yürümek

listen to the pronunciation of yürümek
Türkçe - İngilizce
walk

Walking is good exercise. - Yürümek iyi egzersizdir.

The man didn't feel like walking all the way; so he took the bus. - Adam bütün yolu yürümek istemedi;bu yüzden otobüse bindi.

step
(for something) to move forward, go forward, go on, advance
to walk; to march; to advance, to make progress
(for a tree's sap) to rise: Dallara su yürümeye başladı. The sap's begun to rise
to make haste, hurry, go quickly
ankle

A sprained ankle disabled him from walking for a month. - Burkulmuş bir ayak bileği onu bir ay yürümekten alıkoydu.

pace
tread
(for a vehicle) to run on, be powered by
(for something) to go well, go as it should
(for a machine) to function, work, run
have a walk
step up
(for soldiers) to march on, advance on (a place)
to go so far as to (do something)
(for someone) to resign his job, quit
to walk across, cross. Yürü! Get going!/Get moving! (Allah) yürü ya kulum demiş. (Konuşma Dili) For some reason or other God has seen fit to make him successful and wealthy
to march
slang to die, pass away
hike

I like to hike in the mountains. - Ben dağlarda yürümekten hoşlanırım.

toddle
(for interest on money) to accumulate
(for something) to continue or go on (in a certain manner)
(Konuşma Dili) (for something) to vanish; (for something) to be stolen, be swiped
to walk

There being no train, we had to walk all the way. - Tren olmadığı için, tüm yolu yürümek zorunda kaldık.

Tom didn't want to walk the tightrope without a net. - Tom ağ olmadan ipte yürümek istemiyordu.

march
advance
tramp
trod
walk out
stir one's stumps
get around
(deyim) foot it
work
get about
proceed
ramble on
move
truck
yürüme
walking

He is used to walking long distances. - O uzun mesafe yürümeye alışkın.

Walking is good exercise. - Yürümek iyi egzersizdir.

yürüme
walk

She likes walking alone. - O yalnız yürümeyi sever.

She likes to walk alone. - O tek başına yürümeyi sever.

yürümek istemeyen
balky
yürümek için çok mu uzak
Is it too far to walk
yürü
{f} walk

We have walked all around the lake. - Biz gölün etrafında yürüdük.

We've walked all around the lake. - Biz gölün etrafında yürüdük.

uygun adım yürümek
march
suda yürümek
wade
bata çıka yürümek
flounder
ayaklarını sürüyerek yürümek
scuff
gizlice yürümek
slink
hızlı yürümek
step out
paytak paytak yürümek
waddle
yürü
{f} walking

He is used to walking long distances. - O uzun mesafe yürümeye alışkın.

I watched John and Mary walking hand in hand. - John ve Mary'nin el ele yürüyüşünü izledim.

nefes nefese yürümek
puff
parmak uçlarında yürümek
tiptoe
sessizce yürümek
pad
yürü
trod
yürü
{f} tread

In order to swim, you have to learn to tread water first. - Yüzme öğrenmek için öncelikle suda yürümeyi öğrenmelisin.

yürü
walk out

Do not walk outside this area. - Bu alanın dışında yürümeyin.

yürü
trodden
aksamadan yürümek
run without fail (işler)
aksamadan yürümek
walk without a limp (ayağı)
kasıla kasıla yürümek
Swagger
yavaş yürümek
to walk slowly
yürü
amble
üzerine yürümek
tread on
ayaklarını sürterek yürümek
shamble
ayaklarının ucuna basarak yürümek
to tiptoe
ayakucuna basarak yürümek
to walk on tiptoe
ayağını sürüyerek yürümek
trapse
ayağını sürüyerek yürümek
traipse
azametle yürümek
sweep
azametle yürümek
flounce
ağır adımlarla yürümek
stalk
ağır adımlarla yürümek
clump
ağır adımlarla yürümek
tramp
ağır ağır yürümek
potter along
ağır yürümek
plod
ağır yürümek
go at a walk
bacaklarını ayırarak yürümek
straddle
badi badi yürümek
shamble
badi badi yürümek
paddle
badi badi yürümek
to waddle
bata çıka yürümek
wallop
dikkatsizce yürümek
jaywalk
doğru yürümek
step up to
e yürümek
step up to
el yordamı ile yürümek
grope about
fırlayıp yürümek
flounce
güm güm basarak yürümek
pound along
hantal hantal yürümek
lumber
hantal hantal yürümek
lumber along
hantal hantal yürümek
lump along
havalı yürümek
prance
hoplaya zıplaya yürümek
galumph
hızlı yürümek
leg
hızlı yürümek
leg it
hızlı yürümek
walk quickly
hızlı yürümek
be a good walker
hızlı yürümek
trot
iyi yürümek
be a good goer
izinde/inden yürümek
to follow the example (of another)
izinden yürümek
to follow in sb's footsteps
kamışa su yürümek
slang (for a boy) to reach the age of puberty
kar ayakkabısı ile yürümek
snowshoe
kasıla kasıla yürümek
prance
kasıla kasıla yürümek
to swagger, to strut
kedi gibi sessizce yürümek
pussyfoot
kurumla yürümek
strut
kıvır kıvır yürümek
to wriggle one's hips as one walks
paldır küldür yürümek
to stump
paytak paytak yürümek
shamble
paytak paytak yürümek
to waddle
pıt pıt yürümek
to walk with light, quick steps
pıtı pıtı yürümek
to walk with light, quick steps
pıtır pıtır yürümek
to walk with light, quick steps
rahvan gitmek/yürümek
(for a horse) to go at an amble, amble
sallana sallana yürümek
amble
sallana sallana yürümek
potter along
sallana sallana yürümek
to amble
sersem sersem yürümek
falter
sessizce yürümek
pussyfoot
sokak boyunca yürümek
walk-up
suda yürümek
slush
suda yürümek
slop
suda yürümek
squelch
suda yürümek
slosh
sıra ile yürümek
file
sırt çantası ile yürümek
backpack it
tek sıra halinde yürümek
defile
topallayarak yürümek
stump
tıkır tıkır yürümek
patter
tıpış tıpış gitmek/yürümek
to patter, move with pattering footsteps
tıpış tıpış yürümek
to toddle
tıpış tıpış yürümek
patter
tıpış tıpış yürümek
toddle
uygun adım yürümek
keep step
uygun adım yürümek
keep step with
uzun adımlarla yürümek
stride out
vıcık vıcık yerde yürümek
squish
yavaş yavaş yürümek
go at a walk
yorgun argın yürümek
trudge
yürü
saunter
yürüme
toddle

In his forties and fifties, a man is still a toddler. - Bir adam kırklı ve ellili yaşlarında hala yürümeye başlayan bir çocuktur.

The toddler wobbled when he first stood up. - Yürümeye başlayan çocuk ilk ayağa kalktığında yalpaladı.

zorla yürümek
slog on
zorla yürümek
slog away
zorla yürümek
trudge
zıplayarak yürümek
galumph
çalımla yürümek
strut
çamurda yürümek
puddle about
çamurda yürümek
wade
çamurda yürümek
squelch
çamurda yürümek
slosh
çevresini yürümek
circumambulate
önüne bakmadan yürümek
jaywalk
üstüne yürümek
come at
üstüne yürümek
come for
üzerinde yürümek
tread on
ıkıl ıkıl yürümek
to toil
şap şap yürümek
squish
Türkçe - Türkçe
Adım atarak ilerlemek, gitmek: "Kafası yerde, kamburunu çıkarmış, yürüyordu."- H. Taner
Bir yere gelmek, bir yere ulaşmak, kaplamak. Üzerine doğru gitmek, akın etmek, saldırmak, hücum etmek
Üzerine doğru gitmek, akın etmek, saldırmak, hücum etmek
Ayakları üzerinde gezecek duruma gelmek
Bir yere gelmek, bir yere ulaşmak, kaplamak
Hesap edilmek; işlemek
Faiz hesap edilmek, işlemek
Gereği gibi yapılmak veya ilerlemek: "Bu evliliğin yürümeyeceği daha başından anlaşılmıştı ama, belki yürütürüz demiştim."- Z. Selimoğlu
Yayan gezmek, yayan gitmek: "Gölgesinde yürüdüğü duvarın arkasından bir horoz sesi fark etti."- Ö. Seyfettin
Bu ne demek? Bu, o demek ki hayat yürümüş gitmiş, birlikte yürüyememiş."- M. Ş. Esendal. Ölmek
Yayan gezmek, yayan gitmek
Karada veya suda, herhangi bir yöne doğru sürekli olarak yer değiştirmek
Geçmek, ilerlemek, değişmek
Bir işte ileri gitmek: "Kendilerini Türkiye'nin ebedî hâkimimutlakları zanneden ne mağrur kafalar, eblehçe görüş ve kararlarıyla milletin mahvına yürüdüler."- R. H. Karay
Bir işte ileri gitmek
Karada veya suda, herhangi bir yöne doğru sürekli olarak yer değiştirmek. Çocuk ayakları üzerinde gezecek duruma gelmek
Yol almak
Ölmek
Adım atarak ilerlemek, gitmek
Geçmek, ilerlemek, değişmek: "Doktor o hayatın dışında kalmış
Gereği gibi yapılmak veya ilerlemek
(Osmanlı Dönemi) ITBAK
(Osmanlı Dönemi) NEVŞ
(Osmanlı Dönemi) DEBİB
(Osmanlı Dönemi) ZEHV
Yürüme
(Osmanlı Dönemi) REHK
Yürüme
(Osmanlı Dönemi) MEŞY
yürüme
Yürümek işi: "Kılıcını kaldırdı, ağır ağır hocaya doğru yürümeye başladı."- R. N. Güntekin
yürüme
Yürümek işi
İngilizce - Türkçe

yürümek teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

waddle salina salina yürümek, badi badi yürümek
(ördek gibi) badi badi yürüyüş
yürümek