anlama

listen to the pronunciation of anlama
Türkisch - Englisch
comprehension

That was beyond my comprehension. - O benim anlamamın ötesinde bir şeydi.

Why he did it is beyond my comprehension. - Onun niçin öyle yaptığı benim anlamamın ötesinde.

understanding

I have difficulty understanding abstract modern art, especially Mondrian. - Soyut modern sanatı anlamada güçlük çekiyorum, özellikle Mondrian.

This kind of music is something that older people have difficulty understanding. - Bu tür müzik, daha yaşlı insanların anlamakta zorluk çektiği bir şeydir.

fathom
grasp

Some people find it easier to grasp the short-term effects of smoking. - Bazı insanlar sigaranın kısa vadeli etkilerini anlamayı daha kolay buluyor.

We have to grasp this issue. - Bu meseleyi anlamak zorundayız.

insight

Thanks for the insight. - Anlama için teşekkürler.

perception
sense

People with no sense of humor are like meadows with no flowers. - Espriden anlamayan insan, çiçeksiz çayır gibidir.

She had enough sense to understand what he really meant. - Gerçekten onun ne kastettiğini anlamak için yeterli aklı vardı.

understanding, comprehension, apprehension
appreciation
intelligence

You don't need much intelligence to understand that. - Onu anlamak için çok zekaya ihtiyacın yok.

knowledge
realization
grip
apprehension
understanding, comprehending
drift
prehension
uptake

Tom's pretty quick on the uptake. - Tom anlamada oldukça hızlı.

{i} finding out

I'm trying to figure out how you managed to do that without anyone finding out. - Biri fark etmeden onu nasıl başardığını anlamaya çalışıyorum.

intellection
in understanding
the mean of
composition

This composition is so badly written than I can not make out what he means. - Bu kompozisyon o kadar kötü yazılmış ki ben onun ne anlama geldiğini çıkaramıyorum.

ascertain
anlam
sense

When I found my true identity, my life began to make sense. - Gerçek kimliğini bulduğumda, hayatım bir anlam ifade etmeye başladı.

You can certainly swim in the lake, but there is no sense in doing so. - Gölde kesinlikle yüzebilirsin fakat öyle yapmanın anlamı yok.

anlamak
understand

This kind of music is something that older people have difficulty understanding. - Bu tür müzik, daha yaşlı insanların anlamakta zorluk çektiği bir şeydir.

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

içyüzünü anlama
insight
anlamak
find out
anlam
meaning

YouTube videos are very meaningless. - YouTube videoları çok anlamsız.

Her words were completely meaningless. - Onun sözleri tamamen anlamsızdı.

yanlış anlama
misunderstanding
anlamak
comprehend
anlama katkısı olmayan
redundant
anlama yeteneği olan
comprehensive
anlama yetisi
understanding

Answers display different degrees of understanding. - Cevaplar, anlama yetisinin farklı derecelerini gösterir.

anlama dım
Understanding Step
anlama gelmek
means
anlama gücü
comprehensive faculty
anlama ile ilgili
noematic
anlama süreci
noesis
anlama yaklaşımı
(Dilbilim) comprehension approach
anlama özürlü kimse
slowpoke
anlamak
realize

Some day you will come to realize the importance of saving. - Bir gün tasarrufun önemini anlamak için geleceksin.

I have come to realize that China is developing quickly but the Chinese people live a relatively leisurely life. - Çin'in hızla geliştiğini anlamak için geldim ancak Çin halkı nispeten acelesiz bir hayat yaşıyor.

anlamak
make out
anlamak
figure out

We have to figure out whether we have enough money to do that. - Onu yapmak için yeterli paramız olup olmadığını anlamak zorundayız.

It was hard to figure out what Tom was trying to say. - Tom'un ne söylemeye çalıştığını anlamak zordu.

anlamak
catch on
anlamak
{f} conceive
anlamak
fathom
birden fazla anlama gelen
ambiguity
anlamak
{f} feel
anlamak
{k} (deyim) get it
birden fazla anlama gelme
ambiguity
anlamak
{f} distinguish
anlamak
perceive
anlamak
enjoy
anlam
{i} inference
anlam
meaning, sense
anlam
{i} content

Where a painting's general sense seems clear, moreover, the exact decoding of its content remains in doubt. - Bir resmin genel anlamı açık görünse de, buna rağmen, onun içeriğinin tam çözümü şüpheli kalır.

anlam
{i} denotation
anlamak
to understand, to catch, to catch on (to sth), to get, to cotton on (to sth), to latch on, to follow, to grasp, to comprehend, to apprehend;to find out, to figure sb/sth out; to know (about), to be familiar with; to gather, to infer; to appreciate, to enj
anlamak
take

I like to take things apart to see what makes them tick. - Nasıl çalıştığını anlamak için ayrı şeyler almayı isterim.

Engineers try to take advantage of nature rather than try to understand it. - Mühendisler, tabiatı anlamaktan ziyade, onu kullanmaya çalışırlar.

yanlış anlama
misapprehension
anlam
construction
anlam
intention

I don't understand what his intentions are. - Onun niyetlerinin ne olduğunu anlamıyorum.

You have to read between the lines to know the true intention of the author. - Yazarın gerçek niyetini bilmek için yazının gerçek anlamını bulmalısınız.

anlam
effect

Some people find it easier to grasp the short-term effects of smoking. - Bazı insanlar sigaranın kısa vadeli etkilerini anlamayı daha kolay buluyor.

anlam
drift
anlamak
realise
anlamak
tumble
anlamak
tell

It's hard to figure out who's telling the truth. - Kimin gerçeği söylediğini anlamak zordur.

anlamak
sum up
anlamak
penetrate
anlamak
deduce from
anlamak
wake to
anlamak
gen up on
anlamak
(deyim) draw an inference
anlamak
grip
anlamak
entendre
anlamak
see the light
anlamak
to be familiar with
anlamak
pick up
anlamak
get a grip on
anlamak
be a good judge of
anlamak
twing
anlamak
waken
anlamak
savvy
anlamak
receive
anlamak
have

Do you have difficulty understanding what women or small children say to you? - Kadınların veya küçük çocukların size ne dediklerini anlamakta güçlük çekiyor musunuz?

This kind of music is something that older people have difficulty understanding. - Bu tür müzik, daha yaşlı insanların anlamakta zorluk çektiği bir şeydir.

anlamak
imagine
anlamak
gather
anlamak
take in

It took a long time to take in what she was saying. - Onun ne söylediğini anlamak uzun bir zaman aldı.

anlamak
(Dilbilim) get onto
anlamak
construe
anlamak
be up to
anlamak
ken
anlamak
follow
anlamak
infer
anlamak
accept
anlamak
gen up about
anlamak
find

I went all the way to see her only to find her away from home. - Bütün yolu sadece onun evden uzakta olduğunu anlamak için yürüdüm.

I find it difficult to understand what he is saying. - Onun ne söylediğini anlamakta zorlanıyorum.

anlamak
cotton on
anlamak
latch onto (something)
anlamak
make

Sometimes you should sometimes make a mistake to be properly understood. - Bazen iyice anlamak için hata yapmalısın.

I like to take things apart to see what makes them tick. - Nasıl çalıştığını anlamak için ayrı şeyler almayı isterim.

anlamak
(Dilbilim) get wise
anlamak
read

You have only to read this article to see how serious the accident was. - Kazanın ne kadar ciddi olduğunu anlamak için sadece bu makaleyi okumalısın.

To understand it, you have only to read this book. - Onu anlamak için, yalnızca bu kitabı okumak zorundasın.

anlamak
reason

The reason which he gave is hard to understand. - Söylediği gerekçeyi anlamak zor.

anlamak
latch on to
anlamak
familiar with
anlamak
pick out
anlamak
get the hang of
anlamak
(Latin) scire
anlamak
twig
anlamak
be familiar with
anlamak
collect
anlamak
know about
anlamak
get the message
anlamak
rumble
anlamak
make of
anlamak
cotton to
anlamak
sense

She had enough sense to understand what he really meant. - Gerçekten onun ne kastettiğini anlamak için yeterli aklı vardı.

anlamak
know

I know it's hard to understand. - Biliyorum, anlamak zor.

I'll ask around to see if anyone knows what causes this kind of problem. - Bu tür soruna neyin sebep olduğunu herhangi birinin bilip bilmediğini anlamak için birilerine soracağım.

anlamak
(deyim) get the picture
anlamak
(Dilbilim) latch on
anlamak
seize
beni yanlış anlama!
don´t get me wrong!
birbirini anlama
understanding
birden fazla anlama gelebilen
ambiguous
geç anlama
double-take
kendini anlama
self-understanding
anlam
sound

I tried to sound out his views. - Onun görüşlerini anlamaya çalıştım.

anlam
{i} mean

YouTube videos are very meaningless. - YouTube videoları çok anlamsız.

Amnesia means loss of memory. - Amnezi, hafıza kaybı anlamına gelir.

anlam
semantics

You're arguing semantics. - Anlambilim tartışıyorsunuz.

anlam
point

I don't see your point. - Siz insanları anlamıyorum.

He seems to have missed the point. - Konuyu anlamamış gibi görünüyor.

anlam
rhyme or reason
anlam
implication
anlam
significance

Your thoughts are of no significance at all. - Düşüncelerinizin hiçbir anlamı yok.

anlamak
deduce
anlamak
dig
anlamak
make sense out of
anlamak
{f} apprehend
anlamak
dawn on sb
anlamak
get
anlamak
catch

I leaned forward, eager to catch every word he spoke. - Onun konuştuğu her sözü anlamak için öne doğru eğildim.

anlamak
latch onto
anlamak
appreciate
anlamak
make sense of
anlamak
see

His eyes searched my face to see if I was talking straight. - Benim doğru konuşup konuşmadığımı anlamak için gözleri yüzümü aradı.

Tom pressed his ear against the wall to see if he could hear what his parents were discussing in the next room. - Tom, bitişik odadaki ebeveynlerinin ne konuştuğunu duyup duyamayacağını anlamak için kulağını duvara dayadı.

anlam
meaning to
anlamak
realize to
anlam
signification
anlam
significancy
anlam
acceptation
anlam
tenor
anlam
{i} explanation

Tom didn't seem to understand your explanation. - Tom açıklamanı anlamış gibi görünmüyordu.

Don't hesitate to ask questions if you don't understand my explanation. - Açıklamamı anlamazsan sorular sormaktan çekinme.

anlam
hang

I don't understand why you hang out with Tom all the time. - Her zaman Tom'la niye takıldığını anlamıyorum.

I don't understand why you hang out with Tom so much. - Tom'la neden bu kadar çok takıldığını anlamıyorum.

anlam
import

Some day you will come to realize the importance of saving. - Bir gün tasarrufun önemini anlamak için geleceksin.

Believing in your heart is more important than understanding with your mind. - Kalbinden inanmak zihninle anlamaktan daha önemlidir.

anlam
strain
anlam
purport
anlam
meaning, sense mana
anlam
purview
anlamak
to deduce; to realize
anlamak
discern
anlamak
{f} click
anlamak
dawn on
anlamak
{f} compass
anlamak
work out
anlamak
{f} discover

Tom went outside to discover what all the commotion was about. - Tom bütün kargaşanın ne olduğunu anlamak için dışarı çıktı.

anlamak
be knowledgeable about
anlamak
ascertain
anlamak
slang to try, sample (a delicacy). Anladımsa Arap olayım. (Konuşma Dili) I don't understand it at all. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. (Atasözü) A word to the wise is enough. (bir şey) anlamamak not to enjoy (something), not to be interested (in)
anlamak
cotton on to
anlamak
absorb
anlamak
to understand (a person and his motives and feelings)
anlamak
to understand, comprehend
anlamak
grasp

We have to grasp this issue. - Bu meseleyi anlamak zorundayız.

anlamak
to experience some good (from)
anlamak
get a grip
anlamak
see into
anlamak
to know (about), have knowledge (of)
anlamak
to appreciate, enjoy
aslını anlama
ascertainment
aynı anlama gelmek
be synonym for
aynı yazılıp farklı anlama gelen
homographic
aynı yazılıp farklı anlama gelen sözcük
homograph
başkasının duygularını anlama
empathy
geç anlama
hindsight
geç anlama
double take
halden anlama
fellow-feeling
halden anlama
fellowship
halden anlama
being sensible
hastalığın sebebini anlama bilimi
etiology
iki anlama da gelebilen iltifat
left handed compliment
nerede olduğunu anlama yeteneği
sense of locality
tam olarak anlama
clear understanding
yanlış anlama çekmek
take a word in the wrong sense
önemini sonradan anlama
hindsight
şakadan anlama
sense of humor
Türkisch - Türkisch
Feraset, sezgi
Anlamak işi, vukuf
Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğunu görme
takdir
tefehhüm
Anlam
meal
Anlam
deme
Anlam
fevha
Anlam
medlûl
Anlam
fehva
Anlam
medlül
Anlam
mana

Bu kelimenin manası nedir? - Bu sözcüğün anlamı nedir?

Kelimelerin manası kontekste göre değişir. - Kelimelerin anlamı içeriğe göre değişir.

Anlam
valör
Anlamak
(Osmanlı Dönemi) İSTİDRAK
Anlamak
(Osmanlı Dönemi) DERK
anlam
Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey; bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, fehva
anlam
Bir önermenin, bir tasarının, bir düşüncenin veya eserin anlatmak istediği şey
anlam
Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, fehva, valör
anlamak
Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek: "Kabul etmeyeceğini ben daha o gün anlamıştım."- M. C. Kuntay
anlamak
Sahip olmayı istemek, dileğinin yerine getirilmesini istemek
anlamak
Bir şey üzerinde bilgisi bulunmak
anlamak
Sorup öğrenmek
anlamak
Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek
anlamak
Bir şey hakkında bilgisi bulunmak: "Biz de onun kadar bu işten anlarız."- H. Taner. İyilik görmek, yararlanmak
anlamak
Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak: "Babasının niçin bu kasabayı çok sevdiğini Nevin bir türlü anlayamamıştı."- S. F. Abasıyanık
anlamak
İyilik görmek, yararlanmak
anlamak
Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak; yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek
anlamak
Doğru ve yerinde bulmak
anlamak
Birinin duygularını, isteklerini, düşüncelerini sezebilmek
anlama
Favoriten