hareket

listen to the pronunciation of hareket
Türkçe - İngilizce
motion

Are you in favor of this motion? - Bu hareketi destekliyor musun?

Our planet, Earth, is always in motion. - Gezegenimiz, Dünya, her zaman hareket halindedir.

movement

Your movements were unaccountable. - Hareketlerin sorumsuzdu.

The movements of this robot are awkward. - Bu robotun hareketleri hantaldır.

move

George felt the train begin to move. - George trenin hareket etmeye başladığını hissetti.

Nothing's wrong with the engine, but my car won't move. - Motorda sorun yok, fakat arabam hareket etmiyor.

travel

Light travels at a velocity of 186,000 miles per second. - Işık saniyede 186.000 millik bir hızla hareket eder.

The earth travels in an orbit around the sun. - Dünya güneşin etrafında bir yörüngede hareket eder.

behavior

This movement had a great impact on the behavior of women. - Bu hareketin, kadınların davranışları üzerine büyük bir etkisi vardı.

movement; move; motion; act, behaviour, conduct; activity, action; departure, start
kinesis
commotion
(Askeri) travelling speed
conversation
(Bilgisayar) transactional
behave

Don't behave lightly. - Düşünmeden hareket etme.

walk

Go to work, send your kids to school. Follow fashion, act normal, walk on the pavements, watch TV. Save for your old age. Obey the law. Repeat with me: I am free. - İşe git, çocuklarını okula gönder. Modayı takip et, normal hareket et, kaldırımda yürü, televizyon izle. Yaşlılığın için para biriktir. Kanunlara uy. Benimle birlikte tekrarla: Ben özgürüm.

You must be completely still and walk on your tip-toes. The baby is asleep. - Sen tamamen hareketsiz olmalısın ve parmak uçlarında yürümelisin. Bebek uyuyor.

despite
(Askeri) weigh
flight

I need a flight that leaves on Monday afternoon. - Pazartesi öğleden sonra hareket eden bir uçuşa ihtiyacım var.

My flight will depart in an hour. - Uçağım bir saat içinde hareket edecek.

animation
handling
doings
ultrasonic
(Gıda) action times
militate
(Gıda) action times activation energy
evolvement
action

Tokyo wasted no time in taking action. - Tokyo harekete geçmede boşa zaman geçirmedi.

AIDS can be stopped only if every person decides to take action against it. - AIDS sadece her birey buna karşı harekete geçmeye karar verirse durdurulabilir.

act, action, deed; conduct, behavior
act

It is imperative for you to act at once. - Derhal hareket etmen zorunludur.

You must act more wisely. - Daha akıllıca hareket etmelisin.

play

Tom doesn't always play by the rules. - Tom her zaman kurallara göre hareket etmez.

Let's play that by ear. - Olayların akışına göre hareket edelim.

conduct
exercising, exercises, exercise
step
gesture

Tom gestured for me to leave. - Tom ayrılmam için bana el hareketi yaptı.

We didn't know how to interpret the dismissive gesture that Tom made with his hands. - Tom'un yaptığı lakayıt el hareketini nasıl yorumlayacağımızı bilemedik.

demeanour [Brit.]
transaction

This is an illegal transaction. - Bu yasadışı bir harekettir.

earthquake, tremor
movement, organized movement
(Hukuk) movement, act, conduct
stroke
rail. traffic
locomotion
motion, movement, action
setout
stir, activity
deportment
bearing
starting

The train was just on the point of starting when I got to the station. - İstasyona vardığımda tren tam hareket etmek üzereydi.

behaviour [Brit.]
mus. tempo
activity
front

The driver was shouting because the car in front of him wasn't moving. - Sürücü, önündeki araç hareket etmediği için bağırıyordu.

life

His brazen act of defiance almost cost him his life. - Onun yüzsüzce meydan okuma hareketi neredeyse hayatına mal oluyordu.

Layla had to act to save her life. - Leyla hayatını kurtarmak için harekete geçmek zorunda kaldı.

stir

The politician stirred up the workers. - Politikacı işçileri harekete geçirdi.

behaviour
departure

In China, you have to go to the departure station and buy train tickets there. - Çim'de, hareket istasyonuna gitmek ve tren biletleri orada almak zorundasın.

deed

His brave deed earned him respect. - Onun cesur hareketi ona saygı kazandırdı.

move of
off-block
movement of
in the motion
be moving
the act
moving in
{i} demeanour
start

You will miss the train, unless you start for the station at once. - Derhal istasyona hareket etmezsen, treni kaçıracaksın.

The train started before we got to the station. - İstasyona varmadan önce tren hareket etti.

{f} activated
hareket etmek
act

I had to act at once. - Hemen hareket etmek zorunda kaldım.

He is acting on his own behalf. - O kendi adına hareket etmektedir.

hareket etmek
move

Look, Tom, we have to move. - Bak, Tom, hareket etmek zorundayız.

They would have to move fast. - Onlar hızlı hareket etmek zorunda kalacaktı.

hareket etmek
take off
hareket cetveli rail
timetable
hareket eder
driven
hareket ettirmek
wag
hareket gücü
(Fizik,Gıda) momentum
hareket tarzı
manner

I don't like her manner. - Onun hareket tarzını sevmiyorum.

hareket eden
mobile
hareket eden
mobilizing
hareket etme
start
hareket etmek
start

If we are to be there at six, we will have to start now. - Biz altıda orada olacaksak, şimdi hareket etmek zorundayız.

The train was just on the point of starting when I got to the station. - İstasyona vardığımda tren tam hareket etmek üzereydi.

hareket etmek
wiggle
hareket etmek
pull out
hareket etmek
start off
hareket etmek
conduct
hareket etmek
(deyim) fuck about
hareket etmek
do
hareket etmek
(deyim) get cracking
hareket etmek
get around
hareket etmek
take out
hareket etmek
get off
hareket etmek
(deyim) fuck around
hareket etmek
comport oneself
hareket etmek
leave

When I arrived at the station, the train was just about to leave. - İstasyona vardığımda tren tam hareket etmek üzereydi.

Be prepared to leave. - Hareket etmek için hazır ol.

hareket etmek
set off
hareket etmek
set over
hareket etmek
(deyim) make for
hareket etmek
set out
hareket etmek
pull away
hareket etmek / ettirmek
move
hareket harbi
(Askeri) war of movement
hareket harbi
(Askeri) mobile warfare
hareket hattı
(Askeri) course of action
hareket hızı
movement speed
hareket kolu
lever
hareket kolu
starting lever
hareket planı
plan of action
hareket verme
start
hareket şekli
(Askeri) course of action
Hareket Ordusu
The Action Army
hareket bilim
Kinesiology
hareket eden
moving

I see something moving. - Hareket eden bir şey görüyorum.

It is very dangerous to jump aboard the train when it is moving. - Hareket eden trene atlamak çok tehlikelidir.

hareket etme
moving

I had to keep moving. - Hareket etmeyi sürdürmek zorunda kaldım.

I've got to keep moving. - Hareket etmeyi sürdürmek zorundayım.

hareket etüdü
(İdari Yönetim) Motion study
hareket tarzı
behavior
hareket alanı
travel range
hareket alanı
radius of action
hareket alanı
swing
hareket alanı
(Havacılık) movement area
hareket alanı
elbowroom
hareket bilimi
mechanics
hareket dairesi
dispatcher's office
hareket derzi
movement joint
hareket dingili
live axle
hareket dişlisi
gear drive
hareket dişlisi
running gear
hareket edebilen
motile
hareket eden
acting
hareket empedansı
motional impedance
hareket etme
hold still
hareket etmek
(gemi) get under weigh
hareket etmek
1. to move, stir, act. 2. to act, behave. 3. to set out, start; to depart. 4. to leave for
hareket etmek
behave
hareket etmek
play
hareket etmek
budge
hareket etmek
pull away from the kerb
hareket etmek
waggle
hareket etmek
comport oneslf
hareket etmek
move off
hareket etmek
deport oneself
hareket etmek
pull
hareket etmek
a) to move devinmek b) (taşıt) to move off c) to get off, to set out yola çıkmak d) to depart, to leave kalkmak e) to act, to conduct, to behave davranmak
hareket etmemek
steady
hareket etmemek
be at a standstill
hareket etmemek
stand still
hareket etmemek
hold still
hareket etmeyin
Don't move
hareket ettirici
driving
hareket ettirici
motor
hareket ettirici
locomotive
hareket ettirme
motivation
hareket ettirmek
to move
hareket ettirmek
drive
hareket ettirmek
motivate
hareket ettirmek
stir
hareket ettirmek
budge
hareket eğimi
(Pisikoloji, Ruhbilim) movement gradient
hareket flaması
blue peter
hareket halinde
on the wing
hareket halinde
in motion

Our planet, Earth, is always in motion. - Gezegenimiz, Dünya, her zaman hareket halindedir.

Do not open while the train is in motion. - Tren hareket halindeyken açma.

hareket halinde
on the go
hareket halinde
on the move

This tank can shoot on the move. - Bu tank hareket halinde atış yapabilir.

Tom is always on the move. - Tom her zaman hareket halinde.

hareket halinde
astir
hareket halinde olma
activity
hareket hızı
running speed
hareket ile ilgili
kinematic
hareket izni vermemek
ground
hareket kabiliyeti yüksek
flexile
hareket kabiliyeti yüksek
flexible
hareket kabiliyeti yüksek çok amaçlı tekerlekli araç
(Askeri) high mobility multipurpose wheeled vehicle
hareket kabiliyeti, hareket kabiliyeti engelleme ve/veya beka
(Askeri) mobility, countermobility, and/or survivability
hareket kaydı
(Bilgisayar,Teknik) transaction record
hareket kodu
(Bilgisayar) transaction code
hareket kolu
motion bar, starting lever
hareket kolu
starting handle; crank
hareket kuvveti
motivity
hareket memuru
dispatcher

Tom is working as a dispatcher. - Tom bir hareket memuru olarak çalışıyor.

Tom has been working as a dispatcher. - Tom bir hareket memuru olarak çalışıyor.

hareket merkezi
center of motion
hareket miktarı
quantity of motion
hareket no
(Bilgisayar) transaction id
hareket noktası
1. point of departure, departure. 2. starting point (of a matter, discussion, etc.)
hareket noktası
point of departure
hareket noktası
starting point
hareket pinyonu
drive pinion
hareket planı
(Hukuk) action plan
hareket plağı
(Fizyoloji) motor plate
hareket plağı
(Fizyoloji) motory disc
hareket saati
departure time
hareket saati
(Askeri) station time
hareket serbestliği
free swing
hareket serbestliği
rope
hareket tarzı
manners
hareket tarzı
(Askeri) course of action
hareket tarzı
proceeding
hareket tarzı
behaviour [Brit.]
hareket tarzı
(Hukuk) modus operandi, policy
hareket tarzı
policy
hareket tarzını belirleyen
policy making
hareket ve intikal raporu
(Askeri) movement report
hareket veren
actuator
hareket yarıçapı
radius of action
hareket yönü
(Otomotiv) direction of movement
hareket özgürlüğü
rope
hareket özgürlüğü
free hand
hareket özgürlüğü
freedom of movement
hareket özgürlüğü
free swing
Hava Kuvvetleri Hareket Tarzı Direktifi
(Askeri) Air Force Policy Directive
Hava indirme görev komutanı; Hava Hareket Komutanlığı; Kara Kuvvetleri Malzeme K
(Askeri) airborne mission commander; Air Mobility Command; Army Materiel Command
hava hareket filosu; Kara Kuvvetleri idari yapısı; Mevcudat Yönetim Sistemi
(Askeri) air mobility squadron; Army management structure; Asset Management System
hava hareket tümeni
(Askeri) air mobility division
hava hareket unsuru; anten üzerindeki elektronik
(Askeri) air mobility element; antenna mounted electronics
havadan hareket destek filosu
(Askeri) air mobility support squadron
ani hareket
flick
acayip hareket
quirk
düşünmeden hareket eden
impulsive
gösterişli hareket
flourish
ihtiyatlı hareket etmek
reef
sessizce hareket etmek
creep
yavaş yavaş hareket ettirmek
inch
birlikte hareket etmek
concert
askeri hareket
(Askeri) military action
birlikte hareket etmek
liaise
boyunca hareket etmek
go
centilmenlik dışı hareket
(Spor) misconduct
Türkçe - Türkçe
(Osmanlı Dönemi) Kımıldanma. Davranış. Yola çıkmak. Bir cismin sabit bir noktaya göre yerinin veya durumunun değişmesi. Sarsıntı
Davranış
Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içersinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi
Belirli bir amaca varmak için birbiri ardınca yapılan ilerlemeler, akım
Demir yollarında katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri
Vücudu oynatma, kıpırdatma veya kımıldanma: "Her hareketi kamera önünde rol yapıyormuşçasına hesaplı."- R. H. Karay
Katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri
Bir parçanın yavaşlık, çabukluk derecesi
Bir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim
Davranış: "Sakin, dürüst, kıyafeti ve hareketleriyle hiçbir ayrılık göstermeyen bir adamdır."- H. E. Adıvar
Devinim
Vücudu oynatma, kıpırdatma veya kımıldanma
Yola çıkma
Yer sarsıntısı, deprem
Yer sarsıntısı, deprem: "Ben, diyor, hareket olurken Eminönü'nde idim."- M. Ş. Esendal
Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi
(Osmanlı Dönemi) VAKŞ
(Osmanlı Dönemi) HIRAK
(Hukuk) DEVİNİM
(Osmanlı Dönemi) HEYS
(Osmanlı Dönemi) HEBS
(Osmanlı Dönemi) HABAZ
(Osmanlı Dönemi) KEDEME
(Osmanlı Dönemi) HEYŞ
hareket paralaksı
Bir derinlik algısı ipucu. Bir manzaranın önünden geçerken, bize yakın olan nesneler, daha uzaktaki nesnelere kıyasla gözümüzün önünden daha hızlı geçer
hareket dairesi
Demir yollarında hareket işlerini düzenleyen, izleyen daire
hareket etmek
Vücudu oynatmak, kıpırdatmak veya kımıldamak, devinmek
hareket etmek
Yola gitmek, yola çıkmak
hareket etmek
Davranmak
hareket etmek
Devinmek
hareket noktası
Bir işin, bir yolculuğun vb.nin başladığı yer
hareket noktası
Bir sorunun incelenmesinde başlangıç olarak alınan nokta
HASMANE HAREKET
(Hukuk) Düşmanca davranış
Hareket etmek
(Osmanlı Dönemi) HALC
Hareket etmek
(Osmanlı Dönemi) TEVEZZUG
Hareket etmek
(Osmanlı Dönemi) REHZ
Hareket etmek
(Osmanlı Dönemi) IHTİLAC
Hareket etmek
(Osmanlı Dönemi) TENAGGUŞ
Hareket etmek
(Osmanlı Dönemi) DEBB
Hareket etmek
(Osmanlı Dönemi) MEYD
Hareket etmek
(Osmanlı Dönemi) EZMEL
Hareket ettirmek
(Osmanlı Dönemi) TİLTAL
Hareket ettirmek
(Osmanlı Dönemi) KILKAL
Hareket ettirmek
(Osmanlı Dönemi) TELTELE
hareketler
(Osmanlı Dönemi) harekât
İHTİLATLI HAREKET
(Hukuk) Hakaret fiilinin toplu veya dağınık ikiden çok kimse ile birleşerek yapılması
İngilizce - Türkçe

hareket teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

toprak içinde gravite etkisi ile hareket eden su
gravitasyonla su
hareket