çekmek

listen to the pronunciation of çekmek
Türkçe - İngilizce
suffer

It is man's destiny to suffer. - Acı çekmek insanın kaderidir.

She suffers from constant neuralgia. - O, sürekli nevraljiden acı çekmektedir.

pull

It's his job to pull the weeds in the garden. - Bahçedeki yabani otları çekmek onun işi.

Tom couldn't bring himself to pull the trigger. - Tom tetiği çekmek için kendini ikna edemedi.

draw

I like to draw pictures. - Fotoğraf çekmek istiyorum.

Meanwhile, I want to draw your attention to a point. - Bu arada, bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum.

withdraw

I'd like to withdraw some money. - Biraz para çekmek istiyorum.

Many people use cash machines to withdraw money. - Pek çok insan para çekmek için nakit para çekme makineleri kullanıyor.

{f} haul
to bear, endure, put up with, suffer (an illness, pain, sorrow, trouble, a troublesome person)
tug
draw on
hoisting
draught
draft
pull on
exposure
pull over

We have to pull over. - Kenara çekmek zorundayız.

put up with
unfurl
lead
medicine
lure
sustain
take

Jane went to the bank to take out some money. - Jane biraz para çekmek için bankaya gitti.

Please help me take this down. - Lütfen bunu aşağı çekmek için bana yardım edin.

stretch
touse
enthrall
(Kanun) accite
last
stand
weigh
(Dilbilim) take out

Jane went to the bank to take out some money. - Jane biraz para çekmek için bankaya gitti.

I went to the bank to take out money. - Para çekmek için bankaya gittim.

beguile
attract; pull over
(Ticaret) shrinkage
pull in
milk

Man is the only creature that consumes without producing. He does not give milk, he does not lay eggs, he is too weak to pull the plough, he cannot run fast enough to catch rabbits. - İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurtlamaz, pulluğu çekmek için çok zayıf, tavşanları yakalamak için yeterince hızlı koşamaz.

drink

Absorbing information on the internet is like drinking water from a fire hydrant. - İnternette bilgi çekmek yangın musluğundan su içmek gibidir.

arrest
pull along
drafting
broach
support
draw away
tense
pull at
wrench
siphon off
appeal
contract
suck in
abide
to weigh, have a weight of; to weigh, measure the weight of
to draw (a line)
(bıçak) whisk
pull away
to take (a photograph); cin. to shoot (a movie)
to straighten (someone) out; to set (someone's house) in order. çekip gitmek to leave, clear out; to slip away. Çekiver kuyruğunu! slang Forget about him/her/them (as he/she/they will be of no use to you)! çekeceği olmak (for someone, something) to be a real pain for, make life unpleasant for (used only to refer to the future): Ondan çekeceğimiz var! He's going to be a real pain!
magnetize
to draw (water) from (a well)
(for someone) to inhale, breathe in, inspire (air, smoke); (for a machine, an opening) to suck in, pull in, draw in (air, smoke, a liquid)
to lay (a cable); to stretch, string up (a wire, a rope)
to pull

Tom couldn't bring himself to pull the trigger. - Tom tetiği çekmek için kendini ikna edemedi.

Tom didn't have the courage to pull the trigger. - Tom'un tetiği çekmek için cesareti yoktu.

(fiil) conjugate
(for a chimney) to draw
to pull on (one's boots, trousers)
to interrupt (someone's words) in (a specified way)
catch

She wears dotted gowns to catch attention. - O, dikkat çekmek için puantiyeli elbise giyer.

Man is the only creature that consumes without producing. He does not give milk, he does not lay eggs, he is too weak to pull the plough, he cannot run fast enough to catch rabbits. - İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurtlamaz, pulluğu çekmek için çok zayıf, tavşanları yakalamak için yeterince hızlı koşamaz.

slang (for one player or team) to score (points, goals) against (another player or team)
to build (a fence, a wall, a barrier); to string up (a curtain)
to hoist (a flag)
to bear (an expense)
engross
acı çekmek
suffer

You don't need to suffer in silence. - Sessizce acı çekmek zorunda değilsiniz.

Man is destined to suffer. - Acı çekmek insanoğlunun alnına yazılmıştır.

geri çekmek
withdraw
burun çekmek
sniff
fazla para çekmek
overdraw
iple çekmek
look forward to
çekme
draw

She was careful opening the drawer. - O, çekmeceyi açarken dikkatliydi.

I usually toss my loose change into my desk drawer. - Bozuk paramı genellikle masamın çekmecesine atarım.

geri çekmek
retract
çekme
{i} drawing

You're drawing attention to yourself. - İlgiyi kendine çekmek istiyorsun.

Sami liked drawing attention. - Sami dikkat çekmeyi severdi.

geri çekmek
draw back
çekmek (baca)
draw
çekmek (dikkat/ilgi)
draw
çekmek (foto)
take
çekmek (silah)
draw
çekmek (sıkıntı)
undergo
çekici ile çekmek
tow
çetele çekmek/tutmak
to keep a tally
ilgisini çekmek
appeal
kenara çekmek
pull over

We have to pull over. - Kenara çekmek zorundayız.

sorguya çekmek
interrogate
ilgisini çekmek
interest
set çekmek
stem
dikkat çekmek
stand out
çekme
{i} pull

It's his job to pull the weeds in the garden. - Bahçedeki yabani otları çekmek onun işi.

I need a tool for pulling weeds in my garden. - Benim bahçemdeki yabani otları çekmek için bir alete ihtiyacım var.

burnunu çekmek
sniff
temize çekmek
to make a fair copy of (a piece of writing)
kürek çekmek
row

We went to the lake to row a boat. - Kürek çekmek için göle gittik.

nefes çekmek
suck
acı çekmek
feel sorrow
acı çekmek
sorrow
acı çekmek
in pain

Nobody wants to be in pain. - Kimse acı çekmek istemez.

astar çekmek
to prime
başka yöne çekmek
divert
besiye çekmek
fatten
dikkat çekmek
attract attention

Tom likes to attract attention. - Tom dikkat çekmekten hoşlanıyor.

Don't do anything to attract attention to yourself. - Kendinize dikkat çekmek için bir şey yapmayın.

dikkat çekmek
point out

Sorry, but I want to point out a few errors. - Üzgünüm ama birkaç hataya dikkat çekmek istiyorum.

dikkatini çekmek
point out

Before we begin, I'd just like to point out to everyone that we have to be very careful not to break anything. - Biz başlamadan önce, bir şey kırmamak için çok dikkatli olmamız gerektiği konusunda herkesin dikkatini çekmek istiyorum.

doğum sancısı çekmek
labor
fotokopi çekmek
xerox
fotoğraf çekmek
take a picture
fotoğraf çekmek
to take a photograph
ilgi çekmek
to attract attention

Children often cry just to attract attention. - Çocuklar bazen sırf ilgi çekmek için ağlarlar.

ilgisini çekmek
intrigue
ilgisini çekmek
attract smb.'s attention
içine çekmek
to breathe in, inhale
kenara çekmek
pull off
kura çekmek
to draw lots
kuvvetle çekmek
haul
kürek çekmek
paddle
rest çekmek
1. to stake all one's money on one gamble. 2. to set forth one's final opinion in scathing terms
röntgen çekmek
x-ray
sağa çekmek
pull up
sifonu çekmek
flush
sıkıntı çekmek
have troubles
sınır çekmek
demarcate
telgraf çekmek
telegraph
çek
cheque

She opened her purse and took out her chequebook. - Cüzdanını açtı ve çek defterini çıkardı.

As soon as I received the cheque, I went to the bank. - Çeki alır almaz bankaya gittim.

çekme
{i} hoist
çekme
towing
çekme
{i} hitch
fotoğrafını çekmek
photograph
para çekmek
withdraw

I'd like to withdraw some money. - Biraz para çekmek istiyorum.

How much money you would like to withdraw? - Ne kadar para çekmek istersin?

(nefes) içine çekmek
inspire
(sıkıntı) çekmek
undergo
-e çekmek
take after
acı çekmek
suffer agony
acı çekmek
feel distress
acı çekmek
feel pain
acı çekmek
pain

Nobody wants to be in pain. - Kimse acı çekmek istemez.

acı çekmek
grieve
acı çekmek
to be in pain

Nobody wants to be in pain. - Kimse acı çekmek istemez.

ad çekmek
draw lots
ah çekmek
sigh
ah çekmek
heave a sigh
aniden çekmek
yank
aniden çekmek
jerk
ayar çekmek
set
ayar çekmek
adjust
ayar çekmek
fix
ayar çekmek
regulate
bayrak çekmek
hoist the flag
birden hızla çekmek
yank
birdenbire çekmek
twitch
birdenbire çekmek
jerk
boya çekmek
shoot up
boynuz çekmek
cup
dem çekmek
drink
dem çekmek
booze
dert çekmek
suffer
dikkat çekmek
draw attention

Layla likes to draw attention to herself. - Leyla kendisine dikkat çekmekten hoşlanıyor.

She wears flamboyant clothes to draw attention. - O, dikkat çekmek için süslü giysiler giyer.

dikkat çekmek
remark
dikkat çekmek
attract notice
diş çekmek
pull out a tooth
diş çekmek
pull out
diş çekmek
extract
duman çekmek (sigaradan)
draw on
duvar çekmek
build a wall
ebat vb çekmek
shrink
el çekmek
relinquish
el çekmek
withdraw from
el çekmek
abdicate
el çekmek
give up
elini eteğini çekmek
be through with
elini eteğini çekmek
through with
film çekmek
make a film
film çekmek
take an x-ray
fön çekmek
blow-dry
gam çekmek
grieve
gam çekmek
sorrow
hasret çekmek
have longing
hasret çekmek
pine
hasret çekmek
long for
hasret çekmek
feel longing
hasret çekmek
yearn for
herkesin ilgisini çekmek
create a stir
iflas bayrağını çekmek
go bankrupt
iflas bayrağını çekmek
crash
ilgi çekmek
arouse interest
ilgi çekmek
attract attention

Children often cry just to attract attention. - Çocuklar bazen sırf ilgi çekmek için ağlarlar.

ilgi çekmek
make a splash
ilgi çekmek
spotlight
ilgi çekmek
catch one’s attention
ilgi çekmek
attract one's attention
içi çekmek
desire
kahve çekmek
grind coffee
kan çekmek
resemble
keder sıkıntı vb'ni çekmek
experience
keder çekmek
sorrow
kenar çekmek
hem
kendini çekmek
draw away
kuvvetle çekmek
tug
mesaj çekmek
send a message
mihnet çekmek
suffer
nefes çekmek (pipodan)
pull at
nefes çekmek (sigaradan)
draw on
nutuk çekmek
sermonize
of çekmek
heave a sigh
of çekmek
sigh
otostop çekmek
thumb
otuzbir çekmek
jerk off
pafta çekmek
thread
perde çekmek
close
perde çekmek
obfuscate
perde çekmek
draw
reset çekmek
(Bilgisayar) reset
resim çekmek
take a picture

It never occurred to me to take a picture of how the garden looked before we started pulling weeds. - Yabani otları çekmeye başlamadan önce bahçenin nasıl göründüğüne dair bir resim çekmek hiç aklıma gelmedi.

All you have to do to take a picture is push this button. - Bir resim çekmek için yapmanız gereken bütün şey bu düğmeye basmaktır.

resim çekmek
take a photograph
resim çekmek
take a photo
resmini çekmek
photograph
rest çekmek
stake
sifon çekmek
siphon off
Türkçe - Türkçe
Herhangi bir anlama almak. Örtmek, giymek: "Yorganınızı başınıza çeker ve uykunuza devam edersiniz."- R. H. Karay
Yürütmek, sürmek
Dayanmak, katlanmak
Atmak, vurmak
Tıpkısını yazmak veya çizmek
Bir duyguyu içinde yaşatmak: "Ona yanıyorum, onun hasretini çekiyorum."- R. H. Karay. İçki içmek: "Çok kimse rakısını bağında çekiyordu."- F. R. Atay
Boya, badana vb. sürmek
Sıkıştırmak
Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak
Döşemek
Hoşa gitmek, sarmak
Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak
Emip dışarıya çıkarmak
Geri almak
Sekiz yaşından beri çekiyordum."- P. Safa
Masrafını karşılamak, masrafını çekmek, ikramda bulunmak: "Beni lokantasına götürdü, âlâ bir öğle yemeği çekti."- H. E. Adıvar
Herhangi bir engel kurmak: "Derenin kış yaz kurumayan suları böğürtlen fidanlarını yükseltmiş, iki tarafa yemiş dolu bir koyu çit çekmiş."- R. H. Karay. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak: "Birisi niyet çeksin de biz de bir lokma bir şey yiyelim diye bekleşiyorlar."- S. F. Abasıyanık. İmbik yardımı ile elde etmek. Çizgi durumunda uzatmak: "Kirpiğine sürme çek / Kına yak parmağına."- F. N. Çamlıbel
Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek
Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek: "Hepsi iskemleleri çekerek masanın etrafında bir halka yapmaya hazırlanıyorlardı."- R. N. Güntekin
Herhangi bir anlama almak
Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak
Yüklenmek, üzerine almak, etkisi altında bulunmak: "Senin yüzünden bir hâl olursa, azabını ömrün boyunca çekersin, ağabey..."- H. Taner
Yol, ay sürmek: "Sevmediğim ayların çoğu otuz bir çeker, uzundur."- B. Felek
Söylemek
Germek. İçine almak, emmek
Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerinde tespit etmek
Herhangi bir engel kurmak
Taşıtı bir yere bırakmak, koymak
İçine almak, emmek
Masrafını karşılamak, masrafını çekmek, ikramda bulunmak
Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak
Kaçan ilmeği örmek
Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek
Üzerinde bulunan bir silâhla saldırmak için davranmak
Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek
Üzerine toplamak
Demir attık
Bir yerden başka bir yere taşımak
Ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek
Söylemek: "Bir nutuk çekmeğe başlarken birdenbire yutkunmuş susmuştu."- Y. K. Beyatlı
Ağırlığı olmak
Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek: "Yeğeninin ona çeken tek yanı yoktur."- T. Buğra
Asmak
İçki içmek
Güç durumlara dayanmak, katlanmak: "Yalnız bende meçhul bir hastalık vardı
Sürmek
Düzenleyip yürürlüğe koymak
İmbik yardımı ile elde etmek
Germek
İyice pişmiş duruma gelmek
Öğütmek
Bir amaçla ortadan kaldırmak
Solukla içine almak
Yürütmek, sürmek: "Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın."- Y. K. Beyatlı
Tedavi amacıyla uygulamak
Bir duyguyu içinde yaşatmak
Tartıda ağırlığı olmak: "Tartsaydınız kırk, kırk beş kilodan fazla çekmezdi."- P. Safa
Solukla içine almak: "Beş defa yutkunup üç defa burnunu çektikten sonra anlattı."- B. R. Eyuboğlu. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak: "Elindeki tabancayı tetiğine basmak için yeni çekivermiş gibiydi."- T. Buğra
Çizgi durumunda uzatmak
Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak
Yollamak: "Çektikleri telgrafı babasıyla annesi, bakalım, alabilecekler mi?"- A. İlhan
Örtmek, giymek
Dikkat, ilgi vb.ni üzerine toplamak: "Bu kadın iyi terzi elinden çıkmış koyu renk elbiseleri içinde biçimli vücuduyla az sonra dikkati çeker."- R. H. Karay
Daralıp kısalmak
Bırakmak, koymak
Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak
Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak
Yollamak
Taşıma gücü olmak
Kayığa tehlike bayrakları çektik."- Halikarnas Balıkçısı
tombala çekmek
(Atasözü) elini cebinin ya da iç çamaşırının içine sokarak karıştırmak
ÇEK
(Osmanlı Dönemi) Çekoslovakya, Bohemya ahalisinden olan ve Çek'ce konuşan kavim ki, Osmanlı metinlerinde "çeh" diye geçer
Çek
Çek halkına özgü olan
Çek
Slavların batı kolundan olan bir ulus veya bu ulusun soyundan gelen kimse
Çekme
(Osmanlı Dönemi) MATL
çek
Bir kimsenin, bankadaki parasının dilediği kimseye ödenmesi için bankaya gönderdiği yazılı belge
çekme
Masa, dolap gibi şeylerin dışarıya çekilen gözü, çekmece: "Sonra çekmesinden pembe bir dosya çıkarıp önüne sürdü."- H. Taner
çekme
Vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendisine yaklaştırması
çekme
Masa, dolap gibi şeylerin dışarıya çekilen gözü, çekmece
çekme
Parmak veya mızrapla çalınan çalgı
çekme
Yüksekteki ince dalları çekip kesmeye yarar, ay biçiminde, uzun saplı, ağzı tırtıklı bıçak
çekme
Çekmek işi: "Siyah kehribar tespihini çekmeye başladı."- C. Uçuk
çekme
İş yaparken giyilen bir tür şalvar
çekme
Çekmek işi
çekme
Düzgün biçimli
çekme
Kızı zorla, isteği olmadan kaçırmak
çekme
Düzgün biçimli. Çekilerek giyilen veya kullanılan: "Erkekleri yandan lastikli çekme fotinden başkasını bilmiyorlardı."- R. H. Karay
çekme
Çekilerek giyilen veya kullanılan
çekme
Ağacın yapısındaki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi
çekmek