salmak

listen to the pronunciation of salmak
Türkçe - İngilizce
release
unbind
to lower (something) into (a place)
let out
to add (something) to (a food)
(for a plant) to put out, put forth (shoots, roots)
let off
(köpek vs.) unleash
to send, dispatch
to let go, to set free, to loose, to release; to send; to emit; to add, to put
to let (someone, an animal) attack, turn (someone, an animal) loose on
to set (someone, something) free, let (someone, something) go, release
to require (someone) to pay or contribute (something) (as a head tax)
(for a ship) to move in various directions (while riding at anchor). Saldım çayıra, Allah/Mevla kayıra. (Konuşma Dili) I've turned the animals out to pasture (or I've let the children go out by themselves); God willing, they'll come back safe and sound
to turn (an animal) out to graze in (a place); to channel or direct (something) into (a place)
(for an animal) to attack (someone, something)
put
send
emit
loose
let go
set free
send forth
secrete
out let
sal
raft

The guide sat at the front right of the raft. - Rehber salın ön sağında oturdu.

Tom floated downstream on a raft. - Tom bir salla akıntı yönünde batmadan yüzdü.

kök salmak
root
boru salmak
tube
kök salmak
take root
haber salmak
send news
haber salmak
send news to
sal
ferry
sal
timber hitch
sal
emit
salma
release
nam salmak
Become famous or notorious for
nam salmak
Bbecome well known in (a place)
nam salmak
become well known in (a place)
sal
mantilla
salma
(Denizcilik) Fin keel
dal budak salmak
to shoot out branches, to ramify
dal budak salmak
ramify
dal budak salmak
branch
haber salmak
to send news (to)
haber salmak/yollamak
colloq . to send a message or news to
keçeyi suya salmak
slang to forget about morality, behave indecently
koku salmak
emit odour
koku salmak
give off odour
koku salmak
give off smell
korku salmak
spread terror
korku salmak
to spread terror
kök salmak
plant
kök salmak
strike
kök salmak
to take root, to strike root, to root
kılavuz salmak
to hob
merak salmak
be into
nam salmak
1. to become famous or notorious for. 2. to become well known in (a place)
sal
float

Tom floated downstream on a raft. - Tom bir salla akıntı yönünde batmadan yüzdü.

Tom floated down the river on a raft. - Tom bir sal üzerinde nehirden aşağı süzülüyordu.

sal
prov. coffin
sal
mug

The mayor of Naples has apologised to a US tourist who was beaten up by local residents shortly after he was mugged. - Napoli belediye başkanı, saldırıya uğradıktan kısa bir süre sonra yerel halk tarafından dövülen bir Amerikalı turistten özür diledi.

Dan was assaulted by a mugger. - Dan bir soyguncu tarafından saldırıya uğradı.

salma
(animal) which has been let out to graze
salma
turning (an animal) out to graze
salma
release, releasing; sending
salma
putting out (roots, shoots)
salma
prov. a sleeve
salma
release, setting (someone, something) free
salma
aviary; cote, loft
salma
head tax (levied in a village)
salma
hist. a policeman
salma
(water) that is not dammed up or stagnant, continuously running (water)
salma
sending, dispatching
çayıra salmak
put out to grass
çayıra salmak
grass
ün almak/kazanmak/salmak/yapmak
to become famous
üstüne salmak
to set sb/sth on sb
üzerine salmak
set
Türkçe - Türkçe
Sürmek: "Bunun içindir ki dal budak saldı, yemiş vermeğe başladı."- R. E. Ünaydın
Demir üzerinde dört yana dönmek
Vergi yüklemek. Üzerine yürütmek
Gemi demir üzerinde dört yana dönmek
Sarkıtmak
Koymak, katmak
Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek
Göndermek, yollamak
Saldırmak: "Aç kurt, yılana da salar, taşa da! dedi."- M. Ş. Esendal
Yüklemek
Sürmek
Saldırmak
Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak, bırakmak, koyuvermek: "Derhâl kapının zincirini salıvererek kanadı arkasına kadar açtı."- E. E. Talu
Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak, bırakmak, koyuvermek
Üzerine yürütmek
Göndermek, yollamak: "Bununla beraber peşine adam salmak gerekir."- A. Gündüz
Uğratmak
Koymak, katmak: "Halk ruhunun benliğinizde yeniden uyanıp hararetini gönlünüze saldığını duyarsınız."- R. H. Karay
salma
(Denizcilik) Salma, yelkenli teknelerin altında bulunan denge sağlamaya yarayan ağırlıktır. Genelde kurşundan yapılır, ağır olması gerekir çünkü yelkenlerin yarattığı kuvvete dengeleyici bir ters kuvvet üretmesi gerekir. Eğer yeteri kadar ağır olmazsa tekne sert bir rüzgârda alabora olabilir. Diğer fonksiyonu da yandan gelen rüzgârın tekneyi rüzgâr altına sürüklemesine engel olmaktır
SAL
(Hukuk) Yıl, içinde bulunulan yıl
SAL
(Osmanlı Dönemi) f. Sene, yıl
SALMA
(Hukuk) Köy gelirlerinden olup ayni veya nakdi alınan gelir
sal
Birçok kalın direk yan yana bağlanarak yapılan, düz ve korkuluksuz deniz veya ırmak taşıtı: "Dalgaları ufukları örten bir denizde, küçük bir sal parçası üstünde bir boraya mı tutulduk?"- Y. K. Karaosmanoğlu
sal
At arabası üzerine saman taşımak için uzun ağaç kalaslarla kurulan düzenek
sal
Tabut
sal
Birçok kalın direk yan yana bağlanarak yapılan, düz ve korkuluksuz deniz veya ırmak taşıtı
sal
ırmağın üstünden aktığı büyük yassı taş
sal
Yıl, sene
sal
ince büyük yüzeyli taş
salma
Başıboş bırakılmış hayvan
salma
Yelkenli teknelerin altında bulunan denge sağlamaya yarayan ağırlık
salma
Salmak işi
salma
Bir teknenin rüzgara veya akıntıya bağlı olarak dönmesi
salma
Genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden toplanması gereken para
salma
Kuş üretme odası
salma
Sürekli akan (su)
salma
Kimi köylü giysilerinde kolun yeninden sarkan kumaş parçası
salma
Bazı elbiselerinin kolunun yeninden sarkan uzun kumaş parçası
salma
Kuş beslenip üretilen özel yer
salma
Bazı köylü giysilerinde kolun yeninden sarkan kumaş parçası
salma
Köylerde halktan toplanacak para tutarını sağlamak için herkese biçilen pay
salma
Köy ihtiyar heyetinin kararıyla, köy işlerinin görülmesi için köylüden alınan para
salma
Osmanlı devletinde kol gezen kolluk eri
salma
Pirinçli bir çeşit et yemeği
salma
Başıboş gezen (hayvan)
salma
Sürekli akan su
salma
Pirinçle pişirilen bir tür yemek
salma
Kuşların üretilmesine ayrılan oda
İngilizce - Türkçe

salmak teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

SAL
(Askeri) hafif silahlar dolabı (small arms locker)
Sal
{i} kimyasal tuz
Sal
{i} tuz [kim.]
Sal
tuz
salmak