korumak

listen to the pronunciation of korumak
Türkisch - Englisch
preserve

All countries have a responsibility to preserve the ancestral relics of every people group within their borders, and to pass these on to the coming generations. - Bütün ülkelerin sınırları dahilinde her insan gurubuyla ilgili tarihi eserleri korumak ve bunları gelecek nesillere aktarmak için bir sorumluluğu vardır.

Salt helps to preserve food from decay. - Tuz yiyeceği çürümekten korumak için yardımcı olur.

guard

Gold golems are guardians used to guard treasure. - Altın golemleri hazineyi korumak için kullanılan gardiyanlardır.

conserve

When bears sleep or lie down, their postures depend on whether they want to get rid of heat or conserve it. - Ayılar uyuduğunda ya da uzandığında onların duruşları ısıdan kurtulmak ya da onu korumak isteyip istemediklerine bağlıdır.

Tom wanted to conserve water. - Tom suyu korumak istedi.

protect

The army is in the north to protect the border. - Ordu sınırı korumak için kuzeydedir.

Tom has to protect himself. - Tom kendini korumak zorunda.

save

Everybody will have to pitch in to save the environment. - Çevreyi korumak için herkes katkıda bulunmak zorunda kalacak.

He made a farcical attempt to save face during the fallout of his sex scandal. - Onun seks skandalı serpintisi sırasında yüzünü korumak için saçma bir girişimde bulundu.

defend

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

We have to defend our country from the foreign aggression. - Ükemizi yabancı saldırısından korumak zorundayız.

cover
patronize
keep

Tom struggled to keep his composure. - Tom soğukkanlılığını korumak için mücadele etti.

If you want to keep meat for a long time, freeze it. - Eti uzun süre korumak istiyorsanız onu dondurun.

secure

To secure his locker, he uses a padlock. - O, dolabını korumak için bir asma kilit kullanır.

(Hukuk) maintain

What do you think we must do in order to maintain the peace of the world? - Dünya barışını korumak için ne yapmamız gerektiğini düşünüyorsun?

They were stuck together to maintain their own body heat - Kendi vücut ısılarını korumak için birbirlerine yapıştılar.

harbour
buffer
escort
ensure
hold up
stand between
insulate
defend from
grove
patronise
deliver
bring through
hold to
patrol
patron
hold
prevent
advocate
cradle
sheltering
safekeeping
watch over
retain

Whoever wants to retain everything lets everything escape. - Her şeyi korumak isteyen her şeyin kaçışına izin verir.

fence
(sihirli bir güçle) charm
indemnify
embower
embosom
safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

to preserve, maintain
shade
encourage
to protect, guard, shield, watch over; to defend
keep guard
shelter

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

convoy
spare
to protect; to save; to defend; to guard; to watch over; to preserve, to conserve
screen
to cover, take care of (an expense)
shield

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

cocoon
sponsor
{f} ward
ride herd on
reserve
perpetuate
safe guard
deliver from
charm
{f} vindicate
fend
koru
{i} grove

Might it happen to be a large symbolic grove of trees? - Ağaçların büyük bir sembolik korusu olabilir mi?

Sami hid his car in a grove of trees. - Sami arabasını bir ağaç korusuna sakladı.

koruma
conservation

This has been designated a conservation area. - Bu bir koruma alanı olarak adlandırıldı.

The organization plays a principal role in wildlife conservation. - Örgüt, yaban hayatı korumasında başlıca rol oynar.

koruma
protection

Tom works for the Environmental Protection Agency. - Tom Çevre Koruma Ajansı için çalışıyor.

Tom asked for police protection after Mary and John threatened to kill him. - Mary ve John onu öldürmekle tehdit ettikten sonra, Tom polis koruması istedi.

koruma
{i} preservation

Sleep is essential for the preservation of life. - Uyku, yaşamı korumak için gereklidir.

koruma
guard

The President's guards are stationed in front of the entrance. - Devlet Başkanının korumaları girişin önünde konuşlandırıldılar.

Tom sneaked up behind the guard and clobbered him with a monkey wrench. - Tom korumanın arkasına sinsice yaklaştı ve onu İngiliz anahtarıyla dövdü.

korumak sihirli bir güçle
charm
koruma
maintenance
koruma
{i} shield

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

koruma
escort

The bus driver didn't stop at any bus stops, but continued until he arrived in Boston with a police escort. - Otobüs şoförü herhangi bir otobüs durağında durmadı, ancak bir polis korumasında Boston'a gelene kadar devam etti.

koruma
bodyguard

Do you want me to be your bodyguard? - Koruman olmamı ister misin?

I don't think Tom needs a bodyguard. - Tom'un bir korumaya ihtiyacı olduğunu sanmıyorum.

koruma
{i} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

koruma
{i} umbrella
koru
plantation
koru
maintain

He maintains his car well. - O, arabasını iyi korur.

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

koru
wood

The wood was kindled, the flames arose, and a mouldering heap of ashes was soon all that remained of Mrs Askew and her fellow martyrs. - Koru yakıldı, alevler yükseldi, ve kısa sürede bayan Askew ve arkadaş şehitleriyle ilgili geriye kalan bütün şey dökülen bir küller yığınıydı.

koru
protect

One has to protect his family. - İnsan ailesini korumak zorundadır.

Everyone has the right to form and to join trade unions for the protection of his interests. - Herkesin menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.

koruma
{i} retention
koruma
{i} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

koruma
defending
koruma
guarding
koruma
{s} protective
koruma
(Bilgisayar) protect

He made an admirable speech about protecting the environment. - O, çevreyi koruma hakkında taktire şayan bir konuşma yaptı.

One has to protect his family. - İnsan ailesini korumak zorundadır.

telif hakkı ile korumak
copyright
koru
(Bilgisayar) keep

He's keeping a straight face. - O, ciddiyetini koruyor.

You must eat properly to keep up your strength. - Gücünü korumak için gerektiği şekilde yemelisin.

koru
woods
koruma
plantation
koruma
(Bilgisayar) protect for
koruma
cure
koruma
exclusivity
koruma
(Tıp) prevention

This museum is equipped with a fire prevention system. - Bu müze bir yangın koruma sistemi ile donatılmıştır.

koruma
(Ticaret) safe guards
koruma
(Politika, Siyaset) expulsion
koruma
defence
koruma
shielding
koruma
trust
koruma
hedge
koruma
protecting

We're supposed to be protecting Tom. - Tom'u korumamız gerekiyor.

I'm responsible for protecting her. - Onu korumakla sorumluyum.

koruma
(İnşaat) storage
koruma
(Askeri) armouring
koruma
shelter

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

koruma
saving

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

koruma
prophylaxis
koruma
guardianship
metanetini korumak
maintain one's composure
koru
debar from
koru
{f} maintained

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

Those countries have maintained peace for twenty years. - O ülkeler yirmi yıldır barışı koruyorlar.

koru
{f} preserve

Rainforests should be preserved. - Yağmur ormanları korunmalı.

They have preserved the building. - Onlar binayı korudular.

koru
brought through
koru
{f} protected

The policeman protected the witness. - Polis memuru tanığı korudu.

The mother cat protected her kittens. - Anne kedi yavrularını korudu.

koru
{f} shielded

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

koru
bring through
koru
{f} saved
koru
{f} sheltering
koru
{f} shelter

Tom lives a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat yaşıyor.

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

koru
{f} conserving
koru
{f} protecting

We're supposed to be protecting Tom. - Tom'u korumamız gerekiyor.

Why are you protecting him? - Neden onu koruyorsun?

koru
{f} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

koru
{f} guard

Tom couldn't get past the guard. - Tom korumayı geçemedi.

The secret service guards him against attack. - Gizli servis onu saldırıya karşı koruyor.

koru
{f} preserved

Afghan democracy needs to be preserved even with nuclear bombs. - Afgan demokrasinin bile nükleer bombalarla korunması gerekir.

Good traditions should be preserved. - İyi geleneklerin korunması gerekir.

koru
{f} guarding

The soldiers were guarding the bridge. - Askerler köprüyü koruyorlardı.

Shouldn't somebody be guarding the prisoner? - Birinin mahkûmu koruyor olması gerekmez mi?

koru
{f} saving

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

Can Tatoeba contribute to the saving of endangered languages? - Tatoeba, yok olma tehlikesinde olan dillerin korunmasında katkıda bulunabilir mi?

koru
{f} guarded

Tom is being guarded by three men. - Tom üç adam tarafından korunuyor.

The palace was heavily guarded. - Saray sıkı şekilde korunuyordu.

koru
copse
koru
{f} sheltered

Tom had a very sheltered upbringing. - Tom çok korunaklı bir yetiştirmeye sahipti.

Tom lives a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat yaşıyor.

koru
{f} safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

koru
{f} preserving

We don't need a formal institution for preserving peace. - Barışı korumak için resmi bir kuruma ihtiyacımız yok.

Preserving world peace is one of the main purposes of the United Nations. - Dünya barışını korumak, Birleşmiş Milletlerin temel amaçlarından biridir.

koru
spinney
koru
conserve

We need to conserve ammo. - Cephaneyi korumalıyız.

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

koru
{f} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

koruma
ward
koruma
body guard
koruma
safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

koruma
care

To do our part to protect the elderly, we work to educate and watch out for our clients during our caregiving activities. - Yaşlıları korumak için üzerimize düşeni yapmak amacıyla, bakım çalışmalarımız sırasında müşterilerimizi eğitmeye ve onlara göz kulak olmaya çalışıyoruz.

We must all take care to preserve our national heritage. - Hepimiz ulusal mirasımızı korumak için özen göstermeliyiz.

koruma
conservancy
koruma
security
koruma
keeping

Keeping existing clients is just as important as finding new ones. - Var olan müşterileri korumak, yenilerini bulmak kadar önemlidir.

rekabet gücünü korumak
To maintain competitiveness
asayişi korumak
to keep the peace
barışı korumak
keep the peace
ciddiyetini korumak
to keep a straight face
dengesini korumak
keep one's balance
duvarla korumak
wall up
formunu korumak
to keep fit
hakkını korumak
vindicate
istihdamın devamlılığını korumak
(Hukuk) to safeguard the continuity of employment
istihkâmları düşman ateşinden korumak
defilade
kendini korumak
guard oneself
kendini korumak
fend
koru
debarfrom
koru
bringthrough
koru
small forest
koru
{f} shield

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

koru
{i} coppice
koru
buffer
koru
conserved

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

koru
{i} holt
koru
broughtthrough
koru
boscage
koru
grove, small wood
koru
grove, copse, coppice
koruma
aegis [Brit.]
koruma
custody
koruma
favor

Eugenia shared with us her favorite oils for cleaning the face and protecting the skin. - Eugenia yüzü temizlemek ve cildi korumak için en sevdiği yağları bizimle paylaştı.

koruma
{i} shadow
koruma
indemnity
koruma
protection, defence, guard; conservation; patronage; prevention, prophylaxis
koruma
lifeguard

The lifeguards are here to protect us. - Can kurtaranların bizi korumak için burada.

koruma
convoy
koruma
egis
koruma
favour [Brit.]
koruma
defense

Tom claims he shot Mary in self defense. - Tom kendini korumak için Mary'yi vurduğunu iddia ediyor.

koruma
patronage
koruma
(Hukuk) protection, safeguard, shielding, preservation
koruma
covering
koruma
asylum
koruma
patron
koruma
{i} favour
koruma
{i} auspices
koruma
{i} aegis
koruma
muniment
koruma
{i} tutelage
koruma
{i} shade
koruma
protector
mevcut durumu korumak
stay on hold
set yaparak korumak
dike
soğukkanlılığını korumak
keep one's head
tampon ile korumak
buffer
yan tarafı korumak
flank
yerini korumak
hold one's own
yerini korumak
be one's own man
ışıktan korumak
shade
Türkisch - Türkisch
Tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek
Bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek
Süregelen bir durumun değişikliğe uğramasını önlemek
Karşılamak, denk gelmek
Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek: "Beni kendi kardeşi gibi sever, babasının hışmından korurdu."- R. Enis
Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek
Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden veya zor bir durumdan uzak tutmak, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek: "Orasını tozdan, yağmurdan korumak borcumuzdur."- O. S. Orhon
Tehlikeli, zararlı durumları önlemek
Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden veya zor bir durumdan uzak tutmak, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek
sıyanet etmek
(Osmanlı Dönemi) MUHAMAT
Koru
golluk
Koruma
(Hukuk) SİYANET
Koruma
(Hukuk) VİKAYE
Koruma
(Osmanlı Dönemi) HIRASET
Koruma
(Hukuk) SIYANET
Koruma
(Osmanlı Dönemi) TESAHUB
koru
Küçük orman
koru
Küçük ve bakımlı orman
koru
Bakımlı küçük orman
koruma
Himaye
koruma
Can güvenliğinin tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi saldırılardan korumak üzere görevlendirilmiş kişi
koruma
(Osmanlı Dönemi) muhâfaza
koruma
Korumak işi
korumak
Favoriten