etkisiz

listen to the pronunciation of etkisiz
Türkçe - İngilizce
ineffective

Many people don't realize that antibiotics are ineffective against viral diseases. - Birçok kişi antibiyotiklerin virüs kaynaklı hastalıklara karşı etkisiz olduklarının farkında değil.

Why is it that many language courses are ineffective? - Neden o birçok dil kursu etkisizdir?

inefficient
(Denizbilim) inactivated
non-effective
(Askeri) dormant
nonimpact
without effect
sting
wimpy
disabled
pointless
duck
ineffective, inefficacious, ineffectual, noninfluential
nerveless
inactive
ineffectual
ineffective, ineffectual, inefficient
inefficacious
noneffective
impotent
spent
inoperative
{s} inconclusive
stingless
inefficiently
unaffected
passive
wooden
neutral
etkisiz duruma getirmek
neutralize
etkisiz hale getirmek
defuse

Tom often uses humor to defuse tense situations. - Tom genellikle gergin durumları etkisiz hale getirmek için mizah kullanır.

etki
effect

He could not take effective measures. - O etkin önlemler alamadı.

Do you think you have to be able to pass for a native speaker to be an effective spy? - Yerli bir konuşmacı olmana rağmen etkili bir casus olmak için sınavı geçebilmek zorunda olduğunu düşünüyor musun?

etki
influence

I think that our living together has influenced your habits. - Sanırım birlikte yaşamamız alışkanlıklarını etkiledi.

That was probably what influenced their decision. - Onların kararını etkileyen muhtemelen oydu.

etki
impression

That day left a deep impression on me. - O gün bende derin bir etki bıraktı.

I was young and impressionable at that time. - O zamanlar genç ve kolay etkilenendim.

etki
impact

Tom doesn't understand the environmental impacts associated with a Western lifestyle. - Tom Batılı yaşam tarzı ile ilgili çevresel etkileri anlamıyor.

The Belo Monte dam in Brazil is a controversial project because of its impact on the environment and native people. - Brezilya'daki Belo Monte barajı çevre ve yerli halk üzerindeki etkisinden dolayı tartışmalı bir projedir.

etkisiz hale getirmek
cancel
etkisiz duruma getirmek
negate
etkisiz hale getirmek
ward off
etkisiz (çare/ilaç vb)
ineffective
etkisiz (çare/ilaç vb)
ineffectual
etkisiz eleman
neutral
etkisiz hale getirmek
make ineffective
etkisiz hale getirmek
inactivate
etkisiz hale getirmek
neutralize
etkisiz kılmak
disable
etkisiz kılmak
neutralise
etkisiz kılmak
neutralize
etkisiz kılınmış
disabled
etkisiz saha
(Askeri) inertial space
etkisiz kılmak
to neutralize
etkisiz bir halde
inefficaciously
etkisiz bir halde
ineffectively
etkisiz bir halde
ineffectually
etkisiz bir şekilde
unaffectedly
etkisiz bir şekilde
lamely
etkisiz bir şekilde
impotently
etkisiz bırakmak
nullify
etkisiz duruma getirme
neutralization
etkisiz gaz
inert gas
etkisiz hale getirme
nullification
etkisiz hale getirme (bomba)
defusing
etkisiz hale getirmek
deactivate
etkisiz hale getirmek
negative
etkisiz hale getirmek
counteract
etkisiz hale getirmek
to neutralize
etkisiz mayın
(Askeri) inert mine
etki
{i} action

Poverty is not an accident. Like slavery and apartheid, it is man-made and can be removed by the actions of human beings. - Yoksulluk tesadüf değildir. Kölelik ve apartheid gibi insan ürünüdür ve insan etkinlikleriyle ortadan kaldırılabilir.

The invasion of other countries is a shameful action. - Başka ülkelerin işgali utanç verici bir etkinliktir.

etki
affect

Worry affected his health. - Endişe onun sağlığını etkiledi.

The event affected his future. - Olay onun geleceğini etkiledi.

etki
force

Persuasion is often more effectual than force. - İkna genellikle zorlamaktan daha etkilidir.

etki
act on
etki
{i} effectiveness

Many fear that cuts in the defense budget will undermine the military's effectiveness. - Birçokları, savunma bütçesindeki kesintilerin ordunun etkinliğini baltalayacağından korkuyorlar.

etki
{i} purchase
etki
{i} bearing
etkisiz kıl
disable
etki
incidence
etki
(Kimya) act upon
etki
(İnşaat) bias
etki
penetration
etki
(İnşaat) exposure
etki
(Gıda) stimulant
etki
(Ticaret) personal power
etki
act

What's your favorite summer activity? - Favori yaz etkinliğin nedir?

Does the medicine act quickly? - İlaç çabuk etki eder mi?

etki
repercussion

No one correctly predicted the repercussions of these policies. - Hiç kimse bu politikaların etkilerini doğru bir şekilde öngöremedi.

I don't think you understand the repercussions your actions have caused. - Hareketlerinin neden olduğu etkileri anladığını sanmıyorum.

etki
impulse
etki
{i} virtue
etki
punch
etki
ring
etki
mark

The stock market crash of October 1987 in New York is still vividly remembered. - New York'ta Ekim 1987 borsa krizi hâlâ etkili bir şekilde hatırlanmaktadır.

etki
stress

Tom's stressful job is having a detrimental effect on his health. - Tom'un stresli işi sağlığı üzerinde zararlı bir etkiye sahiptir.

Stress balls are very effective. - Stres topları çok etkilidir.

etki
pull

The bus driver was not impressed when Tom pulled out a $50 note to pay his fare. - Otobüs şoförü, Tom'un bilet ücreti için elli dolar uzatmasından etkilenmedi.

etki
sound

Tom sounds impressed. - Tom etkilenmiş görünüyor.

etki
power
etkisiz kıl
{f} disabled
etki
{i} reflection
etki
domain of
etki
activity

What's your favorite activity? - Senin gözde etkinliğin nedir?

What activity do you spend most of your time doing? - Zamanının çoğunu hangi etkinliği yaparak geçirirsin?

bombayı etkisiz hale getirme
bomb disposal
etki
{i} forcefulness
etki
{i} interest

We want to make learning effective, interesting, and fascinating. - Biz öğrenmeyi, etkili, ilginç ve etkileyici yapmak istiyoruz.

Mrs. Tanaka, the new teacher, is offering Japanese as an extra curricular activity twice a week to interested students. - Bayan Tanaka, yeni öğretmen, Japoncayı haftada iki kez ilgili öğrencilerine müfredat dışı etkinlik olarak öneriyor.

etki
{i} reflexion
etki
{i} point
etki
(Hukuk) effect, force, impact
etki
{i} drift
etki
{i} imprint
etki
{i} jolt
etki
{i} sway
etki
{i} drag
etki
hold

Nancy has a hold on her husband. - Nancy'nin kocası üzerinde bir etkisi var.

etki
potency
etki
effect, influence
etki
efficiency
etki
efficacy
etki
impress

I want to learn to speak Hawaiian, so I can impress my girlfriend. - Havaiili konuşmayı öğrenmek istiyorum, böylece kız arkadaşımı etkileyebilirim.

I was deeply impressed by the scenery. - Manzaradan derinden etkilendim.

etki
leaven
etki
clout
etki
{i} weight

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

etki
{i} stamp
etki
leavening
etki
effect, action; impact; impression; influence, clout
etkisiz hale getirmek
{f} kill
patlayıcıları etkisiz hale getirme
(Askeri) explosive ordnance disposal
Türkçe - Türkçe
Etkisi olmayan, tesirsiz
TESiRSiZ
kuvvetsiz
etki
Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir
etki
Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim: "Sustu, istediği etkiyi tam olarak yapmak için olmalıydı bu."- T. Buğra
Etki
(Hukuk) TESİR
Etki
dahiye
Etki
yardım
etki
Büyü, tılsım
etki
Bir etken veya bir sebebin sonucu
etki
Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim
etki
Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir: "Bu etki, genç kuşak konservatuvar mezunlarında yerini daha doğal bir Türkçeye bırakıyor."- H. Taner
etki
(Osmanlı Dönemi) tesir
etkisiz