geçmek

listen to the pronunciation of geçmek
Türkisch - Englisch
pass

Jim boasts of having passed the exam. - Jim sınavı geçmekle öğünüyor.

I must work hard to pass the test. - Testi geçmek için çok çalışmalıyım.

beat
through

This ship is too big to pass through the canal. - Bu gemi, kanaldan geçmek için fazla büyük.

I dislike going through customs at the airport because it takes so long. - Havaalanında gümrüklerden geçmekten hoşlanmam çünkü çok uzun sürüyor.

to pass; to pass by, to pass along, to pass through; to ross, to go through, to pass; to outdistance; to pass through, to experience; to give up, to stop; to happen, to take place, to pass off; to turn out; to overtake, to overhaul; to beat, to pass; to o
surpass
come down
exceed
transmitted
experience
get through

We have to get through security. - Güvenlikten geçmek zorundayız.

thru
gone over
stop
overrun
outperform
pass to
go-by
head
leave out
switch

Factories have been urged to switch from coal to a cleaner fuel. - Fabrikalar kömürden temiz bir yakıta geçmek için teşvik edilmiştir.

blow over
mentioned
get

What's the best way to get in touch with you? - Sizinle temasa geçmek için en iyi yol hangisidir?

There's no getting over that. - Bunun üzerinden geçmek yok.

pass over
happen
take place
get over
flit
be mentioned
run out
muster
thro

This ship is too big to pass through the canal. - Bu gemi, kanaldan geçmek için fazla büyük.

Many trains pass through the old stone tunnel. - Birçok tren eski taş tünelden geçmektedir.

transfer
outstrip
outreach
outstretch
go past
go over
omit
come
current

We all want to be current. - Hepimiz geçmek istiyoruz.

skip

Click here to skip this ad. - Bu reklamı es geçmek için buraya tıkla.

spread
overshadow
happen by
excel
outgrow
go by
to pass, adjourn (somewhere), truck (desert), transmigrate (soul), ride (road)
go
(for a disease) to pass from (someone) to (someone else), spread from (one place) to (another)
to be current, be in use, be valid, be in effect
to be mentioned, be written or spoken about, be referred to
to go down (a street, road, corridor)
to go through a period of, pass through a period of; to go through, pass through, come through (a profession, an institution, a field of study, a type of training, etc.); to be schooled in
to pass through, go through
to pass by, go by
to be in demand, sell, be popular, be in vogue
be current

We all want to be current. - Hepimiz geçmek istiyoruz.

to renounce one's claim to
pass away
to pass, overtake, go past; to outstrip
be over
better
to come into (power, authority)
(for a stove, a fire, embers) to go out, become cold, die
to skip over, skip, pass over
to pass through, pass over, cross
catch
fit in
geçme
passing

Being careful and diligent is necessary, but not sufficient for passing this course. - Dikkatli ve çalışkan olmak gereklidir, fakat bu kursu geçmek için yeterli değildir.

After all, he succeeded in passing the exam. - Nihayet, o, sınavı geçmeyi başardı.

geç
late

I'm sorry to be late. - Geç kaldığım için üzgünüm.

He appeared at the party late. - O, partiye geç geldi.

dalga geçmek
ridicule

It is not good to ridicule him in public. - Kamusal alanda onunla dalga geçmek iyi değil.

yeni yerine geçmek
relocate
yerine geçmek
replace
yerine geçmek
substitute
geçmek bilmemek
linger
geçmek bilmemek
drag behind
geçmek bilmemek
drag
geçmek bilmemek
wear on
geçmek bilmemek
to drag on, to wear on
geçmek bilmemek
wear away
gemi ile geçmek
navigate
geri plâna geçmek
recede
vaz geçmek
give up
dalga geçmek
tease
dalga geçmek
mock
geç
slow

Time passed very slowly this week. - Bu hafta zaman çok yavaş geçti.

In childhood, time passes slowly. - Çocukluk çağında, zaman yavaş olarak geçer.

geçme
{i} pass

We took refuge in a cave and waited for the storm to pass. - Mülteciyi bir mağaraya götürdük ve fırtınanın geçmesini bekledik.

Is it possible to pass the tax accountant exam by self study? - Kendi kendine çalışma ile, vergi muhasebecisi sınavını geçmek mümkün mü?

harekete geçmek
roll up
başından geçmek
experience
arasından geçmek
pass through
birinden ötekine geçmek
(Bilgisayar) switch to
dalga geçmek
monkey around
dalga geçmek
make fun of

He wants to make fun of me. - O benimle dalga geçmek istiyor.

dalga geçmek
send up
ele geçmek
caught
geç
backward
geç
tardy

His teacher sent him to the principal's office for being tardy too many times. - Birçok kereler derse geç geldiği için öğretmeni onu müdürün odasına gönderdi.

geçme
{i} permeation
geçme
fitting
geçme
(olaylar) whirligig
geçme
(ruh) transmigration
geçme
slip on
gırgır geçmek
(deyim) pull someone's leg
karşıdan karşıya geçmek
cross over
karşıya geçmek
to cross over to the other side
karşıya geçmek
cross over
kendinden geçmek
blackout
konusu geçmek
be mentioned
koşarak geçmek
run
sıyırıp geçmek
skim
yarıp geçmek
break through

The submarine had to break through a thin sheet of ice to surface. - Denizaltı yüzeye doğru ince bir buz tabakasını yarıp geçmek zorunda kaldı.

yerine geçmek
a) to replace, to supersede, to supplant b) to substitute sb c) to displace d) to go on
yetişip geçmek
overtake
önüne geçmek
to prevent, to avert, to preclude
önüne geçmek
forestall
önüne geçmek
prevent
geç
behind

We got behind the car and pushed. - Biz arabanın arkasına geçtik ve ittik.

The train is ten minutes behind today. - Tren bugün on dakika geç kaldı.

geç
{f} passed

The ship passed under the bridge. - Gemi köprünün altından geçti.

I cannot say how much time passed. - Ne kadar zaman geçtiğini söyleyemem.

hora geçmek
appreciated
sıyırıp geçmek
graze
-e geçmek
proceed to
-i geçmek
get ahead of
-i geçmek
outdo
adı geçmek
be mentioned
adı geçmek
mentioned
alay geçmek
make fun of
alev gibi yalayıp geçmek
lick
atağa geçmek
attack
avantaj birine geçmek
gain the upper hand
bahsi geçmek
be mentioned
başa geçmek
take control
başa geçmek
come in
birbirine geçmek
interlace
birbirine geçmek
intertwine
birinden ötekine geçmek
(Bilgisayar) switch
birinden ötekine geçmek
(Bilgisayar) switch between
dalga geçmek
kid around with someone
dalga geçmek
fuck with
dalga geçmek
banter
dalga geçmek
rally
dalga geçmek
shirk
dalga geçmek
trifle
dalga geçmek
(Konuşma Dili) laugh out of court
dalga geçmek
pull somebody's leg
dalga geçmek
joke about
dalga geçmek
slack off
dalga geçmek
make sport of someone
dalga geçmek
razz
dalga geçmek
(deyim) lay an egg
den geçmek
weather
ele geçmek
be caught
eline geçmek
get
eline geçmek
catch
eline geçmek
earn
eline geçmek
find
enine geçmek
traverse
es geçmek
pass over
es geçmek
skip

Click here to skip this ad. - Bu reklamı es geçmek için buraya tıkla.

geç
skip

Skip the boring chapters. - Sıkıcı bölümleri geç.

Tom skipped the conference last year as well. - Tom da geçen yıl konferansı atladı.

geç
{f} switch

Wolfgang switched to German. - Wolfgang Almancaya geçti.

Why doesn't the U.S. switch to the metric system? - ABD neden metrik sisteme geçmiyor?

geç
(Bilgisayar) ignore

We can't ignore Tom's past. - Tom'un geçmişini göz ardı edemeyiz.

It's dangerous to ignore the signal at a railroad crossing. - Bir demiryolu geçidinde sinyali görmezden gelmek tehlikelidir.

geç
(Bilgisayar) bypass
geç
posteriorly
geçme
dowel
geçme
(Ticaret) exceed
geçme
insert
geçme
disseminate
geçme
fitted into
geçme
(Aydınlatma) transmission
gırgır geçmek
hoax
gırgır geçmek
make a fool of somebody
gırgır geçmek
make fun
gırgır geçmek
make fun of
gırgır geçmek
make fun of somebody
ismi geçmek
mentioned
içi geçmek
drop off
kendinden geçmek
lose one's head
kendinden geçmek
(deyim) forget oneself
kendinden geçmek
be overwhelmed
kendinden geçmek
entranced
kendinden geçmek
break down
kolayca geçmek
walk away from
koşarak geçmek
run over
olay (bir yerde) geçmek
occur
olay (bir yerde) geçmek
take place
olay (bir yerde) geçmek
come about
pas geçmek
pass something over
pas geçmek
bypass
pas geçmek
pass
sorumlu geçmek
(Eğitim) receive a conditional pass
sözü geçmek
call the shots
sözü geçmek
influential
sözü geçmek
be talked about
sözü geçmek
talked about
sözü geçmek
to be talked about
sözü geçmek
be influential
sınıf geçmek
pass
yerin dibine geçmek
(deyim) feel cheap
yerin dibine geçmek
feel like 30 cents
yerine geçmek
go on
yerine geçmek
take somebody's place
yerine geçmek
prevail
yerine geçmek
substitute somebody
zorla geçmek
break through
öne geçmek
(Dilbilim) be ahead of
öne geçmek
get the upper hand
öne geçmek
come to the fore
ırza geçmek
(Kanun) abuse
ıska geçmek
disregard
ıska geçmek
ignore
geçme
{i} intervention
delip geçmek
pierce
geç
devolve upon
geç
{f} overshot
geç
exceed

Imports exceeded exports last year. - Geçen yıl ithalat ihracatı aştı.

My annual income exceeds five million yen. - Benim yıllık gelirim beş milyona yeni geçiyor.

geç
{f} passing

He was passing by on his bicycle when he heard a cry for help. - O, bir yardım çığlığı duyduğunda, bisikletiyle geçiyordu.

After all, he succeeded in passing the exam. - Nihayet, o, sınavı geçmeyi başardı.

geç
behindhand
geç
pass to
Türkisch - Türkisch
Kullanımda olmak, tedavülde olmak
Bir yerin yakınından veya içinden gitmek
Bir iletişim aracı ile bildirmek
Kabul edilemez olmak
Etki yapmak, işlemek
Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak
Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek: "Bu odanın içinde geçen aşk anları artık çok uzaklardaydı."- A. İlhan
Bir yandan girip öte yandan çıkmak
Geride bırakmak, aşmak
Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak: "İstanbul'a geçecek değil, parmağımı kımıldatacak takatim yok."- S. M. Alus
Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak
Bir yere gidip oturmak
Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek
Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak
Bir yerden başka bir yere gitmek
Harcamak
Sönmek
Bulaşmak, sirayet etmek
Söylemeden veya bitirmeden atlamak
Sönmek: "Ocak sönmüş, koru bile geçmişti."- N. Nâzım
Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek
Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek
Bir yerden başka bir yere gitmek: "Elindeki kitabı bırakıp bulundukları odaya geçtim."- T. Buğra
Uğramak, konu olmak
Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak
Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar
Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak: "Hakkın var
Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak: "Kısa süren bir hastalıktan sonra göçüp gideceğini hissetmiş, hatta ölümünün gazetelere bile geçmemesini istemişti..."- H. E. Adıvar
Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak
Bırakmak, vazgeçmek
Okulda, sınavda başarı göstermek
Yerini bırakıp başka yer almak
Çekiştirmek, yermek
Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak
Harcamak: "Bütün günüm seni takip etmekle geçti."- Y. K. Karaosmanoğlu
Yazılmak, girmek
Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek
Sürümü olmak, satılmak
Aşmak, geride bırakmak
Görev almak
Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek
Tükenmek, bitmek, sona ermek: "Yavaş yavaş bu hırs geçer."- F. R. Atay. Üstünlük sağlamak
Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek
Zamanı aşmak, geride bırakmak: "Şehzadebaşı'na geldikleri zaman saat onu geçiyordu."- P. Safa
Bir duruma uğramak, konu olmak
Yaşamak
Üstünlük sağlamak
Hastalık bulaşmak, sirayet etmek
Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak: "Şimdiki tuluat artistlerinin çoğu oradan geçtiler."- S. F. Abasıyanık
Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Çekiştirmek, yermek: "Beni sana geçmişler / Vallahi ben demedim."- Halk türküsü
Kalmak, devrolmak
Birinden meşk etmek
Tükenmek, bitmek, sona ermek
çare ki bizden geçti, diye söyleniyor."- R. N. Güntekin
(Osmanlı Dönemi) TAYY
gitmek
çıkmak
(Osmanlı Dönemi) HAVL
(Osmanlı Dönemi) DÜRUC
ilerlemek
transa geçmek
Trans, parapsikoloji sözlüklerinde “iradi hareketlerin yokluğuyla ve düşüncenin otomatizma durumuna geçmesiyle nitelenen psikolojik ayrışma hali” veya “paranormal bir fenomenin belirdiği, değişik derinlik derecelerindeki bilinçsizlik hali” olarak tanımlanır
Geçme
intikal
Geçme
nüfuz
Geçme
(Hukuk) MÜRUR
Geçme
(Osmanlı Dönemi) GEŞT
Geçme
(Osmanlı Dönemi) TECAVÜZ
geç
Kararlaştırılan, beklenen veya alışılan zamandan sonra, erken karşıtı
geç
Belirli zamandan sonra olan
geç
Kararlaştırılan, beklenen veya alışılan zamandan sonra, erken karşıtı: "Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç"- Y. K. Beyatlı
geçme
Birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça. Çakılmış, yapıştırılmış veya lehimlenmiş olmayıp gereğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine takılıp kenetlenmiş olan
geçme
Birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça
geçme
Geçmek işi, mürur
geçme
Çakılmış, yapıştırılmış veya lehimlenmiş olmayıp gereğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine takılıp kenetlenmiş olan
geçmek
Favoriten