gösterme

listen to the pronunciation of gösterme
Türkçe - İngilizce
showing

I saw a lady go through the gate without showing the ticket. - Bilet göstermeden kapıdan geçen bir bayan gördüm.

Sometimes I can't help showing emotions. - Bazen duyguları göstermemek elimde değil.

display

The author doesn't display much talent in his book. - Yazar kendi kitabında çok yetenek göstermez.

She didn't display any type of emotion. - O herhangi tipte heyecan göstermedi.

presentation
demonstration

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

He probably meant that people only go to demonstrations to show themselves and not to protest. - Muhtemelen insanların gösterilere protesto etmek için değil, sadece kendilerini göstermek için gittiklerini demek istiyor.

demo

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

Allow me to demonstrate my invention to you. - Size buluşumu göstermeme izin verin.

shew
indication
showing, indication, display, exhibition
diagnosis
pointing
illustration
designation
view

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

I want to show you a spectacular view. - Sana muhteşem bir manzara göstermek istiyorum.

show

You must show your passport. - Pasaportunuzu göstermelisiniz.

Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody. - Herkes bir aydır, ve herhangi birine asla göstermeyeceği karanlık bir tarafı vardır.

{i} indicating
exhibiting
evincing
pointing out
representation
screening

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

exhibition
designate
displaying

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

daylight
göstermek
show

Tom brought some pictures to show the class. - Tom sınıfa göstermek için bazı resimler getirdi.

This serves to show how honest she is. - Bu onun ne kadar dürüst olduğunu göstermek için hizmet vermektedir.

göstermek
demonstrate

Mary's book on hedgehogs demonstrates her love for these animals. - Mary'nin kirpilerin üstündeki kitabı onun bu hayvanlara sevgisini göstermektedir.

Would you demonstrate the next problem at the board? - Bir sonraki problemi tahtada göstermek ister misin?

göstermek
indicate

Her questions indicate that she understands the subject very well. - Onun soruları onun konuyu çok iyi anladığını göstermektedir.

Our surveys indicate that the public would support the proposed legislation. - Bizim anketler halkın önerilen yasayı destekleyeceğini göstermektedir.

gösterme adılı
demonstrative pronoun işaret zamiri
gösterme adılı gram
demonstrative pronoun
gösterme belirteci gram
demonstrative adverb
gösterme sıfatı gram
demonstrative adjective
göstermek
represent
göstermek
exhibit
göstermek
point

It's bad manners to point at people. - İnsanları parmakla göstermek terbiyesizlik.

It's rude to point at people. - İnsanları parmakla göstermek kabalıktır.

göstermek
{f} denote
göster
{f} show

Oh! Show it to me please. - Ah! Onu bana göster lütfen.

I showed her my room. - Ona kendi odamı gösterdim.

göstermek
display
göstermek
{f} look

She wears high heels to make herself look taller. - O kendini daha uzun göstermek için yüksek topuklu ayakkabılar giyiyor.

My friend doctored his ID to make it look like he was 18. - Arkadaşım 18'indeymiş gibi göstermek için kimliğinde oynama yaptı.

göstermek
{f} signify
göstermek
point out
göstermek
depict
aday gösterme
presentation
göstermek
prove
göstermek
present
göstermek
{f} betray
göstermek
{f} trot out
göstermek
produce

Police failed to produce physical evidence. - Polis fiziksel kanıt göstermekte başarısız oldu.

göstermek
{f} teach

The teacher put a mark next to his name to show that he was absent. - Öğretmen onun yok olduğunu göstermek için onun adının yanına bir işaret koydu.

göstermek
{f} introduce
aday gösterme
(Politika, Siyaset) nominate
göster
(Bilgisayar) quote
göster
(Bilgisayar) show me

Please show me your picture. - Lütfen bana resmini göster.

Will you show me the way to the bank? - Bana bankaya giden yolu gösterir misiniz?

göster
(Bilgisayar) unhide
göster
(Bilgisayar) point

Compasses point north. - Pusula kuzeyi gösterir.

The compass points to the north. - Pusula kuzeyi gösterir.

göster
(Bilgisayar) view

I want to show you a spectacular view. - Sana muhteşem bir manzara göstermek istiyorum.

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

göster
illustrate

This chart illustrates the function of ozone layer. - Bu tablo ozon tabakasının işlevini gösteriyor.

The teacher will illustrate how to do it. - Öğretmen onun nasıl yapılacağını gösterecek.

göster
denote
göstermek
depicture
göstermek
register
göstermek
determine
göstermek
discover
göstermek
(Ticaret) bid
göstermek
give

I will give you a good example to illustrate what I mean. - Ne demek istediğimi göstermek için size güzel bir örnek vereceğim.

göstermek
dial
göstermek
set

The Panama Papers show how a Panamanian law firm helped its clients set up shell companies in tax havens around the world. - Panama Kağıtlar bir Panama hukuk firması müşterilerine dünya çapında vergi cennetlerinde paravan şirketleri kurmaları için nasıl yardımcı olduğunu göstermektedir.

göstermek
settle
göstermek
offer
göstermek
stand for
göstermek
chart

The chart illustrates how the body works. - Tablo vücudun nasıl çalıştığını göstermektedir.

göstermek
mirror
göstermek
show off

He was eager to show off his new bicycle to his friends. - O, yeni bisikletini arkadaşlarına göstermek için istekliydi.

I want to show off for them. - Onlara göstermek istiyorum.

göstermek
screen
göstermek
show up

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

göstermek
give vent to
göstermek
promise

Tom promised to show me how to do it. - Tom onu nasıl yaptığını bana göstermek için söz verdi.

göstermek
hold
göstermek
attest to
göstermek
point at

It is not socially acceptable to point at people. - İnsanları parmakla göstermek toplumsal açıdan kabul edilebilir bir şey değildir.

It's not polite to point at others. - Başkalarını göstermek kabalıktır.

göstermek
connote
göstermek
reflect
göstermek
testify to
göstermek
speak of
göstermek
suggest

His accent suggests he is a foreigner. - Aksanı onun bir yabancı olduğunu göstermektedir.

Recent studies suggest that this is not the case. - Son zamanlarda yapılan araştırmalar davanın bu olmadığını göstermektedir.

göstermek
witness
göstermek
be indicative of
göstermek
signalize
göstermek
shew
göstermek
open
göstermek
express

In Spanish, there are many different expressions to indicate changes and transformations. - İspanyolcada, değişiklikleri ve dönüşümleri göstermek için birçok farklı ifadeler vardır.

göstermek
reveal
resimle gösterme
(Ticaret) illustration
resimle gösterme
illustrating
uyum gösterme
adaptation
göster
indicate

The red traffic light indicates stop. - Kırmızı trafik ışığı dur gösterir.

Yes, you can indicate everything you see. - Evet, gördüğünüz her şeyi gösterebilirsiniz.

göstermek
put forth
göster
{f} indicating

There is no sign indicating that this is a meeting room. - Bunun bir toplantı odası olduğunu gösteren hiçbir işaret yok.

göster
{f} display

He never made a display of his learning. - O asla öğrendikleri ile ilgili bir gösteri yapmadı.

Warning: unsupported characters are displayed using the '_' character. - Uyarı: desteklenmeyen karakterler '_' karakteri kullanarak gösterilir.

göster
{f} screening

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

There's a good movie screening today. - Bugün iyi bir film gösterimi var.

göster
{f} showing

Thanks for showing me the way. - Bana yolu gösterdiğiniz için teşekkürler.

Thanks for showing me how to do that. - Nasıl yapacağımı bana gösterdiğin için teşekkürler.

göster
{f} bared
göster
{f} displaying

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

göster
{f} baring

If you see the lion baring its teeth, don't think that the lion is smiling at you. - Aslanın dişlerini gösterdiğini görürsen, sana gülümsediğini sanma.

göster
{f} shown

What I most noticed about my Japanese high school, however, was the great respect shown by students toward their teachers. - Her nasılsa, Japon lisem hakkında en fazla fark ettiğim şey öğrenciler tarafından öğretmenlerine gösterilen büyük saygıydı.

Filiberto has not shown a very brave character. - Filiberto çok cesur bir karakter göstermedi.

göster
{f} displayed

In the contest he fully displayed what ability he had. - O, yarışmada hangi yeteneğe sahip olduğunu gösterdi.

Tom displayed the contents of his wallet. - Tom cüzdanının içindekileri gösterdi.

göster
{f} indicated

This is the route indicated in the map. - Bu, haritada gösterilen yoldur.

All verbs are indicated in bold text. - Tüm fiiller koyu metinde gösterilir.

göster
{f} screen

There's a good movie screening today. - Bugün iyi bir film gösterimi var.

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

göster
{f} mirror

This figure is a mirror of the decrease in imports of crude oil. - Bu şekil ham petrol ithalatının azaldığının bir göstergesidir.

The painting shows a young woman combing her hair before a mirror. - Tablo, aynanın önünde saçlarını tarayan genç bir kadını gösteriyor.

göster
{f} screened
göstermek
tinge
göstermek
exemplify
göstermek
put one's finger on
göstermek
compare to
göstermek
tell
göstermek
evince
göstermek
mark

The teacher put a mark next to his name to show that he was absent. - Öğretmen onun yok olduğunu göstermek için onun adının yanına bir işaret koydu.

göstermek
betoken
göstermek
manifest
göstermek
bear witness to
göstermek
record

Our records show that you haven't paid yet. - Kayıtlarımız henüz ödeme yapmadığınızı göstermektedir.

göstermek
disclose
göster
designated
göstermek
point to
göster
demonstrate

Tom demonstrated how to core an apple. - Tom elmanın göbeğini nasıl çıkaracağını gösterdi.

African Americans demonstrated for civil rights. - Afrikalı Amerikalılar sivil haklar için gösteri yaptılar.

göstermek
represents
göstermek
show you
ilgi gösterme
attention
kendini gösterme
self-realization
teminat gösterme
collateral
tepki gösterme
react
aday gösterme
nomination
anlayış gösterme
indulgence
az gösterme
meiosis
az gösterme
understatement
bana bahane gösterme
but me no buts
delil gösterme
(Kanun) call evidence
delil gösterme hakkı
(Kanun) right to call evidence
denklem ile gösterme
equating
gereksiz kahramanlık gösterme çabası
quixotry
gereksiz kahramanlık gösterme çabası
quixotism
göster
bespoke
göster
performance

After the performance, she went backstage. - O, gösteriden sonra kulise gitti.

There were no tickets available for Friday's performance. - Cuma gösterisi için mevcut hiç bilet yoktu.

göster
bespeak
göster
reveal

These letters reveal her to be an honest lady. - Bu mektuplar onun dürüst bir kadın olduğunu gösteriyor.

göster
revealing
göster
bespoken
göstermek
(film) run
göstermek
to show, get even with
göstermek
indicate , show , point
göstermek
to show or assign (someone) (work to be done)
göstermek
designate
göstermek
exercise
göstermek
(özellik) speak
göstermek
hold up
göstermek
to show, demonstrate, evidence
göstermek
{f} stamp
göstermek
(termometre vb.) register
göstermek
set out
göstermek
to show, project (a movie, slides, etc.)
göstermek
to show; to point; to display, to exhibit; to demonstrate; to indicate, to denote; to point out; to prove; to look (younger, etc.); to reflect, to express
göstermek
to show, indicate, denote, designate, manifest, point out
göstermek
to show, explain, point out
göstermek
expose
göstermek
to show, point at, point to
göstermek
to seem to be, appear to be, look to be
göstermek
auxiliary verb to show, have, give evidence of (feelings, character, disposition): saygı göstermek to show respect, be respectful. sabır göstermek to show patience, be patient
göstermek
initiate
göstermek
to show, display, reveal
göstermek
{f} evidence

Police failed to produce physical evidence. - Polis fiziksel kanıt göstermekte başarısız oldu.

göstermek
{f} table
göstermek
token
göstermek
to show off; to set off, display (something) to advantage
göstermek
{f} uncork
göstermek
direct

Windsocks are used to indicate the direction and strength of the wind. - Rüzgâr ölçer rüzgarın yön ve gücünü göstermek için kullanılır.

göstermek
to expose (something) to (the sun, heat, light, etc.)
göstermek
(kanıt) adduce
haklı gösterme
apologia
ileti gösterme programı
(Bilgisayar) message popup utility
işaretlerle gösterme
notation
kapıyı gösterme
gate
makam için aday gösterme
(Politika, Siyaset) nomination for offıce
mazur gösterme
palliation
olduğundan küçük gösterme
understatement
sebep gösterme
essoin
seviye gösterme borusu
level indicating pipe
solu gösterme
(Bilgisayar) pointing left
suç ortağı gibi gösterme
look of complicity
sıfır gösterme
(Bilgisayar) zero suppress
teknoloji gösterme
(Telekom) technology demonstration
yanlış yol gösterme
misdirection
yeniden gösterme
revival
yol gösterme
pilotage
özen gösterme
thoughtfulness
özürlü gösterme
with justification
üstünlük derecesini gösterme
comparison
Türkçe - Türkçe
Göstermek işi
Teşhir, sergileme
irae
teşhir
gösterme hakkı
Sinema, tiyatro, konser gibi görsel sanatlarda telif hakkı
gösterme parmağı
Elde baş parmaktan sonraki parmak, işaret parmağı, şahadet parmağı
gösterme sıfatı
Bir cismi gösterme yoluyla belirten sıfat, işaret sıfatı: Bu kitap, şu adam, o çocuk gibi
gösterme zamiri
Varlıkların yerini, işaret yoluyla belirten zamir, işaret zamiri
gösterme zarfı
Bir fiilin, bir ismin veya bir zarfın anlamını gösterme yoluyla sınırlayan zarf: İşte geldik. Ta uzaklara gitti gibi
Göstermek
teşhir etmek
Göstermek
çıkarmak
göstermek
Belirtmek, anlatmak
göstermek
Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak
göstermek
Görünmek, benzemek
göstermek
Sert bir biçimde karşılık vermek: "Anası da babasının küfürlerini tekrarlıyor, evde ona göstereceğini söylüyor, gözlerini açıyor, başını sallıyordu."- Ö. Seyfettin
göstermek
Yapmasını söylemek, görevlendirmek
göstermek
Kanıtla inandırmak
göstermek
Öğretmek, açıklamak
göstermek
Kanıtla inandırmak. Öğretmek, açıklamak
göstermek
Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek
göstermek
Sert bir biçimde karşılık vermek
göstermek
Bir şeyin etkisi altında tutulmak
göstermek
Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek: "Bu seni ablandan daha şirin gösteriyor, emin ol!"- R. N. Güntekin
göstermek
Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek
göstermek
Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak
göstermek
Etmek
yön gösterme eki
Türkiye Türkçesinde kalıplaşıp sayılı örneklerde kalan yön bildiren yer ve zaman adları yapan ek: son-ra, taş-ra, dış-arı, iç-eri vb
gösterme