I can't believe how hard it is to find decent grub around here.
- Buralarda iyi bir yiyecek bulmanın ne kadar zor olduğuna inanamıyorum.
Tom can't seem to find a decent job.
- Tom iyi bir iş bulamıyor gibi görünüyor.
Copper conducts electricity well.
- Bakır elektriği iyi iletir.
That tie suits you very well.
- Bu kravat sana çok iyi uyuyor.
He is no good as a doctor.
- Doktor olarak iyi değil.
I haven't a very good dictionary.
- Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.
I think it will be fine.
- Ben, havanın iyi olacağını düşünüyorum.
Are you OK? I'm fine!
- “İyi misin?” “Ben iyiyim!”
Mr. Ford is all right now.
- Bay Ford şimdi iyidir.
Cheer up! It will soon come out all right.
- Neşelen! Yakında her şey iyi olacak.
It is better for an animal to live a comfortable life in a zoo than to be torn apart by a predator in the wild.
- Bir hayvanın bir hayvanat bahçesinde rahat bir hayat yaşaması vahşi doğada bir vahşi hayvan tarafından parçalanmasından daha iyidir.
Sometimes you have to choose between looking good and being comfortable.
- Bazen iyi görünme ve rahat olma arasında seçim yapmak zorundasın.
Great care has been taken to use only the finest ingredients.
- Sadece en iyi malzemeleri kullanmak için büyük özen gösterilmiştir.
Bob and I are great friends.
- Bob ve ben çok iyi arkadaşlarız.
Is everything alright here?
- Burada her şey iyi mi?
Don't worry, mom. I'll be alright!
- Merak etme, anne. Ben iyi olacağım!
His eyes searched my face to see if I was talking straight.
- Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için beni iyice süzdü.
A laptop is better than a desktop.
- Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
One can hardly find a more suitable climate.
- Bundan daha iyi bir ortam bulunamaz.
Tom didn't treat Mary very nicely.
- Tom Mary'ye çok iyi davranmadı
Tom doesn't treat Mary very nicely.
- Tom Mary'ye çok iyi davranmaz.
This translation is not quite up to snuff.
- Bu çeviri oldukça iyi değil.
I always thought Tom was so cool.
- Ben hep Tom'un çok iyi olduğunu düşündüm.
Relations with Canada remained correct and cool.
- Kanada ile ilişkiler doğru ve iyi kaldı.
A good doctor is sympathetic to his patients.
- İyi bir doktor hastalarına sempatiktir.
Hoover was well-known to Americans.
- Hoover, Amerikalılar için iyi tanınmış biriydi.
The man is well-known all over the village.
- Adam köyün her yerinde iyi tanınmıştır.
I am deeply grateful to you for your kindness.
- İyiliğin için sana derinden minnettarım.
I am grateful to you for your kindness.
- İyiliğiniz için size minnettarım.
Tom can dance fairly well, can't he?
- Tom oldukça iyi dans edebilir, değil mi?
Tom did fairly well on the test he took yesterday.
- Tom dün girdiği sınavda oldukça iyi yaptı.
I know it well enough.
- Ben onu yeterince iyi tanıyorum.
Tom didn't do well enough on the driver's test to get a driver's license.
- Tom sürücü belgesini almak için sürücü testinde yeterince iyi yapamadı.
That sounds too good to be true.
- O gerçek olamayacak kadar iyi görünüyor.
That offer sounds too good to be true. What's the catch?
- Bu teklif gerçek olamayacak kadar çok iyi görünüyor. Bit yeniği nedir.
Just how well can masks block the, even smaller than pollen, yellow sand dust? I think it much more of a nuisance than pollen.
- Maskeler sarı kum tozunu,polenlerden dahada küçük,ne kadar iyi engelleyebilir?Sanırım o polenden oldukça daha fazla bir baş belasıdır.
Love isn't a game, so you can't just cherry pick the best bits!
- Aşk bir oyun değildir, bu nedenle sadece en iyi parçaları seçemezsiniz!
Happy birthday, Muiriel!
- İyi ki doğdun, Muiriel!
I am happy about your good luck.
- Ben senin iyi şansın hakkında mutluyum.
Everything will be okay. I promise.
- Her şeyin iyi olacağına söz veriyorum.
Are you okay? You look really sad.
- İyi misin? Gerçekten üzgün görünüyorsun.
It is likely to be fine.
- O, muhtemelen iyi olacak.
You know as well as I do that that isn't likely to happen.
- Onun muhtemelen olmayacağını benim bildiğim kadar iyi biliyorsun.
Mr Ford is all right now.
- Bay Ford şimdi iyidir.
Cheer up! It will soon come out all right.
- Neşelen! Yakında her şey iyi olacak.
There's a nice Thai restaurant near here.
- Buranın yakınında iyi bir Tayland restoranı var.
She's a really nice girl.
- O gerçekten iyi bir kız.
Tom is pretty sure everything will go well.
- Tom her şeyin iyi gideceğinden oldukça emin.
Tom can speak French pretty well.
- Tom Fransızcayı oldukça iyi konuşabilir.
This climate doesn't agree with me.
- Bu iklim bana iyi gelmiyor.
Tom agreed that Mary's suggestions were good ones.
- Tom Mary'nin önerilerinin iyi olanlar olduğunu kabul etti.
He is handsome. In addition, he is good at sport.
- O yakışıklıdır. Ayrıca sporda iyidir.
He is a good boy, and what is better, very handsome.
- O iyi bir çocuk ve daha da iyisi, çok yakışıklı.
As a whole his works are neither good nor bad.
- Eserleri bir bütün olarak ne iyi nede kötü.
As a whole, the plan seems to be good.
- Bir bütün olarak, plan iyi gibi görünüyor.
Attendance should be good provided the weather is favorable.
- Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.
This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
In my opinion, German is the best language in the world.
- Bana göre Almanca dünyadaki en iyi dildir.
My best friend is a book.
- Benim en iyi dostum bir kitaptır.
Good evening. I'd like a glass of whole milk.
- İyi akşamlar. Bütün bir bardak süt istiyorum.
Good evening, everyone.
- Herkese iyi akşamlar.
Our future depends on the goodwill of a small elite.
- Geleceğimiz küçük bir elitin iyi niyetine bağlıdır.
Emma Watson is a UN Women Goodwill Ambassador.
- Emma Watson, BM Kadın İyi Niyet Elçisidir.
My parents send you their best regards.
- Ebeveynlerim size en iyi dileklerini gönderdi.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
Tom is generous and good natured.
- Tom cömert ve iyi huyludur.
I like my meat well done.
- Etimi iyi pişmiş severim.
I'd like my steak well done.
- Bifteğimi iyi pişmiş istiyorum.
Potato chips are not good for you.
- Patates cipsi senin için iyi değildir.
It's not good to read in a dark room.
- Karanlık bir odada okumak iyi değildir.
I want to feel good about myself.
- Kendim hakkında iyi hissetmek istiyorum.
My mother is carefree, cheerful and good-natured.
- Annem, kaygısız, neşeli ve iyi huyludur.
You're very good-natured.
- Sen çok iyi huylusun.
The ideal woman for me would be well-mannered, intelligent and a polyglot.
- Benim için ideal kadın, iyi huylu, akıllı ve birçok dilli olacaktır.
She is a well-mannered girl.
- O iyi huylu bir kızdır.
Don't forget that good jobs are very hard to come by these days.
- Bu günlerde iyi işler edinmenin çok zor olduğunu unutma.
You should take your car to Tom's Garage. He does a pretty good job.
- Arabanı Tom'un tamirhanesine götürmelisin. O oldukça iyi iş yapar.
Let's send Tom a sympathy card.
- Tom'a bir iyi niyet kartı gönderelim.
He is hard to get along with.
- Onunla iyi geçinmek zordur.
I should've tried harder to get along with everyone in the class.
- Sınıftaki herkesle iyi geçinmek için daha çok çalışmalıydım.
Happy birthday, Muiriel!
- İyi ki doğdun, Muiriel!
İyi niyetimizi göstermek adına ödemenizi erken yapacağız.
She kissed her mother good night.
- Annesine iyi geceler öpücüğü verdi.
She wished me good night.
- O, bana iyi geceler diledi.
He has been well off since he started this job.
- O bu işe başladığından beri oldukça iyi durumda.
Tom is still doing well.
- Tom hâlâ iyi durumda.
Yes, it's true I've forgotten the world. Who cares about it but you? Luckily, you're there to save it!
- Evet, benim dünyayı unuttuğum doğrudur. Ama senden başka kimin umurunda? İyi ki, onu kurtarmak için oradasınız!
Luckily, Tom was there.
- İyi ki, Tom oradaydı.
Be the kindhearted man you always were.
- Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.
You're so kind-hearted.
- Sen çok iyi kalplisin.
I should've tried harder to get along with everyone in the class.
- Sınıftaki herkesle iyi geçinmek için daha çok çalışmalıydım.
He is hard to get along with.
- Onunla iyi geçinmek zordur.
She kissed me on the cheek and said goodnight.
- Yanağımdan öptü ve iyi geceler dedi.
I have to say goodnight to them.
- Onlara iyi geceler demek zorundayım.
I would like to get better at speaking French.
- Fransızca konuşmada daha iyi olmak istiyorum.
Tom wants to get better at French.
- Tom Fransızcada daha iyi olmak istiyor.
My parents send you their best regards.
- Ebeveynlerim size en iyi dileklerini gönderdi.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
We must keep nature in good condition.
- Biz doğayı iyi durumda tutmalıyız.
The paintings were in very good condition.
- Resimler çok iyi durumdaydı.
She kissed her mother good night.
- Annesine iyi geceler öpücüğü verdi.
Good night and sweet dreams.
- İyi geceler ve tatlı rüyalar.
Good day. What do you want?
- İyi günler. Ne istemiştiniz?
Good day. Are you Mr. Sherlock Holmes?
- İyi günler. Siz Bay Sherlock Holmes musunuz?
Moderate exercises will make us feel good.
- Hafif egzersizler kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.
I don't feel good right now.
- Şu anda iyi hissetmiyorum.
The results of Tom's biopsy show that the tumor is benign.
- Tom'un biyopsi sonuçlarına göre, tümör iyi huyludur.
Be the kindhearted man you always were.
- Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.
Be the kindhearted man you always were.
- Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.
My sister is kind to children.
- Kız kardeşim çocuklara karşı iyi kalplidir.
Fortunately, no passengers were injured.
- İyi ki, hiçbir yolcu yaralanmadı.
Fortunately Mary felt the same way as did Tom.
- İyi ki Mary de Tom'un hissettiği aynı şekilde hissetti.