gitmek

listen to the pronunciation of gitmek
Türkisch - Englisch
be off
go off
suitable
suit
(Askeri) lay
to be suitable
to lead to (a condition, result, etc.)
travel

He doesn't have enough money to go travelling. - Onun seyahate gitmek için yeterli parası yok.

If you want to travel to a store located 10 km from your house, and you drive at 50 km/h, how long would it take you to get there? - Evinizden 10 km uzaktaki bir mağazaya gitmek istiyorsanız ve saatte 50 km hızla sürüyorsanız oraya varmak kaç dakikanızı alır?

to go to (work); to go to, attend (school)
to go; to leave, to depart, to make a move; to leave for; to attend; to get on with sth; to go off; (taşıt) to move off, to leave; to travel, to make; (giysi, vb.) to go with, to suit, to become; to fit, to be suitable (for); to be enough (for), to suffic
(deyim) take leave
(Argo) shoot through
to be enough
get out

I just have to get out of here. - Sadece buradan gitmek zorundayım.

I want to get out of this town. - Bu şehirden gitmek istiyorum.

attend
return
get along
damaged
trot
move

Tom made no move to go. - Tom gitmek için hiç bir şey yapmadı.

fit
die
run

I imagine that Tom will eventually run out of money and have to go back home. - Sanırım sonunda Tom parasız kalacak ve eve geri gitmek zorunda kalacak.

Do you want to go run around the track with me? - Benimle pist civarında koşmaya gitmek ister misin?

last
be enough
go for
get on
pack
absent oneself
disembark
lead
answer
get in
push along
retire
be sold
go by the board
be damaged
run up
navigate
sold

I really wanted to go to Tom's concert, but it was sold out. - Ben gerçekten Tom'un konserine gitmek istiyordum ama onun hepsi satılmıştı.

pass away
go with

I don't want to go if you don't go with me. - Benimle gitmezsen, gitmek istemiyorum.

Tom says that Mary definitely wanted to go with us, so we should wait. - Tom Mary'nin kesinlikle bizimle birlikte gitmek istediğini söylüyor, bu yüzden beklemeliyiz.

be suitable
leave
become

When we are told not to come, we become all the more eager to go. - Gelmememiz söylendiği zaman, gitmek için daha da istekli oluruz.

endure
enough
go
to go to and fro. Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek/bulmamak var. (Atasözü) When you part for a long time remember that you may never see each other again. Gitti de geldi. (Konuşma Dili) He/She escaped from certain death. He/She was as good as dead. Gitti gider. He's/She's/It's gone forever
(for a machine) to work, go
hop it
depart

He departed for Australia. - O, Avustralya'ya gitmek için yola çıktı.

In China, you have to go to the departure station and buy train tickets there. - Çim'de, hareket istasyonuna gitmek ve tren biletleri orada almak zorundasın.

It can't be helped./It's too late
give

I was given a couple of tickets for tonight's concert. Would you like to go with me? - Bu geceki konser için bana bir çift bilet verildi. Benimle gitmek ister misin?

We honor whoever is put over us. gidip gelmek
to go, be (in a certain condition or state)
(iş) fare
work in with
to depart, leave
to go well with, suit, become
however much one tries: Anlatamadım gitti. I could not make myself understood however hard I tried
to go for, be sold at/for
An official is honored only as long as he/she holds his/her position
to go from (one place) to (another)
(for a period of time) to pass, be over
betake oneself to
auxiliary verb to be: Hoşuma gitti. I liked it./It's good. Tuhafıma gitti. It seemed strange to me./It's strange. gitsin (after an imperative) ... and be done with it, ... and finish the matter: İmzanı atıver gitsin. Sign it and be done with it. gitti (after a verb in the past tense)
to be gone, be finished, disappear, vanish
to be sent (to), be on the way (to)
gitmek üzere
on the wing
gitmek üzere ayrılmak
make tracks for
gizlice gitmek
skulk
gizlice kaçıp gitmek
abscond
kötüye gitmek
deteriorate
git
go
akıp gitmek
range
birlikte gitmek
go with

Tom says that Mary definitely wanted to go with us, so we should wait. - Tom Mary'nin kesinlikle bizimle birlikte gitmek istediğini söylüyor, bu yüzden beklemeliyiz.

If you want to go with them, you must hurry. - Onlarla birlikte gitmek istersen acele etmelisin?

eğlenmeye gitmek
go out
geçinip gitmek
subsist
gücüne gitmek
resent
kayarak gitmek
slither
gitme
passing
akıp gitmek
stream
askere gitmek
to go to do one's military service, go into the army
geri geri gitmek
back up
geri gitmek
go back

Tom really misses America and he wants to go back. - Tom Amerika'yı gerçekten özlüyor ve geri gitmek istiyor.

I know you have to go back to Boston. - Boston'a geri gitmek zorunda olduğunu biliyorum.

git
{f} going

Before going to work in Paris, I have to brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.

Before going to work in Paris I must freshen up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.

gitme
departure, leaving
hoşuna gitmek
to please
ileri gitmek
exceed
iyi gitmek
doing well
kayar gibi gitmek
skim
kötüye gitmek
run down
çıkıp gitmek
walk out
önde gitmek
lead
önünde gitmek
precede
defolup gitmek
pack
hızlı gitmek
streak
git
{f} gone

Mathematics is the part of science you could continue to do if you woke up tomorrow and discovered the universe was gone. - Matematik, yarın kalkarsan ve evrenin gittiğini keşfedersen yapmaya devam edebileceğin, bilimin bir parçasıdır.

The new couple have gone off to Hawaii on their honeymoon. - Yeni çift balayında Hawaii'ye gitti.

acele gitmek
take off
beraber gitmek
go along with
birdenbire çıkıp gitmek
take off
birlikte gitmek
convoy
birlikte gitmek
accompany
bisiklet kullanarak gitmek
bicycle
bok yoluna gitmek
(Argo) ruined
elden gitmek
be lost
elden gitmek
lost
geri gitmek
reach back
geri gitmek
reverse
geri gitmek
back up
geri gitmek
return
git
(Meteoroloji) met

When I went to Tokyo, I met him. - Ben Tokyo'ya gittiğim zaman ona rastladım.

If you had never gone to Boston, you wouldn't have met Tom. - Boston'a hiç gitmediysen Tom'la tanışamazdın.

greve gitmek
(Ticaret) come out
hoşuna gitmek
enjoy
hızlı gitmek
race
hızlı gitmek
(deyim) bowl along
ileri gitmek
make one's way
ileri gitmek
move
ileri gitmek
walk on
ileri gitmek
encroach
ileri gitmek
go fast

To go faster you'd better go alone, to go further you'd better go with someone. - Daha hızlı gitmek için yalnız gitsen iyi olur, daha ileri gitmek için biriyle gitsen iyi olur.

ileri gitmek
(deyim) gain ground
ileri gitmek
advance
ileri gitmek
pass
ileriye gitmek
(Havacılık) go further
iyi gitmek
get on
iyi gitmek
going well
jet gibi gitmek
fly
kampa gitmek
go camping
kurban gitmek
fall victim to
kurban gitmek
fall a victim
kurban gitmek
fall a victim to
sessizce gitmek
slide
siktir olup gitmek
fuck off
siktir olup gitmek
piss off
sık sık gitmek
visit
sık sık gitmek
haunt
temyize gitmek
appeal
trenle gitmek
go by train
tuvalete gitmek
to go to the toilet
vites boşta gitmek
coast
zıt gitmek
run counter to
zıt gitmek
(Dilbilim) go against
zıt gitmek
go counter to
hoşuna gitmek
like
hoşuna gitmek
appeal
ağır ağır gitmek
cruise
git
get along with

I just can't get along with him. - Onunla anlaşamadım gitti.

git
ebb
git
went

Do you know where your dad went? - Babanın nereye gittiğini biliyor musun?

Do you know where your father went? - Babanın nereye gittiğini biliyor musun?

git
going to

Before going to study in Paris, I must brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.

Before going to study in Paris, I have to brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.

gitme
go
gitme
gravitation
gitme
ascent
ileri gitmek
go forward
kıvrıla kıvrıla gitmek
wander
akıp gitmek; geçip gitmek
slip, slip
amerikaya gitmek
go to the america
aya gitmek
go to the moon, land on the moon
başka şehre gitmek
go to other city
bir yere gitmek
To go to a place
boşa gitmek
(deyim) Go in vain
düz gitmek
Go straight to
emekleri boşa gitmek
(someone's work/labor) go for nothing, be lost, be wasted
geceleyin ava gitmek
to go fishing at night
git
türkçeyi ingilizceye çevir
git
go#to
gitme
passage
gitme
going

Before going to study in Paris, I have to brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.

Before going to work in Paris I must freshen up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.

hoşa gitmek
agreeable to
izinden gitmek
Trace
londra'ya gitmek
go up
tuvalete gitmek
have a tinkle
unutulup gitmek
disappear
yitip gitmek
to disappear
yükseğine gitmek
go up
üstüne gitmek
keep on at someone
GiT
goto
git
go to

I want to go to America someday. - Bir gün Amerika'ya gitmek istiyorum.

I want to go to London. - Londra'ya gitmek isterim.

gitme
egressing
Englisch - Englisch

Definition von gitmek im Englisch Englisch wörterbuch

git
A contemptible person
git
To leave
git
A silly, incompetent, stupid, annoying, or childish person
git
disapproval If you refer to another person as a git, you mean you dislike them and find them annoying. Variant of get. an offensive word for an unpleasant and annoying person, especially a man (get (16-20 centuries), from get )
git
a person who is deemed to be despicable or contemptible; "only a rotter would do that"; "kill the rat"; "throw the bum out"; "you cowardly little pukes!"; "the British call a contemptible person a `git'"
git
To get
git
Group travel in which individuals purchase a group package in which they will travel with others along a pre-set itinerary
git
Abr Group inclusive tour A group tour that is offered only if a minimum number of people book for it
git
{f} get (Colloquial)
git
A stupid or unpleasant person
git
synonym for gastrointestinal tract
Türkisch - Türkisch
Yok olmak, elden çıkmak
Sürmek, devam etmek: "Ama böyle giderse, Allah hemen sonunu hayırlara tebdil etsin."- M. Ş. Esendal
Geçmek
Tüketilmek, harcanmak
Yok olmak, elden çıkmak: "Gemiler ve saray hepsi gitti."- F. R. Atay. Ölmek: "Ben giderim adım kalır / Dostlar beni hatırlasın."- Âşık Veysel
Bir yerden veya bir işten ayrılmak. Çıkmak, ulaşmak
Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak
Yeter olmak, yetmek, yetişmek
Sürmek
Herhangi bir durumda olmak
Götürülmek, gönderilmek
Yapmak
Ölmek
Yürümek, yol almak
Satılmak
Satılmak: "Altın kaçtan gidiyor?"- S. F. Abasıyanık. değerlendirmek, saymak, karşılamak
Bir yerden veya bir işten ayrılmak
Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak
Tüketilmek, harcanmak: "Eline geçen paranın çoğu da İstanbul'da çoluğa çocuğa gidiyor."- M. Ş. Esendal
değerlendirmek, saymak, karşılamak
Başvurmak, yapmak
Dayanmak
Bir yere doğru yönelmek
İşlemek, çalışmak
Çıkmak, ulaşmak
Bir yere doğru yönelmek: "Yol yaptırmaktan maksat, insanların gitmek istedikleri yere, güvenle, rahatça gidip gelmelerini sağlamaktır."- N. Cumalı
Bir şey zarar görmüş olmak
Yakışmak, yaraşmak
Makine, işlemek, çalışmak
(Osmanlı Dönemi) ZEHAB
(Osmanlı Dönemi) TIRAK
(Osmanlı Dönemi) NEDD
(Osmanlı Dönemi) KUBUN
(Osmanlı Dönemi) TECERRÜM
(Osmanlı Dönemi) ZEYH
(Osmanlı Dönemi) TA'RİD
(Osmanlı Dönemi) MUTUR
(Osmanlı Dönemi) NA'R
(Osmanlı Dönemi) HUTU'
(Osmanlı Dönemi) ŞEKAZ
(Osmanlı Dönemi) CELCELE
(Osmanlı Dönemi) NİS'
(Osmanlı Dönemi) NESG
(Osmanlı Dönemi) ZEVAH
uzanmak
(Osmanlı Dönemi) LETB
(Osmanlı Dönemi) SEK'
(Osmanlı Dönemi) MA'D
gitme
Gitmek işi
Englisch - Türkisch

Definition von gitmek im Englisch Türkisch wörterbuch

emekleri boşa gitmek
Çalışmaları ve bütün yaptığı işlerin boşa gitmesi

bütün emeklerim boşa gitti halbuki çok çalışmıştım.

git
(Argo) defol, kış kış
gitmek
Favoriten