çok

listen to the pronunciation of çok
Türkisch - Englisch
much

John is not as old as Bill; he is much younger. - John Bill kadar yaşlı değil; çok daha genç.

I was much frightened at the sight. - Ben görünce çok korktum.

many

The accident has caused many deaths. - Kaza çok fazla ölüme neden oldu.

There were too many people at the concert. - Konserde çok fazla kişi vardı.

very

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

That tie suits you very well. - Bu kravat sana çok iyi uyuyor.

fair

Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun. - Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.

I can read Chinese fairly well, but I can't write it very well. - Ben Çince'yi oldukça iyi okuyabilirim ama çok iyi yazamam.

good

I hear he is good at mahjong. - Onun Mahjong'da çok iyi olduğunu duydum.

I haven't a very good dictionary. - Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.

affluent
ample
a lot

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

abundant

Very large windows assure abundant natural daylight. - Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.

Oil is abundant in that country. - Şu ülkede petrol çoktur.

plenty

As a new father, I gave my first child plenty of books. - Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.

Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't. - Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.

dead

God is dead. And I don't feel so good either. - Tanrı öldü ve ben de çok iyi hissetmiyorum.

I am dead tired from walking around all day. - Bütün gün yürümekten çok yoruldum.

countless

Countless stars were twinkling in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.

He spent countless hours preparing for the test. - Teste hazırlanmak için çok saatler harcadı.

helluva
plenteous
exuberant

I was very exuberant. - Ben çok hayat doluydum.

lavish

Tom lives a very lavish lifestyle. - Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.

lots of

We had lots of fun at the picnic. - Biz piknikte çok eğlendik.

In Venice, there are always lots of tourists. - Venedik'te her zaman çok turist vardır.

abounding
so much

He hurt his arm lifting so much weight. - Çok fazla ağırlık kaldırırken kolunu incitti.

You must not depend so much on others. - Diğerlerine çok fazla bağımlı olmamalısın.

numerous

There are numerous universities in Kyoto. - Kyoto'da çok sayıda üniversite var.

There are numerous reasons to be hopeful. - Umutlu olmak için çok sayıda sebep var.

piping
hearty
deadly

Layla was a very deadly woman. - Leyla çok ölümcül bir kadındı.

like hell
heavy

The traffic is heavy here. - Trafik burada çok yoğundur.

The bag was too heavy for me to carry by myself. - Çanta benim tek başıma taşıyamayacağım kadar çok ağırdı.

bloody
plentiful

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

lot

Japan consumes a lot of paper. - Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

innumerable
big

This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers. - Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.

Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth. - Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.

hell of
badly

The bread is cutting badly because it's very soft. - Ekmek çok yumuşak olduğu için zor kesiliyor.

It would be unfair if we treated him so badly. - Biz ona çok kötü davranırsak, haksızlık olur.

thick on the ground
multi-

Tatoeba is a multi-language dictionary. - Tatoeba çok dilli bir sözlüktür.

The multi-talented kid speaks 5 languages and plays 6 musical instruments. - Çok yetenekli çocuk 5 dil konuşuyor ve 6 müzik aleti çalıyor.

most

Football is the most known sport in the world. - Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.

There were many guests - most of them were our teacher's classmates and friends. - Çok sayıda misafir vardı-onlardan çoğu bizim öğretmenin sınıf arkadaşları ve arkadaşlarıydı.

unduly
hard

She is a student who studies very hard. - O çok çalışan bir öğrencidir.

English is pretty hard, isn't it? - İngilizce çok zor, değil mi?

extensive

The damage is too extensive. - Zarar çok geniş çaplıdır.

a good deal

He looks a good deal better today. - O, bugün çok daha iyi görünüyor.

She spent a good deal of money on her vacation. - O, tatiline çok para harcadı.

numerously
manifold
jelly

Tom ate too many jelly donuts. - Tom çok sayıda jöleli börek yedi.

I like grape jelly best. - En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.

a raft of
profoundly
sore

If you eat too much of this food, you may get a sore throat. - Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.

I have a sore throat because of too much smoking. - Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.

bounteous
so
by far

This novel is by far more interesting than that one. - Bu roman ondan çok daha fazla ilginç.

This novel is by far more interesting than that one. - Bu roman ondan çok daha ilginç.

a great many

There were a great many boys and girls in the park. - Parkta çok sayıda erkek ve kız vardı.

Tom has collected a great many butterflies. - Tom pek çok kelebek topladı.

exceedingly
a great number of

There are a great number of schools in this city. - Bu şehirde çok sayıda okul vardır.

A great number of students battled for freedom of speech. - Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.

myriad

There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street. - Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.

substantially
(Argo) heaps
dearly

Tom loved his mother dearly. - Tom annesini çok sevdi.

horrible

This medicine tastes horrible. - Bu ilacın tadı çok kötü.

I hate Sunday! It's a horrible day! - Pazar gününden nefret ediyorum! Çok kötü bir gün!

eminently
tremendously

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla acıyor.

You speak tremendously fast. - Çok hızlı konuşuyorsun.

teem
high

The kangaroo jumps very high. - Kangurular çok yüksek sıçrarlar.

The price of this camera is very high. - Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.

whaling
extreme

Difference between the past, present, and future is nothing but an extremely widespread illusion. - Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece çok yaygın yanılsamadan başka bir şey değildir.

Tom is extremely sophisticated. - Ton son derece çok bilmiş.

uncommonly
(Denizbilim) multy
multiple

One gesture may have multiple meanings, while a single meaning can be expressed by a number of gestures. - Bir tek anlam çok sayıda jestlerle ifade edilebilirken, bir jest birden fazla anlamlara sahip olabilir.

Tom has multiple talents. - Tom'un birden çok yeteneği vardır.

round

He works hard all the year round. - Bütün yıl çok sıkı çalışır.

Their garden is full of very beautiful flowers all the year round. - Onların bahçesi tüm yıl boyunca çok güzel çiçeklerle dolu.

in earnest

It began to rain in earnest. - Çok yağmur yağmaya başladı.

killing
long

I hope the bus will come before long. - Umarım otobüs çok geçmeden gelir.

He began by saying that he would not speak very long. - O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.

far

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

Jane's farewell speech made us very sad. - Jane'in veda konuşması bizi çok üzdü.

çok yönlü
versatile

The programming language Java is highly versatile. - Programlama dili Java son derece çok yönlüdür.

Tom is a versatile kid. - Tom çok yönlü bir çocuk.

çok önemli
(Hukuk) crucial

It's crucial for my girlfriend to be a hugger. - Kız arkadaşımın kucaklamayı seven biri olması çok önemli.

Tom made a crucial mistake. - Tom çok önemli bir hata yaptı.

çok fazla
too much

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

çok korkutmak
terrify
çok önemli
vital

It's absolutely vital that we get to Tom Jackson's office by 2:30. - 2.30'a kadar Tom Jackson'ın ofisine gitmemiz kesinlikle çok önemlidir.

She's vital to the mission. - O görev için çok önemlidir.

çok komik
very funny

What you said was very funny. - Söylediğin çok komikti.

That comedian is very funny. - O komedyen çok komik.

pek çok
very much

We didn't talk very much. - Biz pek çok konuşmadık.

en çok
most

Football is the most known sport in the world. - Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.

Windows is the most used operating system in the world. - Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur.

az çok
more or less

Do not be shy. Your pronunciation is more or less correct. - Utanma. Telaffuzun az çok doğru.

Tom was able to live a more or less normal life after the operation. - Tom operasyondan sonra az çok normal bir hayat yaşayabildi.

çok yönlülük
versatility
çok az
too little

One enemy is too much, a hundred friends is too little. - Bir düşman çok fazla, yüz arkadaş çok az.

The trouble with the world isn't that people know too little, but they know so many things that ain't so. - Dünya ile ilgili sorun insanların çok az bilmesi değil fakat öyle olmayan çok şey bilmeleridir.

çok istemek
crave
çok çirkin
outrageous

What Tom said was outrageous. - Tom'un söylediği çok çirkindi.

çok istenen şey
prize
çok miktar
muckle
çok soğuk
freezing

It's freezing in here. - Burada hava çok soğuk.

It's freezing out here. - Burada dışarısı çok soğuk.

çok yaşa
bless you!
çok az
slightly

Tom sounded slightly jealous. - Tom çok az kıskanç görünüyordu.

I'm slightly worried about Tom. - Tom hakkında çok az endişeliyim.

çok büyük sayıda
myriad
çok daha fazla
much more
çok dikkatli
meticulous
çok dil bilen
multilingual
çok etkili şey
blockbuster
çok geçmeden
before long

I hope the bus will come before long. - Umarım otobüs çok geçmeden gelir.

Spring will be here before long. - Bahar çok geçmeden burada olacak.

çok hücreli
multicellular
çok ince kumaş
zephyr
çok istemek
aspire
çok istemek
covet
çok kötü
(Gıda) very bad

Tom has a very bad reputation around town. - Tom şehrin civarında çok kötü bir üne sahiptir.

His behavior, as I remember, was very bad. - Onun davranışı, benim hatırladığım gibi, çok kötüydü.

çok kötü
terrible

I am in a terrible dilemma. - Çok kötü bir ikilemdeyim.

I think something terrible has happened to Tom. - Sanırım Tom'a çok kötü bir şey oldu.

çok kötü durumda
at a low ebb
çok yaşa
God bless you
çok yaşa
viva
çok yönlü
well-rounded

Tom is a well-rounded individual. - Tom çok yönlü bir birey.

Tom is a well-rounded person. - Tom çok yönlü bir kişi.

çok yıllık
perennial
çok zayıf
skinny

Why are you so skinny? - Neden bu kadar çok zayıfsın?

çok çalıştırmak
overwork
çok ısınmak
overheat
çok giyilmiş
worn
çok güzel kız
peach
çok dar (giysi)
skintight
çok derin deniz
abyssal
çok düzenli
smoothly
çok düzenli
precisely
çok düzenli
like clockwork
çok düzenli bir şekilde
in apple-pie order
çok geç
at all hours
çok geç
too late

It's too late to shut the barn door after the horse is stolen. - At çalındıktan sonra ahırın kapısını kapatmak için çok geç.

The order came too late. - Sipariş çok geç geldi.

çok geç olmadan
before it's too late
çok güvenilir
as good as gold
çok güvenmek
swear by
çok güzel
peachy
çok güzel
fine as a fiddle
çok güzel
divine
çok güzel
how about that?
çok güzel
ethel
çok güzel
(Argo) going off
çok güzel
super
çok güzel
adorable

I have bought an adorable doll for my granddaughter. - Torunum için çok güzel bir bebek satın aldım.

Tom and Mary's kids looked adorable. - Tom ve Mary'nin çocukları çok güzel görünüyorlardı.

çok güzel
very beautiful

She is very beautiful, and what is more, very wise. - O çok güzeldir, daha neyse çok akıllıcadır.

Seen from the sky, the island was very beautiful. - Gökyüzünden görüldüğünde,ada çok güzeldi.

çok güzel
spiffy
çok güzel
terrific
çok güzel
admirable
çok güzel
very good

This smells very, very good. - Bu çok, çok güzel kokuyor.

Very good! You did an excellent job. - Çok güzel!Çok başarılı bir iş çıkardın.

çok güzel
inspired
çok güzel
(Argo) cool

It would be so cool if I could speak ten languages! - On dil konuşabilsem, çok güzel olur!

This website is so cool. - Bu web sitesi çok güzel.

çok güzel
scrumptious
çok güzel
spiffing
çok güzel
fabulous
çok güzel
magical

This fantasy book is a succession of really flashy magical spells and that makes it boring instead. - Bu fantezi kitap gösterişli çok güzel büyülerin bir birbirini izlemesidir ve onun yerine bu onu sıkıcı yapar.

çok güzel
that's great
çok güzel
slashing
çok güzel
(Konuşma Dili) a heaven on earth
çok güçlü
all powerful
çok güçlü
high-power
çok güçlü
concerted

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

çok güçlü
high-powered
çok güçlü
steel
çok güçlü
concentrated
çok hafif (sesle)
(Muzik) pianissimo
çok ilginç
how about that?
çok ilginç
fascinating

This is a fascinating article. - Bu çok ilginç bir makale.

çok iğneli olta takımı
otter
çok korkunç
monstrous
çok kötü
abysmal
çok kötü
ghastly
çok kötü
vicious
çok kötü
unspeakable
çok kötü
atrocious
çok kötü
diabolical
çok kötü
bad

She may well refuse to speak to you because she's in a very bad mood. - O seninle konuşmayı reddedebilir çünkü o çok kötü bir ruh hali içinde.

It would be unfair if we treated him so badly. - Biz ona çok kötü davranırsak, haksızlık olur.

çok kötü
how about that?
çok kötü
egregious
çok kötü
abominable
çok kötü
evil

There is much evil in the world. - Dünyada çok kötülük var.

Some people are evil. - Bazı insanlar çok kötüdür.

çok kötü
deplorable

The road is in a deplorable state. - Yol çok kötü durumda.

çok kötü
nefarious
çok kötü
execrable
çok kötü
unmentionable
çok kötü
miserable

The weather was miserable yesterday. - Hava dün çok kötüydü.

The experiment resulted in a miserable failure. - Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.

çok kötü
criminal
çok kötü
sad
çok kötü
wretched
çok kötü
awfully
çok küçük
wee
çok küçük
smallest

Moncalvo is the smallest Italian city. - Moncalvo çok küçük bir İtalyan şehridir.

çok küçük
fractional
çok küçük
diminutive
çok küçük
(Tıp) nano-
çok küçük
x-small
çok küçük
tiny
çok sayıda tür
(Bilgisayar) multiple types
çok soğuk (mevsim/hava)
hard
çok taraflı
(Hukuk) multilateral
çok uzun süre
aeon
çok yük
(Bilgisayar) high load
çok yüksek
(Askeri) very high

The cost of the painting is very high. - Resmin maliyeti çok yüksek.

The kangaroo jumps very high. - Kangurular çok yüksek sıçrarlar.

çok yüksek
(Ticaret) exorbitant
çok zaman önce
a long time ago
çok çekici
tempting

I have to admit it's very tempting. - Onun çok çekici olduğunu kabul etmeliyim.

çok çirkin
hideous
çok önce
long before
çok önem taşımak
be of capital importance
çok önemli
sacrosanct
çok önemli
critical
çok önemli
considerable
çok önemli
a matter of life or death
çok önemli
fateful
çok önemli
a matter of life and death
çok önemli
red-letter
çok önemli
big deal

It's a very big deal. - Bu çok önemli bir konu.

I thought this wasn't a big deal. - Bunun çok önemli olmadığını düşündüm.

çok önemli
all-important
çok özür dilerim
i'm so sorry
çok üzgün
sick at heart
çok üzücü
heartbreaking
çok üzücü ve acıklı
tragic
çok üzülmek
deplore
çok-boyutlu
(Bilgisayar) multidimensional
çok sevinme
joy
çok daha
a great deal
çok sayı
dozen

Tom gave me a dozen cookies in a plastic bag. - Tom bana plastik bir torba içinde çok sayıda kurabiye verdi.

I have a dozen reports to read. - Okuyacak çok sayıda raporum var.

çok acıklı olay
very sad event
çok aldatıcı, çok desiseci
very catchy, very desise process
çok cahil
ignorant
çok ciddiyim
I am very serious
çok cömert
very generous
çok gelişmiş
advanced
çok istemek
Crave for
çok kaliteli
High quality
çok kollu çengel
multi-arm hook
Türkisch - Türkisch
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı: "Bana matematik çok kolay geldi."- F. R. Atay
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir: "Sanırım ki anamı daha çok severim."- M. Ş. Esendal
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir
(Osmanlı Dönemi) UKAMİS
fena
deste
(Osmanlı Dönemi) UBR
geniş

New York'un caddeleri çok geniştir. - New York'un caddeleri çok geniş.

New York'un caddeleri çok geniş. - New York'un caddeleri çok geniştir.

düzine
(Osmanlı Dönemi) HUFAL
(Osmanlı Dönemi) NİHAYET
molto
piu
(Osmanlı Dönemi) kesîr
çok çok
En çok, en son, olsa olsa
Çok az
bir damla
Çok az
kıl payı
Çok az
apaz
Çok az
tadımlık
Çok az
kırk para
Çok az
bir karış
Çok büyük
ulu
Çok büyük
(Osmanlı Dönemi) MEFRAT
Çok derin
(Osmanlı Dönemi) KAUR
Çok derin
depderin
Çok eşli
poligam
Çok eşlilik
poligami
Çok fazla
dağ taş
Çok fazla
derecesiz
Çok geçmeden
yakında
Çok güzel
güpgüzel
Çok güzel
harikulade
Çok istemek
ısrar etmek
Çok iyi
pekala
Çok kötü
besbeter
Çok kötü
afet
Çok kötü
felaket
Çok küçük
küçücük
Çok sesli
polifonik
Çok seslilik
polifoni
Çok sevinme
(Osmanlı Dönemi) BATAR
Çok sevmek
bir şey için veya bir şeye deli olmak
Çok sevmek
deli olmak
Çok yönlü
polifonik
Çok önemli
ehem
Çok şey
(Osmanlı Dönemi) MECNEB
çok bilen
alçime
çok bilmiş
ecemiş
çok eşli
Aynı zamanda birçok kadınla evli olan (erkek) veya birçok erkekle evli olan (kadın), poligam
çok eşlilik
Karı veya kocadan herhangi birinin birden çok sayıda olmasının toplumsal olarak onayladığı evlilik biçimi, poligami
çok gizli
ektem
çok güzel
(Osmanlı Dönemi) cemile
çok hızlı
assai
çok iyi
ala
çok renkli
polikrom
çok sesli
Birçok değişik sesin bir araya gelmesiyle yapılan (müzik), polifonik
çok sesli
Çok seslilikle ilgili, polifonik
çok sesli
Dilde birçok sesi bildiren (harf), polifonik
çok seslilik
Birçok sesi müziğe uygun olarak yazma sanatı, polifoni
çok seslilik
Dilde bir harfin birden çok sesi karşılaması niteliği, polifoni
çok seslilik
polifonik
çok uluslu
İki veya daha çok ulusla ilgili olan; çeşitli ulusların katıldığı ortaklık
çok yönlü
Birçok konuda bilgi ve çalışması olan
çok yönlü
İkiden çok yönü olan
Englisch - Türkisch

Definition von çok im Englisch Türkisch wörterbuch

çok uluslu
multi national