iyi

listen to the pronunciation of iyi
Türkisch - Englisch
decent

You had better go there in decent clothes. - Oraya uygun elbiselerle gitsen iyi olur.

Tom can't seem to find a decent job. - Tom iyi bir iş bulamıyor gibi görünüyor.

well

Copper conducts electricity well. - Bakır elektriği iyi iletir.

That tie suits you very well. - Bu kravat sana çok iyi uyuyor.

good

I haven't a very good dictionary. - Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.

He is no good as a doctor. - Doktor olarak iyi değil.

fine

Fine, thank you. And you? - İyiyim, teşekkürler. Ya siz?

He became the finest actor on the American stage. - O, Amerikan sahnesinde en iyi aktör oldu.

all right

As long as we love each other, we'll be all right. - Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.

Mr. Ford is all right now. - Bay Ford şimdi iyidir.

comfortable

It is better for an animal to live a comfortable life in a zoo than to be torn apart by a predator in the wild. - Bir hayvanın bir hayvanat bahçesinde rahat bir hayat yaşaması vahşi doğada bir vahşi hayvan tarafından parçalanmasından daha iyidir.

Sometimes you have to choose between looking good and being comfortable. - Bazen iyi görünme ve rahat olma arasında seçim yapmak zorundasın.

OK
decently
alright

Tom, are you feeling alright? - Tom, kendini iyi hissediyor musun?

Don't worry, mom. I'll be alright! - Merak etme, anne. Ben iyi olacağım!

great

The growth of online shopping and booking has greatly improved life for the consumers. - Online alışveriş ve rezervasyonun büyümesi tüketiciler için hayatı oldukça iyileştirdi.

Bob and I are great friends. - Bob ve ben çok iyi arkadaşlarız.

(Argo) keen
sympathetic

A good doctor is sympathetic to his patients. - İyi bir doktor hastalarına sempatiktir.

beneficent
(Konuşma Dili) bully for you
kindly
(Konuşma Dili) up to the mark
cool

Your dad is really cool. Not really. - Baban gerçekten iyidir. Pek sayılmaz.

When the tempura I make cools down, it immediately loses its crispiness and doesn't taste very good. - Yaptığım tempura soğuduğunda, o derhal gevrekliğini kaybeder ve tadı iyi olmaz.

better

This is a good book, but that is better. - Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.

Nakido is better than Twitter. - Nakido, Twitter'dan daha iyidir.

passable
(Konuşma Dili) copacetic
up to snuff

This translation is not quite up to snuff. - Bu çeviri oldukça iyi değil.

well-

The man is well-known all over the village. - Adam köyün her yerinde iyi tanınmıştır.

In my opinion, a well-designed website shouldn't require horizontal scrolling. - Bence, iyi tasarlanmış bir web sitesi yatay kaydırma gerektirmemeli.

nicely

Tom didn't treat Mary very nicely. - Tom Mary'ye çok iyi davranmadı

Tom doesn't treat Mary very nicely. - Tom Mary'ye çok iyi davranmaz.

suitable

One can hardly find a more suitable climate. - Bundan daha iyi bir ortam bulunamaz.

straight

His eyes searched my face to see if I was talking straight. - Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için beni iyice süzdü.

to the good
benevolent
prolificness
in good health, well. İ
okay

Tom did okay on the test. - Tom sınavda iyi yaptı.

Everything will be okay. I promise. - Her şeyin iyi olacağına söz veriyorum.

kind

I'll never forget your kindness as long as I live. - İyiliğini yaşadığım sürece unutmayacağım.

I am grateful to you for your kindness. - İyiliğiniz için size minnettarım.

happy

Happy birthday, Muiriel! - İyi ki doğdun, Muiriel!

Happy is a man who marries a good wife. - İyi bir eş ile evlenen bir adam mutludur.

well enough

She is now well enough to work. - O, şimdi çalışmak için yeterince iyidir.

I know it well enough. - Ben onu yeterince iyi tanıyorum.

sound

It sounds pretty good. - O, oldukça iyi görünüyor.

Tom certainly looked and sounded better than he did last month when we visited him. - Tom kesinlikle geçen ay onu ziyaret ettiğimizde göründüğünden daha iyi görünüyordu ve sesi daha iyi çıkıyordu.

good; fine; well; suitable; (hava) fair, good; well; All right!, Ok!, good
gratifying
fair

He speaks English fairly well. - O, İngilizceyi oldukça iyi konuşur.

Tom did fairly well on the test he took yesterday. - Tom dün girdiği sınavda oldukça iyi yaptı.

agreeable
just

He, just like you, is a good golfer. - O, tam senin gibi, iyi bir golfçü.

Love isn't a game, so you can't just cherry pick the best bits! - Aşk bir oyun değildir, bu nedenle sadece en iyi parçaları seçemezsiniz!

plentiful, abundant
{i} B
likely

If you eat well, you're likely to live longer. - İyi beslenirseniz muhtemelen daha uzun yaşarsınız.

It is likely to be fine. - O, muhtemelen iyi olacak.

salubrious
up to scratch
pretty

That's a pretty good idea. - O oldukça iyi bir fikir.

Tom knows Mary pretty well. - Tom Mary'yi oldukça iyi biliyor.

nice

Dorenda really is a nice girl. She shares her cookies with me. - Dorenda gerçekten iyi bir kızdır, o kurabiyelerini benimle paylaşıyor.

The table in that room is very nice. - Şu odadaki masa çok iyi.

bonny
right

Mr Ford is all right now. - Bay Ford şimdi iyidir.

As long as we love each other, we'll be all right. - Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.

goodish
o.k
is good
good to
a well
favorable

Attendance should be good provided the weather is favorable. - Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.

handsome

He is handsome. In addition, he is good at sport. - O yakışıklıdır. Ayrıca sporda iyidir.

A handsome man is a good reason to go to hell. - Yakışıklı bir adam, cehenneme gitmek için iyi bir nedendir.

dandy
bonzer
agree

This climate doesn't agree with me. - Bu iklim bana iyi gelmiyor.

Oysters don't agree with me. - İstiridye bana iyi gelmiyor.

OK, OK
whole

As a whole, the plan seems to be good. - Bir bütün olarak, plan iyi gibi görünüyor.

As a whole his works are neither good nor bad. - Eserleri bir bütün olarak ne iyi nede kötü.

vintage
enviable
{f} luxuriate
daha iyi
better

This is a good book, but that is better. - Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

en iyi
best

My best friend is a book. - Benim en iyi dostum bir kitaptır.

The motto of Twitter is The best way to discover what's new in your world. - Twitter'ın sloganı Dünyanızda nelerin yeni olduğunu keşfetmenin en iyi yolu.'dur.

iyi akşamlar
good evening

Good evening, everyone. - Herkese iyi akşamlar.

Good evening, ladies and gentlemen. - İyi akşamlar, bayanlar ve baylar!

iyi niyet
goodwill

Our future depends on the goodwill of a small elite. - Geleceğimiz küçük bir elitin iyi niyetine bağlıdır.

Emma Watson is a UN Women Goodwill Ambassador. - Emma Watson, BM Kadın İyi Niyet Elçisidir.

iyi korunan yer
bastion
iyi bir yere saklamak
stash
iyi dilekler
blessings
iyi dilekler
regards

Please give my best regards to Tom. - Lütfen Tom'a en iyi dileklerimi iletin.

Best regards to your father. - Babana en iyi dileklerimle.

iyi dileklerimle
best wishes
iyi geceler
have a good night
iyi geceler!
night-night
iyi gelmek
a) to do good, to benefit b) to fit, to suit
iyi gelmek
benefit
iyi gitmek
doing well
iyi günler
goodday
iyi huylu
genial
iyi huylu
good natured

Tom is generous and good natured. - Tom cömert ve iyi huyludur.

iyi tatiller!
have a good holiday!, have a good vacation
iyi vakit geçirmek
have a good time
İyi geceler!
Good night!
iyi pişmiş
well done

I like my meat well done. - Etimi iyi pişmiş severim.

I'd like my steak well done. - Bifteğimi iyi pişmiş istiyorum.

iyi pişmiş
short
iyi akşamlar
good afternoon
iyi değil
not good

Potato chips are not good for you. - Patates cipsi senin için iyi değildir.

Twitter is not good enough. - Twitter yeterince iyi değil.

iyi dilek
greeting
iyi dileklerimle
warm wishes
iyi dileklerimle
sincerely
iyi dileklerimle
with my best wishes
iyi edici
remedial
iyi el
good deal
iyi etmek
pinch
iyi etmek
nick
iyi etmek
cure
iyi etmek
do well
iyi etmek
steal
iyi etmek
remedy
iyi geceler!
goodnight
iyi geceler!
good night
iyi gelmek
fit
iyi gitmek
get on
iyi gitmek
going well
iyi giyimli
natty
iyi giyimli
dressy
iyi hal
good behavior
iyi hissetmek
feel good

I want to feel good about myself. - Kendim hakkında iyi hissetmek istiyorum.

iyi huylu
lamblike
iyi huylu
well-mannered

The ideal woman for me would be well-mannered, intelligent and a polyglot. - Benim için ideal kadın, iyi huylu, akıllı ve birçok dilli olacaktır.

She is a well-mannered girl. - O iyi huylu bir kızdır.

iyi huylu
good-natured

She is not beautiful, certainly, but she is good-natured. - O kesinlikle güzel değil ama iyi huylu.

Indeed she is not beautiful, but she is good-natured. - Aslında o güzel değil ama iyi huylu.

iyi huylu
sweet-natured
iyi huylu
good-tempered
iyi huylu
well-tempered
iyi huylu
gentil
iyi
good job

You should take your car to Tom's Garage. He does a pretty good job. - Arabanı Tom'un tamirhanesine götürmelisin. O oldukça iyi iş yapar.

Tom really did a good job today. - Tom bugün gerçekten iyi iş çıkardı.

iyi ki
it's just as well that
iyi kişi
(deyim) good egg
iyi kötü
somehow
iyi kötü
in someway or other
iyi kötü
more or less
iyi niyet
(Kanun) willingness
iyi niyet
sympathy

Let's send Tom a sympathy card. - Tom'a bir iyi niyet kartı gönderelim.

iyi niyet
(Ticaret) (Ticaret) bona fide (Latince)
iyi niyet
good offices
iyi niyet mektubu
(Politika, Siyaset) letter of good faith
iyi niyet sözleşmesi
(Politika, Siyaset) memorandum of understanding
iyi niyetli
(Ticaret) bona fide
iyi niyetli
favorable
iyi niyetli
(deyim) in good faith
iyi niyetli
kindly
iyi niyetli
well-meaning
iyi niyetli
spleenless
iyi niyetli
do gooder
iyi niyetli
friendly
iyi niyetli
favourable
iyi niyetli
easy-going
iyi niyetli
rightminded
iyi niyetli
well-meant
iyi niyetli
gracious
iyi niyetli
pure-minded
iyi niyetli
well-disposed
iyi niyetli hamil
(Ticaret) bona fide holder
iyi oluş
well-being
iyi oyun
(Bilgisayar) good game
iyi sonuç
good result
iyi ya
better still
iyi çözüm
good solution
iyi diyelim iyi olsun
(deyim) Fair to middling! Comme Ci, Comme Ca!
iyi geçinmek
get along

He is hard to get along with. - Onunla iyi geçinmek zordur.

Please try your best to get along with everybody else. - Lütfen başka herkesle iyi geçinmek için elinden geleni yapmaya çalış.

iyi gün dostu
Fair friend
iyi hale getirmek
To optimize
iyi ki doğdun
happy birthday

Happy birthday, Muiriel! - İyi ki doğdun, Muiriel!

iyi maaşlı
well-compensate
iyi niyet gostergesi
sign of good intention

İyi niyetimizi göstermek adına ödemenizi erken yapacağız.

iyi seneler
good years
iyi yüreklilik, eli açıklık, cömertlik
good courage, liberality, generosity
İyi geceler
good night

Good night and sweet dreams. - İyi geceler ve tatlı rüyalar.

Now it's time to say good night. - Şimdi iyi geceler demenin zamanıdır.

iyi durum
{i} well

He has been well off since he started this job. - O bu işe başladığından beri oldukça iyi durumda.

Tom is still doing well. - Tom hâlâ iyi durumda.

iyi ki
luckily

Luckily nobody got wet. - İyi ki kimse ıslanmadı.

Luckily, Tom was there. - İyi ki, Tom oradaydı.

iyi kâlpli
{s} kind

You're so kind-hearted. - Sen çok iyi kalplisin.

Be the kindhearted man you always were. - Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.

iyi geceler
good evening
iyi geçinmek
get along with

He is hard to get along with. - Onunla iyi geçinmek zordur.

Please try your best to get along with everybody else. - Lütfen başka herkesle iyi geçinmek için elinden geleni yapmaya çalış.

iyi günler
good afternoon
iyi tatiller
happy holidays
iyi bayramlar
happy holidays
iyi dilek
compliments
iyi geceler
bonsoir
iyi geceler
goodnight

Tom said goodnight to Mary. - Tom Mary'ye iyi geceler dedi.

I have to say goodnight to them. - Onlara iyi geceler demek zorundayım.

iyi kâlpli
warm hearted
iyi niyet
bona fides
iyi ol
bode well
iyi olmak
doing well
iyi yürekli
(deyim) pure in heart
iyi çalışmalar
have a nice working day
iyi çalışmalar
kind regards
İyi günler
have a nice day
iyi el
(Bilgisayar) nice hand
iyi gelmek
do good
iyi geçinmek
hit it off with
iyi geçinmek
agree
iyi geçinmek
get on with
iyi geçinmek
hit it off
iyi gitmek
progress well
iyi olmak
get better

I want to get better at speaking French. - Fransızca konuşmada daha iyi olmak istiyorum.

I would like to get better at speaking French. - Fransızca konuşmada daha iyi olmak istiyorum.

iyi olmak
(deyim) pick up
iyi olmak
going well
iyi olmak
get over
iyi olmak
recover
iyi olmak
be all right
iyi seçilmiş
choice
iyi çalışmalar
(Bilgisayar) good work
iyi çalışmalar
have a nice day
iyi dilekler
regard

Please give my best regards to Tom. - Lütfen Tom'a en iyi dileklerimi iletin.

Best regards to your father. - Babana en iyi dileklerimle.

iyi dilekler
compliment
iyi durum
good condition

This car is in good condition. - Bu araba iyi durumdadır.

The goods arrived in good condition. - Mallar iyi durumda geldi.

iyi geceler
good night

Now it's time to say good night. - Şimdi iyi geceler demenin zamanıdır.

Tom kissed Mary good night. - Tom Mary'ye iyi geceler öpücüğü verdi.

iyi geliştirilmiş
well developed
iyi geçinmek
rub along
iyi gitmek
match
iyi gitmek
shape-up
iyi giyimli
well groomed
iyi günler
good day

Good day. What do you want? - İyi günler. Ne istemiştiniz?

Good day, how are you? - İyi günler, nasılsınız?

iyi hisset
feel good

I don't feel good right now. - Şu anda iyi hissetmiyorum.

Doesn't it feel good? - O iyi hissetmiyor mu?

iyi huy
good temper
iyi huylu
amiable
iyi huylu
benign

The results of Tom's biopsy show that the tumor is benign. - Tom'un biyopsi sonuçlarına göre, tümör iyi huyludur.

iyi huylu
well mannered
iyi huylu
mild
iyi huylu
jovial
iyi kalpli
largehearted
iyi kalpli
kind

Be the kindhearted man you always were. - Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.

You're so kind-hearted. - Sen çok iyi kalplisin.

iyi kalpli
kind-hearted
iyi kalpli
kindhearted

Be the kindhearted man you always were. - Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.

iyi ki
fortunately

Fortunately Mary felt the same way as did Tom. - İyi ki Mary de Tom'un hissettiği aynı şekilde hissetti.

Fortunately, no passengers were injured. - İyi ki, hiçbir yolcu yaralanmadı.

iyi ki
just as well
iyi niyet
good faith
iyi niyetli
kind-hearted
iyi ol
got well
iyi ol
gotten well
Türkisch - Türkisch
Bol, yararlı, kazançlı
Bol, yararlı, kazançlı. Çok
Yeterli, yetecek miktarda olan
istenilen nitelikleri taşıyan
İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde
Yeterli, yetecek miktarda olan: "Annemin simasını şimdi iyi hatırlayamıyorum."- Y. K. Beyatlı. İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde: "Bunun çocukları iyi çıktıkları için, ölünceya kadar babalarına bakmışlar."- M. Ş. Esendal
İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı: "Bir aralık iyi fal bildiğimi haremde duyurdum."- F. R. Atay
Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren
Yerinde, uygun
Esen, sağlıklı
İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı
bih
iyi gün dostu
Dostlarının sıkıntılı zamanlarında onlardan kaçan kimse
İyiler
ebrâr
iyi kalpli
Başkaları için hep iyilik düşünen, iyi yürekli
iyi niyet
Herhangi bir kimse veya konuda hiçbir kötü düşünce beslememe, hüsnüniyet
İyi
(Hukuk) BONUS
İyi kalpli
iyi yürekli
İyi olmak
düzelmek
İyi olmak
(Osmanlı Dönemi) FEYK
İyi olmak
(Osmanlı Dönemi) NEBALE
İyi yürekli
bonkör
Englisch - Türkisch

Definition von iyi im Englisch Türkisch wörterbuch

iyi gün dostu
Fair-weather friend
iyi uykular
sleep well