyük bahçe. Bostan
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asmaları bulunan yer
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asması
Meyve bahçesi
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel gibi düğümlenebilir nesne
Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası
üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu, üzüm yetiştirilen toprak parçası
üzüm bahçesi
Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm
Bağlam, deste, demet
Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti
Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılan yay biçimindeki işaret. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası: "Üzümünü ye de bağını sorma."- Atasözü
Bağlam, deste, demet. İlgi, ilişki, rabıta: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."- Anayasa
Sargı
İlgi, ilişki, rabıta
Asmalık
bağ bahçe
Bahçe gibi taşınmaz mal
bağ bozumu
Bağda ürünün toplanması
bağ bozumu
Bu işin yapıldığı mevsim, güz, sonbahar
bağ bıçağı
Bağ ve bahçelerde yetişen meyve fidanlarını, bitki ve özellikle üzüm kütüklerini budamaya yarayan kesici alet
bağ doku
Hücre sayısı az, hücre arası maddesi çok ve genel olarak diğer dokuları birbirine bağlayarak destek görevi yapan doku
bağ fiil
Fiillerin zarf olarak kullanılan şekilleri, ulaç, zarf-fiil: gül-e gül-e, koş-arak, otur-up vb
bağ çubuğu
Asma fidesi
hukuki bağ
Vatandaşlık, yurttaşlık gibi kişi veya şeyleri devlete bağlayan bağ
bağ