olmak

listen to the pronunciation of olmak
Türkisch - Englisch
happen

Something bad was about to happen. - Kötü bir şey olmak üzereydi.

Tom couldn't shake the feeling that something profound was about to happen. - Tom insanın içine işleyen bir şey olmak üzere olduğu hissini atlatamadı.

become

Would you like to become a trusted user? - Güvenilir bir kullanıcı olmak istiyor musunuz?

I would like to become a famous soccer player. - Ünlü bir futbolcu olmak istiyorum.

{f} occur
fit

I don't think you're fit to be a teacher here. - Burada öğretmen olmak için uygun olduğunu sanmıyorum.

The king had only one child, and that was a daughter, so he foresaw that she must be provided with a husband who would be fit to be king after him. - Kralın sadece bir çocuğu vardı ve o bir kızdı, bu yüzden ona ondan sonra kral olmak için uygun olacak bir koca temin edilmesi gerektiğini öngördü.

go on

I want to get a haircut before I go on the trip. - Yolculuğa çıkmadan önce saç tıraşı olmak istiyorum.

He won't go on to graduate school. - Okuldan mezun olmak için devam etmeyecek.

grew into
knock about
happen to

I want to make sure nothing will happen to Tom. - Tom'a bir şey olmayacağından emin olmak istiyorum.

Why did that have to happen to us? - Bu bize neden olmak zorundaydı?

(deyim) give cause for
pretend

I don't know what's worse: being stupid or pretending to be stupid. - Hangisinin daha kötü olduğunu bilmiyorum: aptal olmak mı yoksa aptalmış gibi yapmak mı?

Can you at least pretend you want to be here? - Sen en azından senin burada olmak istediğini taklit edebilir misin?

result

The result was far from being satisfactory. - Sonuç tatmin edici olmaktan uzaktı.

A man decides he wants to be king; thousands of people die shortly thereafter as a result of this desire. - Bir adam kral olmak istediğine karar verir; çok geçmeden bu arzunun sonucu olarak binlerce insan ölür.

form

Tom came here to help us fill out these forms. - Tom bizim bu formları doldurmamıza yardımcı olmak için buraya geldi.

You don't have to be so formal. - Çok resmî olmak zorunda değilsin.

be of
pass off
am
to be present
becoming
be provided
present
brew
happening

Tom looked around to make sure nothing else was happening. - Tom başka bir şey olmadığından emin olmak için etrafına baktı.

concur
come to pass
hamper
amount to
catch

Tom doesn't like being around children because he's always afraid of catching a cold from one of them. - Tom onlardan birinden her zaman soğuk algınlığı kapmaktan korktuğu için çocukların etrafında olmaktan hoşlanmaz.

I want to make sure that I don't catch the flu. - Gribe yakalanmayacağımdan emin olmak istiyorum.

turn into
be present
amount
suit
grow into
occupy
be
is
exist

Men do not exist in this world to become rich, but to become happy. - Bu dünyada erkekler zengin olmak için değil, mutlu olmak için var olurlar.

mature
to happen, occur, be, take place
hatch
slang to get drunk: Sen bayağı oldun. You're as drunk as a lord. Oldu. (Konuşma Dili) All right./OK./Very well./Agreed
eventuate
(for something) to be acceptable, be all right, be okay: Olur mu öyle? Can (something like) that be okay? Olur! Okay! Olmaz! No!
come off
turn

Tom wants to graduate from college before he turns 24 years old. - Tom, 24 yaşını doldurmadan önce üniversiteden mezun olmak istiyor.

Tom checked to make sure the gas was turned off. - Tom gazın kapalı olduğundan emin olmak için kontrol etti.

to catch (a disease): Tifo oldu. He caught typhoid fever
befall
come over
(for something) to be a source of (something) to (someone): Bu ilacın ona çok yararı oldu. This medicine has really helped her
to be (to have or occupy a place or position; to show a certain characteristic): Beşte orada olmalıyım. I ought to be there at five o'clock. Cesur olmalısın. You should be bold
to have (used with possessives): Param olsaydı alırdım. If I'd had the money, I'd have bought it. Benim o semtte bir evim olmalı. I ought to have a house in that part of town
come about
to become, come to exist, come into being
to ripen; (for food) to be cooked, be done
hap

Tom couldn't shake the feeling that something horrible was about to happen. - Tom kötü bir şey olmak üzere olduğu hissini atlatamadı.

I'd be happy to help you if you're having trouble. - Bir sorununuz varsa, size yardımcı olmaktan mutluluk duyarım.

hit

Everybody expected the musical to be a great hit, but it was far from being a success. - Herkes müzikalin büyük bir hit olmasını bekliyordu fakat o başarılı olmaktan çok uzaktı.

(for an article of clothing) to fit
(yerinde) be situated
to lose, be deprived of: Canından oldu. He lost his life. Kumar yüzünden servetinden oldu. She lost her fortune by gambling
go
get

Tom had trouble getting online. - Tom çevrim içi olmakta zorlanıyordu.

Tom felt like getting drunk. - Tom'un canı sarhoş olmak istedi.

to undergo (something): Ameliyat oldu. He underwent an operation. Ahmet yarın imtihan olacak. Ahmet will take an exam tomorrow
to be; to become; to exist; to happen, to occur, to take place, to go no, to come about, to transpire; to get; to fit, to be suitable for; to be present; to ripen; to mature; (hastalık) to catch, to have, to get;" "to undergo; to be ready/prepared/cooked, etc.; to be done out of sth
take place
have

Would you like to have dinner with me tonight? - Bu akşam yemekte benimle olmak ister misin?

If you are going abroad, it's necessary to have a passport. - Eğer yurt dışına gidiyorsanız, bir pasaporta sahip olmak gereklidir.

fare
(for time) to pass, elapse, be: Oraya gideli iki yıl oldu. It's been two years since he went over there
take

Tom has what it takes to succeed. - Tom başarılı olmak için gerekli niteliklere sahip.

Tom has what it takes to be a good teacher. - Tom, iyi bir öğretmen olmak için gereken niteliklere sahip.

ripen
transpire
grow

I want to be somebody when I grow up. - Büyüdüğümde ben önemli biri olmak istiyorum.

I want to be a pilot when I grow up. - Büyüdüğüm zaman bir pilot olmak istiyorum.

betide
bağlı olmak
depend

It is often necessary to depend upon others. - Başkalarına bağlı olmak sık sık gereklidir.

yok olmak
disappear
belli olmak
become clear
emin olmak
ensure
özgür olmak
be free
egemen olmak
dominate
emekli olmak
retire

My wife and I are preparing to retire. - Karım ve ben emekli olmak için hazırlanıyoruz.

I never want to retire. - Asla emekli olmak istemiyorum.

konsantre olmak
concentrate

You've got to concentrate. - Sen konsantre olmak zorundasın.

All you have to do is to concentrate. - Bütün yapman gereken konsantre olmak.

mezun olmak
graduate

He is proud of having graduated from Tokyo University. - Tokyo Üniversitesi'nden mezun olmaktan gurur duyuyor.

I don't have enough credits to graduate. - Mezun olmak için yeterli kredim yok.

neden olmak
cause

I don't want to cause any inconveniences. - Ben herhangi bir rahatsızlığa neden olmak istemiyorum.

Tom didn't want to cause us any more trouble. - Tom bize daha fazla soruna neden olmak istemedi.

sahip olmak
have

And what we really want is to have many sentences in many — and any — languages. - Ve bizim gerçekten istediğimiz çok sayıda-ve herhangi-dillerde çok sayıda cümlelere sahip olmaktır.

It must be nice to have friends in high places. - Yüksek yerlerde arkadaşlara sahip olmak güzel olmalı.

sebep olmak
cause

I didn't want to cause a scene. - Bir olaya sebep olmak istemedim.

We want to cause the least possible harm. - Biz mümkün olan en az zarara sebep olmak istiyoruz.

uygun olmak
suit
var olmak
exist
ait olmak
Belong to
başarılı olmak
succeed

If you want to succeed, use your time well. - Başarılı olmak istiyorsanız zamanınızı iyi kullanın.

He wanted to succeed. - O başarılı olmak istedi.

hakim olmak
dominate
hemfikir olmak
agree
minnettar olmak
be grateful

What do you have to be grateful for? - Ne için minnettar olmak zorundasın?

What do I have to be grateful for? - Ne için minnettar olmak zorundayım?

tedirgin olmak
worry
şahit olmak
witness
belli olmak
appear
neden olmak
induce
hayran olmak
admire

I couldn't help but admire Tom's perseverance. - Tom'un sabrına hayran olmaktan kendimi alamadım.

mezun olmak
graduated from

He is proud of having graduated from Tokyo University. - Tokyo Üniversitesi'nden mezun olmaktan gurur duyuyor.

teslim olmak
surrender

Under the circumstances we have no choice but to surrender. - Bu şartlar altında teslim olmaktan başka seçeneğimiz yok.

I'd rather die than surrender. - Teslim olmaktansa ölmeyi tercih ederim.

peşinde olmak
chase
belli olmak
be clear
sahip olmak
possess

Happiness isn't merely having many possessions. - Mutluluk sadece birçok mala sahip olmak değildir.

Someday, I would like to possess a sailboat. - Günün birinde, bir yelkenliye sahip olmak istiyorum.

mecbur olmak
be obliged to
sahip olmak
own

They decided to adopt a child rather than having one of their own. - Kendi çocuklarından birine sahip olmak yerine bir çocuk evlat edinmeye karar verdiler.

Most Americans did not have the money to own an automobile. - Birçok Amerikalının bir otomobile sahip olmak için parası yoktu.

olmak (bir yerde)
stand
olmak ya da olmamak
To be or not to be
olmak üzere
impending
olmak üzere olan
upcoming
olmak-lık
is-ness
olası olmak
be likely
olası olmak
might
olası olmak
may
olası olmak
be possible
olaya yakından şahit olmak
have a ringside seat
olağanüstü olmak
beat the band
olumlu olmak
be posivite
olup bitenden habersiz olmak
(deyim) be out of the picture
minnettar olmak
appreciate
bağımlısı olmak
addict
razı olmak
consent
borçlu olmak
owe

I never want to owe money to anyone. - Kimseye para borçlu olmak istemiyorum.

eğilimi olmak
tend
pişman olmak
repent
yok olmak
vanish
mal olmak
be
mevcut olmak
be
aynı fikirde olmak
agree

I have to agree with her. - Onunla aynı fikirde olmak zorundayım.

I've got to agree with Tom here. - Burada Tom'la aynı fikirde olmak zorundayım.

gerekli olmak
(Hukuk) call for
ilgili olmak
relate
olma
{i} being

I am proud of being a doctor. - Doktor olmaktan gururluyum.

Nobody can be a head coach of a soccer team without being a soccer player. - Hiç kimse futbolcu olmadan bir futbol takımının teknik direktörü olamaz.

teslim olmak
give in

The soldiers fought valiantly, but finally they had to give in. - Askerler kahramanca savaştılar fakat sonunda teslim olmak zorunda kaldılar.

önayak olmak
initiate
şok olmak
be shocked
mezun olmak
to graduate

Tom wants to graduate from college before he turns 24 years old. - Tom, 24 yaşını doldurmadan önce üniversiteden mezun olmak istiyor.

I'd like to graduate next spring. - Gelecek bahar mezun olmak istiyorum.

ol
be
var olmak
be
eksik olmak
miss
ait olmak
refer
alışkın olmak
be used to
ağzına kadar dolu olmak
brim
belli olmak
be understood
dikkatli olmak
watch out
hasret olmak
long
ilgili olmak
come to
ilgili olmak
be pertinent to
kararlı olmak
insist
kefil olmak
vouch
meraklı olmak
to be keen on
meraklısı olmak
be keen on
neden olmak
precipitate
ol
became
uyumlu olmak
conform
yakın olmak
impend
yeniden olmak
recur
yorgun olmak
be tired
zorunda olmak
have to

I don't want to have to shoot you. - Sana ateş etmek zorunda olmak istemiyorum.

I don't want to have to worry about you. - Senin için endişelenmek zorunda olmak istemiyorum.

önemi olmak
count
üstün olmak
excel
altüst olmak
upset
itirazı olmak
object
mal olmak
cost

That book costs 3,000 yen. - O kitap 3.000 yene mal olmaktadır.

It costs three dollars. - O, üç dolara mal olmaktadır.

meşgul olmak
deal
müteessir olmak
regret
ol
are
başarısız olmak
fall through
emin olmak
to be sure (of)
ilgisi olmak
have something to do with
sırılsıklam olmak
soak
öncelikli olmak
take precedence of
ol
is
tatmin olmak
come
ol
was
inancı olmak
trust
körkütük sarhoş olmak
Get hammered
düzeyinde olmak
rule
sebep olmak
induce
yerlisi olmak
hail
göstergesi olmak
argue
abone olmak
subscribe to

I would like to subscribe to your newsletter. - Haber bülteninize abone olmak istiyorum.

acemi olmak
stooge
aklında olmak
have in mind
alabora olmak
turn over
alışık olmak
to be used to
anlamı olmak
figure
arada olmak
intervene
aynı anda olmak
synchronize
aşı olmak
to be vaccinated, be inoculated
aşık olmak
be sweet on smb
aşık olmak
be struck on smb
başarılı olmak
speed
belli olmak
1. to become perceptible. 2. to become definite
belâ olmak
plague
benzer olmak
border
bilgili olmak
be knowledgeable about
bilgisi olmak
be aware of
bilincinde olmak
conscious of
birlik olmak
conspire
birlik olmak
unite
birlikte olmak
accompany
bitişik olmak
neighbor
bitişik olmak
adjoin
dahil olmak
be included

Tom doesn't want to be included. - Tom dahil olmak istemiyor.

deli olmak
be crazy about
deli olmak
rave
destek olmak
support

Tom is working hard to support his family. - Tom ailesine destek olmak için sıkı çalışıyor.

Tom is here to support you. - Tom sana destek olmak için burada.

dolayı olmak
follow
dolu olmak
bristle
dost olmak
to become friends
düz olmak
be flat
düşkün olmak
be fond of
düşkün olmak
be keen on
eksik olmak
require
elinde kozu olmak
to have an ace in the hole
emekli olmak
be retired
emin olmak
certain

I have to make certain Tom knows what time the concert starts. - Konserin saat kaçta başladığını Tom'un bildiğinden emin olmak zorundayım.

I have to make certain Tom knows what to do. - Tom'un ne yapacağını bildiğinden emin olmak zorundayım.

emin olmak
to be certain

I want to be certain you are who you say you are. - Kim olduğunu söylediğin kişi olduğundan emin olmak istiyorum.

I just want to be certain that it's OK. - Sadece bunun iyi olduğundan emin olmak istiyorum.

emin olmak
be certain

I want to be certain you are who you say you are. - Kim olduğunu söylediğin kişi olduğundan emin olmak istiyorum.

I just want to be certain that it's OK. - Sadece bunun iyi olduğundan emin olmak istiyorum.

engel olmak
(Hukuk) preclude
esin kaynağı olmak
inspire
etkili olmak
have influence
eğilimi olmak
incline
eğilimli olmak
be liable to
farklı olmak
vary
Englisch - Englisch

Definition von olmak im Englisch Englisch wörterbuch

OL
my wife, my girlfriend, my mother (Internet abbreviation)
ol
Oliver's List of Newton Easter Eggs http: //www geocities com/SiliconValley/Bay/4931/index html
ol
Ordered List The Ordered List element represents a list of items sorted by sequence or order of importance Typical remdering is a numbered list of items
ol
OFFICE LIGHT DISTRICT
ol
on the label
ol
{ font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10pt; margin-top: auto; margin-bottom: auto; color: #000000} The OL tag style creates a default look for an orderedlist in the HTML file item one item two
ol
A suffix denoting that the substance in the name of which it appears belongs to the series of alcohols or hydroxyl derivatives, as carbinol, glycerol, etc
ol
Operating loans, farm
ol
Overall Length
ol
orienting line
Türkisch - Türkisch
Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak: "Okumak, eczacı olmak bu sayılı inatlarından biri ve ilkidir."- T. Buğra
Özne bir isim tamlaması olduğunda, belirtenin belirtilene ait olduğu düşüncesini anlatır
Sürdürmek, yürütmek
Uymak, tam gelmek
Sarhoş olmak
Bir şeyi elde etmek, edinmek
Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek: "Pırlanta gerdanlığı da tektaş küpesi de, zümrüt yüzüğü de kendinin olsun!"- S. M. Alus
Bulunmak: "Kız da hemen olduğu yere oturdu."- M. Ş. Esendal
Bulunmak
Meydana gelmek, vuku bulmak: "En şiddetli münakaşa, kumpanyanın ismi için oldu."- S. F. Abasıyanık
Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak
Bir isim veya sıfatın belirttiği durumu almak
Bir olayla karşılaşmak; başına kötü bir şey gelmek
Yaklaşmak, gelip çatmak
Yol açmak
Uygun düşmek, yerinde görülmek
Yitirmek, elinden kaçırmak
Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek
Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılır
Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur
Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak
Hazırlanmak, hazır duruma gelmek
Ne gibi bir ilginin bulunduğunu sormak veya hiçbir ilgi olmayacağını belirtmek için kullanılır
Bu fiilin geniş zamanının tekil üçüncü kişisi olumlu olduğunda kabul, olumsuz olduğunda ret anlatır
Yetişmek, olgunlaşmak
Gerçekleşmek veya yapılmak
Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak
Bir şeyi elde etmek, edinmek: "Nihayet ben mal sahibi olacağıma göre rahattım."- S. F. Abasıyanık
Herhangi bir durumda bulunmak
Bir durumdan başka bir duruma geçmek
Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek
Hastalığa yakalanmak, tutulmak
Geçmek, tamamlanmak
Varlık kazanmak, meydana gelmek, vuku bulmak
(Osmanlı Dönemi) TANAZZUC
dokunmak
yapmak
ifşa olmak
Gizli olan bir şey ortaya çıkmak
OL
(Hukuk) O
mahcup olmak
Utanmak
ol
O gösterme sıfatı
ol
O gösterme sıfatı: "Dedi gördüm ol habibin aneasın"- Süleyman Çelebi. O gösterme zamiri
olma
Olmak işi veya durumu
olmak
Favoriten