etkisiz

listen to the pronunciation of etkisiz
Türkisch - Englisch
ineffective

I consider paracetamol to be an ineffective medicine. - Ben parasetamolu etkisiz bir ilaç olarak görüyorum.

Why is it that many language courses are ineffective? - Neden o birçok dil kursu etkisizdir?

inefficient
(Denizbilim) inactivated
non-effective
(Askeri) dormant
nonimpact
duck
sting
wimpy
disabled
pointless
without effect
ineffective, inefficacious, ineffectual, noninfluential
nerveless
spent
impotent
noneffective
inefficacious
ineffective, ineffectual, inefficient
ineffectual
inoperative
inactive
{s} inconclusive
inefficiently
passive
stingless
unaffected
neutral
wooden
etkisiz duruma getirmek
neutralize
etkisiz hale getirmek
defuse

Tom often uses humor to defuse tense situations. - Tom genellikle gergin durumları etkisiz hale getirmek için mizah kullanır.

etki
effect

The uncertainty about the weather has had a definite effect upon the Englishman's character. - Hava hakkındaki belirsizlik İngilizlerin karakterlerinde belirli bir etkiye sahiptir.

Some teachers have a great effect on their students. - Bazı öğretmenler, öğrencilerinin üzerinde büyük bir etkiye sahiptirler.

etki
influence

That was probably what influenced their decision. - Onların kararını etkileyen muhtemelen oydu.

I think that our living together has influenced your habits. - Sanırım birlikte yaşamamız alışkanlıklarını etkiledi.

etki
impression

Tom made quite an impression on Mary. - Tom Mary'yi epeyce etkiledi.

Today's Beijing has given me a very deep impression and aroused my curiosity. - Bugünün Pekin'i bende çok derin bir etki bıraktı ve merakımı uyandırdı.

etki
impact

It is not my purpose to investigate the impact of Emmet's theory on biology. - Amacım Emmet'in teorisinin biyolojiye olan etkisini araştırmak değildir.

Tom doesn't understand the environmental impacts associated with a Western lifestyle. - Tom Batılı yaşam tarzı ile ilgili çevresel etkileri anlamıyor.

etkisiz hale getirmek
cancel
etkisiz duruma getirmek
negate
etkisiz hale getirmek
ward off
etkisiz (çare/ilaç vb)
ineffective
etkisiz (çare/ilaç vb)
ineffectual
etkisiz eleman
neutral
etkisiz hale getirmek
neutralize
etkisiz hale getirmek
make ineffective
etkisiz hale getirmek
inactivate
etkisiz kılmak
disable
etkisiz kılmak
neutralise
etkisiz kılmak
neutralize
etkisiz kılınmış
disabled
etkisiz saha
(Askeri) inertial space
etkisiz kılmak
to neutralize
etkisiz bir halde
ineffectually
etkisiz bir halde
inefficaciously
etkisiz bir halde
ineffectively
etkisiz bir şekilde
lamely
etkisiz bir şekilde
unaffectedly
etkisiz bir şekilde
impotently
etkisiz bırakmak
nullify
etkisiz duruma getirme
neutralization
etkisiz gaz
inert gas
etkisiz hale getirme
nullification
etkisiz hale getirme (bomba)
defusing
etkisiz hale getirmek
negative
etkisiz hale getirmek
deactivate
etkisiz hale getirmek
to neutralize
etkisiz hale getirmek
counteract
etkisiz mayın
(Askeri) inert mine
etki
{i} action

The government's actions were condemned worldwide. - Hükümetin etkinlikleri dünya çapında kınandı.

Poverty is not an accident. Like slavery and apartheid, it is man-made and can be removed by the actions of human beings. - Yoksulluk tesadüf değildir. Kölelik ve apartheid gibi insan ürünüdür ve insan etkinlikleriyle ortadan kaldırılabilir.

etki
act on
etki
affect

The problem affects the prestige of our school. - Sorun bizim okulun prestiji etkiler.

The event affected his future. - Olay onun geleceğini etkiledi.

etki
force

Persuasion is often more effectual than force. - İkna genellikle zorlamaktan daha etkilidir.

etki
{i} effectiveness

Many fear that cuts in the defense budget will undermine the military's effectiveness. - Birçokları, savunma bütçesindeki kesintilerin ordunun etkinliğini baltalayacağından korkuyorlar.

etki
{i} bearing
etki
{i} purchase
etkisiz kıl
disable
etki
incidence
etki
(Kimya) act upon
etki
(İnşaat) bias
etki
act

What activity do you spend most of your time doing? - Zamanının çoğunu hangi etkinliği yaparak geçirirsin?

What's your favorite activity? - Senin gözde etkinliğin nedir?

etki
(İnşaat) exposure
etki
repercussion

No one correctly predicted the repercussions of these policies. - Hiç kimse bu politikaların etkilerini doğru bir şekilde öngöremedi.

I don't think you understand the repercussions your actions have caused. - Hareketlerinin neden olduğu etkileri anladığını sanmıyorum.

etki
penetration
etki
impulse
etki
(Gıda) stimulant
etki
(Ticaret) personal power
etki
{i} virtue
etki
power
etki
sound

Tom sounds impressed. - Tom etkilenmiş görünüyor.

etki
punch
etki
pull

The bus driver was not impressed when Tom pulled out a $50 note to pay his fare. - Otobüs şoförü, Tom'un bilet ücreti için elli dolar uzatmasından etkilenmedi.

etki
ring
etki
stress

Tom's stressful job is having a detrimental effect on his health. - Tom'un stresli işi sağlığı üzerinde zararlı bir etkiye sahiptir.

Stress balls are very effective. - Stres topları çok etkilidir.

etki
mark

The stock market crash of October 1987 in New York is still vividly remembered. - New York'ta Ekim 1987 borsa krizi hâlâ etkili bir şekilde hatırlanmaktadır.

etkisiz kıl
{f} disabled
etki
{i} reflection
etki
domain of
etki
activity

Exporting is a commercial activity which transcends borders. - İhracaat sınırları aşan ticari bir etkinliktir.

What's your favorite activity? - Senin gözde etkinliğin nedir?

bombayı etkisiz hale getirme
bomb disposal
etki
{i} hold

Nancy has a hold on her husband. - Nancy'nin kocası üzerinde bir etkisi var.

etki
leaven
etki
{i} jolt
etki
{i} sway
etki
{i} drag
etki
potency
etki
effect, influence
etki
(Hukuk) effect, force, impact
etki
efficiency
etki
impress

I was impressed by the general knowledge of Japanese students. - Japon öğrencilerinin genel kültür bilgisinden etkilendim.

I was deeply impressed by the scenery. - Manzaradan derinden etkilendim.

etki
reflexion
etki
imprint
etki
clout
etki
point
etki
interest

We want to make learning effective, interesting, and fascinating. - Biz öğrenmeyi, etkili, ilginç ve etkileyici yapmak istiyoruz.

Mrs. Tanaka, the new teacher, is offering Japanese as an extra curricular activity twice a week to interested students. - Bayan Tanaka, yeni öğretmen, Japoncayı haftada iki kez ilgili öğrencilerine müfredat dışı etkinlik olarak öneriyor.

etki
drift
etki
forcefulness
etki
effect, action; impact; impression; influence, clout
etki
{i} stamp
etki
efficacy
etki
{i} weight

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

etki
leavening
etkisiz hale getirmek
{f} kill
patlayıcıları etkisiz hale getirme
(Askeri) explosive ordnance disposal
Türkisch - Türkisch
Etkisi olmayan, tesirsiz
TESiRSiZ
kuvvetsiz
etki
Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir
etki
Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim: "Sustu, istediği etkiyi tam olarak yapmak için olmalıydı bu."- T. Buğra
Etki
(Hukuk) TESİR
Etki
dahiye
Etki
yardım
etki
Büyü, tılsım
etki
Bir etken veya bir sebebin sonucu
etki
Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim
etki
Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir: "Bu etki, genç kuşak konservatuvar mezunlarında yerini daha doğal bir Türkçeye bırakıyor."- H. Taner
etki
(Osmanlı Dönemi) tesir
etkisiz
Favoriten