bağlı

listen to the pronunciation of bağlı
Türkçe - İngilizce
connected

She is connected with that company. - O, o şirkete bağlıdır.

Tom hasn't connected to the Internet yet. - Tom henüz internet'e bağlı değildi.

bound

We are bound to each other by a close friendship. - Biz yakın bir dostluk ile birbirimize bağlıyız.

He was bound hand and foot. - Onun eli kolu bağlıydı.

faithful
attached

He is deeply attached to her. - O, ona derinden bağlıdır.

Mary is very attached to the little girl. - Mary küçük kıza çok bağlı.

dependent

We are dependent on each other. - Biz birbirimize bağlıyız.

The economy of the island is dependent on the fishing industry. - Adanın ekonomisi balıkçılık sektörüne bağlıdır.

tied

He demanded that the savage dog be kept tied up. - O, vahşi köpeğin bağlı tutulmasını istedi.

We have to keep our dog tied. - Köpeğimizi bağlı tutmak zorundayız.

devoted

She is devoted to her three children. - O üç çocuğuna içten bağlıdır.

Tom and Mary are very devoted to each other. - Tom ve Mary birbirlerine çok bağlılar.

under

The royal jewels are kept under lock and key. - Kraliyet mücevherleri kilit ve anahtara bağlı tutulur.

cohesive
conditional
dependant
closed (road, door); blocked by or with
dependent upon
(man) whom a magic spell has made sexually impotent
affiliated

I'm not affiliated with any party. - Ben herhangi bir partiye bağlı değilim.

That branch is affiliated to the miners' union. - Bu şube madenciler sendikasına bağlıdır.

amenable
tied (to), bound (to); linked with, connected to, attached to
adhesive
banded
germane
committed to; devoted to; faithful to
consequent
incidental
conjoint
tied, bound; dependent (on), contingent (on/upon); related (to), connected (with); faithful, devoted, loyal; impotent, spellbound
adjective
affiliated with, related to, connected with
corded
laced
hooked
adherent
bonded
appurtenant
copulate
associated with
spellbound
under the influence of
inferior to
(Bilgisayar) linked

The accused was romantically linked with the judge. - Sanık hakim ile romantik biçimde bağlıydı.

Starch degradation is linked to a Circadian clock. - Nişasta bozulması bir Sirkadyen saate bağlıdır.

subordinate to
attendant
engaged
conjugate
impotent
coupled
reliant
(Ticaret) affiliate

Tom is not affiliated with Disneyland. - Tom, Disneyland'a bağlı değildir.

The college is affiliated with the university. - Kolej üniversite ile bağlı.

appertaining
hand in hand
inseparable
due to

His success was mostly due to good luck. - Onun başarısı çoğunlukla iyi şansa bağlıydı.

appendant
subject
legato
subordinative
relative
loyal

Tom's loyalty is admirable. - Tom'un bağlılığı takdire değerdir.

I only demand your complete loyalty. - Ben sadece senin tam bağlılığını talep ediyorum.

fast

Remain in your seats with your seat belts fastened. - Emniyet kemerleriniz bağlı şekilde koltuklarınızda kalın.

adherente
affiliated to
fitted
(Tıp) ligamentous
feudatory
{s} subordinate
obligate
{s} related

The identity is related to the place. - Kimlik yere bağlıdır.

{s} observant
subject to

We are subject to the Constitution of Japan. - Biz Japonya anayasasına bağlıyız.

incident

The two incidents are connected with each other. - İki olay birbirine bağlı.

appertain
bağlı olmak
depend

It is often necessary to depend upon others. - Başkalarına bağlı olmak sık sık gereklidir.

bağ
connection

With your connections, you should be able to find a job for Tom. - Bağlantıların ile, Tom için bir iş bulabilmelisin.

He has no connection with this affair. - Onun bu işle ile hiçbir bağlantısı yoktur.

bağ
link

Tom linked to my website from his blog. - Tom bloğundan benim siteme bağlandı.

The events were closely linked. - Olaylar yakından bağlantılı idi.

bağ
{i} vineyard
bağ
bond

There is a strong bond between the brothers. - Erkek kardeşler arasında güçlü bir bağ vardır.

You can't destroy the precious bond between mother and child. - Anne ve çocuk arasındaki değerli bağları yok edemezsiniz.

bağ
tie

That child could barely manage to tie his shoes. - O çocuk ayakkabılarını güçlükle bağlayabildi.

I can't tie a very good knot. - Ben çok iyi bir fiyonk bağlayamam.

bağlı kalmak
abide by
bağlı şirket
affiliate
bağlı olan
associate
bağlı kalma (eve/yatağa)
confinement
bağlı üye
(Politika, Siyaset) affiliate member
bağlı bulunan millet, tabiiyet
connected to the nation, nationality
bağlı bulunma
are attached to
bağlı kalma
bound
bağlı kalmadan
undependently
bağlı aerostat radar sistemi
(Askeri) tethered aerostat radar system
bağlı altyordam
linked subroutine
bağlı cümle
compound sentence
bağlı kalmak
to be committed to; to be devoted to; to be faithful to
bağlı kalmak
adhere
bağlı kalmak
to hold to
bağlı kimse
subsidiary
bağlı nota işareti
bind
bağlı olan
consequential
bağlı olarak
according as
bağlı olma
dependence
bağlı olma
dependance
bağlı olma
adhesion
bağlı olma
interconnection
bağlı olmak
cleave
bağlı olmak
relate
bağlı olmak
be attached to
bağlı olmak
sit under
bağlı olmak
interconnect
bağlı olmak
appertain
bağlı olmak
bound up with
bağlı olmak
hang
bağlı olmak
hinge on
bağlı olmak
interdepend
bağlı olmak
a) to depend on sb/sth b) to consist (in sth) c) to belong to, to be affiliated (with)
bağlı olmak
turn on
bağlı olmak
be based on
bağlı olmak
hang on
bağlı olmak
turn upon
bağlı olmak
rest on
bağlı olmak
pivot
bağlı olmak
be linked
bağlı olmak
pay homage to
bağlı olmak
(Hukuk) bound (by) (to be), committed to
bağlı olmayan
unattached
bağlı yüksekokulları olan üniversite
collegiate
bağlı şirket
affiliated company
başı bağlı
married
başı bağlı
1. fastened by the head; attached. 2. married
bağ
{i} relationship
bağ
{i} daughter

I shall win the king's daughter! they both cried. - Kralın kızını kazanmalıyım! diye bağırdı ikisi de.

Mary felt guilty about yelling at her daughter. - Mary onun kızına bağırmakla ilgili kendini suçlu hissetti.

isteğe bağlı
optional

Even though it's optional, you should still do the homework. - Bu, isteğe bağlı olsa da hala ev ödevini yapman gerekiyor.

Wearing green is optional. - Yeşil giymek isteğe bağlıdır.

bağ
{i} cord

He connected the cord to the machine. - O, kordonu makineye bağladı.

A developing embryo connects to the placenta via the umbilical cord. - Gelişmekte olan bir embriyo, göbek kordonu yoluyla plasentaya bağlanır.

bağ
{i} knot

Tom taught me how to tie a square knot. - Tom bana bir kare düğümü nasıl bağlayacağımı öğretti.

Tom knotted the rope securely. - Tom ipi güvenli bir biçimde bağladı.

bağ
as
bağ
tie, cord; bandage; bunch, sheaf; relation, connection; bond; ligament; impediment, restraint
bağ
{i} noose
bağ
{i} lace

Tom tied his shoe laces. - Tom ayakkabı bağlarını bağladı.

Tom bought new laces for his shoes. - Tom ayakkabıları için yeni bağcıklar aldı.

bağ
string

Tom attached the string to the kite. - Tom ipi uçurtmaya bağladı.

Mother tied up three pencils with a piece of string. - Annem bir parça ip ile üç kurşun kalemi bağladı.

bağ
chain

The world's tropical rainforests are critical links in the ecological chain of life on the planet. - Dünyadaki tropikal yağmur ormanları, gezegende yaşamın ekolojik zincirine kritik bağlantılıdır.

A chain is made up of many links. - Bir zincir birçok bağlantıdan oluşur.

bağ
nexus
bağ
so
bağlı olmak
wait
birbirine bağlı
cohesive
kitaba bağlı kalmış
bookish
bağ
(Askeri) ammunition clip
bağ
though

Have you ever thought about donating your organs after you die? - Öldükten sonra hiç organlarınızı bağışlamayı düşündünüz mü?

She thought that she could become economically independent from her parents if she went to college. - Eğer üniversiteye gidebilirse ebeveynlerinden ekonomik olarak bağımsız olabileceğini düşündü.

bağ
couple
bağ
(Bilgisayar) hyperlink
bağ
interconnect

Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected. - Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.

Everything is interconnected. - Her şey birbirine bağlıdır.

bağ
(İnşaat) anchorage
bağ
restraint
bağ
contact

How did you make contact? - Nasıl bağlantı kurdun?

She wasn't able to contact him by phone. - O, telefonla onunla bağlantı kuramadı.

bağ
(Biyoloji) isthmus
bağ
(Bilgisayar,Teknik) connector
bağlı kalmak
held to
bağlı kalmak
abide
bağlı kalmak
adhere to
bağlı olarak
depends on
bağlı olarak
depending upon
bağlı olarak
depending on

People look at things differently depending on whether they are rich or poor. - İnsanlar zengin ya da fakir olmalarına bağlı olarak işlere farklı olarak bakarlar.

Depending on the species, guavas may be round or oval. - Türlere bağlı olarak, guavalar yuvarlak veya oval olabilir.

bağlı olarak
subject to
bağlı olmak
be subject to
bağlı olmak
consist in
bağlı olmak
gear to
bağlı olmak
subjected to
bağlı olmak
depend upon

It is often necessary to depend upon others. - Başkalarına bağlı olmak sık sık gereklidir.

bağlı olmak
belong to
bağlı olmak
consist
bağlı olmak
subject to
bağlı olmak
contingent upon
bağlı olmak
be tied to
bağlı olmak
adhere
bağlı olmak
reside
bağlı olmak
(Tıp) cleave into
bağlı olmak
reside in
bağlı olmak
adhere to
bağlı olmak
(Ticaret) to be bound
birbirine bağlı
close-knit
birbirine bağlı
allied
birbirine bağlı
concomitant
birbirine bağlı
interconnecting
birbirine bağlı olarak
in tandem
birbirine bağlı olma
interdependence
birbirine bağlı olmayan
unconnected
hatta bağlı
(Askeri,Bilgisayar) on-line
hatta-bağlı
(Bilgisayar) on-line
isteme bağlı ödeme
(Ticaret) callable
istemli koşula bağlı
(Biyokimya) facultative
sana bağlı
up to you
sana bağlı
it is up to you
sana bağlı
it's up to you
sevgiyle bağlı
attached
bağ
like

Would you like to exchange links? - Bağlantıları değiştirmek ister misin?

What did the experimental set-up look like? What was connected to what and how? - Deneysel kurulum neye benziyordu? Ne neye ve nasıl bağlıydı?

bağ
yoke
bağ
ligature

Sami used a ligature to strangle Layla. - Sami, Leyla'yı boğmak için bir bağlama ipi kullandı.

bağ
fastener

Push buttons are a practical fastener for children's clothes. - İtmeli düğmeler, çocuk kıyafetleri için pratik bir bağlayıcıdır.

bağ
brace
bağ
ligament

I tore a ligament in my knee and had to have surgery. - Dizimde bir bağ yırttım ve ameliyat olmak zorundaydım.

He tore his ligament. - O, bağ dokusunu yırttı.

bağlı kalmak
stick to
bağlı kalmak
hold to
bağlı kalmak
keep to
bağlı olmak
depend on
bağlı olmak
rest
bağlı olmak
consist of
-e bağlı kalmak
remain loyal to
-e bağlı kalmak
stay loyal to
bağlı kalmak
to adhere
bağlı olarak
to depending
bağlı olarak
depending

People look at things differently depending on whether they are rich or poor. - İnsanlar zengin ya da fakir olmalarına bağlı olarak işlere farklı olarak bakarlar.

Depending on the case; sometimes it is so, sometimes not. - Duruma bağlı olarak; bazen öyledir, bazen değildir.

bağlı olmak
be depend
bağlı olmak
bound up
bağlı olmak
to be due in
bağlı olmak
be affiliated with
bne, bşe bağlı olmak (dativ)
bne, due to BSE (dativ)
hiçbir şarta bağlı kalmaksızın
without any conditions attached to
mevsime bağlı depresyon
(Psikoloji, Ruhbilim) Seasonal depression, seasonal affective disorder
ona bağlı
attached to it
protestan mezhebine bağlı kimse
anyone connected to the Protestant sects
sana bağlı
depends on you
sevgisine bağlı olmayan, vefasız
not due to love, unfaithful
tutkuyla bağlı
connected with passion, bond with passion
BM'ye bağlı uzmanlık kurumları
(Hukuk) UN specialised agencies
Savunma Bakanlığına Bağlı Okullar
(Askeri) Department of Defense Dependent Schools
amerika'ya ve anavatanına bağlı amerikalı
hyphenated american
Türkçe - Türkçe
Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste
Sadık
Sadık: "Türkiye Cumhuriyeti Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir."- Anayasa
Kapatılmış olan, kapalı
Sınırlanmış, sınırlı
Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste: "Ekinlerin gürleşmesi yağmura bağlıdır, Sevincimiz üzüntümüz / Hep sana bağlı."- B. Necatigil
Bir bağ ile tutturulmuş olan
Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı veya aşk gibi duygularla bağlanan, tutkun
Bir bağ ile tutturulmuş olan: "Günlerden beri bağlı duran demir, sert bir hırıltıyla denize daldı."- Halikarnas Balıkçısı
Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek)
Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan
(Hukuk) MÜLZEM
(Hukuk) VABESTE
(Hukuk) MÜTEVAKKIF
(Hukuk) MERBUT
bağlı kredi
Kredi açan ülkeden mal veya hizmet satın alınması şartı ile sağlanan kredi
bağlı olmak
Tâbi bulunmak
bağlı olmak
Tutulmak, tutkun olmak
bağlı su
Ağaçta hücre zarının emdiği ve taşıdığı su
başı bağlı
Serbest olmayan (kimse)
başı bağlı
Evli olan (kimse)
başı bağlı
Nişanlı olan (kimse)
başı bağlı
Başını örten (kimse)
BAĞ
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asmaları bulunan yer
BAĞ
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asması
BAĞ
(Osmanlı Dönemi) f. Büyük bahçe. Bostan
TESEDÜFE BAĞLI AKİTLER
(Hukuk) Taraflar arasında borç doğurması tesadüfe kalmış akitler;örneğin,sigorta akdinde olduğu gibi
bağ
Meyve bahçesi
bağ
Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm
bağ
Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası
bağ
üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu, üzüm yetiştirilen toprak parçası
bağ
üzüm bahçesi
bağ
Bağlam, deste, demet
bağ
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel gibi düğümlenebilir nesne
bağ
Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti
bağ
Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılan yay biçimindeki işaret. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası: "Üzümünü ye de bağını sorma."- Atasözü
bağ
Bağlam, deste, demet. İlgi, ilişki, rabıta: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."- Anayasa
bağ
Sargı
bağ
İlgi, ilişki, rabıta
bağ
Asmalık
gözü bağlı
Aymaz, gafil
gözü bağlı
Sorup soruşturmaksızın, bakıp anlamadan
bağlı