geçme

listen to the pronunciation of geçme
Türkçe - İngilizce
passing

After all, he succeeded in passing the exam. - Nihayet, o, sınavı geçmeyi başardı.

I somehow got a passing grade in mathematics. - Bir şekilde matematikten geçme notu aldım.

fitting
(ruh) transmigration
slip on
(olaylar) whirligig
pass

After all, he succeeded in passing the exam. - Nihayet, o, sınavı geçmeyi başardı.

We took refuge in a cave and waited for the storm to pass. - Mülteciyi bir mağaraya götürdük ve fırtınanın geçmesini bekledik.

consisting of parts which fit or slide one within another, telescopic, telescoped
dissemination
dovetailed, joined by mortise and tenon; interlocking
splice
passage
intervention
crossing, traverse
elapsing, elapse
transit

All transit passangers should proceed to the Departures Hall. - Tüm transit yolcuların Gidiş Salonuna geçmeleri gerekir.

passing, passage
encroachment
lapse
tenon
passing, passage; tenon; fitted into, dovetailed
contagion
permeation
(Ticaret) exceed
dowel
insert
disseminate
fitted into
(Aydınlatma) transmission
devolvement
{i} lapsing
tongue
slipon
joggle
infect
geç
late

I'm sorry to be late. - Geç kaldığım için üzgünüm.

He appeared at the party late. - O, partiye geç geldi.

geçmek
pass

She was fortunate to pass the exam. - Sınavı geçmek için şanslıydı.

I must work hard to pass the test. - Testi geçmek için çok çalışmalıyım.

geçme kaynak
slip on welding
geçme anahtar
box spanner, box wrench
geçme bağlantı
slip joint
geçme cıvata
driftbolt
geçme ile tutturmak
scarf
geçme işareti
cue mark
geçme kapak
sliding lid
geçme lamba
tease tenon
geçme parçası
joggle
geçme planyası
jointer
geçme yapmak
to dovetail
geçme yapmak
(tahta) tongue
geçme yeri
rabbet joint
geçme yeri
scarf
geri vites dişlisine geçme
(Otomotiv) shifting into reverse
geç
slow

Business was a little slow last month. - Geçen ay iş biraz yavaştı.

Time passed very slowly this week. - Bu hafta zaman çok yavaş geçti.

geçmek
{f} top
geçmek
go down
kendinden geçme
rapture
geçmek
beat
geçmek
get through

We have to get through security. - Güvenlikten geçmek zorundayız.

geçmek
fade
geç
backward
geç
tardy

His teacher sent him to the principal's office for being tardy too many times. - Birçok kereler derse geç geldiği için öğretmeni onu müdürün odasına gönderdi.

geçmek
{f} permeate
geçmek
through

Many trains pass through the old stone tunnel. - Birçok tren eski taş tünelden geçmektedir.

I dislike going through customs at the airport because it takes so long. - Havaalanında gümrüklerden geçmekten hoşlanmam çünkü çok uzun sürüyor.

geçmek
{f} catch
geçmek
to pass; to pass by, to pass along, to pass through; to ross, to go through, to pass; to outdistance; to pass through, to experience; to give up, to stop; to happen, to take place, to pass off; to turn out; to overtake, to overhaul; to beat, to pass; to o
geçmek
{f} outpace
geçmek
come down
geçmek
{f} turn
geçmek
surpass
geç
{f} passed

The ship passed through the Panama Canal. - Gemi Panama Kanalından geçti.

I passed by four houses. - Dört evin önünden geçtim.

geç
behind

The first bus will leave 10 minutes behind time. - İlk otobüs on dakika geç hareket edecek.

The train is ten minutes behind today. - Tren bugün on dakika geç kaldı.

geçmek
exceed
geçmek
{f} go
birbirine geçme
interlock
bol geçme
(Mekanik) clearance fit
dalga geçme
japing
dalga geçme
pulling somebody's leg
dalga geçme
pulling smb.'s leg
dalga geçme
making fun of smb
dalga geçme
making fun of somebody
geç
posteriorly
geç
{f} switch

After talking to Tom for a few minutes, it became obvious that his French wasn't very good, so Mary switched to English. - Tom'la birkaç dakika konuştuktan sonra onun Fransızcasının çok iyi olmadığı belli oldu, bu yüzden Mary İngilizceye geçti.

Usually before a concert there is an announcement asking the audience to either turn off their phones or switch them to manner mode. - Genellikle bir konser öncesinde seyirciden ya telefonlarını kapatmalarını ya da sessiz moda geçmelerini isteyen bir duyuru vardır.

geç
(Bilgisayar) bypass
geç
(Bilgisayar) ignore

My best friend walked by and totally ignored me. - En iyi arkadaşım yanımdan geçti ve beni tamamen görmezden geldi.

He deliberately ignored me when I passed him in the street. - Ben sokakta onu geçtiğimde o kasıtlı olarak beni görmezden geldi.

geç
skip

Tom skipped the conference last year as well. - Tom da geçen yıl konferansı atladı.

I want to hear the whole story, and don't skip any details. - Konuyu bütünüyle öğrenmek istiyorum, hiçbir detayı es geçme.

geçmek
come
geçmek
outreach
geçmek
muster
geçmek
transfer
geçmek
omit
geçmek
go over
geçmek
outstrip
geçmek
mentioned
geçmek
be mentioned
geçmek
happen
geçmek
flit
geçmek
go past
geçmek
get over
geçmek
outstretch
geçmek
run out
geçmek
quit
geçmek
take place
geçmek
pass over
geçmek
current

We all want to be current. - Hepimiz geçmek istiyoruz.

geçmek
outperform
geçmek
gone over
geçmek
switch

Factories have been urged to switch from coal to a cleaner fuel. - Fabrikalar kömürden temiz bir yakıta geçmek için teşvik edilmiştir.

geçmek
blow over
geçmek
skip

Click here to skip this ad. - Bu reklamı es geçmek için buraya tıkla.

geçmek
head
geçmek
transmitted
geçmek
stop
geçmek
overshadow
geçmek
overrun
geçmek
thru
geçmek
pass to
geçmek
excel
geçmek
happen by
geçmek
leave out
geçmek
experience
geçmek
spread
geçmek
go-by
geçmek
get

There's no getting over that. - Bunun üzerinden geçmek yok.

What's the best way to get in touch with you? - Sizinle temasa geçmek için en iyi yol hangisidir?

geçmek
thro

The submarine had to break through a thin sheet of ice to surface. - Denizaltı yüzeye doğru ince bir buz tabakasını yarıp geçmek zorunda kaldı.

It is necessary to go through customs at your arrival. - Girişinizde gümrükten geçmek gerekiyor.

hendek geçme
(Askeri) trench crossing
kendinden geçme
swoon
kendinden geçme
ectasy
kendinden geçme hali
trance
sıkı geçme
(Otomotiv) shrink-fit
yerine geçme
prevailing
yerine geçme
(Tıp) substitute
yerine geçme
displacement
zaman geçme
lapse
geç
{f} lapsing
geç
{f} pass

Ten to one you can pass the test. - Bire on testi geçebilirsin.

If he studied hard, he could pass the exam. - Sıkı çalışsa, sınavı geçebilir.

geç
go by

Days go by and still no sign of Tom. - Günler geçiyor ve Tom'tan hala bir iz yok

I go by that church every day. - Her gün o kilisenin önünden geçerim.

geç
{f} overshot
geç
elapse
geç
{f} cross

I watched the old woman cross the street. - Karşıya geçen yaşlı bayanı izledim.

You must take care when you cross the road. - Yolu geçerken dikkat etmelisin.

geç
went by
geç
devolve upon
geç
went over

Tom went over to your house. - Tom senin evini tekrar gözden geçirdi.

I went over the report. - Ben raporu tekrar gözden geçirdim.

geç
{f} passing

I am sure of his passing the examination. - Ben onun sınavı geçtiğinden eminim.

After all, he succeeded in passing the exam. - Nihayet, o, sınavı geçmeyi başardı.

geç
behindhand
geç
pass to
geç
{f} lapse
geç
gone over
geç
behind time

The bus arrived ten minutes behind time. - Otobüs on dakika geç kaldı.

The train was almost an hour behind time. - Tren neredeyse bir saat geç kaldı.

geç
gone by

Ten years have gone by since my father died. - Babam öldüğünden bu yana 10 yıl geçti.

Just one year has gone by since my friend died. - Arkadaşım öldüğünden beri sadece bir yıl geçti.

geç
exceed

Imports exceeded exports last year. - Geçen yıl ithalat ihracatı aştı.

My annual income exceeds five million yen. - Benim yıllık gelirim beş milyona yeni geçiyor.

geç
go over

I need to go over my notes. - Notlarımı gözden geçirmeliyim.

Let's go over this plan again. - Bu planı tekrar gözden geçirelim.

geç
devolve on
geç
overstep
geçmek
pass on

I'm going to have to pass on that. - Bunu geçmek zorunda kalacağım.

geçmek
pip
geçmek
pass away
geçmek
get by

I think I can speak French well enough to get by. - Sanırım geçmek için yeterince iyi Fransızca konuşabilirim.

geçmek
transcend
geçmek
pass muster
geçmek
go by
geçmek
outbalance
geçmek
wade
geçmek
cross

It's impossible to cross the river by swimming. It's too wide! - Nehri yüzerek geçmek imkânsız. Çok geniş!

Crossing that desert is dangerous. - O çölü geçmek tehlikelidir.

geçmek
outdo
Geç
to be late
dalga geçme
kidding
dalga geçme
jape
geç
not later than
geç
is late
geç
to late
geçmek
to pass, adjourn (somewhere), truck (desert), transmigrate (soul), ride (road)
geçmek
outgrow
iç içe geçme masa takımı
set of nesting tables
sınıf geçme
promotion
tahta geçme
throne
yerine geçme
substitution
önüne geçme
obviation
bindirme geçme
lapped scarf
birbirine geçme
engagement
birbirine geçme
mesh
borçlu iken alacaklı durumuna geçme
subrogation
boyunduruk geçme
bridle joint
cepheyi yarıp geçme
breakthrough
dalga geçme
gibe
dalga geçme
jibe
dalga geçme
ridicule

It is not good to ridicule him in public. - Kamusal alanda onunla dalga geçmek iyi değil.

dalga geçme
wiper
dalga geçme
wipe
dişli geçme
threaded joint
düzgün geçme
(Aydınlatma) regular transmission
erkek ve dişi geçme parçaları
tongue and groove
freze oluklu geçme yapmak
spline
geç
outgoing
geç
late, delayed
geç
back

It is considered impossible to travel back to the past. - Zamanda geçmişe seyahat etmenin imkansız olduğu düşünülüyor.

No cultural background is necessary to understand art. - Hiçbir kültürel geçmiş, sanatı anlamak için gerekli değildir.

geç
outgo
geç
outdo

They are constantly trying to outdo each other. - Onlar sürekli olarak birbirlerini geçmeye çalışıyorlar.

The sky is clear and the wind is refreshingly cool. It's a perfect day to spend outdoors. - Gökyüzü açık ve rüzgar ferahlatıcı biçimde serin. Dışarıda geçirmek için harika bir gün.

geç
outstrip
geç
outdid
geç
speed

Let me bring you up to speed. - Seni harekete geçireyim.

Tom drove through the narrow tunnel at high speed. - Tom yüksek hızla dar tünelden geçti.

geç
ford

The enemy cavalry crossed the river by an unknown ford. - Düşman süvarisi, bilinmeyen bir geçit yoluyla nehri geçti.

geç
outdone
geçmek
be over
geçmek
to take place, happen, occur
geçmek
clear
geçmek
best

What's the best way to contact you? - Sizinle temasa geçmek için en iyi yol hangisidir?

I'll do my best to pass the examination. - Sınavı geçmek için elimden geleni yapacağım.

geçmek
leave behind
geçmek
be valid
geçmek
to take (one's place), go to (one's place)
geçmek
{f} distance
geçmek
to renounce one's claim to
geçmek
to move on, keep moving; to go ahead, go on
geçmek
(for a stove, a fire, embers) to go out, become cold, die
geçmek
be transmitted
geçmek
cap
geçmek
to give up, abandon
geçmek
outdistance
geçmek
to move to
geçmek
to come into (power, authority)
geçmek
to be in demand, sell, be popular, be in vogue
geçmek
be current

We all want to be current. - Hepimiz geçmek istiyoruz.

Türkçe - Türkçe
Birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça
Geçmek işi, mürur
Çakılmış, yapıştırılmış veya lehimlenmiş olmayıp gereğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine takılıp kenetlenmiş olan
Birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça. Çakılmış, yapıştırılmış veya lehimlenmiş olmayıp gereğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine takılıp kenetlenmiş olan
(Osmanlı Dönemi) TECAVÜZ
intikal
(Hukuk) MÜRUR
(Osmanlı Dönemi) GEŞT
nüfuz
geçmek
Kullanımda olmak, tedavülde olmak
Geçmek
gitmek
Geçmek
(Osmanlı Dönemi) TAYY
Geçmek
ilerlemek
Geçmek
(Osmanlı Dönemi) HAVL
Geçmek
çıkmak
Geçmek
(Osmanlı Dönemi) DÜRUC
geç
Kararlaştırılan, beklenen veya alışılan zamandan sonra, erken karşıtı
geç
Kararlaştırılan, beklenen veya alışılan zamandan sonra, erken karşıtı: "Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç"- Y. K. Beyatlı
geç
Belirli zamandan sonra olan
geçmek
Yaşamak
geçmek
Çekiştirmek, yermek
geçmek
Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek
geçmek
Bir yerden başka bir yere gitmek: "Elindeki kitabı bırakıp bulundukları odaya geçtim."- T. Buğra
geçmek
Uğramak, konu olmak
geçmek
Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak
geçmek
Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar
geçmek
çare ki bizden geçti, diye söyleniyor."- R. N. Güntekin
geçmek
Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak
geçmek
Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak: "İstanbul'a geçecek değil, parmağımı kımıldatacak takatim yok."- S. M. Alus
geçmek
Zamanı aşmak, geride bırakmak: "Şehzadebaşı'na geldikleri zaman saat onu geçiyordu."- P. Safa
geçmek
Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak
geçmek
Yerini bırakıp başka yer almak
geçmek
Sönmek: "Ocak sönmüş, koru bile geçmişti."- N. Nâzım
geçmek
Okulda, sınavda başarı göstermek
geçmek
Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek
geçmek
Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek
geçmek
Bırakmak, vazgeçmek
geçmek
Görev almak
geçmek
Aşmak, geride bırakmak
geçmek
Sürümü olmak, satılmak
geçmek
Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek
geçmek
Yazılmak, girmek
geçmek
Harcamak: "Bütün günüm seni takip etmekle geçti."- Y. K. Karaosmanoğlu
geçmek
Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek
geçmek
Söylemeden veya bitirmeden atlamak
geçmek
Üstünlük sağlamak
geçmek
Etki yapmak, işlemek
geçmek
Hastalık bulaşmak, sirayet etmek
geçmek
Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak: "Şimdiki tuluat artistlerinin çoğu oradan geçtiler."- S. F. Abasıyanık
geçmek
Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Çekiştirmek, yermek: "Beni sana geçmişler / Vallahi ben demedim."- Halk türküsü
geçmek
Kalmak, devrolmak
geçmek
Birinden meşk etmek
geçmek
Tükenmek, bitmek, sona ermek
geçmek
Tükenmek, bitmek, sona ermek: "Yavaş yavaş bu hırs geçer."- F. R. Atay. Üstünlük sağlamak
geçmek
Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak: "Kısa süren bir hastalıktan sonra göçüp gideceğini hissetmiş, hatta ölümünün gazetelere bile geçmemesini istemişti..."- H. E. Adıvar
geçmek
Harcamak
geçmek
Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak: "Hakkın var
geçmek
Kabul edilemez olmak
geçmek
Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak
geçmek
Bulaşmak, sirayet etmek
geçmek
Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek: "Bu odanın içinde geçen aşk anları artık çok uzaklardaydı."- A. İlhan
geçmek
Bir yandan girip öte yandan çıkmak
geçmek
Geride bırakmak, aşmak
geçmek
Bir duruma uğramak, konu olmak
geçmek
Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak
geçmek
Bir yere gidip oturmak
geçmek
Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek
geçmek
Bir iletişim aracı ile bildirmek
geçmek
Bir yerden başka bir yere gitmek
geçmek
Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak
geçmek
Sönmek
geçmek
Bir yerin yakınından veya içinden gitmek
geçme