söyleme

listen to the pronunciation of söyleme
Türkçe - İngilizce
mention

I forgot to mention it to them. - Bunu onlara söylemeyi unuttum.

I forgot to mention it to you. - Bunu sana söylemeyi unuttum.

saying; singing; disclosure
relation
telling

I don't feel like telling her about it. - Benim bu konuda ona canım bir şey söylemek istemiyor.

Telling lies is a very bad habit. - Yalan söylemek çok kötü bir alışkanlıktır.

articulation
confession
utterance
saying

It goes without saying that money cannot buy happiness. - Paranın mutluluğu satın alamayacağını söylemeye gerek yok.

It goes without saying that smoking is bad for the health. - Sigara içmenin sağlık için zararlı olduğunu söylemeye gerek yok.

singing

Suddenly, my mother started singing. - Aniden, annem şarkı söylemeye başladı.

I carried on singing. - Ben şarkı söylemeyi sürdürdüm.

readily
disclose
speaking

Generally speaking, boys can run faster than girls. - Genel olarak söylemek gerekirse, oğlanlar kızlardan daha hızlı koşabilirler.

One must be respectful when speaking, and not say obscene things. - Biri konuşurken saygılı olmalı ve müstehcen şeyler söylememelidir.

söylemek
sing

We enjoyed singing songs together. - Birlikte şarkı söylemekten hoşlandık.

I want to sing to his piano accompaniment. - Onun piiyanosu eşliğinde şarkı söylemek istiyorum.

söylemek
say

She must be stupid to say such a thing. - Böyle bir şey söylemek için aptal olmalı.

What she wants to say just adds up to a refusal. - Onun söylemek istediği sadece reddedeceği anlamına geliyor.

söylemek
tell

I want to tell you something important. - Sana önemli bir şey söylemek istiyorum.

It appears that my husband is cheating on me with my friend. I want to tell her: You thieving cat!. - Bana öyle geliyor ki kocam beni arkadaşımla aldatıyor.Ona söylemek istiyorum:Sen kedi çalıyorsun!.

söyleyiş biçimi, söyleme
articulatory form, do not tell
söz söyleme
speech
söyle
{f} said

It doesn't matter what he said. - Söylediği şeyin hiçbir önemi yok.

You didn't do a very good job, I said. - Çok iyi bir iş yapmadığını söyledim.

söylemek
{f} confess

He confessed he had to lie. - Yalan söylemek zorunda kaldığını itiraf etti.

söylemek
assert
söylemek
spit out
söyle
spit it out !
söyle
told

Don't forget what I told you. - Sana söylediklerimi unutma.

My father told me not to read a book in my bed. - Babam yatakta kitap okumamamı söyledi.

söylemek
pronounce
söylemek
{f} speak

Frankly speaking, I don't agree with you. - Açıkça söylemek gerekirse, seninle aynı fikirde değilim.

I may not be able to speak French as well as Tom, but I can usually communicate what I want to say. - Tom kadar iyi Fransızca konuşamayabilirim ama genellikle söylemek istediğim şeyi diyalog kurabilirim.

söylemek
{f} deliver
söylemek
enunciate
söylemek
call

I called you, on the one hand to invite you out to eat, and on the other to tell you my son is going to get married. - Bir taraftan seni yemeğe davet etmek için, diğer taraftan sana oğlumun evleneceğini söylemek için seni aradım.

Tom called Mary to tell her he'd be late. - Tom Mary'yi ona geç kalacağını söylemek için aradı.

söylemek
submit
söylemek
dictate
söylemek
spill
söylemek
bade
şarkı söyleme
sing

Suddenly, my mother started singing. - Aniden, annem şarkı söylemeye başladı.

We all felt embarrassed to sing a song in public. - Hepimiz halkın önünde bir şarkı söylemeye utandık.

söylemek
{f} affirm
söylemek
{f} order
söylemek
(Ticaret) address
söylemek
state
söylemek
mention

I'll have to mention it to them. - Bunu onlara söylemek zorunda kalacağım.

I'll have to mention it to her. - Bunu ona söylemek zorunda kalacağım.

söylemek
spiel
söylemek
discourse
söylemek
call out
söylemek
mouth

Tom opened his mouth to say something, but Mary interrupted him. - Tom bir şey söylemek için ağzını açtı ama Mary sözünü kesti.

Tom opened his mouth to say something. - Tom bir şey söylemek için ağzını açtı.

söylemek
fame
söylemek
word

He always wants to have the last word. - Son sözü hep kendisi söylemek ister.

Tom is the kind of person who always has to have the last word. - Tom her zaman son sözü söylemek zorunda kalan insan türüdür.

söylemek
show

Singing in the shower is one of his favorite things to do. - Duşta şarkı söylemek onun yapacağı en sevdiği şeylerden biridir.

Tom likes to sing in the shower. - Tom duşta şarkı söylemekten hoşlanır.

söylemek
inform
söylemek
spell
söylemek
call off
söylemek
narrate
söylemek
articulate
söylemek
let on
söylemek
allege
söylemek
divulge
söylemek
put

To put it briefly, she turned down his proposal. - Kısaca söylemek gerekirse, o, onun önerisini geri çevirdi.

To put it bluntly, he's mistaken. - Açık söylemek gerekirse, o yanılıyor.

söylemek
raise
söylemek
talk

Wise men talk because they have something to say; fools, because they have to say something. - Akıllı insanlar söyleyecek bir şeyleri olduğu için ; aptallar, bir şey söylemek zorunda oldukları için konuşurlar.

To tell the truth, I don't like his way of talking. - Doğruyu söylemek gerekirse, onun konuşma tarzından hoşlanmadım.

söylemek
propound
söylemek
share
söylemek
throw out
söylemek
represent
söylemek
recite
söylemek
impart to
söylemek
relate
söylemek
voice
söylemek
declare
söylemek
confide
söylemek
publish
yalan söyleme
(Askeri) deceive
söyle
told to
söyle
say

Say it in another way. - Onu başka bir şekilde söyle.

I've got nothing to say to him. - Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok.

söyle
tell

Can you please tell me what time the train leaves? - Trenin ne zaman kalkacağını lütfen bana söyleyebilir misin?

Tell me which of the two cameras is the better one. - İki kameradan hangisinin daha iyi olduğunu bana söyle.

söyle
{f} saying

He sent me a letter saying that he'd arrive at ten tomorrow morning. - O bana yarın sabah onda varacağını söyleyen bir mektup gönderdi.

What you are saying does not make sense. - Söylediğinin anlamı yok.

söyle
confide

Tom said I looked confident. - Tom kendimden emin göründüğümü söyledi.

This is confidential, I can only tell him personally. - Bu gizli, sadece ona kişisel olarak söyleyebilirim.

söylemek
report
söylemek
betray
söylemek
apprise
söylemek
bring sb in on sth
söylemek
aver
söylemek
impart
söylemek
disclose
söylemek
{f} bid
düşünüp söyleme yeteneği
ability to think and say
söyle
dictate
söylemek
say it
söylemek
say to
söylemek
utter
arada söyleme
interjection
büyük lokma ye, büyük söz söyleme
(Atasözü) Eat a big mouthful, but don't make big promises. B
düşüncesini söyleme hakkı olmayan
voiceless
güzel söz söyleme sanatı
eloquence
hep beraber şarkı söyleme
barbershop singing
ilâhi söyleme
hymnody
kelimeleri tersten söyleme
back slang
kimseye söyleme
mum is the word
kimseye söyleme
mum's the world
kimseye söyleme
keep it dark
lâf arasında söyleme
interjection
söyle
toldto
söyle
told#to
söyle
spit it out
söyle
mouth

Tom told his son not to speak with his mouth full. - Tom oğluna ağzı doluyken konuşmamasını söyledi.

He opened his mouth as if to speak, but didn't say anything. - Konuşacakmış gibi ağzını açtı ama hiçbir şey söylemedi.

söyle
apprise
söylemek
{f} break

I really liked attending to that school. Every day, Gustavo would bring the guitar for us to play and sing during the break. - Gerçekten o okula devam etmeyi sevdim. Gustavo bize mola sırasında oynamak ve şarkı söylemek için her gün gitar getirirdi.

söylemek
{f} remark
söylemek
{f} couch
söylemek
quote
söylemek
to say, utter (something); to say (something) to (someone), tell (someone) (something): Bana Fatma'nın evde olmadığını söyledi, ama inanmadım. She told me that Fatma wasn't at home, but I didn't believe her
söylemek
sound
söylemek
speak of
söylemek
to sing (a song); to recite (a poem)
söylemek
{f} name

You don't have to tell me his name. - Bana onun adını söylemek zorunda değilsin.

Tom, I have to tell you something. I love someone. His name starts with TO and ends with M. Er, who would that be? Is it someone I know? - Tom, sana bir şey söylemek zorundayım. Ben birini seviyorum. Onun adı TO ile başlıyor ve M ile sona eriyor. Kim olabilir ki bu? Tanıdığım biri mi?

söylemek
give voice to
söylemek
spit
söylemek
pass

It is my sad duty to tell you that Tom has passed away. - Tom'un vefat ettiğini sana söylemek benim üzücü görevimdir.

Singing is my passion. - Şarkı söylemek benim tutkumdur.

söylemek
drop
söylemek
{f} observe
söylemek
to speak to, direct one's words to
söylemek
{f} hazard
söylemek
to say, to tell, to speak, to remark; to declare; to utter; to sing (a song); to confess; to confide, to divulge, to let on
söylemek
{f} air
söylemek
to tell (someone to do something): Akşam yemeğini hazırlamamı söyledi. She told me to fix supper. Ona söyle, oraya gitmesin. Tell her not to go there
yakın sesleri ardarda söyleme güçlüğü
cacophony
yalan söyleme
lying

He has no scruples about lying. - O yalan söylemeye çekinmez.

Tom had no qualms about lying. - Tom yalan söylemekten hiçbir vicdan azabı çekmiyordu.

yerinde söz söyleme
grandiloquence
ıslık çalar gibi söyleme
sibilation
şakacıktan söyleme
joking
şarkı söyleme
song

I would like you to sing a song. - Senin bir şarkı söylemeni istiyorum.

We all felt embarrassed to sing a song in public. - Hepimiz halkın önünde bir şarkı söylemeye utandık.

Türkçe - Türkçe
Söylemek işi
irat
Söylemek
atmak
Söylemek
telaffuz etmek
Söylemek
çekmek
Söylemek
irat etmek
Söylemek
savurmak
Söylemek
(Osmanlı Dönemi) NEBS
Söylemek
çıkarmak
söylemek
Yazmak, düzmek
söylemek
Bir şeyin yapılmasını sözle istemek
söylemek
Türkü, şarkı vb. okumak
söylemek
Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak
söylemek
Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak: "Bu konak için de yine senelerden beri aynı şeyi söylerim."- R. N. Güntekin
söylemek
Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak
söylemek
Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak: "Hececiler kendilerinden sonra yeni bir edebî neslin yetişmediğini söylüyorlar."- S. F. Abasıyanık
söylemek
Önceden bildirmek, tahmin etmek
söylemek
Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak: "Ne söyler bu türküler / Ay karanlık gecelerde yüzen gemiler."- N. Cumalı
söylemek
Bir şeyin yapılmasını sözle istemek: "Biraz sonra nazırın yine beni istediğini söylediler."- F. R. Atay
söylemek
Türkü, şarkı vb. okumak: "Kanto söyler gibi hareketler ve taklitlerle söylediği şarkılar pek eğlenceli şeylerdi."- R. N. Güntekin
söylemek
Haber vermek
söylemek
Haber vermek: "Benim burada nasıl yaşadığımı görenler gidip babama da söylerler."- A. Ş. Hisar. Önceden bildirmek, tahmin etmek: "Bir değil iki tane olduğunu size söylemiştim."- R. H. Karay
söylemek
Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak
söylemek
şakımak
söyleme