gösterme

listen to the pronunciation of gösterme
Türkisch - Englisch
showing

Tom is afraid of showing his feelings. - Tom duygularını göstermekten korkuyor.

Sometimes I can't help showing emotions. - Bazen duyguları göstermemek elimde değil.

display

She didn't display any type of emotion. - O herhangi tipte heyecan göstermedi.

The author doesn't display much talent in his book. - Yazar kendi kitabında çok yetenek göstermez.

presentation
demonstration

He probably meant that people only go to demonstrations to show themselves and not to protest. - Muhtemelen insanların gösterilere protesto etmek için değil, sadece kendilerini göstermek için gittiklerini demek istiyor.

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

demo

You should make the most of this rare opportunity to demonstrate your talent. - Yeteneğini göstermek için bu az bulunur fırsatı en iyi şekilde kullanmalısın.

I'd like Tom to demonstrate how to do the butterfly. - Tom'un kelebeği nasıl yapacağını göstermesini istiyorum.

shew
indication
showing, indication, display, exhibition
diagnosis
pointing
illustration
designation
view

I want to show you a spectacular view. - Sana muhteşem bir manzara göstermek istiyorum.

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

show

Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody. - Herkes bir aydır, ve hiç kimseye göstermediği karanlık bir yüzü vardır.

Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody. - Herkes bir aydır, ve herhangi birine asla göstermeyeceği karanlık bir tarafı vardır.

{i} indicating
exhibiting
evincing
pointing out
representation
screening

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

exhibition
designate
displaying

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

daylight
göstermek
show

Tom had something he wanted to show Mary. - Tom'un Mary'ye göstermek istediği bir şey vardı.

Tom brought some pictures to show the class. - Tom sınıfa göstermek için bazı resimler getirdi.

göstermek
demonstrate

You should make the most of this rare opportunity to demonstrate your talent. - Yeteneğini göstermek için bu az bulunur fırsatı en iyi şekilde kullanmalısın.

Mary's book on hedgehogs demonstrates her love for these animals. - Mary'nin kirpilerin üstündeki kitabı onun bu hayvanlara sevgisini göstermektedir.

göstermek
indicate

Our surveys indicate that the public would support the proposed legislation. - Bizim anketler halkın önerilen yasayı destekleyeceğini göstermektedir.

Windsocks are used to indicate the direction and strength of the wind. - Rüzgâr ölçer rüzgarın yön ve gücünü göstermek için kullanılır.

gösterme adılı
demonstrative pronoun işaret zamiri
gösterme adılı gram
demonstrative pronoun
gösterme belirteci gram
demonstrative adverb
gösterme sıfatı gram
demonstrative adjective
göstermek
represent
göstermek
exhibit
göstermek
point

It's not polite to point at others. - Başkalarını göstermek kabalıktır.

It is not socially acceptable to point at people. - İnsanları parmakla göstermek toplumsal açıdan kabul edilebilir bir şey değildir.

göstermek
{f} denote
göster
{f} show

In his essay Esperanto: European or Asiatic language Claude Piron has shown the similarities between Esperanto and Chinese, thereby putting to rest the notion that Esperanto is purely eurocentric. - Esperanto: Avrupa veya Asya dili denemesinde Claude Piron, Esperanto ve Çince arasındaki benzerliği gösterdi ve Esperanto'nun yalnızca Avrupa merkezli olduğunu ortaya koydu.

Oh! Show it to me please. - Ah! Onu bana göster lütfen.

göstermek
display
göstermek
{f} look

She wears high heels to make herself look taller. - O kendini daha uzun göstermek için yüksek topuklu ayakkabılar giyiyor.

My friend doctored his ID to make it look like he was 18. - Arkadaşım 18'indeymiş gibi göstermek için kimliğinde oynama yaptı.

göstermek
{f} signify
göstermek
point out
göstermek
depict
aday gösterme
presentation
göstermek
prove
göstermek
present
göstermek
{f} betray
göstermek
{f} trot out
göstermek
produce

Police failed to produce physical evidence. - Polis fiziksel kanıt göstermekte başarısız oldu.

göstermek
{f} teach

The teacher put a mark next to his name to show that he was absent. - Öğretmen onun yok olduğunu göstermek için onun adının yanına bir işaret koydu.

göstermek
{f} introduce
aday gösterme
(Politika, Siyaset) nominate
göster
(Bilgisayar) quote
göster
(Bilgisayar) show me

Will you show me the way to the bank? - Bana bankaya giden yolu gösterir misiniz?

Will you show me the picture? - Bana resmi gösterir misin?

göster
(Bilgisayar) unhide
göster
(Bilgisayar) point

Jim makes a point of jogging three miles every day. - Jim günde üç mil koşmaya özen gösterir.

Tom pointed out Mary's mistakes. - Tom Mary'ye hatalarını gösterdi.

göster
(Bilgisayar) view

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

I want to show you a spectacular view. - Sana muhteşem bir manzara göstermek istiyorum.

göster
illustrate

This chart illustrates the function of ozone layer. - Bu tablo ozon tabakasının işlevini gösteriyor.

The chart illustrates how the body works. - Tablo vücudun nasıl çalıştığını göstermektedir.

göster
denote
göstermek
depicture
göstermek
register
göstermek
determine
göstermek
discover
göstermek
(Ticaret) bid
göstermek
give

I will give you a good example to illustrate what I mean. - Ne demek istediğimi göstermek için size güzel bir örnek vereceğim.

göstermek
dial
göstermek
set

The Panama Papers show how a Panamanian law firm helped its clients set up shell companies in tax havens around the world. - Panama Kağıtlar bir Panama hukuk firması müşterilerine dünya çapında vergi cennetlerinde paravan şirketleri kurmaları için nasıl yardımcı olduğunu göstermektedir.

göstermek
settle
göstermek
offer
göstermek
stand for
göstermek
chart

The chart illustrates how the body works. - Tablo vücudun nasıl çalıştığını göstermektedir.

göstermek
mirror
göstermek
show off

He lifted the trunk to show off his strength. - O, gücünü göstermek için bağajı kaldırdı.

She wanted to show off her cleverness during class, but she failed. - O ders sırasında akıllılığını göstermek istedi ama o başarısız oldu.

göstermek
screen
göstermek
show up

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

göstermek
give vent to
göstermek
promise

Tom promised to show me how to do it. - Tom onu nasıl yaptığını bana göstermek için söz verdi.

göstermek
hold
göstermek
attest to
göstermek
point at

It's bad manners to point at people. - İnsanları parmakla göstermek terbiyesizlik.

It is not socially acceptable to point at people. - İnsanları parmakla göstermek toplumsal açıdan kabul edilebilir bir şey değildir.

göstermek
connote
göstermek
reflect
göstermek
testify to
göstermek
speak of
göstermek
suggest

Recent studies suggest that this is not the case. - Son zamanlarda yapılan araştırmalar davanın bu olmadığını göstermektedir.

His accent suggests he is a foreigner. - Aksanı onun bir yabancı olduğunu göstermektedir.

göstermek
witness
göstermek
be indicative of
göstermek
signalize
göstermek
shew
göstermek
open
göstermek
express

In Spanish, there are many different expressions to indicate changes and transformations. - İspanyolcada, değişiklikleri ve dönüşümleri göstermek için birçok farklı ifadeler vardır.

göstermek
reveal
resimle gösterme
(Ticaret) illustration
resimle gösterme
illustrating
uyum gösterme
adaptation
göster
indicate

The red traffic light indicates stop. - Kırmızı trafik ışığı dur gösterir.

I went in the direction my friend indicated. - Ben arkadaşımın gösterdiği yönde gittim.

göstermek
put forth
göster
{f} indicating

There is no sign indicating that this is a meeting room. - Bunun bir toplantı odası olduğunu gösteren hiçbir işaret yok.

göster
{f} display

In the contest he fully displayed what ability he had. - O, yarışmada hangi yeteneğe sahip olduğunu gösterdi.

He never made a display of his learning. - O asla öğrendikleri ile ilgili bir gösteri yapmadı.

göster
{f} screening

There's a good movie screening today. - Bugün iyi bir film gösterimi var.

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

göster
{f} showing

Thanks for showing me how to do that. - Nasıl yapacağımı bana gösterdiğin için teşekkürler.

Men can only be corrected by showing them what they are. - İnsanlar sadece ne olduklarını göstererek düzeltilebilir.

göster
{f} bared
göster
{f} displaying

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

göster
{f} baring

If you see the lion baring its teeth, don't think that the lion is smiling at you. - Aslanın dişlerini gösterdiğini görürsen, sana gülümsediğini sanma.

göster
{f} shown

In his essay Esperanto: European or Asiatic language Claude Piron has shown the similarities between Esperanto and Chinese, thereby putting to rest the notion that Esperanto is purely eurocentric. - Esperanto: Avrupa veya Asya dili denemesinde Claude Piron, Esperanto ve Çince arasındaki benzerliği gösterdi ve Esperanto'nun yalnızca Avrupa merkezli olduğunu ortaya koydu.

What I most noticed about my Japanese high school, however, was the great respect shown by students toward their teachers. - Her nasılsa, Japon lisem hakkında en fazla fark ettiğim şey öğrenciler tarafından öğretmenlerine gösterilen büyük saygıydı.

göster
{f} displayed

She displayed her talents. - O, yeteneklerini gösterdi.

Warning: unsupported characters are displayed using the '_' character. - Uyarı: desteklenmeyen karakterler '_' karakteri kullanarak gösterilir.

göster
{f} indicated

All verbs are indicated in bold text. - Tüm fiiller koyu metinde gösterilir.

This is the route indicated in the map. - Bu, haritada gösterilen yoldur.

göster
{f} screen

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

There's a good movie screening today. - Bugün iyi bir film gösterimi var.

göster
{f} mirror

The painting shows a young woman combing her hair before a mirror. - Tablo, aynanın önünde saçlarını tarayan genç bir kadını gösteriyor.

This figure is a mirror of the decrease in imports of crude oil. - Bu şekil ham petrol ithalatının azaldığının bir göstergesidir.

göster
{f} screened
göstermek
tinge
göstermek
exemplify
göstermek
put one's finger on
göstermek
compare to
göstermek
tell
göstermek
evince
göstermek
mark

The teacher put a mark next to his name to show that he was absent. - Öğretmen onun yok olduğunu göstermek için onun adının yanına bir işaret koydu.

göstermek
betoken
göstermek
manifest
göstermek
bear witness to
göstermek
record

Our records show that you haven't paid yet. - Kayıtlarımız henüz ödeme yapmadığınızı göstermektedir.

göstermek
disclose
göster
designated
göstermek
point to
göster
demonstrate

African Americans demonstrated for civil rights. - Afrikalı Amerikalılar sivil haklar için gösteri yaptılar.

The salesman demonstrated how to use it. - Satıcı onun nasıl kullanılacağını gösterdi.

göstermek
represents
göstermek
show you
ilgi gösterme
attention
kendini gösterme
self-realization
teminat gösterme
collateral
tepki gösterme
react
aday gösterme
nomination
anlayış gösterme
indulgence
az gösterme
meiosis
az gösterme
understatement
bana bahane gösterme
but me no buts
delil gösterme
(Kanun) call evidence
delil gösterme hakkı
(Kanun) right to call evidence
denklem ile gösterme
equating
gereksiz kahramanlık gösterme çabası
quixotry
gereksiz kahramanlık gösterme çabası
quixotism
göster
bespoke
göster
performance

After the performance, she went backstage. - O, gösteriden sonra kulise gitti.

There were no tickets available for Friday's performance. - Cuma gösterisi için mevcut hiç bilet yoktu.

göster
bespeak
göster
reveal

These letters reveal her to be an honest lady. - Bu mektuplar onun dürüst bir kadın olduğunu gösteriyor.

göster
revealing
göster
bespoken
göstermek
(film) run
göstermek
to show, get even with
göstermek
indicate , show , point
göstermek
to show or assign (someone) (work to be done)
göstermek
designate
göstermek
exercise
göstermek
(özellik) speak
göstermek
hold up
göstermek
to show, demonstrate, evidence
göstermek
{f} stamp
göstermek
(termometre vb.) register
göstermek
set out
göstermek
to show, project (a movie, slides, etc.)
göstermek
to show; to point; to display, to exhibit; to demonstrate; to indicate, to denote; to point out; to prove; to look (younger, etc.); to reflect, to express
göstermek
to show, indicate, denote, designate, manifest, point out
göstermek
to show, explain, point out
göstermek
expose
göstermek
to show, point at, point to
göstermek
to seem to be, appear to be, look to be
göstermek
auxiliary verb to show, have, give evidence of (feelings, character, disposition): saygı göstermek to show respect, be respectful. sabır göstermek to show patience, be patient
göstermek
initiate
göstermek
to show, display, reveal
göstermek
{f} evidence

Police failed to produce physical evidence. - Polis fiziksel kanıt göstermekte başarısız oldu.

göstermek
{f} table
göstermek
token
göstermek
to show off; to set off, display (something) to advantage
göstermek
{f} uncork
göstermek
direct

Windsocks are used to indicate the direction and strength of the wind. - Rüzgâr ölçer rüzgarın yön ve gücünü göstermek için kullanılır.

göstermek
to expose (something) to (the sun, heat, light, etc.)
göstermek
(kanıt) adduce
haklı gösterme
apologia
ileti gösterme programı
(Bilgisayar) message popup utility
işaretlerle gösterme
notation
kapıyı gösterme
gate
makam için aday gösterme
(Politika, Siyaset) nomination for offıce
mazur gösterme
palliation
olduğundan küçük gösterme
understatement
sebep gösterme
essoin
seviye gösterme borusu
level indicating pipe
solu gösterme
(Bilgisayar) pointing left
suç ortağı gibi gösterme
look of complicity
sıfır gösterme
(Bilgisayar) zero suppress
teknoloji gösterme
(Telekom) technology demonstration
yanlış yol gösterme
misdirection
yeniden gösterme
revival
yol gösterme
pilotage
özen gösterme
thoughtfulness
özürlü gösterme
with justification
üstünlük derecesini gösterme
comparison
Türkisch - Türkisch
Göstermek işi
Teşhir, sergileme
irae
teşhir
gösterme hakkı
Sinema, tiyatro, konser gibi görsel sanatlarda telif hakkı
gösterme parmağı
Elde baş parmaktan sonraki parmak, işaret parmağı, şahadet parmağı
gösterme sıfatı
Bir cismi gösterme yoluyla belirten sıfat, işaret sıfatı: Bu kitap, şu adam, o çocuk gibi
gösterme zamiri
Varlıkların yerini, işaret yoluyla belirten zamir, işaret zamiri
gösterme zarfı
Bir fiilin, bir ismin veya bir zarfın anlamını gösterme yoluyla sınırlayan zarf: İşte geldik. Ta uzaklara gitti gibi
Göstermek
teşhir etmek
Göstermek
çıkarmak
göstermek
Belirtmek, anlatmak
göstermek
Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak
göstermek
Görünmek, benzemek
göstermek
Sert bir biçimde karşılık vermek: "Anası da babasının küfürlerini tekrarlıyor, evde ona göstereceğini söylüyor, gözlerini açıyor, başını sallıyordu."- Ö. Seyfettin
göstermek
Yapmasını söylemek, görevlendirmek
göstermek
Kanıtla inandırmak
göstermek
Öğretmek, açıklamak
göstermek
Kanıtla inandırmak. Öğretmek, açıklamak
göstermek
Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek
göstermek
Sert bir biçimde karşılık vermek
göstermek
Bir şeyin etkisi altında tutulmak
göstermek
Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek: "Bu seni ablandan daha şirin gösteriyor, emin ol!"- R. N. Güntekin
göstermek
Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek
göstermek
Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak
göstermek
Etmek
yön gösterme eki
Türkiye Türkçesinde kalıplaşıp sayılı örneklerde kalan yön bildiren yer ve zaman adları yapan ek: son-ra, taş-ra, dış-arı, iç-eri vb
gösterme
Favoriten