korumak

listen to the pronunciation of korumak
Türkisch - Englisch
preserve

Salt helps to preserve food from decay. - Tuz yiyeceği çürümekten korumak için yardımcı olur.

Why is it important to preserve the bees? - Arıları korumak neden önemlidir?

guard

Gold golems are guardians used to guard treasure. - Altın golemleri hazineyi korumak için kullanılan gardiyanlardır.

conserve

Tom must conserve his strength. - Tom gücünü korumak zorundadır.

Tom wanted to conserve water. - Tom suyu korumak istedi.

protect

The army is in the north to protect the border. - Ordu sınırı korumak için kuzeydedir.

Tom did his best to protect Mary. - Tom Mary'yi korumak için elinden geleni yaptı.

save

He made a farcical attempt to save face during the fallout of his sex scandal. - Onun seks skandalı serpintisi sırasında yüzünü korumak için saçma bir girişimde bulundu.

They ran into the garden to save themselves from those blood-thirsty hounds. - Şu kana susamış köpeklerden kendilerini korumak için onlar bahçeye koştular.

defend

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

She didn't come here to defend herself against these accusations. - Kendini bu suçlamalara karşı korumak için buraya gelmedi.

cover
patronize
keep

If you want to keep meat for a long time, freeze it. - Eti uzun süre korumak istiyorsanız onu dondurun.

He wore a pullover sweater to keep from getting cold. - Kendini soğuktan korumak için kazak giydi.

secure

To secure his locker, he uses a padlock. - O, dolabını korumak için bir asma kilit kullanır.

(Hukuk) maintain

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

They were stuck together to maintain their own body heat - Kendi vücut ısılarını korumak için birbirlerine yapıştılar.

harbour
buffer
escort
ensure
hold up
stand between
insulate
defend from
grove
patronise
deliver
bring through
hold to
patrol
patron
hold
prevent
advocate
cradle
sheltering
safekeeping
watch over
retain

Whoever wants to retain everything lets everything escape. - Her şeyi korumak isteyen her şeyin kaçışına izin verir.

fence
(sihirli bir güçle) charm
indemnify
embower
embosom
safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

to preserve, maintain
shade
encourage
to protect, guard, shield, watch over; to defend
keep guard
shelter

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

convoy
spare
to protect; to save; to defend; to guard; to watch over; to preserve, to conserve
screen
to cover, take care of (an expense)
shield

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

cocoon
sponsor
{f} ward
ride herd on
reserve
perpetuate
safe guard
deliver from
charm
{f} vindicate
fend
koru
{i} grove

I went into the grove with him. - Onunla birlikte koruya girdim.

Might it happen to be a large symbolic grove of trees? - Ağaçların büyük bir sembolik korusu olabilir mi?

koruma
conservation

This has been designated a conservation area. - Bu bir koruma alanı olarak adlandırıldı.

The organization plays a principal role in wildlife conservation. - Örgüt, yaban hayatı korumasında başlıca rol oynar.

koruma
protection

Tom works for the Environmental Protection Agency. - Tom Çevre Koruma Ajansı için çalışıyor.

Tom asked for police protection after Mary and John threatened to kill him. - Mary ve John onu öldürmekle tehdit ettikten sonra, Tom polis koruması istedi.

koruma
{i} preservation

Sleep is essential for the preservation of life. - Uyku, yaşamı korumak için gereklidir.

koruma
guard

The President's guards are stationed in front of the entrance. - Devlet Başkanının korumaları girişin önünde konuşlandırıldılar.

Some companies have guards at the front desk instead of receptionists. - Bazı şirketlerin resepsiyonda resepsiyonist yerine korumaları var.

korumak sihirli bir güçle
charm
koruma
maintenance
koruma
{i} shield

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

koruma
escort

The bus driver didn't stop at any bus stops, but continued until he arrived in Boston with a police escort. - Otobüs şoförü herhangi bir otobüs durağında durmadı, ancak bir polis korumasında Boston'a gelene kadar devam etti.

koruma
bodyguard

I want to be a bodyguard. - Ben bir koruma olmak istiyorum.

Tom didn't think he needed a bodyguard. - Tom bir korumaya ihtiyacı olduğunu düşünmüyordu.

koruma
{i} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

koruma
{i} umbrella
koru
plantation
koru
maintain

Tom maintained his innocence. - Tom suçsuzluğunu korumuştur.

All people shall have the right to maintain the minimum standards of wholesome and cultured living. - Tüm insanlar sağlıklı ve kültürlü yaşam minimum standartlarını koruma hakkına sahip olacaktır.

koru
wood

The wood was kindled, the flames arose, and a mouldering heap of ashes was soon all that remained of Mrs Askew and her fellow martyrs. - Koru yakıldı, alevler yükseldi, ve kısa sürede bayan Askew ve arkadaş şehitleriyle ilgili geriye kalan bütün şey dökülen bir küller yığınıydı.

koru
protect

Everyone has the right to form and to join trade unions for the protection of his interests. - Herkesin menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.

Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection. - Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

koruma
{i} retention
koruma
{i} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

koruma
defending
koruma
guarding
koruma
{s} protective
koruma
(Bilgisayar) protect

Tom asked for police protection after Mary and John threatened to kill him. - Mary ve John onu öldürmekle tehdit ettikten sonra, Tom polis koruması istedi.

One has to protect his family. - İnsan ailesini korumak zorundadır.

telif hakkı ile korumak
copyright
koru
(Bilgisayar) keep

I recommend we keep our distance. - Mesafemizi korumamızı tavsiye ederim.

He's keeping a straight face. - O, ciddiyetini koruyor.

koru
woods
koruma
plantation
koruma
(Bilgisayar) protect for
koruma
cure
koruma
exclusivity
koruma
(Tıp) prevention

This museum is equipped with a fire prevention system. - Bu müze bir yangın koruma sistemi ile donatılmıştır.

koruma
(Ticaret) safe guards
koruma
(Politika, Siyaset) expulsion
koruma
defence
koruma
shielding
koruma
trust
koruma
hedge
koruma
protecting

We're supposed to be protecting Tom. - Tom'u korumamız gerekiyor.

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

koruma
(İnşaat) storage
koruma
(Askeri) armouring
koruma
shelter

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

koruma
saving

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

koruma
prophylaxis
koruma
guardianship
metanetini korumak
maintain one's composure
koru
debar from
koru
{f} maintained

Tom maintained his innocence. - Tom suçsuzluğunu korumuştur.

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

koru
{f} preserve

We must preserve our peaceful constitution. - Bizim barışçıl anayasamızı korumamız gerekir.

Good traditions should be preserved. - İyi geleneklerin korunması gerekir.

koru
brought through
koru
{f} protected

We protected ourselves against danger. - Tehlikeye karşı kendimizi koruduk.

The mother cat protected her kittens. - Anne kedi yavrularını korudu.

koru
{f} shielded

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

koru
bring through
koru
{f} saved
koru
{f} sheltering
koru
{f} shelter

These flowers should be sheltered from the rain. - Bu çiçekler yağmurdan korunmalıdır.

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

koru
{f} conserving
koru
{f} protecting

We're supposed to be protecting Tom. - Tom'u korumamız gerekiyor.

He made an admirable speech about protecting the environment. - O, çevreyi koruma hakkında taktire şayan bir konuşma yaptı.

koru
{f} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

koru
{f} guard

Tom couldn't get past the guard. - Tom korumayı geçemedi.

Cuban soldiers were guarding the streets. - Kübalı askerler sokakları koruyordu.

koru
{f} preserved

Afghan democracy needs to be preserved even with nuclear bombs. - Afgan demokrasinin bile nükleer bombalarla korunması gerekir.

They have preserved the building. - Onlar binayı korudular.

koru
{f} guarding

How many men are guarding Tom? - Tom'u kaç adam koruyor?

How many men are guarding them? - Kaç tane adam onları koruyor?

koru
{f} saving

Can Tatoeba contribute to the saving of endangered languages? - Tatoeba, yok olma tehlikesinde olan dillerin korunmasında katkıda bulunabilir mi?

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

koru
{f} guarded

The prison is heavily guarded. - Hapishane ağır biçimde korunuyor.

It's a closely guarded secret. - Yakından korunan bir sırdır.

koru
copse
koru
{f} sheltered

Tom lived a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat yaşıyordu.

Tom had a very sheltered upbringing. - Tom çok korunaklı bir yetiştirmeye sahipti.

koru
{f} safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

koru
{f} preserving

We don't need a formal institution for preserving peace. - Barışı korumak için resmi bir kuruma ihtiyacımız yok.

Preserving world peace is one of the main purposes of the United Nations. - Dünya barışını korumak, Birleşmiş Milletlerin temel amaçlarından biridir.

koru
spinney
koru
conserve

We need to conserve ammo. - Cephaneyi korumalıyız.

We must try to conserve our natural resources. - Doğal kaynaklarımızı korumaya çalışmalıyız.

koru
{f} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

koruma
ward
koruma
body guard
koruma
safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

koruma
care

We must all take care to preserve our national heritage. - Hepimiz ulusal mirasımızı korumak için özen göstermeliyiz.

To do our part to protect the elderly, we work to educate and watch out for our clients during our caregiving activities. - Yaşlıları korumak için üzerimize düşeni yapmak amacıyla, bakım çalışmalarımız sırasında müşterilerimizi eğitmeye ve onlara göz kulak olmaya çalışıyoruz.

koruma
conservancy
koruma
security
koruma
keeping

Keeping existing clients is just as important as finding new ones. - Var olan müşterileri korumak, yenilerini bulmak kadar önemlidir.

rekabet gücünü korumak
To maintain competitiveness
asayişi korumak
to keep the peace
barışı korumak
keep the peace
ciddiyetini korumak
to keep a straight face
dengesini korumak
keep one's balance
duvarla korumak
wall up
formunu korumak
to keep fit
hakkını korumak
vindicate
istihdamın devamlılığını korumak
(Hukuk) to safeguard the continuity of employment
istihkâmları düşman ateşinden korumak
defilade
kendini korumak
guard oneself
kendini korumak
fend
koru
debarfrom
koru
bringthrough
koru
small forest
koru
{f} shield

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

koru
{i} coppice
koru
buffer
koru
conserved

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

koru
{i} holt
koru
broughtthrough
koru
boscage
koru
grove, small wood
koru
grove, copse, coppice
koruma
aegis [Brit.]
koruma
custody
koruma
favor

Eugenia shared with us her favorite oils for cleaning the face and protecting the skin. - Eugenia yüzü temizlemek ve cildi korumak için en sevdiği yağları bizimle paylaştı.

koruma
{i} shadow
koruma
indemnity
koruma
protection, defence, guard; conservation; patronage; prevention, prophylaxis
koruma
lifeguard

The lifeguards are here to protect us. - Can kurtaranların bizi korumak için burada.

koruma
convoy
koruma
egis
koruma
favour [Brit.]
koruma
defense

Tom claims he shot Mary in self defense. - Tom kendini korumak için Mary'yi vurduğunu iddia ediyor.

koruma
patronage
koruma
(Hukuk) protection, safeguard, shielding, preservation
koruma
covering
koruma
asylum
koruma
patron
koruma
{i} favour
koruma
{i} auspices
koruma
{i} aegis
koruma
muniment
koruma
{i} tutelage
koruma
{i} shade
koruma
protector
mevcut durumu korumak
stay on hold
set yaparak korumak
dike
soğukkanlılığını korumak
keep one's head
tampon ile korumak
buffer
yan tarafı korumak
flank
yerini korumak
hold one's own
yerini korumak
be one's own man
ışıktan korumak
shade
Türkisch - Türkisch
Tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek
Bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek
Süregelen bir durumun değişikliğe uğramasını önlemek
Karşılamak, denk gelmek
Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek: "Beni kendi kardeşi gibi sever, babasının hışmından korurdu."- R. Enis
Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek
Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden veya zor bir durumdan uzak tutmak, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek: "Orasını tozdan, yağmurdan korumak borcumuzdur."- O. S. Orhon
Tehlikeli, zararlı durumları önlemek
Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden veya zor bir durumdan uzak tutmak, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek
sıyanet etmek
(Osmanlı Dönemi) MUHAMAT
Koru
golluk
Koruma
(Hukuk) SİYANET
Koruma
(Hukuk) VİKAYE
Koruma
(Osmanlı Dönemi) HIRASET
Koruma
(Hukuk) SIYANET
Koruma
(Osmanlı Dönemi) TESAHUB
koru
Küçük orman
koru
Küçük ve bakımlı orman
koru
Bakımlı küçük orman
koruma
Himaye
koruma
Can güvenliğinin tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi saldırılardan korumak üzere görevlendirilmiş kişi
koruma
(Osmanlı Dönemi) muhâfaza
koruma
Korumak işi
korumak
Favoriten