ulu

listen to the pronunciation of ulu
Türkisch - Englisch
{s} almighty
great

Throughout my life, I've had the great pleasure of travelling all around the world and working in many diverse nations. - Hayatım boyunca, tüm dünyada seyahat etmekten ve birçok farklı uluslarda çalışmaktan büyük zevk aldım.

Such international cooperation produced great results. - Böyle uluslararası birleşme harika sonuçlar doğurdu.

sublime
(isim) Great, high, elevated
great, august, exalted, peerless
grand, high, sublime, supreme, exalted
large and imposing, noble, majestic
noble
paramount
grand
high

The quality of higher education must answer to the highest international standards. - Daha yüksek eğitim kalitesi, en yüksek uluslararası standartlara cevap vermelidir.

High tariffs have become a barrier to international trade. - Yüksek tarifeler uluslararası ticaret için bir engel haline gelmiştir.

ethel
divine
ululate
transcendent
{f} howl

The dogs howled at the full moon. - Köpekler dolunayda uludu.

The howls grew louder and louder. - Ulumalar gittikçe yükseldi.

August

He spoke to the nation on August eighth. - Sekiz Ağustosta Ulusa seslendi.

supreme
{f} yowl
exalted
ulu camii
(Lehçe, Diyalekt) Grand Mosque
ulu orta
grand central
ulu doğan
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: doğangiller) [syn.: ulu doğan, sungur] saker falcon
Englisch - Englisch
A crescent shaped woman's knife
{i} all purpose knife with a wide almost semicircular blade attached to a short handle at a right angle of the not sharpened side (traditional tool used by Inuit/Eskimo women)
{s} (in Malaysia) undeveloped, not not developed rural area
a crescent-shaped knife, small and very sharp, used primarily by Inuit women in the preparation of food and skins
A woman’s knife for domestic use It has a crescent-shaped blade and is still widely used today Close
sl women's knife
"upriver" Occurs together with ka (to) in the compound ka ulu
A semi-circular "woman's knife", used by the Inuit and their ancestors, commonly made from slate in the prehistoric period, and iron in the historic period
Türkisch - Türkisch
Erdemleri bakımından çok büyük, yüce: "Ben bir Türküm, dinim, cinsim uludur."- M. E. Yurdakul. Çok büyük olan (somut şeyler)
Saygı duyulan büyük: "Aile uluları arasında buna bir çare bulmak için dertleşmeler olur."- R. N. Güntekin
Erdemleri bakımından çok büyük, yüce
Çok büyük
Saygı duyulan büyük
ulu orta
Bir şeyin aslını bilmeden düşünüp tartmadan, çekinmeden, açıktan açığa
ulu
Favoriten