uygunca

listen to the pronunciation of uygunca
Türkçe - İngilizce
fair
agreeably
fairly
properly
duly
suitably
worthy
uygun
suitable

This room is not suitable for sleeping. - Bu oda uyumak için uygun değil.

This book is suitable for general readers. - Bu kitap, genel okuyucular için uygundur.

uygun
proper

The iPad would be a perfect solution for me if it could properly display web pages with Flash content. - IPad Flash içeriği ile web sayfalarını uygun şekilde görüntüleyebilseydi, benim için mükemmel bir çözüm olurdu.

Properly used, certain poisons will prove beneficial. - Uygun şekilde kullanılırsa, belirli zehirler yararlı olacaktır.

uygun
{s} favorable

The weather seemed favorable for the test flight. - Hava test uçuşu için uygun görünüyordu.

Our ship sailed by favorable wind. - Gemimiz uygun rüzgarla denize açıldı.

uygun
fit

A nervous person will not be fit for this job. - Sinirli bir kişi bu iş için uygun olmaz.

This ship is not fit for an ocean voyage. - Bu gemi okyanus yolculuğu için uygun değil.

uygun
convenient

If it's convenient, please come here tonight. - Eğer uygunsa, lütfen bu gece buraya gel.

When would it be convenient for you? - Ne zaman sizin için uygun olurdu?

uygun
{s} correct

It's dangerous to assume that all of the sentences in the Tatoeba Corpus are correct and suitable for language study. - Tatoeba külliyatındaki tüm cümleleri, dil eğitimi için doğru ve uygun saymak tehlikelidir.

uygun
available

I'm afraid I'm not available. - Maalesef uygun değilim.

Are there still available rooms in your hotel? - Otelinizde hala uygun odalarınız var mı?

uygun
likely

That's hardly likely. - Bu neredeyse hiç uygun değil.

uygun
acceptable
uygun
reasonable
uygun
well matched
uygun
{s} favourable

This is the most favourable period for travelling in Russia. - Bu, Rusya'da seyahat etmek için en uygun dönemdir.

uygun
adequate

I'm not stupid enough to climb a mountain in the winter without first making adequate preparations. - Kışın, önceden uygun hazırlık yapmadan bir dağa tırmanacak kadar aptal değilim.

Sadly, Noah's ark was not an adequate environment for dragons, dinosaurs and unicorns. - Ne yazık ki, Nuh'un gemisi ejderhalar, dinozorlar ve tek boynuzlular için uygun bir ortam değildi.

uygun
logical

Turkish is a very regular and logical language. - Türkçe çok kurallı ve mantığa uygun bir dil.

uygun
due

Tom isn't due here till 2:30. - Tom 2.30'a kadar burada uygun değil.

uygun
{s} cool

You can reduce your home's heating and cooling costs through proper insulation and air sealing techniques. - Evinizin ısıtma ve soğutma maliyetlerini uygun yalıtım ve hava sızdırmazlık teknikleri yoluyla azaltabilirsiniz.

uygun
uniformity
uygun
harmonious
uygun
relevant

Is your religion relevant on Mars? - Senin dinin Mars'a uygun mu?

This may be relevant. - Bu, amaca uygun olabilir.

uygun
{s} fitting

That piece of furniture is not fitting for the living room. - Bu mobilya parçası oturma odası için uygun değil.

Tom has trouble fitting in. - Tom'un uygun olma sorunu var.

uygun
{s} pertinent

Do you think this is pertinent? - Bunun uygun olduğunu düşünüyor musun?

He asked a few pertinent questions. - O birkaç tane uygun soru sordu.

uygun
{s} decent

Get yourself a decent suit. - Kendinize uygun bir takım elbise alın.

I think it's time for me to buy a decent camera. - Sanırım uygun bir kamera almamın zamanıdır.

uygun
fair enough
uygun
wellmatched
uygun
(Biyokimya) optimum
uygun
appropriate for
uygun
advisable

Precautions may be advisable. - Önlemler uygun olabilir.

uygun
feasible

Tom's story was not very feasible. - Tom'un hikayesi pek uygun değildi.

uygun
concurrently with
uygun
fitted

Tom is fitted to become a businessman. - Tom bir iş adamı olmak için uygundur.

uygun
keen
uygun
all right
uygun
applicative
uygun
good

I would like to be there in good time. - Uygun bir zamanda orada olmak isterim.

No one gave him a good chance. - Kimse ona uygun bir fırsat tanımadı.

uygun
optimal
uygun
savory
uygun
toward
uygun
likely for
uygun
in step with
uygun
suited

Tom and Mary seem to be suited for each other. - Tom ve Mary birbirleri için uygun görünüyorlar.

Earth is perfectly suited for life. - Dünya yaşam için son derece uygundur.

uygun
amenable
uygun
suited to

The sweetness of Interlingua was more suited to my poetic vision. - Interlingua'nın tatlılığı benim şiirsel vizyonum için daha uygundur.

That would've suited Tom. - O, Tom'a uygun olurdu.

uygun
fairly
uygun
suitable for
uygun
in step
uygun
tailor-made
uygun
(Kanun) warrantable
uygun
qualified
uygun
meet

We could meet downtown. Would that be convenient for you? - Şehir merkezinde buluşabiliriz. Bu sizin için uygun olur mu?

Tom is looking for a suitable place to hold the meeting. - Tom toplantıyı düzenlemek için uygun bir yer arıyor.

uygun
concurrence
uygun
corresponding
uygun
conforming
uygun
strategic
uygun
match
uygun
agreeable to
uygun
in good taste
uygun
okay

Is this water okay to drink? - Bu su, içmek için uygun mu?

I'm a vegetarian, so I'd rather not have meat, if that's okay. - Ben bir vejetaryenim, eğer uygunsa et yemeği tercih etmem.

uygun
sufficient
uygun
in tune
uygun
nicely proportioned
uygun
popular
uygun
step
uygun
presentable
uygun
agree

They agreed to elect him as president. - Onu başkan olarak seçmeyi uygun buldular.

Are you agreeable to our plan? - Bizim planımız için uygun musun?

uygun
approbatory
uygun
comparative
uygun
befitting
uygun
normal
uygun
matched
uygun
open
uygun
right

Is this jacket right for me? - Bu ceket bana uygun mudur?

He is the right man for the job. - O, iş için uygun adamdır.

uygun
concurrent
uygun
decorous
uygun
(Politika, Siyaset) realistic
uygun
savoury
uygun
approbative
uygun
timely
uygun
proportionate
uygun
(Ticaret) admissible
uygun
opportune

You have come at an opportune time. - Uygun bir zamanda geldiniz.

uygun
consonantal
uygun
concordant
uygun
central
uygun
expedient
uygun
compatible with
uygun
consistent
uygun
consonant with
uygun
appropriate

Please review the contents and provide any appropriate feedback. - Lütfen içeriği gözden geçiriniz ve herhangi uygun bir geri bildirim veriniz.

I need to configure this server with an appropriate firewall system. - Uygun bir güvenlik duvarı sistemiyle bu sunucuyu yapılandırmam gerekiyor.

uygun
in order

Congratulations are definitely in order. - Tebrikler kesinlikle usulüne uygun.

You must cut down on extra expenses in order to live within your means. - Gelirine uygun bir şekilde yaşamak için ekstra giderleri kısmalısın.

uygun
becoming

His speech was not very becoming to the occasion. - Onun konuşması duruma çok uygun değildi.

uygun
seemly
uygun
well

Mary is always well-groomed and fashionably dressed. - Mary her zaman bakımlı ve modaya uygun olarak giyimlidir.

uygun
commensurate
uygun
conformable
uygun
propitious
uygun
congruous
uygun
likelier
uygun
livable
uygun
happy
uygun
in place
uygun
{s} fair
uygun
coherent
uygun
congruent with
uygun
cut out for sth
uygun
apposite
uygun
agreeable

Are you agreeable to our plan? - Bizim planımız için uygun musun?

uygun
calculated
uygun
relevent
uygun
conforming to
uygun
conforms to
uygun
suit to
uygun
complying
uygun
{s} applicable

Anyway, it's not applicable to you - Her neyse, o size uygun değil.

uygun
{s} adaptable

I think Tom is adaptable. - Tom'un uygun olduğunu düşünüyorum.

uygun
{s} allowable
uygun
{s} equal

My boss doesn't think I am equal to the job. - Patronum benim işe uygun olduğumu düşünmüyor.

I am not equal to it. - Ben ona uygun değilim.

uygun
upto
uygun
{i} matching

The sisters wore matching dresses. - Kız kardeşler uygun elbiseler giyiyordu.

Tom and Mary always wear matching clothes. - Tom ve Mary her zaman uygun giysiler giyerler.

uygun
{s} square
uygun
sequacious
uygun
{s} proportional
uygun
{s} accommodating
uygun
pursuant
uygun
correspondent
uygun
permitting
uygun
accomodating
uygun
(Mukavele) appopriate
uygun
{s} fine
uygun
{s} ripe

The time is ripe for action. - Zaman eylem için uygun.

uygun
best fit
uygun
{s} seasonable
uygun
nicely proportioned, harmonious
uygun
up to

She lived up to our expectations. - Beklentilerimize uygun yaşadı.

I must live up to his expectations. - Onun beklentilerine uygun yaşamalıyım.

uygun
answerable
uygun
appropriate, fit, fitting; agreeable, favourable; suitable, convenient, apt; (fiyat) reasonable; (giysi) becoming, correct; eligible, qualified; sensible
uygun
(Hukuk) relevant, assent, appropriate, compatible with, in line with
uygun
favourable [Brit.]
uygun
well-matched
uygun
apropos
uygun
appropriate (for), suitable (for); suited (to); fitting, seemly
uygun
for

This room is not suitable for sleeping. - Bu oda uyumak için uygun değil.

No one doubts her fitness for the post. - Onun görev için uygunluğundan hiç kimsenin kuşkusu yok.

uygun
eligible

Everyone is eligible regardless of nationality. - Milliyeti ne olursa olsun herkes uygundur.

He's eligible for the presidency. - Başkanlık için uygundur.

uygun
convenient, suited to one's needs or situation; favorable
uygun
{s} congruent
uygun
{s} done
uygun
{s} comely
uygun
{s} congenial
uygun
{s} felicitous
uygun
orthodox
uygun
made to order
uygun
{s} apt

I was looking for apt words. - Uygun sözler arıyordum.

The comparison is apt. - Karşılaştırma uygundur.

uygun
dress

This material is not suitable for a dress. - Bu malzeme bir elbise için uygun değildir.

Mary is always well-groomed and fashionably dressed. - Mary her zaman bakımlı ve modaya uygun olarak giyimlidir.

uygun
{s} compatible
uygun
enrapport
uygun
tailormade
uygun
{s} prosperous
Türkçe - Türkçe

uygunca teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Uygun
muvafık
Uygun
munis
Uygun
yönlü
Uygun
mutabık
Uygun
(Hukuk) MUVAFIK
uygun
Yakışır, yaraşır, uz, mutabık, mütenasip
uygun
Elverişli, yarar, müsait, muvafık
uygun
Yakışır, yaraşır, uz, mutabık, mütenasip: "Rıza Efendide yerine, zamanına ve konusuna uygun hikâyeler vardır."- T. Buğra
uygun
Orantılı, oranlı
İngilizce - Türkçe

uygunca teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

uygun
e uygun
uygunca