etki

listen to the pronunciation of etki
Türkçe - İngilizce
influence

He has a great influence on his country. - Ülkesinin üstünde büyük etkisi var.

That was probably what influenced their decision. - Onların kararını etkileyen muhtemelen oydu.

effect

His speech was an effective apology for the Government's policies. - Onun konuşması Hükümetin politikalarıyla ilgili etkili bir özürdü.

Do you think you have to be able to pass for a native speaker to be an effective spy? - Yerli bir konuşmacı olmana rağmen etkili bir casus olmak için sınavı geçebilmek zorunda olduğunu düşünüyor musun?

impression

Tom made quite an impression on Mary. - Tom Mary'yi epeyce etkiledi.

Today's Beijing has given me a very deep impression and aroused my curiosity. - Bugünün Pekin'i bende çok derin bir etki bıraktı ve merakımı uyandırdı.

impact

Tom doesn't understand the environmental impacts associated with a Western lifestyle. - Tom Batılı yaşam tarzı ile ilgili çevresel etkileri anlamıyor.

They have no impact on the environment. - Onların çevre üzerinde herhangi bir etkisi yok.

affect

The event affected his future. - Olay onun geleceğini etkiledi.

His speech deeply affected the audience. - Konuşması dinleyicileri derinden etkiledi.

force

Persuasion is often more effectual than force. - İkna genellikle zorlamaktan daha etkilidir.

incidence
(İnşaat) bias
penetration
repercussion

No one correctly predicted the repercussions of these policies. - Hiç kimse bu politikaların etkilerini doğru bir şekilde öngöremedi.

I don't think you understand the repercussions your actions have caused. - Hareketlerinin neden olduğu etkileri anladığını sanmıyorum.

act

What's your favorite summer activity? - Favori yaz etkinliğin nedir?

What activity do you spend most of your time doing? - Zamanının çoğunu hangi etkinliği yaparak geçirirsin?

(Ticaret) personal power
(İnşaat) exposure
(Kimya) act upon
impulse
(Gıda) stimulant
(Kimya) act on
interest

We want to make learning effective, interesting, and fascinating. - Biz öğrenmeyi, etkili, ilginç ve etkileyici yapmak istiyoruz.

Mrs. Tanaka, the new teacher, is offering Japanese as an extra curricular activity twice a week to interested students. - Bayan Tanaka, yeni öğretmen, Japoncayı haftada iki kez ilgili öğrencilerine müfredat dışı etkinlik olarak öneriyor.

drag
hold

Nancy has a hold on her husband. - Nancy'nin kocası üzerinde bir etkisi var.

potency
drift
action

I don't think you understand the repercussions your actions have caused. - Hareketlerinin neden olduğu etkileri anladığını sanmıyorum.

The invasion of other countries is a shameful action. - Başka ülkelerin işgali utanç verici bir etkinliktir.

effect, influence
(Hukuk) effect, force, impact
efficiency
effect, action; impact; impression; influence, clout
clout
bearing
point
impress

I want to learn to speak Hawaiian, so I can impress my girlfriend. - Havaiili konuşmayı öğrenmek istiyorum, böylece kız arkadaşımı etkileyebilirim.

I was impressed by the general knowledge of Japanese students. - Japon öğrencilerinin genel kültür bilgisinden etkilendim.

reflection
reflexion
forcefulness
jolt
leaven
efficacy
imprint
effectiveness

Many fear that cuts in the defense budget will undermine the military's effectiveness. - Birçokları, savunma bütçesindeki kesintilerin ordunun etkinliğini baltalayacağından korkuyorlar.

{i} purchase
{i} virtue
ring
sound

Tom sounds impressed. - Tom etkilenmiş görünüyor.

mark

The stock market crash of October 1987 in New York is still vividly remembered. - New York'ta Ekim 1987 borsa krizi hâlâ etkili bir şekilde hatırlanmaktadır.

stress

Stress can have an enormous negative impact on your health. - Stresin sağlığınız üzerinde çok büyük olumsuz etkisi olabilir.

Stress balls are very effective. - Stres topları çok etkilidir.

power
pull

The bus driver was not impressed when Tom pulled out a $50 note to pay his fare. - Otobüs şoförü, Tom'un bilet ücreti için elli dolar uzatmasından etkilenmedi.

punch
domain of
activity

What's your favorite summer activity? - Favori yaz etkinliğin nedir?

What activity do you spend most of your time doing? - Zamanının çoğunu hangi etkinliği yaparak geçirirsin?

{i} sway
leavening
{i} weight

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

{i} stamp
etki altında kalmış
affected
etki bırakmak
strike
etki etmek
effect
etki altında kalmış
biased
etki etmek
affect
etki alanı
orbit
etki altında kalma
prepossession
etki yapmak
affect
etki yaratmak
register
etki alanı
incidence
etki alanı
impact area
etki alanı
scope
etki alanı
(Denizbilim) action radius
etki etme
affection
etki kanunu
(Ticaret) law of effect
etki söz
(Dilbilim) perlocution
etki tepki
action and reaction
etki yaratan
effective
etki yasası
(Pisikoloji, Ruhbilim) law of effect
etki yöresi
domain
etki analizi
Impact assesment
etki göstermek
To effect
etki süresi
duration
etki yapmak
Impact
etki-tepki
impact-response
etkilemek, etki yapmak
to influence, to influence
etki alanı
demesne
etki alanı
sweep
etki alanı
circle
etki alanı
(Hukuk) purview
etki alanı
radius
etki alanı güven listesi
domain trust list
etki altına alınabilirlik
suggestibility
etki altında bırakmak
prejudice
etki altında bırakmak
bias
etki altında kalabilen
capable
etki altında kalabilir
suggestible
etki altında kalmadan
without prejudice
etki altında kalmaya müsait kişi
(Askeri) person eligible to receive effects
etki altında kalmayan
unimpressionable
etki altında kalmış
biassed
etki altında kalmış
colored
etki altında kalmış
prejudiced
etki altında kalmış
coloured [Brit.]
etki biçimi
action system
etki bırakmak
sound
etki devresi
(Askeri) detecting circuit
etki doğurma ilkesi
(Hukuk) rule of effectiveness
etki edilebilir
penetrable
etki etmek
operate
etki etmek
have an impact
etki etmek
act
etki etmek
have influence upon
etki etmek
sway
etki geni
(Tıp) effect gene
etki hattı
(Askeri) line of arrival
etki hattı
(Askeri) line of impact
etki noktası
(Bilgisayar) application point
etki sonrası
(Tıp) aftereffect
etki yitimi
(Denizbilim) inactivation
etki yolu
(Tıp) mechanism of action
etki ötesi
(Tıp) after-effect
etki şekli
(Tıp) mode of action
etki-tepki
action and reaction
yıkıcı etki
ravage
yan etki
repercussion
etkiler
impressions
etkiler
effects
istenmeyen etki
(Pisikoloji, Ruhbilim) adverse effect
kalıcı (izlenim/etki)
indelible
olumsuz etki
(Tıp) adverse effect
olumsuz etki
(Dilbilim) halo effect
olumsuz etki
negative influence
oturum açma etki alanı
(Bilgisayar) logon domain
oturum etki alanı
(Bilgisayar) logon domain
psikolojik etki
psychological effect
sosyal etki
social impact
sosyal etki
social influence
ters etki
counterproductive

That would be counterproductive. - O tamamen ters etkili olurdu.

ters etki
(Politika, Siyaset) adversely effect
ters etki
adverse effect
toksik etki
(Tıp) toxic effect
etki
(Gıda,Teknik) end effect
önemli etki
(Ticaret) significant influence
bozucu etki
aliasing
etki etmek
take effect
anti bakteriyel etki
antibacterial effect
etkiler
affects

The problem affects the prestige of our school. - Sorun bizim okulun prestiji etkiler.

Smoking affects your health. - Sigara içmek sağlığını etkiler.

çevresel etki değerlendirme
(Çevre) Environmental impact assessment (EIA)
Sınır Aşan Çevresel Etki Değerlendirmesi Sözleşmesi
(Hukuk) Transboundary Environmental Impact Assessment Convention
Sınıraşan Çevresel Etki Değerlendirmesi Sözleşmesi
(Hukuk) Transboundary Environmental İmpact Assessment Convention
arzu edilen etki noktası
(Askeri) desired point of impact
beklenen etki
(Politika, Siyaset) expected impact
bilinmeyen etki alanı
(Bilgisayar) unknown domain
birden fazla alana etki eden
multi-domain
birikici etki
cumulative effect
dengeleyici etki
stabilizing effect
deprem etki bölgesi
(Jeoloji) earthquake region
derin etki bırakmak
brand
doğrudan etki
(Hukuk) direct effect
edebi etki
literary influence
elektro-optik etki
electro-optical effect
elektrofonik etki
electrophonic effect
fizyolojik etki
physiologic action
foto manyetoelektrik etki
photomagnetoelectric effect
foto-voltaik etki
(Elektrik, Elektronik) fotovoltaic
fotoelektrik etki
photoelectric effect
fotomanyetik etki
photomagnetic effect
gecikmeli etki
(Ticaret) impact lag
genetik etki
(Biyoloji,Tıp) genetic effect
gizli etki
undercurrent
gizli etki
back influence
gizli etki
backstairs influence
hall etki algılayıcısı
hall effect sensor
harp malzemesi etki değerlendirmesi; harp malzemesi verimlilik değerlendirmesi
(Askeri) munitions effect assessment; munitions effectiveness assessment
havadan sıhhi tahliye; taarruz kademesi; etki zayıflaması dengeleyicisi
(Askeri) aeromedical evacuation; assault echelon; attenuation equalizer
ikincil etki
secondary effect
ikincil etki
knock-on effect
ikincil etki
aftereffect
istihbarat etki sahası
(Askeri) intelligence area of influence
istihbarat etki sahası
(Askeri) area of intelligence influence
iyi etki bırakmak
make a good impression on
iyi etki bırakmak
make good show
etki
internal action
kalorifik etki
calorific effect
kana etki eden ilaç
haematic [Brit.]
kana etki eden ilaç
hematic
karşı etki yapmak
react
karşılıklı etki
reciprocation
kimyasal etki
chemical action
koruyucu etki
protective effect
kritiklik, erişilebilirlik, yerine getirilebilirlik, hassasiyet, etki ve tanınab
(Askeri) criticality, accessibility, recuperability, vulnerability, effect, and recognizability
kronik etki
(Tıp) chronic effect
kötü etki
contagion
kısmi etki
(Hukuk) partial effect
maddi olumsuz etki
(Ticaret) material adverse effect
moment etki çizgisi
moment influence line
nesne etki alanı
object domain
olumsuz etki düzeyi
(Tıp) adverse effect level
olumsuz etki yasası
(Pisikoloji, Ruhbilim) negative law of effect
ortalama infilak etki alanı
(Askeri) mean area of effectiveness for blast
politik etki
political impact
pozitif etki
(Ticaret) positive influence
sinerjik etki
(Tıp) synergistic action
sistem etki mesajı
(Askeri) system impact message
sistemsel etki
systemic exposure
siyasi etki
political impact
siyasi etki eşitliği
(Politika, Siyaset) political egalitarianism
sonraki etki
after-effect
sonraki etki
aftereffect
spesifik etki
specific action
sınır etki
boundary action
termoelektrik etki
thermoelectric effect
uyarıcı etki
tonic
uzak etki
(Pisikoloji, Ruhbilim) distal effect
windows nt etki alanı
(Bilgisayar) windows nt domain
yan etki
repercussions
yan etki
side effect

This medicine has no harmful side effects. - Bu ilacın zararlı yan etkileri yok.

The function has no side effects. - Bu işlevin yan etkileri yoktur.

yerel etki
local action
yerli kip etki alanı
native mode domain
yönlendirme etki alanı
(Bilgisayar) routing domain
zararlı etki
ill effect
zincirleme etki
knock-on effect
Çevreye Olan Etki Raporu
(Askeri) Environmental Impact Statement
çevre etki değerlendirmesi
(Hukuk) environmental impact assessment
çift etki
double action
Türkçe - Türkçe
Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir
Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim: "Sustu, istediği etkiyi tam olarak yapmak için olmalıydı bu."- T. Buğra
Büyü, tılsım
Bir etken veya bir sebebin sonucu
Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim
Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir: "Bu etki, genç kuşak konservatuvar mezunlarında yerini daha doğal bir Türkçeye bırakıyor."- H. Taner
(Hukuk) TESİR
dahiye
yardım
(Osmanlı Dönemi) tesir
kılcal etki
Birbirine değen bir sıvı ile bir katının molekülleri arasındaki etki
yan etki
Dolaylı etki yapma
etki