çıkmak

listen to the pronunciation of çıkmak
Türkisch - Englisch
go out

I was obliged to go out yesterday. - Dün dışarı çıkmak zorunda kaldım.

I don't want to go out. - Ben dışarı çıkmak istemiyorum.

get out

The lion struggled to get out of his cage. - Aslan kafesinden dışarı çıkmak için mücadele etti.

Tom said he wanted to get out of town for a while. - Tom bir süre kasabanın dışına çıkmak istediğini söyledi.

{f} exit
{f} stem
(Hukuk) emanate
come off

The lid doesn't want to come off. - Kapak çıkmak istemiyor.

to result from, be the fruit of
to go out in order to, go out to (do something): Köpeğini aramaya çıktı. She went out to look for her dog
to get out, to go out; to leave; to come off, to come away; to climb (up), to walk (up), to ascend, to mount, to scale; to be found; to cost; to amount to; to be enough for; to go up, to increase, to rise; to be dislocated; to stick out; to appear; to spr" " patlak vermek; (rüya) to come true; (fırsat, vb.) to come along; (dedikodu, söylenti) to start; (diş, sivilce) to erupt; (güneş, ay, yıldızlar) to rise, to come out, to come up; (fotoğraf) to come out; (raydan, yoldan) to go off
(for someone) to come out of, emerge from (a situation) (in a specified state): Merak etme, bu işten kârlı çıkacağız. Don't worry; we're going to finish this job in the black
no longer to merit (the name he/she/it has gone by), cease to be (what he/she/it has been known to be): Palto olmaktan çıktı bu. You can no longer call this a coat
(çıban vb) point
quit

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

You don't get to quit. - Sen çıkmak zorunda değilsin.

flirt
to go out with, date (someone)
(for a price, a temperature) to rise, increase
for a drea
to build (a story of a building); to add (a story) to (a building)
(for something) to come (one's) way: Piyangodan bana hiçbir şey çıkmadı. I won nothing whatsoever in the lottery. Bugün bana postadan mektup çıktı. I happened to get a letter today
to cost (a specified amount)
(for a part of the body) to be dislocated, suffer dislocation
(for there to be enough of one thing) to make another or to meet a need: Bu kumaştan bir ceket çıkar mı? Is there enough of this cloth to make a sport coat? Kiradan vergi paramız çıkar mı? Will the rent be enough to cover our taxes?
to have to spend, be obliged to spend (money)
break through
come up

I think it wouldn't be too hard to come up with a better system. - Sanırım daha iyi bir sistemle ortaya çıkmak çok zor olmazdı.

(for news, a rumor) to circulate; (for a book, newspaper, etc.) to be published
to cease to be (the holder of a specified job): Memurluktan çıkalı yirmi yıl oldu. I haven't been a government employee for twenty years
come about
to go out, show oneself in public
to stick out, protrude
(for someone) to turn out to be (of a specified character, profession, rank, etc.); (for something) to turn out to be (of a specified nature): Senden sessiz çıktı. He turned out to be quieter than you. Onlardan biri hekim çıktı. One of them turned out to be a doctor. Yoğurt ekşi çıktı. The yogurt turned out to be sour
date

Do you want to go out on a date with Tom? - Tom'la çıkmak istiyor musun?

Tom asked Mary for a date, but she turned him down. - Tom Mary ile çıkmak istedi fakat o onu geri çevirdi.

to graduate from, finish (a school, a university)
detach
puff up
(often with önüne or karşısına) unexpectedly to appear, unexpectedly to come on the scene, crop up, pop up
(for something, often something unpleasant) to occur, happen: Şimdi kavga çıkacak. There's going to be a quarrel now
(sahne vb.) take to
(for something) to become available at a specified time or to come into being for the first time: Maaşlar yarın çıkacak. We can get our salaries tomorrow. Çilek çıktı. Strawberries have come on the market. Kitap yeni çıktı. The book's just been published. Bilgisayar diye bir şey çıktı. They've come out with something called a ''computer.''
come on
to go out (of), come out (of), emerge (from)
keep company with
to land at, disembark at; to deplane at; to detrain at
(topraktan) pullulate
move out

Sami wanted to move out. - Sami dışarı çıkmak istiyordu.

(for a color) to bleed, run; to come off on, stain
step up
walk out
to go to (a place); to go on (an outing): Çarşıya çıktı. She's gone to the market. Tatile çıktılar. They've gone on vacation
(Konuşma Dili) to have a BM, defecate
come out

Would you like to come out and play? - Oyun oynamak için dışarı çıkmak ister misin?

I just want to crawl into a hole and never come out. - Sadece bir deliğe girmek ve asla çıkmak istemiyorum.

(Matematik) to be subtracted from
(for one sort of thing) to be found in (another thing); (for a particular sort of person) to be found in or among (a group of persons): Sütte zararlı mikroplar çıktı. Harmful microbes were found in the milk
climb

Tom had always wanted to climb Mt. Fuji, but until now, had not found the time to do so. - Tom her zaman Fuji Dağı'na çıkmak istemişti fakat şimdiye kadar, bunu yapmak için zaman bulamamıştı.

Tom hates climbing ladders. - Tom merdiven çıkmaktan nefret eder.

(for something) to extend as far as (a specified place)
rise
go with
step out
(for one thing) to come from, be made from, be produced from (another)
(for a stain) to come out, disappear
(for one person) to confront, oppose (another) (in a contest)
to climb; to climb up to
ascend
occur
(for an order, a command) to be given; (for a law) to be made
to play the rôle of, appear in the rôle of (a specified character)
(for something) to come off; to fall off; to come loose
(for the sun, the moon) to rise
(for something) to appear, become visible; (for hair, a beard, seeds) to sprout
to go to see (a government official, an important person) (in his/her office or reception room)
başa çıkmak
cope

He didn't have enough experience to cope with the problem. - Onun sorunla başa çıkmak için yeterli deneyimi yoktu.

yola çıkmak
depart
ortaya çıkmak
show up
çıkmak (fırsat)
come along
çıkmak (leke)
come out
çırak çıkmak
to leave service with provision for the future; to complete one's apprenticeship
çığrından çıkmak
go off the rails
çığırından çıkmak
(for things) to go too far; (for a project) to take a crazy course; (for someone) to go off on a tangent
çığırından çıkmak
to go off the rails
ortaya çıkmak
arise
ortaya çıkmak
appear
başa çıkmak
handle

It's hard to handle crying babies. - Ağlayan bebeklerle başa çıkmak zordur.

Tom will have to handle that. - Tom onunla başa çıkmak zorunda kalacak.

başa çıkmak
help
dışarıya çıkmak
go out

It's fun to go out with her. - Onunla dışarıya çıkmak eğlenceli.

It's fun to go out with him. - Onunla dışarıya çıkmak eğlenceli.

gün ışığına çıkmak
emerge
başa çıkmak
get over
ortaya çıkmak
emerge
ortaya çıkmak
turn up
yüzeye çıkmak
surface
viziteye çıkmak
to make one's rounds
aksilik çıkmak
to have a difficulty come up
baskın çıkmak
surpass
baskın çıkmak
extinguish
başa çıkmak
overcome
birden çıkmak
spring
dışarı çıkmak
step out
izine çıkmak
to go on vacation, take a vacation; to go on leave
keşfe çıkmak
scout
kokusu çıkmak
transpire
konu dışına çıkmak
digress
merdiven çıkmak
climb up stairs
olup çıkmak
end up
ortaya çıkmak
1. to appear, come on the scene. 2. (for something) to come to light
ortaya çıkmak
come forward
rotadan çıkmak
yaw
su yüzüne çıkmak
emerge
yola çıkmak
fare
yukarı çıkmak
ascend
yumurtadan çıkmak
hatch
çık
drop out of
dışarı çıkmak
go out

Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun. - Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.

I was obliged to go out yesterday. - Dün dışarı çıkmak zorunda kaldım.

çıkma
{i} rise
tatile çıkmak
holiday
(kemik) çıkmak
(Dilbilim) put out
arka çıkmak
back
birdenbire ortaya çıkmak
(Dilbilim) bob up
birdenbire çıkmak
pop out
dışarı çıkmak
protrude
eksik çıkmak
be lacking
eksik çıkmak
fall short
eksik çıkmak
lacking
elinden kaza çıkmak
cause an accident
girip çıkmak
frequent
girip çıkmak
stop by
gizlice çıkmak
sneak
isyan çıkmak
break out
konu dışına çıkmak
wander off
merdiven çıkmak
ascend a ladder
merdiven çıkmak
climb a ladder
merdiven çıkmak
move up a ladder
sahip çıkmak
(deyim) stake a claim to something
sahip çıkmak
(Politika, Siyaset) do something about
sahip çıkmak
(deyim) stake a claim on something
sidik yarışına çıkmak
keep up with the joneses
sonucu çıkmak
follow
sonunda ... çıkmak
prove
tahta çıkmak
come to the throne
tahta çıkmak
succeed to the throne
tahta çıkmak
ascend
tahta çıkmak
inherit the throne
taraf çıkmak
support
tren hattan çıkmak
jump the track
tren raydan çıkmak
jump the track
vitrine çıkmak
(Dilbilim) come out
yerinden çıkmak
come loose
yerinden çıkmak
dislocate
yerinden çıkmak
displace
çık
(Bilgisayar) break

I left home without having breakfast yesterday. - Ben dün kahvaltı etmeden evden çıktım.

I went for a walk after breakfast. - Kahvaltıdan sonra yürüyüşe çıktım.

çık
(Bilgisayar) escape

They wanted to escape on vacation. - Tatile çıkmak istediler.

Tom pointed to the fire escape. - Tom yangın çıkışını işaret etti.

çıkma
detachment
çıkma
bow window
çıkma
(Meteoroloji) looming
çıkma
(Mekanik) bracket
çıkma
outing
çıkma
(Jeoloji) exposure
çıkma
discharge
çıkma
(İnşaat) oriel
çıkma
(Coğrafya) outcropping
çıkma
(Bilgisayar) pop

Tom became popular among teenagers as soon as he made his debut on the screen. - Tom ilk kez sahneye çıkar çıkmaz gençler arasında popüler oldu.

çıkma
(Coğrafya,Jeoloji) outcrop
çık
{f} exit

Emergency exits must be kept free of blockages for public safety. - Acil çıkış yolları, kamu güvenliği için tıkanıklıklardan uzak tutulmalıdır.

Where is the emergency exit? - Acil çıkış kapısı nerede?

çık
got out

Tom got out of the hospital. - Tom hastaneden çıktı.

When I got out of prison, Tom helped me get back on my feet. - Hapishaneden çıktığımda, Tom tekrar ayaklarımın üstünde durmama yardımcı oldu.

çık
{f} exited

Sami exited the underground parking lot. - Sami yeraltı otoparkından çıktı.

Dan exited the train station at seven thirty. - Dan 7.30'da tren istasyonundan çıktı.

çık
took off for
çık
take off for
çık
emanate
çık
go forth
çık
gone forth
çık
emerge

Where is the emergency exit? - Acil çıkış kapısı nerede?

The robber emerged from the darkness. - Karanlıktan bir soyguncu ortaya çıktı.

çık
move up
çık
go out

Go out and breathe some fresh air instead of watching TV. - Televizyon seyretmek yerine, dışarıya çıkıp biraz temiz hava al.

Daddy, may I go out and play? - Baba, dışarıya çıkıp oyun oynayabilir miyim?

çık
taken off for
çık
went forth
çık
get out

By the time you get out of prison, she'll have been married. - Sen hapishaneden çıkıncaya kadar o evlenmiş olacak.

They'll get out of class in forty minutes. - Kırk dakika içerisinde sınıftan çıkacaklar.

çıkma
sponson
çıkma
exit
çıkma
extrication
çıkma
marginal note
çıkma
bay
çıkma
annotation
çıkma
emanation
çıkma
{i} emergence

Enlightenment is man's emergence from his self-incurred immaturity. - Aydınlanma, insanın kendi kendine maruz kaldığı olgunlaşmamışlıktan ortaya çıkmasıdır.

çıkma
outbreak
çıkma
coving
genizden çıkmak
twang
boyası çıkmak
To paint out
işin içinden çıkmak
To get the best of a
karaya çıkmak
land
mahkemeye çıkmak
Appear in/at court, come up
sahneye çıkmak
Take to the stage
sonuç çıkmak
To get the results
yola çıkmak
Depart, fare, leave, be off, take the road, set forth, set off, set out
yurtdışına çıkmak
To go abroad
yükseğe çıkmak
to go higher
çık
exeunt
çık
quit

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

She advised him to take a long holiday, so he immediately quit work and took a trip around the world. - O, ona uzun bir tatile çıkmasını tavsiye etti, bu yüzden o, derhal işi bıraktı ve dünya yolculuğuna çıktı.

çıkma
towel (put on when one is ready to leave the bathing room of a Turkish bath)
çıkma
going out bow window, balcony; projection, promontory; marginal note derkenar
çıkma
going out (of), coming out (of), emerging (from), issuing
çıkma
{i} protrusion
çıkma
{i} egression
çıkma
{i} expulsion
çıkma
scholium
çıkma
{i} withdrawal
çıkma
{i} egress
çıkma
{i} occurrence
çıkma
going up
çıkma
going out

Do you feel like going out for a walk? - Yürüyüş için dışarı çıkmayı canın istiyor mu?

Most young adults enjoy going out at night. - Çoğu genç yetişkin geceleyin dışarı çıkmaktan hoşlanır.

çıkma
cantilever
çıkma
arch. projection, any structure projecting from the wall face of a building
çıkma
(someone, something) which has come from
çıkma
climb
çıkma
(someone) who has graduated from, who has finished (a school, a university)
çıkma
pull out
Türkisch - Türkisch
İçeriden dışarıya varmak, gitmek: "Ortalık ağarırken, bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık."- F. R. Atay
Birdenbire görünmek: "Neden hiçbir korsan filosu önümüze çıkamadı?"- F. F. Tülbentçi
Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek: "Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık."- Y. Z. Ortaç
Yeni yetişip satışa sunulmak
Sesini yükseltmek
Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek
Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek: "Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra."- T. Dursun K. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek: "Uzun, dik merdivenli bir yokuş çıktık."- R. H. Karay
Sıyrılmak, ayrılmak
Yayılmak, duyulmak: "Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu."- A. H. Tanpınar
Harcama zorunda kalmak
Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak
Sonuca ulaşmak
Karaya ayak basmak: "1919 senesi Mayısının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım."- Atatürk
Yayımlanmak: "Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu."- Y. Z. Ortaç
Düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek
Artırmak, fiyatı yükseltmek
Yapılmak, yürümek
Gelmek: "Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakiyle derhâl sezmişti."- R. H. Karay
Oluşmak, olmak
Görünmek
Yayımlanmak
Bina yapmak
Yapmak
Oyunda herhangi bir rolü oynamak
Yetişecek ölçüde olmak
Geçmek
Bir iddia ile ortalıkta görünmek: "Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın."- P. Safa
Yerinden oynamak
Oyunda herhangi bir rolü oynamak: "Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı."- B. R. Eyuboğlu
Yükselmek, artmak
Büyük abdest bozmak
Sonuca ulaşmak: "Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır."- R. N. Güntekin
Niteliği sonradan anlaşılmak veya sonradan ortaya çıkmak
Karaya ayak basmak
İş için, yetkili birini makamında görmek
Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak
Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek
Ulaşmak, varmak
Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek
Erişmek, görmek: "Aklı başında ama, sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım."- S. F. Abasıyanık
Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak
Mal olmak
İçeriden dışarıya varmak, gitmek
Atın evimden dışarı."- R. N. Güntekin
Olmak, bulunmak, var olmak
Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak
Bir yere ulaşmak, varmak: "Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar."- M. Ş. Esendal
Olmak, bulunmak, var olmak: "Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı."- O. C. Kaygılı
Flört etmek: "Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım."- A. İlhan
Gerçekleşmek
Yerinden oynamak: "Fukaranın hem sağ bileği çıkmış, hem davulu patlamıştı."- R. N. Güntekin
Yayılmak
Vermeye katlanmak
Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak
Gerçekleşmek: "İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!"- M. Ş. Esendal
Erişmek, görmek
Unutmak
Gelmek
Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. İş için, yetkili birini makamında görmek
Ay, güneş görünmek: "Hava açılmış, ay çıkmıştı."- R. H. Karay."Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu
Süresi dolunca ayrılmak
Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek: "Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı."- Atatürk
Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek
Verilmek
Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak: "Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum."- H. Taner
Bitmek, büyümek, sürmek
Gitmek, koyulmak
Niteliği sonradan anlaşılmak veya sonradan ortaya çıkmak: "Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı. İstemem artık gözüm görmesin, soğudum, iğrendim
Ay veya mevsim geçmek
Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak
çıkma
Bir yazı sayfasının kenarına metinle ilgili olarak yazılan ek, derkenar
çıkma
Çıkmış
çıkma
Neşet
çıkma
Bir binanın üst katlarından dışarıya doğru taşan bölüm
çıkma
Eski, kullanılmış
çıkma
Çıkmak işi
çıkma
Hamamdan çıkarken kullanılan havlu ve kurulanma takımı, çıkacak
çıkma
Kız ve erkek tarafının gönderdikleri hediye
çıkma
Bir yapının üst katlarından dışarıya doğru uzanmış bölüm, balkon
çıkma
Bir yazı sayfasının kenarına metinle ilgili olarak yazılan ek, derkenar. Çıkmış: "Saraydan çıkma İstanbul eşyalarını görünce bunların hakikatine inanmak lazım geldiğini anlamış."- A. Ş. Hisar
Englisch - Türkisch

Definition von çıkmak im Englisch Türkisch wörterbuch

merdiven çıkmak
Ascend the stairs
ön plana çıkmak
Take over
çıkmak
Favoriten