iyi

listen to the pronunciation of iyi
Türkçe - İngilizce
decent

Tom can't seem to find a decent job. - Tom iyi bir iş bulamıyor gibi görünüyor.

Tom got a decent grade on the test he took last week. - Tom geçen hafta girdiği sınavda iyi bir not aldı.

well

Copper conducts electricity well. - Bakır elektriği iyi iletir.

My mom doesn't speak English very well. - Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.

good

He is no good as a doctor. - Doktor olarak iyi değil.

I haven't a very good dictionary. - Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.

fine

I think it will be fine. - Ben, havanın iyi olacağını düşünüyorum.

Guinness is the finest of beers. - Guinness biraların en iyisidir.

all right

Cheer up! It will soon come out all right. - Neşelen! Yakında her şey iyi olacak.

Mr. Ford is all right now. - Bay Ford şimdi iyidir.

comfortable

It is better for an animal to live a comfortable life in a zoo than to be torn apart by a predator in the wild. - Bir hayvanın bir hayvanat bahçesinde rahat bir hayat yaşaması vahşi doğada bir vahşi hayvan tarafından parçalanmasından daha iyidir.

Sometimes you have to choose between looking good and being comfortable. - Bazen iyi görünme ve rahat olma arasında seçim yapmak zorundasın.

OK
decently
great

Good health is a great blessing. - İyi sağlık büyük bir nimettir.

Great care has been taken to use only the finest ingredients. - Sadece en iyi malzemeleri kullanmak için büyük özen gösterilmiştir.

alright

I need someone to hold me and tell me everything will be alright. - Beni tutacak ve bana her şeyin iyi olacağını söyleyecek birine ihtiyacım var.

Tom, are you feeling alright? - Tom, kendini iyi hissediyor musun?

straight

His eyes searched my face to see if I was talking straight. - Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için beni iyice süzdü.

to the good
better

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

A laptop is better than a desktop. - Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.

benevolent
suitable

One can hardly find a more suitable climate. - Bundan daha iyi bir ortam bulunamaz.

nicely

Tom doesn't treat Mary very nicely. - Tom Mary'ye çok iyi davranmaz.

Tom didn't treat Mary very nicely. - Tom Mary'ye çok iyi davranmadı

up to snuff

This translation is not quite up to snuff. - Bu çeviri oldukça iyi değil.

(Konuşma Dili) copacetic
passable
kindly
cool

Your dad is really cool. Not really. - Baban gerçekten iyidir. Pek sayılmaz.

I always thought Tom was so cool. - Ben hep Tom'un çok iyi olduğunu düşündüm.

(Argo) keen
beneficent
sympathetic

A good doctor is sympathetic to his patients. - İyi bir doktor hastalarına sempatiktir.

(Konuşma Dili) up to the mark
well-

The man is well-known all over the village. - Adam köyün her yerinde iyi tanınmıştır.

Benjamin Harrison's campaign was well-organized. - Benjamin Harrison'un kampanyası iyi organize edilmişti.

prolificness
(Konuşma Dili) bully for you
in good health, well. İ
kind

I am deeply grateful to you for your kindness. - İyiliğin için sana derinden minnettarım.

She was kind enough to give me good advice. - Bana iyi bir tavsiye verecek kadar nazikti.

gratifying
fair

He speaks English fairly well. - O, İngilizceyi oldukça iyi konuşur.

Tom is a fairly decent golfer. - Tom oldukça iyi bir golfçüdür.

agreeable
well enough

I know it well enough. - Ben onu yeterince iyi tanıyorum.

He can read well enough. - O yeterince iyi okuyabilir.

plentiful, abundant
good; fine; well; suitable; (hava) fair, good; well; All right!, Ok!, good
sound

That sounds too good to be true. - O gerçek olamayacak kadar iyi görünüyor.

Tom certainly looked and sounded better than he did last month when we visited him. - Tom kesinlikle geçen ay onu ziyaret ettiğimizde göründüğünden daha iyi görünüyordu ve sesi daha iyi çıkıyordu.

just

The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath. - Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.

Love isn't a game, so you can't just cherry pick the best bits! - Aşk bir oyun değildir, bu nedenle sadece en iyi parçaları seçemezsiniz!

happy

Happy birthday, Muiriel! - İyi ki doğdun, Muiriel!

Happy is a man who marries a good wife. - İyi bir eş ile evlenen bir adam mutludur.

okay

I think I’m going to be okay. - Sanırım iyi olacağım.

Everything will be okay. I promise. - Her şeyin iyi olacağına söz veriyorum.

{i} B
likely

It is likely to be fine. - O, muhtemelen iyi olacak.

Tom said that he thought the economy was likely to get better. - Tom ekonominin muhtemelen iyileşeceğini düşündüğünü söyledi.

right

Cheer up! Everything will soon be all right. - Neşelen! Yakında her şey iyi olacak.

The house looked good; moreover, the price was right. - Ev iyi görünüyordu, üstelik fiyat en uygundu.

goodish
bonny
o.k
nice

The table in that room is very nice. - Şu odadaki masa çok iyi.

She's a really nice girl. - O gerçekten iyi bir kız.

pretty

Tom is pretty good at playing piano by ear. - Tom notasız piano çalmada oldukça iyidir.

Tom can speak French pretty well. - Tom Fransızcayı oldukça iyi konuşabilir.

up to scratch
salubrious
is good
good to
a well
OK, OK
agree

This climate doesn't agree with me. - Bu iklim bana iyi gelmiyor.

The climate here doesn't agree with me. - Buradaki iklim bana iyi gelmiyor.

dandy
handsome

He is a good boy, and what is better, very handsome. - O iyi bir çocuk ve daha da iyisi, çok yakışıklı.

A handsome man is a good reason to go to hell. - Yakışıklı bir adam, cehenneme gitmek için iyi bir nedendir.

bonzer
whole

Swimming is good exercise for the whole body. - Yüzme vücudun bütünü için iyi bir egzersizdir.

As a whole his works are neither good nor bad. - Eserleri bir bütün olarak ne iyi nede kötü.

vintage
enviable
favorable

Attendance should be good provided the weather is favorable. - Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.

{f} luxuriate
daha iyi
better

Nakido is better than Twitter. - Nakido, Twitter'dan daha iyidir.

A laptop is better than a desktop. - Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.

en iyi
best

Best regards to your father. - Babana en iyi dileklerimle.

The motto of Twitter is The best way to discover what's new in your world. - Twitter'ın sloganı Dünyanızda nelerin yeni olduğunu keşfetmenin en iyi yolu.'dur.

iyi akşamlar
good evening

Good evening. I'd like a glass of whole milk. - İyi akşamlar. Bütün bir bardak süt istiyorum.

Good evening, ladies and gentlemen. - İyi akşamlar, bayanlar ve baylar!

iyi niyet
goodwill

Our future depends on the goodwill of a small elite. - Geleceğimiz küçük bir elitin iyi niyetine bağlıdır.

Emma Watson is a UN Women Goodwill Ambassador. - Emma Watson, BM Kadın İyi Niyet Elçisidir.

iyi korunan yer
bastion
iyi bir yere saklamak
stash
iyi dilekler
blessings
iyi dilekler
regards

Please give my best regards to Tom. - Lütfen Tom'a en iyi dileklerimi iletin.

Best regards to your father. - Babana en iyi dileklerimle.

iyi dileklerimle
best wishes
iyi geceler
have a good night
iyi geceler!
night-night
iyi gelmek
a) to do good, to benefit b) to fit, to suit
iyi gelmek
benefit
iyi gitmek
doing well
iyi günler
goodday
iyi huylu
good natured

Tom is generous and good natured. - Tom cömert ve iyi huyludur.

iyi huylu
genial
iyi tatiller!
have a good holiday!, have a good vacation
iyi vakit geçirmek
have a good time
İyi geceler!
Good night!
iyi pişmiş
well done

I'd like my steak well done. - Bifteğimi iyi pişmiş istiyorum.

I like my meat well done. - Etimi iyi pişmiş severim.

iyi pişmiş
short
iyi akşamlar
good afternoon
iyi değil
not good

Potato chips are not good for you. - Patates cipsi senin için iyi değildir.

Twitter is not good enough. - Twitter yeterince iyi değil.

iyi dilek
greeting
iyi dileklerimle
with my best wishes
iyi dileklerimle
warm wishes
iyi dileklerimle
sincerely
iyi edici
remedial
iyi el
good deal
iyi etmek
pinch
iyi etmek
cure
iyi etmek
do well
iyi etmek
nick
iyi etmek
steal
iyi etmek
remedy
iyi geceler!
goodnight
iyi geceler!
good night
iyi gelmek
fit
iyi gitmek
get on
iyi gitmek
going well
iyi giyimli
natty
iyi giyimli
dressy
iyi hal
good behavior
iyi hissetmek
feel good

I want to feel good about myself. - Kendim hakkında iyi hissetmek istiyorum.

iyi huylu
sweet-natured
iyi huylu
good-natured

Indeed she is not beautiful, but she is good-natured. - Aslında o güzel değil ama iyi huylu.

She is not beautiful, certainly, but she is good-natured. - O kesinlikle güzel değil ama iyi huylu.

iyi huylu
well-mannered

The ideal woman for me would be well-mannered, intelligent and a polyglot. - Benim için ideal kadın, iyi huylu, akıllı ve birçok dilli olacaktır.

She is a well-mannered girl. - O iyi huylu bir kızdır.

iyi huylu
gentil
iyi huylu
lamblike
iyi huylu
good-tempered
iyi huylu
well-tempered
iyi
good job

Tom really did a good job today. - Tom bugün gerçekten iyi iş çıkardı.

Why should men get all the good jobs? - Neden erkekler tüm iyi işleri almalı.

iyi ki
it's just as well that
iyi kişi
(deyim) good egg
iyi kötü
in someway or other
iyi kötü
somehow
iyi kötü
more or less
iyi niyet
sympathy

Let's send Tom a sympathy card. - Tom'a bir iyi niyet kartı gönderelim.

iyi niyet
good offices
iyi niyet
(Ticaret) (Ticaret) bona fide (Latince)
iyi niyet
(Kanun) willingness
iyi niyet mektubu
(Politika, Siyaset) letter of good faith
iyi niyet sözleşmesi
(Politika, Siyaset) memorandum of understanding
iyi niyetli
favorable
iyi niyetli
(deyim) in good faith
iyi niyetli
kindly
iyi niyetli
well-meaning
iyi niyetli
spleenless
iyi niyetli
do gooder
iyi niyetli
friendly
iyi niyetli
favourable
iyi niyetli
easy-going
iyi niyetli
rightminded
iyi niyetli
(Ticaret) bona fide
iyi niyetli
well-meant
iyi niyetli
gracious
iyi niyetli
pure-minded
iyi niyetli
well-disposed
iyi niyetli hamil
(Ticaret) bona fide holder
iyi oluş
well-being
iyi oyun
(Bilgisayar) good game
iyi sonuç
good result
iyi ya
better still
iyi çözüm
good solution
iyi dileklerimle
best wishessincerely
iyi diyelim iyi olsun
(deyim) Fair to middling! Comme Ci, Comme Ca!
iyi dost kara günde belli olur
(Atasözü) A friend in need is a friend indeed
iyi günler
Have a nice day, Have a good one
iyi hale getirmek
To optimize
iyi hissediyorum
I feel good
iyi ki
Thank God
iyi ki doğdun
happy birthday

Happy birthday, Muiriel! - İyi ki doğdun, Muiriel!

iyi mi
good
iyi pişmemiş
good RAW
iyi seneler
good years
iyi seviye
good level
iyi yüreklilik, eli açıklık, cömertlik
good courage, liberality, generosity
İyi geceler
good night

She kissed her mother good night. - Annesine iyi geceler öpücüğü verdi.

Now it's time to say good night. - Şimdi iyi geceler demenin zamanıdır.

iyi durum
{i} well

He has been well off since he started this job. - O bu işe başladığından beri oldukça iyi durumda.

Tom is still doing well. - Tom hâlâ iyi durumda.

iyi geçinmek
get along

It's hard to get along with Tom. - Tom'la iyi geçinmek zor.

Please try your best to get along with everybody else. - Lütfen başka herkesle iyi geçinmek için elinden geleni yapmaya çalış.

iyi ki
luckily

Luckily, someone gave me a jacket to wear. - İyi ki, biri bana giyecek bir ceket verdi.

Yes, it's true I've forgotten the world. Who cares about it but you? Luckily, you're there to save it! - Evet, benim dünyayı unuttuğum doğrudur. Ama senden başka kimin umurunda? İyi ki, onu kurtarmak için oradasınız!

iyi kâlpli
{s} kind

You're so kind-hearted. - Sen çok iyi kalplisin.

My sister is kind to children. - Kız kardeşim çocuklara karşı iyi kalplidir.

iyi geceler
good evening
iyi geçinmek
get along with

I should've tried harder to get along with everyone in the class. - Sınıftaki herkesle iyi geçinmek için daha çok çalışmalıydım.

It's hard to get along with Tom. - Tom'la iyi geçinmek zor.

iyi günler
good afternoon
iyi tatiller
happy holidays
iyi bayramlar
happy holidays
iyi dilek
compliments
iyi geceler
goodnight

Tom said goodnight to Mary. - Tom Mary'ye iyi geceler dedi.

I have to say goodnight to them. - Onlara iyi geceler demek zorundayım.

iyi geceler
bonsoir
iyi kâlpli
warm hearted
iyi niyet
bona fides
iyi ol
bode well
iyi olmak
doing well
iyi yürekli
(deyim) pure in heart
iyi çalışmalar
have a nice working day
iyi çalışmalar
kind regards
İyi günler
have a nice day
iyi el
(Bilgisayar) nice hand
iyi gelmek
do good
iyi geçinmek
hit it off
iyi geçinmek
get on with
iyi geçinmek
agree
iyi geçinmek
hit it off with
iyi gitmek
progress well
iyi olmak
get over
iyi olmak
recover
iyi olmak
(deyim) pick up
iyi olmak
be all right
iyi olmak
going well
iyi olmak
get better

Tom wants to get better at French. - Tom Fransızcada daha iyi olmak istiyor.

It's about to get better. - Daha iyi olmak üzere.

iyi seçilmiş
choice
iyi çalışmalar
have a nice day
iyi çalışmalar
(Bilgisayar) good work
iyi dilekler
regard

Please give my best regards to Tom. - Lütfen Tom'a en iyi dileklerimi iletin.

My parents send you their best regards. - Ebeveynlerim size en iyi dileklerini gönderdi.

iyi dilekler
compliment
iyi durum
good condition

We must keep nature in good condition. - Biz doğayı iyi durumda tutmalıyız.

That car dealer gave me a bum steer when he told me this used Toyota was in good condition. - O araba satıcısı bu kullanılmış Toyota'nın iyi durumda olduğunu söylediğinde bana yanlış bilgi vermiş.

iyi geceler
good night

Good night and sweet dreams. - İyi geceler ve tatlı rüyalar.

She wished me good night. - O, bana iyi geceler diledi.

iyi geliştirilmiş
well developed
iyi geçinmek
rub along
iyi gitmek
match
iyi gitmek
shape-up
iyi giyimli
well groomed
iyi günler
good day

Good day, how are you? - İyi günler, nasılsınız?

Good day. Are you Mr. Sherlock Holmes? - İyi günler. Siz Bay Sherlock Holmes musunuz?

iyi hisset
feel good

That made me feel good. - O beni iyi hissettirdi.

I don't feel good right now. - Şu anda iyi hissetmiyorum.

iyi huy
good temper
iyi huylu
amiable
iyi huylu
benign

The results of Tom's biopsy show that the tumor is benign. - Tom'un biyopsi sonuçlarına göre, tümör iyi huyludur.

iyi huylu
mild
iyi huylu
jovial
iyi huylu
well mannered
iyi kalpli
kindhearted

Be the kindhearted man you always were. - Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.

iyi kalpli
largehearted
iyi kalpli
kind

Be the kindhearted man you always were. - Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.

You're so kind-hearted. - Sen çok iyi kalplisin.

iyi kalpli
kind-hearted
iyi ki
fortunately

Fortunately Mary felt the same way as did Tom. - İyi ki Mary de Tom'un hissettiği aynı şekilde hissetti.

Fortunately, no passengers were injured. - İyi ki, hiçbir yolcu yaralanmadı.

Türkçe - Türkçe
Bol, yararlı, kazançlı
Bol, yararlı, kazançlı. Çok
Yeterli, yetecek miktarda olan
istenilen nitelikleri taşıyan
İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde
Yeterli, yetecek miktarda olan: "Annemin simasını şimdi iyi hatırlayamıyorum."- Y. K. Beyatlı. İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde: "Bunun çocukları iyi çıktıkları için, ölünceya kadar babalarına bakmışlar."- M. Ş. Esendal
İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı: "Bir aralık iyi fal bildiğimi haremde duyurdum."- F. R. Atay
Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren
Yerinde, uygun
Esen, sağlıklı
İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı
bih
iyi gün dostu
Dostlarının sıkıntılı zamanlarında onlardan kaçan kimse
İyiler
ebrâr
iyi kalpli
Başkaları için hep iyilik düşünen, iyi yürekli
iyi niyet
Herhangi bir kimse veya konuda hiçbir kötü düşünce beslememe, hüsnüniyet
İyi
(Hukuk) BONUS
İyi kalpli
iyi yürekli
İyi olmak
düzelmek
İyi olmak
(Osmanlı Dönemi) FEYK
İyi olmak
(Osmanlı Dönemi) NEBALE
İyi yürekli
bonkör
İngilizce - Türkçe

iyi teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

iyi gün dostu
Fair-weather friend
iyi uykular
sleep well