gitme

listen to the pronunciation of gitme
Türkçe - İngilizce
passing
departure, leaving
going

Before going to study in Paris, I have to brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.

Before going to work in Paris I must freshen up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.

go
egressing
ascent
gravitation
passage
kötüye gitme
deterioration
git
go
gitmek
be off
gitmek
quit

Quit complaining. You have to go. - Şikayet etmeyi kes. Gitmek zorundasın.

Tom isn't quite ready to go. - Tom gitmek için pek hazır değil.

gitmek
go off
gitmek
suitable
gitmek
{f} head

Look, no one's pointing a gun to your head. You don't have to go if you don't want to. - Bak, kimse kafana bir silah doğrultmuyor. Eğer istemiyorsan gitmek zorunda değilsin.

I've got to head back to work. - İşe geri gitmek zorundayım.

git
{f} going

Before going to work in Paris, I have to brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.

Before going to work in Paris I must freshen up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.

gitmek
{f} resort
gitmek
head for
gitmek
to lead to (a condition, result, etc.)
gitmek
(deyim) take leave
gitmek
go away

Why do you want to go away? - Neden gitmek istiyorsun?

I don't want to go away. - Uzaklara gitmek istemiyorum.

gitmek
(Askeri) lay
gitmek
to go; to leave, to depart, to make a move; to leave for; to attend; to get on with sth; to go off; (taşıt) to move off, to leave; to travel, to make; (giysi, vb.) to go with, to suit, to become; to fit, to be suitable (for); to be enough (for), to suffic
gitmek
fleet
gitmek
to go to (work); to go to, attend (school)
gitmek
flit
gitmek
to be suitable
gitmek
suit
gitmek
travel

It's more interesting to travel alone than to go on a group tour. - Yalnız seyahat etmek bir grupla gitmekten daha ilginçtir.

Traveling by boat takes longer than going by car. - Gemi ile gitmek arabayla gitmekten daha uzun sürüyor.

gitmek
go together

I want to go together with Emily. - Emily ile beraber gitmek istiyorum.

Do you want to go together? - Birlikte gitmek istiyor musun?

gitmek
to be enough
gitmek
hop off
gitmek
hop it
gitmek
{f} depart

He departed for Australia. - O, Avustralya'ya gitmek için yola çıktı.

In China, you have to go to the departure station and buy train tickets there. - Çim'de, hareket istasyonuna gitmek ve tren biletleri orada almak zorundasın.

gitmek
(Argo) shoot through
gitmek
get out

Tom has got to get out of here. - Tom buradan gitmek zorunda.

I just have to get out of here. - Sadece buradan gitmek zorundayım.

git
{f} gone

Mr White has gone to Canada. - Bay White Kanada'ya gitti.

She may have gone out to do some shopping. - O biraz alışveriş yapmak için dışarı gitmiş olabilir.

gitmek
{f} repair
geri gitme
reversing
git
(Meteoroloji) met

I go into the store, and who do I see? An American friend, who immediately begins to tell me what has been going on with him since we last met. - Mağazaya gidiyorum ve kimi görüyorum? Onunla son kez buluştuğumuzdan beri kendisinde neler gittiğini bana hemen anlatmaya başlayan bir Amerikan arkadaşımı.

When I went to Tokyo, I met him. - Ben Tokyo'ya gittiğim zaman ona rastladım.

gitmek
go by the board
gitmek
to be sold
gitmek
go with

Why don't we see if Tom wants to go with us? - Niçin Tom'un bizimle gitmek isteyip istemediğini öğren miyoruz?

Tom says that Mary definitely wanted to go with us, so we should wait. - Tom Mary'nin kesinlikle bizimle birlikte gitmek istediğini söylüyor, bu yüzden beklemeliyiz.

gitmek
return
gitmek
trot
gitmek
pack
gitmek
absent oneself
gitmek
move off
gitmek
pass away
gitmek
disembark
gitmek
run up
gitmek
last
gitmek
go for
gitmek
enough
gitmek
endure
gitmek
lead
gitmek
leave
gitmek
answer
gitmek
get in
gitmek
push along
gitmek
retire
gitmek
sold

I really wanted to go to Tom's concert, but it was sold out. - Ben gerçekten Tom'un konserine gitmek istiyordum ama onun hepsi satılmıştı.

gitmek
be sold
gitmek
be suitable
gitmek
get on
gitmek
move

Tom made no move to go. - Tom gitmek için hiç bir şey yapmadı.

gitmek
fit
gitmek
get along
gitmek
attend
gitmek
damaged
gitmek
die
gitmek
be damaged
gitmek
go on

I want to go on a holiday in Poland. - Polonya'da bir tatile gitmek istiyorum.

She can't make up her mind whether to get a job or to go on to college. - Çalışmak ya da üniversiteye gitmek arasında karar veremiyorum.

gitmek
tone in
gitmek
run

I imagine that Tom will eventually run out of money and have to go back home. - Sanırım sonunda Tom parasız kalacak ve eve geri gitmek zorunda kalacak.

Do you want to go run around the track with me? - Benimle pist civarında koşmaya gitmek ister misin?

gitmek
be enough
gitmek
navigate
gitmek
become

When we are told not to come, we become all the more eager to go. - Gelmememiz söylendiği zaman, gitmek için daha da istekli oluruz.

ileri gitme
advancing
ileri gitme
progression
ileriye gitme
advance
ileriye gitme
progress
savaşa gitme (kızılderili)
warpath
git
going to

Before going to work in Paris I must freshen up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.

Before going to study in Paris, I have to brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.

git
went

Do you know where your dad went? - Babanın nereye gittiğini biliyor musun?

Do you know where your father went? - Babanın nereye gittiğini biliyor musun?

git
get along with

I just can't get along with him. - Onunla anlaşamadım gitti.

git
ebb
gitmek
run along
gitmek
nose
gitmek
sail
gitmek
get away
gitmek
steam
gitmek
troop away
gitmek
ride in
gitmek
sneak
gitmek
make one's way
gitmek
blend
gitmek
retreat
gitmek
put

What clothes do you think I should put on to go to my date tomorrow? - Yarın randevuma gitmek için hangi elbiseleri giymem gerektiğini düşünüyorsun?

I have to go now. Did you see where I put my things? - Şimdi gitmek zorundayım. Eşyalarımı nereye koyduğumu gördün mü?

gitmek
get a long
gitmek
pop
gitmek
make a move
gitmek
ride

Do you need a ride, babe? - Bir yere gitmek ister misin bebeğim?

I need a ride to school. - Okula arabayla gitmek istiyorum.

gitmek
gravitate
gitmek
{f} go
git
türkçeyi ingilizceye çevir
git
go#to
gitmek
head into
gitmek
foot

How long does it take from here to your house on foot? - Buradan senin evine yürüyerek gitmek ne kadar sürer?

It takes you an hour to go to the station on foot. - İstasyona yaya olarak gitmek bir saatini alır.

gitmek
exit
gitmek
{f} give

I was given a couple of tickets for tonight's concert. Would you like to go with me? - Bu geceki konser için bana bir çift bilet verildi. Benimle gitmek ister misin?

gitmek
sail on
gitmek
betake betake oneself
gitmek
going by
hoşa gitme
pleasantness
ileri gitme
exorbitance
okula gitme
Go to school
üstüne gitme
Go on
GiT
goto
acele gitme
tantivy
dalıp gitme
reverie
doktora gitme
visit to the doctor
doktora gitme korkusu
(Pisikoloji, Ruhbilim) iatrophobia
dörtnala gitme
tantivy
dörtnala gitme
gallop
geri gitme
regress
geriye gitme
retrogression
geriye gitme
retrogadation
geriye gitme
retrocession
geriye gitme
return
geriye gitme
going back
git
go to

I want to go to America someday. - Bir gün Amerika'ya gitmek istiyorum.

It will not make much difference whether you go today or tomorrow. - Bugün ya da yarın gitmen pek fark yaratmayacak.

gitmek
mosey
gitmek
(araba) roll
gitmek
take one's way
gitmek
{k} (deyim) clear off
gitmek
wend one's way
gitmek
to go for, be sold at/for
gitmek
certainly, definitely, surely: Bunu gördü mü, darıldı gitti. If he sees it, he'll certainly get cross
gitmek
to be gone, disappear, go, die
gitmek
troop
gitmek
So be it: Verdim gitti. You can have it. Gidene ağam, gelene paşam. (Atasözü)
gitmek
strike out
gitmek
take to

How long does it take to get to the station? - İstasyona gitmek ne kadar sürer?

How long does it take to go there by bus? - Otobüsle oraya gitmek ne kadar sürer?

gitmek
to be worn out, have had it
gitmek
remove
gitmek
We honor whoever is put over us. gidip gelmek
gitmek
(iş) fare
gitmek
work in with
gitmek
(for a period of time) to pass, be over
gitmek
to be gone, be finished, disappear, vanish
gitmek
to depart, leave
gitmek
however much one tries: Anlatamadım gitti. I could not make myself understood however hard I tried
gitmek
auxiliary verb to be: Hoşuma gitti. I liked it./It's good. Tuhafıma gitti. It seemed strange to me./It's strange. gitsin (after an imperative) ... and be done with it, ... and finish the matter: İmzanı atıver gitsin. Sign it and be done with it. gitti (after a verb in the past tense)
gitmek
steer for
gitmek
to go well with, suit, become
gitmek
to go on (strike, boycott, etc.); to have recourse to, turn to
gitmek
to be sent (to), be on the way (to)
gitmek
betake oneself to
gitmek
stand

He was told to remain standing all the way to go there. - Oraya gitmek için yol boyunca ayakta kalması söylendi.

gitmek
(for a road) to go to, lead to
gitmek
to go for, be spent on, be used up in
gitmek
to last for, stand up for (a period of time)
gitmek
to go to and fro. Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek/bulmamak var. (Atasözü) When you part for a long time remember that you may never see each other again. Gitti de geldi. (Konuşma Dili) He/She escaped from certain death. He/She was as good as dead. Gitti gider. He's/She's/It's gone forever
gitmek
to go, be (in a certain condition or state)
gitmek
It can't be helped./It's too late
gitmek
{f} step
gitmek
(for a machine) to work, go
gitmek
to go from (one place) to (another)
gitmek
An official is honored only as long as he/she holds his/her position
gitmek
(for a situation, work, etc.) to go, go on, continue
gitmek
(gemi) run
gitmek
(birine) apply
gitmek
bugger off
gitmek
truck
gitmek
to last for, be enough for
gitmek
to go and return; to go regularly, frequent
gitmek
to go to, travel to
gitmek
(yardım için) turn to
güneye doğru gitme
southing
hoşa gitme
(Hukuk) desirability
hızlı gitme
gallop
hızlı gitme
going fast
hızlı gitme
speeding
ileriye gitme
forwardness
iyi gitme
well-doing
iyiye gitme
upturn
kağnı ile gitme
trek
kötüye gitme
a change for the worse
kötüye gitme
ebb tide
mola vere vere gitme
staging
peşinden gitme
follow up
sarsıla sarsıla gitme
jolting
savaşa gitme
(kızılderili) war path
sekerek gitme
ricochet
sürtünerek gitme
shuffle
sürüp gitme
continuance
ters gitme
back fire
uçup gitme
evaporation
zikzaklı gitme
traverse
zoruna gitme
resentment
İngilizce - İngilizce

gitme teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

git
A contemptible person
git
To leave
git
A silly, incompetent, stupid, annoying, or childish person
git
disapproval If you refer to another person as a git, you mean you dislike them and find them annoying. Variant of get. an offensive word for an unpleasant and annoying person, especially a man (get (16-20 centuries), from get )
git
a person who is deemed to be despicable or contemptible; "only a rotter would do that"; "kill the rat"; "throw the bum out"; "you cowardly little pukes!"; "the British call a contemptible person a `git'"
git
To get
git
Group travel in which individuals purchase a group package in which they will travel with others along a pre-set itinerary
git
Abr Group inclusive tour A group tour that is offered only if a minimum number of people book for it
git
{f} get (Colloquial)
git
A stupid or unpleasant person
git
synonym for gastrointestinal tract
Türkçe - Türkçe
Gitmek işi
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) ZEHAB
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) LETB
Gitmek
uzanmak
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) ZEVAH
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) NESG
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) NİS'
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) CELCELE
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) ŞEKAZ
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) NA'R
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) MA'D
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) MUTUR
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) TA'RİD
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) ZEYH
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) TECERRÜM
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) KUBUN
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) NEDD
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) TIRAK
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) SEK'
Gitmek
(Osmanlı Dönemi) HUTU'
gitmek
Yapmak
gitmek
Başvurmak, yapmak
gitmek
Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak
gitmek
Tüketilmek, harcanmak: "Eline geçen paranın çoğu da İstanbul'da çoluğa çocuğa gidiyor."- M. Ş. Esendal
gitmek
değerlendirmek, saymak, karşılamak
gitmek
Bir yere doğru yönelmek
gitmek
Dayanmak
gitmek
Bir yerden veya bir işten ayrılmak
gitmek
İşlemek, çalışmak
gitmek
Çıkmak, ulaşmak
gitmek
Bir yere doğru yönelmek: "Yol yaptırmaktan maksat, insanların gitmek istedikleri yere, güvenle, rahatça gidip gelmelerini sağlamaktır."- N. Cumalı
gitmek
Bir şey zarar görmüş olmak
gitmek
Yakışmak, yaraşmak
gitmek
Makine, işlemek, çalışmak
gitmek
Satılmak: "Altın kaçtan gidiyor?"- S. F. Abasıyanık. değerlendirmek, saymak, karşılamak
gitmek
Götürülmek, gönderilmek
gitmek
Sürmek, devam etmek: "Ama böyle giderse, Allah hemen sonunu hayırlara tebdil etsin."- M. Ş. Esendal
gitmek
Yürümek, yol almak
gitmek
Ölmek
gitmek
Satılmak
gitmek
Geçmek
gitmek
Tüketilmek, harcanmak
gitmek
Yok olmak, elden çıkmak: "Gemiler ve saray hepsi gitti."- F. R. Atay. Ölmek: "Ben giderim adım kalır / Dostlar beni hatırlasın."- Âşık Veysel
gitmek
Bir yerden veya bir işten ayrılmak. Çıkmak, ulaşmak
gitmek
Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak
gitmek
Yeter olmak, yetmek, yetişmek
gitmek
Sürmek
gitmek
Herhangi bir durumda olmak
gitmek
Yok olmak, elden çıkmak
İngilizce - Türkçe

gitme teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

git
(Argo) defol, kış kış
gitme