kurma

listen to the pronunciation of kurma
Türkisch - Englisch
{i} installation
setup
building

As he walked along, his brain was busy planning hundreds of wonderful things, building hundreds of castles in the air. - O yürürken onun beyni yüzlerce harika şeyler planlamakla, yüzlerce hayaller kurmakla meşguldü.

foundation
forming

He argued for our forming the alliance with that nation. - O, o ülke ile ittifak kurmamızı savundu.

He's quick in forming relationships with women. - O, kadınlarla ilişki kurmada hızlıdır.

constitution
winding up
(saat) wind
set

Please let me know immediately if you would like to set up an area of the conference room for your products. - Ürünlerin için bir konferans salonu sahası kurmak istiyorsan lütfen bana hemen bildir.

Tom is ready to settle down and start a family. - Tom yerleşmek ve bir aile kurmak için hazır.

hatcher
promotion
establishment
installment
establishment, erection
institution
construction
instalment
erection
prefabricated
erecting
hatching
contrivance
fitting
joining
assembly

Everyone has the right to freedom of peaceful assembly and association. - Her şahıs saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe katılma serbestisine maliktir.

fixing
premeditation
editing
{i} establishing
mounting
winding-up
windingup
set up

Does anybody here know how to set up a web server? - Buradaki herhangi biri bir web sunucusu kurmayı biliyor mu?

Tom wants me to come to Boston to help him set up a new business. - Tom yeni bir iş kurmasına yardım etmem için Boston'a gelmemi istiyor.

{i} setting

Tom has just finished setting up. - Tom az önce kurmayı bitirdi.

Setting limits is imperative. - Sınırları kurmak şarttır.

installlation
kurmak
constitute
kur
courtship

Traditionally, men were expected to take the lead in courtship. - Geleneksel olarak erkeklerin kur yapmada öncülük etmesi bekleniyordu.

kurmak
set up

A fund was launched to set up a monument in memory of the dead man. - Ölü bir adamın anısına bir anıt kurmak için bir fon başlatıldı.

This looks like a good spot to set up camp. - Bu, kamp kurmak için iyi bir yere benziyor.

kurmak
found

I haven't found a good place to pitch our tent yet. - Henüz çadırımızı kurmak için iyi bir yer bulmadık.

kurmak
install
kur
{i} rate

I'd like to know the exact exchange rate for yen. - Yen için tam döviz kurunu bilmek istiyorum.

What's today's exchange rate? - Bugünkü döviz kuru nedir?

kurmak
establish

We should do our utmost to establish world peace. - Dünya barışını kurmak için elimizden geleni yapmalıyız.

They have enough capital to establish another factory. - Onlar başka bir fabrika kurmak için yeterli sermayeye sahip.

kurma ile ilgili
promotional
kurma mekanizması
winding up mechanism
kur
course

In this course, we'll spend time helping you sound more like a native speaker. - Bu kursta, daha çok bir yerli gibi konuşmanıza yardım ederek zaman geçireceğiz.

I hate so-called 30 days language courses. - Sözde 30 günlük dil kurslarından nefret ediyorum.

kurmak
{f} set

A fund was launched to set up a monument in memory of the dead man. - Ölü bir adamın anısına bir anıt kurmak için bir fon başlatıldı.

It took us half an hour to set up the tent. - Çadırı kurmak yarım saatimizi aldı.

kur
establish

Kublai Khan established the Yuan Dynasty in 1271. - Kubilay Han Yuan Hanedanı'nı 1271 yılında kurmuştur.

The school was established in 1650. - Okul, 1650'de kuruldu.

kurmak
wind up
kurmak
to set up, to establish, to organize, to found; to mount, to assemble; to form; (silah) to cock; (kamp, çadır) to pitch; (saat) to wind; (plan) to hatch; (turşu) to make; (sofra/masa) to set; (tuzak) to set, to lay; to incite
kurmak
{f} institute
kurmak
{f} build

As he walked along, his brain was busy planning hundreds of wonderful things, building hundreds of castles in the air. - O yürürken onun beyni yüzlerce harika şeyler planlamakla, yüzlerce hayaller kurmakla meşguldü.

The new president wants to build up the army. - Yeni başkan ordu kurmak istiyor.

kurma
flotation
kur
{i} class

Which language class are you taking this semester? Arabic Level 5. - Bu yarıyıl tatilinde hangi dilin kursunu alacaksın? Arapça 5. seviye.

Last year in the spring I attended a cooking class and learned how to bake bread. - Geçen yıl baharda bir yemek kursuna katıldım ve ekmek nasıl pişirilir öğrendim.

kur
institute

The research institute was established in the late 1960s. - Araştırma enstitüsü, 1960'ların sonlarında kurulmuştur.

The education in that institute is simply pathetic. - O kurumdaki eğitim tek kelimeyle içler acısı.

kur
flirt
kurmak
(Nükleer Bilimler) setup
kurmak
{f} erect
kurmak
base
sömürge kurma
colonization
tekrar kurma
reset
kur
{f} founded

Harvard University was founded in 1636. - Harvard Üniversitesi, 1636'da kuruldu.

This school was founded in 1970. - Bu okul 1970'te kuruldu.

denge kurma
(Pisikoloji, Ruhbilim) equilibration
hayal kurma
flight of fancy
irtibat kurma
contacting
koloni kurma
colonization
kur
ploughing
kurmak
(deyim) bring into existence
kurmak
(Mekanik) fabricating
kurmak
prime
kurmak
assemble
kurmak
work
kurmak
build-up
kurmak
assembly
kurmak
built-up
kurmak
(deyim) bring into being
kurmak
(Dilbilim) put in
kurmak
incite
kurmak
ruminate over
kurmak
locate
kurmak
(Ticaret) organizing
kurmak
preselect
kurmak
fabricate
kurmak
conceive
kurmak
brew
kurmak
hatch
kurmak
wind
kurmak
bottom
kurmak
plan

As he walked along, his brain was busy planning hundreds of wonderful things, building hundreds of castles in the air. - O yürürken onun beyni yüzlerce harika şeyler planlamakla, yüzlerce hayaller kurmakla meşguldü.

kurmak
appoint
kurmak
chew
kurmak
meditate
kurmak
concoct
oyun kurma
(Spor) set
tuzak kurma
(Bilgisayar,Teknik) trap setting
tuzak kurma
trapping
kurmak
{f} lay

Layla was charged with conspiracy for bank robbery. - Layla banka soygunu için komplo kurmakla görevlendirildi.

Layla was charged with conspiracy to commit murder. - Leyla cinayet işlemek için komplo kurmakla suçlanıyordu.

kur
{f} established

Kublai Khan established the Yuan Dynasty in 1271. - Kubilay Han Yuan Hanedanı'nı 1271 yılında kurmuştur.

The research institute was established in the late 1960s. - Araştırma enstitüsü, 1960'ların sonlarında kurulmuştur.

kur
put together

Bush put together a hard-working team. - Bush çalışkan bir ekip kurdu.

Let's put together a pro-soccer team for Nagasaki! - Nagasaki yanlısı bir futbol takımı kuralım.

kur
setup
kur
{f} set

His second son married and settled down. - Onun ikinci oğlu evlendi ve yuva kurdu.

It took us half an hour to set up the tent. - Çadırı kurmak yarım saatimizi aldı.

kur
pass

They were rescued by a passing ship. - Geçen bir gemi tarafından kurtarıldılar.

He passed the law examination and set up a law office. - Hukuk sınavını geçti ve bir hukuk bürosu kurdu.

kur
install

Full body scanners were installed at the airport. - Havaalanına tam beden tarayıcıları kuruldu.

One thing I don't like about the iPad is that you can't easily install apps that aren't available through Apple's App Store. - iPad hakkında hoşlanmadığım tek şey Apple'ın Uygulama Mağazasında mevcut olmayan uygulamaları kolaylıkla kuramamandır.

kur
{f} establishing
kur
{f} set up

It took us half an hour to set up the tent. - Çadırı kurmak yarım saatimizi aldı.

A committee has been set up to investigate the problem. - Sorunu araştırmak için bir komite kuruldu.

kur
{f} installed

The world's first parking meter was installed in Oklahoma City in 1935. - Dünyanın ilk parkmetresi 1935 yılında Oklahoma'da kuruldu.

We've installed several security cameras. - Tom birkaç güvenlik kamerası kurdu.

kurmak
devise
kurmak
project
kurmak
organize
kurmak
predicate
kurmak
contrive
kurmak
relocate
kurmak
put up

They have enough capital to put up another factory. - Onlar başka bir fabrika kurmak için yeterli sermayeye sahip.

kurmak
construct
kurmak
propose
kurmak
fix up
kur
{f} assembly

Everyone has the right to freedom of peaceful assembly and association. - Her şahıs saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe katılma serbestisine maliktir.

2016 was declared the International Year of Pulses by the United Nations General Assembly. - 2016 birleşmiş milletler genel kurulu tarafından uluslararası bakliyat yılı ilan edildi.

kur
attention
kur
{f} mounting
kur
addresses
kurmalar
builds
Kur
G.S. (general staff)
Kur
(abbr. for Kurmay) mil
Kur
G.S.O. (general staff officer)
dernek kurma hakkı
(Kanun) right to form association
elle kurma tertibatı
(Askeri) hand-operating device
hayal kurma
wool gathering
hayal kurma terapisi
(Pisikoloji, Ruhbilim) imagery therapy
ilişki kurma
contraction
iskele kurma
(İnşaat) scafolding
işçi olarak çalışma ya da kendi işini kurma hakkı
(Hukuk) right to work as an employee or self
kol saati kurma düğmesi
stem
kur
par

In the Quran there is a part about Saint Mary and the birth of Jesus Christ. - Kuran'da Hz. Meryem ve Hz. İsa'nın doğumu hakkında bir bölüm vardır.

I contacted my parents. - Ebeveynlerimle temas kurdum.

kur
puttogether
kur
courting, wooing
kur
{i} suit

Geppetto did not have a penny in his pocket, so he made his son a little suit of flowered paper, a pair of shoes from the bark of a tree, and a tiny cap from a bit of dough. - Geppetto'nun cebinde bir kuruşu yoktu, bu yüzden oğluna çiçekli bir kağıttan küçük bir takım, bir ağacın kabuğundan bir çift ayakkabı ve biraz hamurdan küçük bir kep yaptı.

He began courting her in earnest when he found out that she had another suitor. - Onun diğer talibinin olduğunu öğrendiğinde, ciddi olarak ona kur yapmaya başladı.

kur
rate of exchance
kur
lead

No man can know them, no hunter can shoot them, with powder and lead - Thoughts are free! - Hiçbir insan onları bilemez, hiçbir avcı barut ve kurşunla onları vuramaz. - Düşünceler özgürdür!

It's possible that the drinking water has chlorine, lead, or similar contaminants in it. - İçme suyunda klor, kurşun ya da benzer kirletici madde bulunması mümkün.

kur
{i} court

The graphic description of the victim's murder was too much for his mother, who ran out of the court in tears. - Kurbanın katili tarafından yapılan çarpıcı betimleme, gözyaşları içinde mahkemeyi terk eden annesine çok ağır geldi.

He began courting her in earnest when he found out that she had another suitor. - Onun diğer talibinin olduğunu öğrendiğinde, ciddi olarak ona kur yapmaya başladı.

kur
{i} wooing

He tried wooing her with love poems. - O aşk şiirleriyle ona kur yapmaya çalıştı.

kur
constituted
kur
{i} rush
kur
{i} flirtation
kurmak
{f} weave
kurmak
{f} plant
kurmak
to plot, plan (something bad). 10 to indulge in (daydreams)
kurmak
to resolve (to do something)
kurmak
{f} pitch

This is a good place to pitch our tent. - Bu, çadırımızı kurmak için iyi bir yer.

Whose idea was it to pitch the tent here? - Çadırı buraya kurmak kimin fikriydi?

kurmak
promote
kurmak
put together
kurmak
form
kurmak
ruminate
kurmak
{f} build up

The new president wants to build up the army. - Yeni başkan ordu kurmak istiyor.

kurmak
to ponder, dwell on
kurmak
to establish, found; to form, create
kurmak
frame
kurmak
(dostluk vb.) strike up
kurmak
to wind (a clock, watch)
kurmak
start

She always wanted to start a family. - O her zaman bir aile kurmak istedi.

Dan and Linda were ready to start a family. - Dan ve Linda bir aile kurmak için hazırdı.

kurmak
(saat) wind up
kurmak
line up
kurmak
(şirket) float
kurmak
{f} conspire
kurmak
mount
kurmak
{f} time

I hear it takes time to make friends with the English people. - Duydum ki İngiliz insanlarla arkadaşlık kurmak zaman alıyor.

It took a long time and a lot of money to build this factory. - Bu fabrikayı kurmak, uzun bir zamana ve bir sürü paraya mal oldu.

kurmak
cog
kurmak
to cock (a gun)
kurmak
ground
kurmak
to pitch (a tent)
kurmak
to set (a trap)
kurmak
{f} cock
kurmak
install , set up
kurmak
(birlik) activate
kurmak
put

They have enough capital to put up another factory. - Onlar başka bir fabrika kurmak için yeterli sermayeye sahip.

In this corner of the room I'd like to put a house-plant. - Odanın bu köşesinde bir sera kurmak isterim.

kurmak
to set (the table) (for a meal)
kurmak
to set (one person) against another. kurup takma assembling, putting (something) together. kurup takmak to assemble, fit/put together. kurduğu tuzağa kendi düşmek to fall into one's own trap
kurmak
to set up, assemble, put together
kurmak
to prepare (a mixture) and set it aside to pickle or ferment
kurmak
lineup
sendika kurma
syndication
sömürge kurma
plantation
süreç kurma
process construction
taslak üs kurma planı
(Askeri) outline base development plan
tekrar kurma
reestablishment
tekrar kurma
reformation
tetik kurma parçası
(Askeri) trigger actuator
turistik tesis kurma izni
(Ticaret) tourist facility license
ulus kurma süreci
(Politika, Siyaset) nation building
windows kurma işlevleri
(Bilgisayar) windows setup functions
yeniden kurma
reinstatement
yeniden kurma
reform
yeniden kurma
reconstruction
Englisch - Englisch

Definition von kurma im Englisch Englisch wörterbuch

Kur
In Sumerian mythology, primarily a mountain or mountains, and usually referred to the Zagros mountains to the east of Sumer
kur
A course of treatment
kur
A course of treatment Also known as cure
kur
to produce
kur
Key User Requirements
kur
A planned course of treatment or supervised series of spa treatments over a period of time
Türkisch - Türkisch
Kurmak işi
Kurularak, parçaları birleştirilerek oluşturulan, prefabrike
Kurularak, parçaları birleştirilerek oluşturulan, prefabrik
ihdas
Kurmak
(Osmanlı Dönemi) TAHTİT
Kurmak
köklemek
Kurmak
ihdas etmek
KÛR
(Osmanlı Dönemi) (C.: Kûrân) f. Kör, âm
kur
Karşı cinsten birine ilgi göstererek onun hoşuna gitme, gönlünü kazanmaya çalışma
kur
Kurs değeri
kur
Birinin duygularını okşayacak biçimde davranarak onu elde etmeye çalışma
kur
Kurs değeri (II)
kur
Yabancı paraların ulusal para cinsinden değeri
kur
Cilve yapma
kurmak
Gizlice hazırlamak, tasarlamak
kurmak
(etkisi ve önemi geniş, sürekli şeyler için): Meydana getirmek, tesis etmek
kurmak
Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek
kurmak
Meydana getirmek, tesis etmek: "Dünyanın en büyük imparatorluklarını kuran kimlerdi?"- O. S. Orhon
kurmak
Zihinde büyütmek
kurmak
Ortaklık sağlamak
kurmak
Düşünmek
kurmak
Hazırlamak: "Kurduğu sofraya, yaptığı salataya git de bak."- R. H. Karay
kurmak
Yapmak, inşa etmek: "Çirkin yapıları örtecek güzel yapılar kuralım."- N. Ataç
kurmak
Gizlice hazırlamak, tasarlamak: "Çocukların top oynadıkları kumluktan iskeleye doğru yürürken hep planlar kuruyordu."- C. Uçuk
kurmak
Düşünmek: "Yalnız hayalle geçiniyorum, ben yalnız hayal kuruyorum."- S. F. Abasıyanık
kurmak
Zihinde büyütmek: "Bayram ağa, uşakların söylediklerini kurdukça kurdu."- H. E. Adıvar
kurmak
Yayı veya zembereği germek
kurmak
Hazırlamak
kurmak
Bir araya getirmek, toplamak
kurmak
Bir şeyin oluşmasına yardım eden parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek, monte etmek
kurmak
Yapmak, inşa etmek
kurmak
Yaylı, zemberekli şeylerde yayı veya zembereği germek: "Çocukça bir sevinçle kurduğun çalar saatleri çalıp duruyor."- H. Taner
kurmak
Bir kimseyi dedikodu veya telkinlerle başkasına karşı öfkelendirmek
kurmak
Yapmak, oluşturmak: "Belki on aile keçelerden, kilimlerden çergelerini meyve ağaçlarının altlarına kurdular."- Ö. Seyfettin
kurmak
Aklına koymak
kurmak
Gereken şartları hazırlayıp kendi kendine olmaya bırakmak
kurmak
Bir şeyin oluşmasına yardım eden parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek, monte etmek: "Geniş çöl ufukları arasında çadırlarımızı kurduk."- F. R. Atay
kurmak
Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek: "Teşkilatı ilçede sevilip sayılan bir avukat kurmuştu."- T. Buğra
kurmak
Sağlamak, oluşturmak
kurmak
Yapmak, oluşturmak
yeniden kurma
Yeniden yapılan
kurma
Favoriten