yol

listen to the pronunciation of yol
Türkçe - İngilizce
manner
road

The muddy road has ruined my new shoes. - Çamurlu yol, yeni ayakkabılarımı mahvetti.

The drugstore is at the end of this road. - Eczane yolun sonunda.

track

You are way off the track. - Sen yoldan çıkmışsın.

You're on the right track. - Siz doğru yoldasınız.

way

The motto of Twitter is The best way to discover what's new in your world. - Twitter'ın sloganı Dünyanızda nelerin yeni olduğunu keşfetmenin en iyi yolu.'dur.

As they didn't know the way, they soon got lost. - Yolu bilmediklerinden, çok geçmeden kayboldular.

path

Show us the straight path. - Bize doğru yolu göster.

It's not a road, but a path. - O bir yol değil fakat bir patika.

(Bilgisayar) to
avenue

There's but one avenue to earn money. - Para kazanmak için sadece bir yol var.

style
solution

The best solution can only be found by a process of trial and error. - En iyi çözüm yolu sadece, deneme-yanılma yöntemi ile bulunabilir.

Both parties took a step towards a solution. - Her iki taraf da çözüm yolunda bir adım attı.

run

A rail is a piece of metal or wood which is long and thin. For example, a train runs on rails, which is why we call it a railway train. - Ray, metal ya da tahtadan yapılmış ince ve uzun bir şeydir. Örneğin, trenler ray üzerinde gider, bu yüzden ona demir yolu treni diyoruz.

The road runs from Tokyo to Osaka. - Yol Tokyo ve Osaka arası çalışır.

(Ticaret) remedy
procedure
mode

At Christmas she went out of her way to buy me a really nice model plane. - O Noel'de bana çok güzel bir uçak satın almak için yola çıktı.

time

Few roads existed in North America at that time. - O zaman Kuzey Amerika'da birkaç tane yol vardı.

Whichever way you take, it'll take you the same time. - Hangi yoldan giderseniz gidin, aynı zamanda götürecektir.

(Matematik) contour
route

I can't decide which route to take to Boston. - Boston'a hangi yoldan gideceğime karar veremiyorum.

This is the shortest route to Paris. - Bu, Paris'e giden en kısa yoldur.

device
(Meteoroloji) trajectory
road; path; way; passage; course; route; channel; conduit
carline
railway track
(Pisikoloji, Ruhbilim) tract
approach

Our plane was dangerously approaching the Turkish Airlines airliner. - Uçağımız tehlikeli bir biçimde Türk Hava Yolları uçağına yaklaşıyordu.

We're approaching the end of our journey. - Biz yolculuğumuzun sonuna yaklaşıyoruz.

(Denizbilim) patway
conduit
carpet
(İnşaat) gangway
tempo
purpose

What's the purpose of your trip? - Yolculuğunun amacı nedir?

rate of speed
wise

It is easy to be wise after the event. - Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur.

The future has many paths - choose wisely. - Geleceğin birçok yolu var - akıllıca seçin.

cutting

We explored all possible ways of cutting expenditures. - Biz harcamaları kesme hakkında tüm olası yollarını araştırdık.

(Hukuk) process

The best solution can only be found by a process of trial and error. - En iyi çözüm yolu sadece, deneme-yanılma yöntemi ile bulunabilir.

way; road; street; path; method, manner, way; means, way; stripe; expedient
itinerary

Do you have an itinerary for your business trip? - İş gezin için bir yolcu rehberin var mı?

Where can I find the itinerary for your business trip? - Senin iş gezin için yolcu rehberi nerede bulabilirim?

method, system
purpose, end (used in either the locative or the dative): Bu yolda çok emek harcadık. We've expended a lot of effort on this. Vatan yoluna savaştılar. They fought for the sake of the fatherland
bus , path , way
channel

You'll never get ahead in this place unless you go through the proper channels. - Doğru bir yol bulmadıkça bu alanda asla ileri gitmeyeceksin.

walk

The man didn't feel like walking all the way; so he took the bus. - Adam bütün yolu yürümek istemedi;bu yüzden otobüse bindi.

There being no train, we had to walk all the way. - Tren olmadığı için, tüm yolu yürümek zorunda kaldık.

style; manner
gateway
means, way; solution
way of behaving
via

You want to go via the tunnel? - Tünel yoluyla mı gitmek istiyorsun?

Working from home via computer can be lonely. - Bilgisayar yoluyla evden çalışmak tuhaf olabilir.

time: Bir yol bize geldi. He came to see us once
journey

They finished eighty miles' journey. - Onlar seksen millik yolculuğu tamamladılar.

The journey has just begun. - Yolculuk henüz başladı.

stripe (in cloth)
trail

Tom and Mary are enjoying a walk along the pilgrims' trail in France. - Tom ve Meryem Fransa'daki hac yolu yürüyüşünün keyfini çıkarıyor.

Where does this trail go to? - Bu keçi yolu nereye gidiyor?

handle

I handled the problem the only way I knew how. - Sorunu yapma yöntemini bildiğim tek yolla ele aldım.

Sometimes, many problems and a lot of stress can lead you to quit your job. You must learn how to handle it quickly. - Bazen çok sayıda sorun ve stres, işi bırakmanıza yol açabilir. Çabucak onunla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmeniz gerekir.

rate of speed, speed (of a ship)
tack

Why don't you try a different tack? - Neden farklı bir yol denemiyorsunuz?

expedient
meatus
angle
thoroughfare
outlet
ways

They wanted to try new ways of living. - Onlar yaşam için yeni yollar denemek istediler.

Love moves in mysterious ways. - Aşk gizemli yollarda ilerler.

rule

The same rule applies to going for a journey. - Aynı kural bir yolculuğa çıkmak için de geçerlidir.

All drivers should obey the rules of the road. - Tüm sürücülerin yol kurallarına uymaları gerekir.

means

We have to use every means to persuade him. - Onu ikna etmek için her yolu kullanmalıyız.

I have tried every means imaginable. - Akla gelebilecek her yolu denedim.

artery
{i} lead

This road leads you to the station. - Bu yol sizi istasyonuna götürür.

Where does this road lead to? - Bu yol nereye götürür?

course
pathway
recipe
principles
lane

Do they have bike lanes on the freeways in Australia? - Avustralya otoyollarında onların bisiklet yolları var mı?

In Japan almost all roads are single lane. - Japonya'da neredeyse tüm yollar tek şerittir.

streak
order

Everything's in order here. - Burada her şey yolunda.

Everything was in order until he came. - O gelinceye kadar her şey yolundaydı.

roadway
izlenen yol
course
yol göstermek
{f} guide
yol gösterme
{i} guidance
yol açmak
{f} cause

We don't want to cause any trouble. - Herhangi bir soruna yol açmak istemiyoruz.

We don't want to cause a panic. - Paniğe yol açmak istemiyoruz.

yol ver
Yield
yol şeridi
lane
yol boyunca
all the way

The train was so crowded that we were obliged to stand all the way to Osaka. - Tren o kadar kalabalıktı ki Osaka'ya giden bütün yol boyunca ayakta durmak zorunda bırakıldık.

Tom came all the way from Boston. - Tom yol boyunca Boston'dan geldi.

yol vermek
yield
yol gösteren levha
signpost
yol tepmek
hoof
yol tutması
motion sickness
yol çukuru
pothole
yol alma
progress
yol açan
leading
yol ağzı
junction
yol ağı
road network
yol kesmek
waylay
yol kesmek
block
yol kesmek
intercept
yol kesmek
(Askeri) slow down
yol vermek
yield the right-of-way
yol vermek
crank
yol vermek
start
yol vermek
(Dilbilim) give away
yol vermek
make way
yol vermek
(Konuşma Dili) give the push
yol vermek
discharge
yol vermek
stand aside
yol vermek
turn somebody out
yol vermek
make way for
yol yok
(Bilgisayar) no path
yol işareti
road sign

What is written on the road sign? - ONE WAY. - Yol işaretinde ne yazılı? - TEK YÖN.

yol kenarında
by the way
yol alma
headway
yol almak
get far
yol arkadaşlığı
the way of friendship
yol ayrımı
Parting of the ways
yol açmak
lie behind
yol gideri
travel expense
yol gösterici
guide
yol kesme
hold-up
yol tarif etmek
Give directions
yol tarifi
Directions
yol yiyeceği, azık
the way of food, azık
yol üstü
way higher
yol adı
(Bilgisayar) pathname
yol adı
(Bilgisayar) path name
yol almak
cruise
yol almak
itinerate
yol almak
to proceed, move forward
yol almak
travel
yol almak
a) to advance, to proceed b) to travel, to make
yol aramak
to look for a way (to solve a problem)
yol arkadaşı
bear leader
yol ayrımı
turnout
yol ayrımı fork
in a road
yol azığı food
for a journey
yol açan kimse
trailblazer
yol açma
cutting
yol açmak
a) to open a road b) to make way for c) to bring about, to give rise to, to cause, to lead to, to create, to produce
yol açmak
to pave the way for
yol açıklığı dilemek
bid smb. godspeed
yol açın
gangway
yol ağzı
road junction
yol ağzı mouth of
a road, junction
yol ağı
road system
yol bakımı
road maintenance
yol benimdir
I had the right of way
yol boyu
roadside
yol boyunca
1. throughout the journey; all the way: Yol boyunca durmadan konuştu. He talked incessantly all the way. 2. beside the road, along the road
yol boyunca
down the road
yol boyunca binalar dizisi
ribbon building
yol boyunca binalar dizisi
ribbon development
yol boyunca ilerlemek
roll along
yol bulmak
find a way
yol bulmak için ağaçlara kazınan işaret
blaze
yol cebi
passing place
yol devriyesi
highway patrol
yol değiştirme
shunt
yol durumu
going
yol durumu
road conditions
yol dışı
(Havacılık) off course
yol ekle
(Bilgisayar) add route
yol erkân bilmek
to know how to behave properly
yol erkân the right way
to do (something)
yol etmek
to go to (a place) very often
yol eşyası
baggage
yol geçen arazi parçası
right of way
yol greyderi
road grader
yol görünmek
to sense that the time has come for (one) to pack up one's traps and leave
yol gösteren
guiding
yol gösteren
governing
yol gösteren
polar
yol gösterici
pathfinder
yol gösterici
lodestar
yol gösterme
pilotage
yol göstermek
give smb. the wall
yol göstermek
1. to show (someone) how to get to a place. 2. to show (someone) how to solve something. 3. to guide (someone)
yol hakkı
right of way
yol halısı runner
(rug used to carpet a hall or staircase)
yol harcı
travel allowance
yol haritanız var mı
Do you have a road map
yol haritası
road map

May I have a road map? - Bir yol haritası alabilir miyim?

This road map is very useful. - Bu yol haritası çok yararlı.

yol inşaatı
road building
yol iz bilmek
to know how to behave oneself properly
yol işaret direği
sign post
yol işareti
guide
yol işçisi
roadman
yol kapalı
Road closed
yol kaplama
paving
yol kaplaması
pavement
yol katetmek
to cover ground
yol katranı
road tar
yol kavşağı
road junction
yol kenarı
wayside
yol kenarı
roadside

He died by the roadside. - O, yol kenarında öldü.

Don't you know it's dangerous to play with a ball by the roadside? - Yol kenarında bir top ile oynamanın tehlikeli olduğunu bilmiyor musun?

yol kenarı parkı
lay by
yol kenarında
by the roadside
yol kenarındaki
by the roadside
yol kenarındaki
by the wayside
yol kesen kimse
interceptor
yol kesici
highwayman
yol kesmek
naut . to slow down, reduce speed
yol kesmek
to waylay
yol kesmek suretiyle soymak
(Kanun) hi-jack
yol kolu
(İnşaat) branchroad
yol köprüsü
road bridge
yol kılavuzu
roadbook
yol kılavuzu
itinerary
yol kıvrıntısı
hairpin bend
yol parası
toll
yol parası
fare

Before we get out of the taxi, we pay the fare. - Taksiden inmeden önce yol parasını öderiz.

What is the fare from Osaka to Akita? - Osaka'dan Akita'ya yol parası nedir?

yol parası
1. travel allowance. 2. road tax, tax which goes towards the upkeep of roads
yol planı
road map
yol sil
(Bilgisayar) delete route
yol silindiri
road roller
yol sormak
to ask sb the way
yol sormakla bulunur
(Atasözü) You learn how to do something properly by asking those who know how to do it
yol tabanı
road bed
yol tamiratı var
road up
yol temeli
roadbed
yol tepmek
hoof it
yol tepmek
to walk a long way. (...)
yol testi
road test
yol testine tabi tutmak
road test
yol tutmak
to begin to live in (a certain) way; to live in (a certain) way
yol tutması için bir şeyiniz var mı
Can I have something for motion sickness
yol tutuşu
roadholding
yol tutuşu iyi olmak
hold the road well
yol ver çizgisi
give way line
Türkçe - Türkçe
İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer
Senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı ve şerif Gören'in yönettiği, 1982 Cannes Film şenliği'nde Altın Palmiye ödülü'nü kazanan film
Uzun çizgi
Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik
Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem
Gidiş çabukluğu, hız
Karada insan veya hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer
Karada insan veya hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer: "Bahçeleri bahçelere toprak yollar bağlardı."- Ç. Altan
Kez, defa
Uyulan ilke, sistem, usul, tarz
Yolculuk

Bu gemi okyanuslarda yolculuk yapmak için uygun değil. - Bu gemi okyanus yolculuğu için uygun değil.

Gemiyle yolculuk yapmayı severim. - Gemiyle yolculuk yapmayı seviyorum.

Genellikle yerleşim alanlarını bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi
Gaye, uğur, maksat
Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi: "Celâl Beyi sakal bırakma yolunda, kim, hangi örnek özendirdi diye çok düşünmüşümdür."- H. Taner
Genellikle yerleşim alanlarını bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi: "Yolda oynayan çocuklara ne olduğunu sordu."- Ö. Seyfettin. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer
Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi
(Osmanlı Dönemi) GIRAR
(Hukuk) RAH
(Osmanlı Dönemi) MAHREFE
(Osmanlı Dönemi) VİRAD
tarik
(Osmanlı Dönemi) ARUZ
(Osmanlı Dönemi) ZERİA
(Osmanlı Dönemi) NEBİYY
(Osmanlı Dönemi) NIHLE
sırat
nukbe
YOL KESME
(Hukuk) Yollarda gizlenerek veya bekleyerek,gelen geçenleri bir malın teslim veya o malın kendi tarafındaan alımına karşı susmaya zorunlu tutmak
YOL VERGİSİ
(Hukuk) Ülkemizde 1950'li yıllara kadar uygulanmış bulunan ve 18 yaşını dolduran bütün erkek vatandaşlardan eşit miktarda alınan ve ödenmemesi halinde belli bir süre yol yapımında çalışarak ifa edilen bir baş vergisi
yol ayrımı
Yolların birbirinden ayrıldığı yer
yol azığı
Yol boyunca yenilecek maddeler
yol ağzı
Bir yolun başlangıcı veya bir yolun başka yollarla kesiştiği yer
yol bel
Geçilen yer, yol
yol boyu
Yolculuk süresi
yol boyu
Kara yolunda kenar
yol erkan
Usul, yöntem, davranış bilgisi
yol evladı
Yol arkadaşı
yol halısı
Odalar arasında veya koridorlarda serilen, dar ve uzun halı, yolluk
yol işareti
Yarış yolunda, yol gösteren oklar veya levhalar
yol kilimi
Dar ve uzun olarak dokunmuş kilim türü
yol parası
Yolculuk sırasında harcanmak için ayrılmış para
yol uğrağı
Geçerken uğranılan; yanından yol geçen, uğrak
yol yol
Çizgili, çizgiler biçimde çizgi çizgi
yol yordam
Davranış veya yapım kuralları
yol yorgunu
Yoldan gelmiş kimse
yol üstü
bakınız: yol uğrağı
Yol almak
yapmak
Yol almak
yürümek
Yol açmak
davet etmek
Yol açmak
olmak
Yol açmak
sonuçlamak
Yol gösterici
(Osmanlı Dönemi) KASKAS
Yol gösterme
(Osmanlı Dönemi) TESBİL
Yol göstermek
(Osmanlı Dönemi) KASKASE
Yol göstermek
delalet etmek
Yol göstermek
(Osmanlı Dönemi) KANKANE
Yollar
(Osmanlı Dönemi) HUTUT
yol gösteren
(Osmanlı Dönemi) rehber
İngilizce - Türkçe

yol teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

yol kazan greyder
road digger