sürmek

listen to the pronunciation of sürmek
Türkçe - İngilizce
drive

Take care! It's dangerous to drive drunk. - Dikkat edin! Sarhoşken araba sürmek tehlikelidir.

It is necessary to have a license to drive a car. - Bir araba sürmek için bir ehliyete sahip olmak gereklidir.

lead

I don't want to lead a dog's life any more. - Artık mutsuz bir hayat sürmek istemiyorum.

Mary wants to lead a life worth living. - Mary yaşamaya değer bir hayat sürmek istiyor.

continue
exile
(boya) distribute
(taşıt) to drive; (at, bisiklet, vb.) to ride; to lead; to banish (from), to exile; to drive away, to expel; to apply, to lay/rub on, to smear, to spread; to release, to place on sale; (toprağı) to plough; to spend (life/time); to continue, to go on; to l
through

Driving through that snowstorm was a nightmare. - O kar fırtınasında araba sürmek bir kabustu.

daub
expel
wipe on
banish
(boya/sıva) coat
expatriate
push
displace
ostracize
bud
wheel
huddle
plaster
carry on
thro

Driving through that snowstorm was a nightmare. - O kar fırtınasında araba sürmek bir kabustu.

shoot out
go ahead
thru
release
ride
abrupt
plough
place on sale
dure
expulse
proceed
run on
deport
drag on
take time
move
hold out
burgeon
go on
durer
(Ticaret) keep up
hang over
to exile (someone) to (a place)
to spread (something) on/over (something); to rub (something) on (something); to smear (something) on (something)
roll
to lead (a good life): Adam orada son derece rahat bir hayat sürüyor. The fellow's leading the life of Riley over there
(boya vb.) splash
(for something) to take (a certain amount of time)
persist
apply
smear
to plow (a field)
to lay (something) before (someone), place (something) in front of (someone)
endure
steer
relegate
spread
lay on
bedaub
outlaw
(filiz) stock
(bitki) throw out
to drive (a vehicle); to push (a vehicle)
to drive (an animal)
(Hukuk) to dispose
pitchfork
cast out
slip in
öne sürmek
assert
cila sürmek
varnish
iz sürmek
trace
araba sürmek
drive
ileri sürmek
assert
hüküm sürmek
reign
ileri sürmek
propound
ileri sürmek
allege
sabanla sürmek
plow
sürmek (filiz)
stock
sülüğen sürmek
to vermilion
ileri sürmek
come up with

You don't have to come up with an unusual topic for your speech. - Konuşman için alışılmamış bir konu ileri sürmek zorunda değilsin.

You don't have to come up with an unusual topic for your speech. - Konuşman için tuhaf bir konu ileri sürmek zorunda değilsin.

öne sürmek
come up with
hüküm sürmek
prevail
piyasaya sürmek
launch
sürme
{i} drive

He urged her to drive carefully. - Onu dikkatli araba sürmesi için uyardı.

She is going to learn how to drive. - O, araba sürmeyi öğrenecek.

ilk kat sıva sürmek
render
leke sürmek
(Ev ile ilgili) Sully
astar sürmek
prime
astar sürmek
to prime
balmumu sürmek
wax
ileri sürmek
introduce
ileri sürmek
propel
ileri sürmek
put forth
ileri sürmek
contend
ileri sürmek
affirm
parfüm sürmek
to wear perfume
parfüm sürmek
perfume oneself
parfüm sürmek
perfume
toprağı sürmek
plough
öne sürmek
bring forward
-e el sürmek
lay hands on
av sürmek
dog
bisiklet sürmek
cycle
cila sürmek
wax
dal sürmek
branch
elini sürmek
touch
filiz sürmek
shoot
geri sürmek
back
geri sürmek
back up
geriye doğru sürmek
back up
ileri sürmek
argue
ileri sürmek
raise
ileri sürmek
profess
ileri sürmek
plead
ileri sürmek
throw out
ileri sürmek
weave
ileri sürmek
hold out
ileri sürmek
wheel out
ileriye doğru sürmek
propel
iz sürmek
trail
kutsal yağ sürmek
anoint
leke sürmek
smear
leke sürmek
reflect poorly on
leke sürmek
besmirch
leke sürmek
taint
leke sürmek
blacken
merhem sürmek
apply a salve
mum cilası sürmek
wax
pey sürmek
bid
pey sürmek
make a bid
ruj sürmek
put on lipstick
ruj sürmek
apply lipstick
sefa sürmek
enjoy oneself
sefa sürmek
have a good time
sürme
(Botanik, Bitkibilim) smut ball
sürme
boring
sürme
bunt
sürme
(İnşaat) dwell
sürme
push
sürme
smut
tarla sürmek
plough
yağ sürmek
anoint
yağ sürmek
butter
çift sürmek
plough
öne sürmek
hold forth
öne sürmek
propound
öne sürmek
raise
öne sürmek
argue
öne sürmek
aver
öne sürmek
exert
geriye doğru sürmek
back
sür
banish

He was banished to an island for high treason. - O vatana ihanet için bir adaya sürüldü.

We banished him from the country. - Biz onu ülkeden sürdük.

sür
deport

Neither Tom nor Mary has been deported. - Ne Tom ne de Mary sürgün edildi.

sür
{f} drove

He drove the truck to Dallas. - O, kamyonu Dallas'a sürdü.

Tom drove Mary's car to Boston. - Tom Mary'nin arabasını Boston'a sürdü.

sür
driven

They had driven wagons. - Vagonları onlar sürmüştü.

Have you ever driven a sports car? - Hiç spor araba sürdün mü?

sür
{f} drive

You'll be able to drive a car in a few days. - Birkaç gün içinde araba sürebileceksin.

I had my driver's license renewed last month. - Sürücü belgemi geçen ay yenilettim.

sür
impel
sür
{f} last

I had my driver's license renewed last month. - Sürücü ehliyetimi geçen ay yenilettim.

The rain lasted five days. - Yağmur beş gün sürdü.

sür
{f} tilled
sür
{f} lasting

The war lasting for years impoverished the country. - Yıllar süren savaş ülkeyi fakirleştirdi.

sür
{f} smeared
sür
{f} exile

He was exiled from his own country. - Kendi ülkesinden sürgün edildi.

Most of the exiles were killed or captured. - Sürgünlerin çoğu öldürüldü veya esir alındı ​​.

sürme
transportation
sürme
deportation
sürme
driving

Driving in the dark feels like flying! - Karanlıkta araba sürmek uçmak gibidir.

He is good at driving. - O, araba sürmede iyidir.

öne sürmek
(deyim) put something forward
alnına leke sürmek
smear
alnına leke sürmek
denigrate
alnına leke sürmek
asperse
alnına leke sürmek
smirch
alnına leke sürmek
besmirch
alnına leke sürmek
defame
alnına leke sürmek
calumniate
alnına leke sürmek
sully
alnına leke sürmek
slander
bir teklif öne sürmek
putting forward a proposal
bir teklif öne sürmek
to put forward a proposal
bisiklet sürmek
bike
bisiklet sürmek
biking
egemenlik sürmek
to reign
ileri sürmek
advance
keyif sürmek
Lead a life of pleasure
kolonya sürmek veya sürünmek
cologne or trail rides
paten sürmek
Skate, roller blade
ruj sürmek
wear lipstick
sür
deported

Neither Tom nor Mary has been deported. - Ne Tom ne de Mary sürgün edildi.

sürme
kohl
teklif öne sürmek
putting forward a proposal
teklif öne sürmek
to put forward a proposal
tereyağı sürmek
butter
tereyağı sürmek
to butter
öne sürmek
advance
-den sürmek
(deyim) exile from
adına leke sürmek
asperse smb.'s good name
allık sürmek
rouge
allık sürmek
to rouge
alçı sürmek
apply the plaster
aralıksız sürmek
stream
at sürmek
ride a horse
av izi sürmek
spoor
av sürmek
course
bilinenden ayrı bambaşka bir hayat sürmek
lead a double life
bilinmeyen bir hayat sürmek
live an obscure life
bisiklet sürmek
to cycle
bohem hayatı sürmek
gipsy
bohem yaşamı sürmek
to lead a bohemian life
bohem yaşamı sürmek
lead a bohemian life
bok atmak/bulaştırmak/sürmek
to slander, throw mud on, muddy
boya sürmek
put on paint
boya sürmek
apply paint
burnunu sürmek
nose
burnunu sürmek
nuzzle
cila sürmek
to varnish
daha fazla para sürmek
outbid
daha iyi sürmek
outride
delil ileri sürmek
(Hukuk) adduce evidence (to), give evidence (to)
dikkatle ve yavaşça sürmek
(araba) nose
domuz yağı sürmek
lard
düven sürmek
to thresh
Türkçe - Türkçe
Yönetip yürütmek, sevk etmek. Önüne katıp götürmek
Uzatmak, ileri doğru itmek: "Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor."- M. Ş. Esendal
Oturduğu, bulunduğu yer veya ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek: "Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler."- Y. Z. Ortaç
Dokundurmak, değdirmek: "Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim."- H. C. Yalçın
Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak veya dökmek, serpmek: "Avcuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor."- R. H. Karay
Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak: "Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler."- H. R. Gürpınar
Dokundurmak, değdirmek
Olmaya devam etmek
Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak
Pulluk veya sabanla toprağı işlemek
Uzatmak, ileri doğru itmek
Yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek: "Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı."- R. H. Karay
Zaman almak
Önüne katıp götürmek
Yönetip yürütmek, sevk etmek
Olmaya devam etmek: "Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum."- A. Gündüz
Yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek
Herhangi bir durum içinde bulunmak: "Dört duvar arasında bir memur hayat sürüyordu."- Y. Z. Ortaç
Pulluk veya sabanla toprağı işlemek: "Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi."- Ö. Seyfettin
Herhangi bir durum içinde bulunmak
Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak veya dökmek; serpmek
Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak
Oturduğu, bulunduğu yer veya ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek
Zaman almak: "Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü."- A. Haşim
Zaman geçmek
Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak
(Osmanlı Dönemi) KERD
(Osmanlı Dönemi) CEZF
vurmak
gitmek
(Osmanlı Dönemi) AZK
salmak
(Osmanlı Dönemi) HADV
çekmek
(Osmanlı Dönemi) TESYİR
(Osmanlı Dönemi) HEDS
(Osmanlı Dönemi) AKL
leke sürmek
1. Üstüne suç atmak.2. Kötülemeye çalışmak
el sürmek
Touch (with hand)
Sür
(Osmanlı Dönemi) GELE
Sür
(Osmanlı Dönemi) REM
Sürme
is
Sürme
rastık
Sürme
tutya
Sürme
(Osmanlı Dönemi) TEDLİK
Sürme
(Osmanlı Dönemi) ZECR
sürme
Sürülerek kullanılan
sürme
Tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı
sürme
Sürmek işi
sürme
Kirpik diplerine sürülen siyah boya
sürme
Sürme mantarıgillerin yol açtığı ve tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı, is, rastık
sürme
Küçük çekmece
sürme
Kapı kanadını içeriden kapamak veya dolap kapağını yerinde tutmak gibi işlere yarayan ve yuvası içinde ileri geri sürülebilen sistem, sürgü: "Kapıyı kapadı. Üstünde anahtar ve sürme yoktu."- P. Safa
sürme
Masa ve dolapta küçük çekmece
sürme
Kapı kanadını içeriden kapamak veya dolap kapağını yerinde tutmak gibi işlere yarayan ve yuvası içinde ileri geri sürülebilen sistem, sürgü
sürme
Kirpik diplerine sürülen siyah boya: "Genç güzel aşçı kadının kirpiklerinde sürme, parmaklarında kına yoktu."- A. Gündüz
sürmek