korumak

listen to the pronunciation of korumak
Türkisch - Englisch
preserve

Salt helps to preserve food from decay. - Tuz yiyeceği çürümekten korumak için yardımcı olur.

We're not fighting a war in Afghanistan for oil but to preserve democracy. - Biz Afganistan'da petrol için savaşmıyoruz fakat demokrasiyi korumak için savaşıyoruz.

guard

Gold golems are guardians used to guard treasure. - Altın golemleri hazineyi korumak için kullanılan gardiyanlardır.

conserve

When bears sleep or lie down, their postures depend on whether they want to get rid of heat or conserve it. - Ayılar uyuduğunda ya da uzandığında onların duruşları ısıdan kurtulmak ya da onu korumak isteyip istemediklerine bağlıdır.

Tom wanted to conserve water. - Tom suyu korumak istedi.

protect

Tom has to protect himself. - Tom kendini korumak zorunda.

Tom did his best to protect Mary. - Tom Mary'yi korumak için elinden geleni yaptı.

save

He made a farcical attempt to save face during the fallout of his sex scandal. - Onun seks skandalı serpintisi sırasında yüzünü korumak için saçma bir girişimde bulundu.

Everybody will have to pitch in to save the environment. - Çevreyi korumak için herkes katkıda bulunmak zorunda kalacak.

defend

We have to defend our country from the foreign aggression. - Ükemizi yabancı saldırısından korumak zorundayız.

She didn't come here to defend herself against these accusations. - Kendini bu suçlamalara karşı korumak için buraya gelmedi.

cover
patronize
keep

In order to keep his original idea from being copied, Henry resorted to reticence. - Orijinal fikrini kopyalanmaktan korumak için, Henry suskunluğa başvurdu.

Tom struggled to keep his composure. - Tom soğukkanlılığını korumak için mücadele etti.

secure

To secure his locker, he uses a padlock. - O, dolabını korumak için bir asma kilit kullanır.

harbour
(Hukuk) maintain

What do you think we must do in order to maintain the peace of the world? - Dünya barışını korumak için ne yapmamız gerektiğini düşünüyorsun?

Proper posture is necessary to maintain good health. - Uygun duruş iyi sağlığı korumak için gereklidir.

buffer
escort
patron
patrol
hold
hold to
ensure
bring through
deliver
grove
watch over
prevent
safekeeping
advocate
stand between
defend from
sheltering
insulate
patronise
cradle
hold up
retain

Whoever wants to retain everything lets everything escape. - Her şeyi korumak isteyen her şeyin kaçışına izin verir.

fence
embower
embosom
screen
(sihirli bir güçle) charm
shelter

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

to preserve, maintain
shade
to protect, guard, shield, watch over; to defend
to protect; to save; to defend; to guard; to watch over; to preserve, to conserve
cocoon
sponsor
shield

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

spare
indemnify
convoy
safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

to cover, take care of (an expense)
keep guard
encourage
{f} ward
ride herd on
safe guard
reserve
perpetuate
deliver from
fend
charm
{f} vindicate
koru
{i} grove

Sami hid his car in a grove of trees. - Sami arabasını bir ağaç korusuna sakladı.

I went into the grove with him. - Onunla birlikte koruya girdim.

koruma
conservation

This is due to conservation of angular momentum. - Bu açısal momentin korumasından dolayıdır.

The organization plays a principal role in wildlife conservation. - Örgüt, yaban hayatı korumasında başlıca rol oynar.

koruma
protection

Tom asked for police protection after Mary and John threatened to kill him. - Mary ve John onu öldürmekle tehdit ettikten sonra, Tom polis koruması istedi.

Tom works for the Environmental Protection Agency. - Tom Çevre Koruma Ajansı için çalışıyor.

koruma
{i} preservation

Sleep is essential for the preservation of life. - Uyku, yaşamı korumak için gereklidir.

koruma
guard

The President's guards are stationed in front of the entrance. - Devlet Başkanının korumaları girişin önünde konuşlandırıldılar.

He remained there for many months under close guard. - Yakın koruma altında aylarca orada kaldı.

korumak sihirli bir güçle
charm
koruma
maintenance
koruma
escort

The bus driver didn't stop at any bus stops, but continued until he arrived in Boston with a police escort. - Otobüs şoförü herhangi bir otobüs durağında durmadı, ancak bir polis korumasında Boston'a gelene kadar devam etti.

koruma
bodyguard

Do you want me to be your bodyguard? - Koruman olmamı ister misin?

Tom didn't think he needed a bodyguard. - Tom bir korumaya ihtiyacı olduğunu düşünmüyordu.

koruma
{i} shield

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

koruma
{i} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

koruma
{i} umbrella
koru
plantation
koru
wood

The wood was kindled, the flames arose, and a mouldering heap of ashes was soon all that remained of Mrs Askew and her fellow martyrs. - Koru yakıldı, alevler yükseldi, ve kısa sürede bayan Askew ve arkadaş şehitleriyle ilgili geriye kalan bütün şey dökülen bir küller yığınıydı.

koru
protect

Everyone has the right to form and to join trade unions for the protection of his interests. - Herkesin menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.

Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection. - Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

koru
maintain

He maintains his car well. - O, arabasını iyi korur.

Tom maintained his innocence. - Tom suçsuzluğunu korumuştur.

koruma
{s} protective
koruma
{i} retention
koruma
{i} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

koruma
guarding
koruma
defending
koruma
(Bilgisayar) protect

They know the importance of protecting the earth. - Dünyayı korumanın önemini biliyorlar.

One has to protect his family. - İnsan ailesini korumak zorundadır.

telif hakkı ile korumak
copyright
koru
(Bilgisayar) keep

He wore a pullover sweater to keep from getting cold. - Kendini soğuktan korumak için kazak giydi.

I recommend we keep our distance. - Mesafemizi korumamızı tavsiye ederim.

koru
woods
koruma
protecting

They know the importance of protecting the earth. - Dünyayı korumanın önemini biliyorlar.

We're supposed to be protecting Tom. - Tom'u korumamız gerekiyor.

koruma
(İnşaat) storage
koruma
(Tıp) prevention

This museum is equipped with a fire prevention system. - Bu müze bir yangın koruma sistemi ile donatılmıştır.

koruma
exclusivity
koruma
defence
koruma
(Bilgisayar) protect for
koruma
plantation
koruma
hedge
koruma
guardianship
koruma
trust
koruma
(Ticaret) safe guards
koruma
prophylaxis
koruma
saving

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

koruma
shelter

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

koruma
(Askeri) armouring
koruma
shielding
koruma
(Politika, Siyaset) expulsion
koruma
cure
metanetini korumak
maintain one's composure
koru
brought through
koru
{f} saving

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

Can Tatoeba contribute to the saving of endangered languages? - Tatoeba, yok olma tehlikesinde olan dillerin korunmasında katkıda bulunabilir mi?

koru
{f} maintained

Tom maintained his innocence. - Tom suçsuzluğunu korumuştur.

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

koru
{f} preserved

Good traditions should be preserved. - İyi geleneklerin korunması gerekir.

Rainforests should be preserved. - Yağmur ormanları korunmalı.

koru
{f} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

koru
{f} guard

The President's guards are stationed in front of the entrance. - Devlet Başkanının korumaları girişin önünde konuşlandırıldılar.

The secret service guards him against attack. - Gizli servis onu saldırıya karşı koruyor.

koru
{f} shielded

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

koru
{f} protecting

He made an admirable speech about protecting the environment. - O, çevreyi koruma hakkında taktire şayan bir konuşma yaptı.

We're supposed to be protecting Tom. - Tom'u korumamız gerekiyor.

koru
{f} shelter

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

Tom lives a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat yaşıyor.

koru
{f} guarding

How many men are guarding Tom? - Tom'u kaç adam koruyor?

Shouldn't somebody be guarding the prisoner? - Birinin mahkûmu koruyor olması gerekmez mi?

koru
bring through
koru
conserve

We need to conserve ammo. - Cephaneyi korumalıyız.

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

koru
debar from
koru
{f} sheltering
koru
{f} protected

Iron Arm Atom protected the country from danger. - Astro çocuk ülkeyi tehlikeden korudu.

The policeman protected the witness. - Polis memuru tanığı korudu.

koru
{f} conserving
koru
{f} preserve

We must preserve our peaceful constitution. - Bizim barışçıl anayasamızı korumamız gerekir.

Rainforests should be preserved. - Yağmur ormanları korunmalı.

koru
{f} saved
koru
{f} preserving

Preserving world peace is one of the main purposes of the United Nations. - Dünya barışını korumak, Birleşmiş Milletlerin temel amaçlarından biridir.

We don't need a formal institution for preserving peace. - Barışı korumak için resmi bir kuruma ihtiyacımız yok.

koru
{f} guarded

It's a closely guarded secret. - Yakından korunan bir sırdır.

The palace was heavily guarded. - Saray sıkı şekilde korunuyordu.

koru
copse
koru
{f} sheltered

Tom had a very sheltered upbringing. - Tom çok korunaklı bir yetiştirmeye sahipti.

Tom lives a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat yaşıyor.

koru
{f} safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

koru
spinney
koru
{f} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

koruma
conservancy
koruma
security
koruma
care

To do our part to protect the elderly, we work to educate and watch out for our clients during our caregiving activities. - Yaşlıları korumak için üzerimize düşeni yapmak amacıyla, bakım çalışmalarımız sırasında müşterilerimizi eğitmeye ve onlara göz kulak olmaya çalışıyoruz.

We must all take care to preserve our national heritage. - Hepimiz ulusal mirasımızı korumak için özen göstermeliyiz.

koruma
safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

koruma
body guard
koruma
ward
koruma
keeping

Keeping existing clients is just as important as finding new ones. - Var olan müşterileri korumak, yenilerini bulmak kadar önemlidir.

rekabet gücünü korumak
To maintain competitiveness
asayişi korumak
to keep the peace
barışı korumak
keep the peace
ciddiyetini korumak
to keep a straight face
dengesini korumak
keep one's balance
duvarla korumak
wall up
formunu korumak
to keep fit
hakkını korumak
vindicate
istihdamın devamlılığını korumak
(Hukuk) to safeguard the continuity of employment
istihkâmları düşman ateşinden korumak
defilade
kendini korumak
fend
kendini korumak
guard oneself
koru
small forest
koru
{i} holt
koru
conserved

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

koru
{f} shield

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

koru
debarfrom
koru
grove, copse, coppice
koru
grove, small wood
koru
coppice
koru
bringthrough
koru
buffer
koru
broughtthrough
koru
boscage
koruma
egis
koruma
indemnity
koruma
favor

Eugenia shared with us her favorite oils for cleaning the face and protecting the skin. - Eugenia yüzü temizlemek ve cildi korumak için en sevdiği yağları bizimle paylaştı.

koruma
custody
koruma
convoy
koruma
protection, defence, guard; conservation; patronage; prevention, prophylaxis
koruma
patronage
koruma
asylum
koruma
aegis [Brit.]
koruma
(Hukuk) protection, safeguard, shielding, preservation
koruma
defense

Tom claims he shot Mary in self defense. - Tom kendini korumak için Mary'yi vurduğunu iddia ediyor.

koruma
covering
koruma
protector
koruma
{i} auspices
koruma
{i} lifeguard

The lifeguards are here to protect us. - Can kurtaranların bizi korumak için burada.

koruma
{i} favour
koruma
{i} shadow
koruma
favour [Brit.]
koruma
{i} tutelage
koruma
muniment
koruma
{i} aegis
koruma
patron
koruma
{i} shade
mevcut durumu korumak
stay on hold
set yaparak korumak
dike
soğukkanlılığını korumak
keep one's head
tampon ile korumak
buffer
yan tarafı korumak
flank
yerini korumak
hold one's own
yerini korumak
be one's own man
ışıktan korumak
shade
Türkisch - Türkisch
Tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek
Bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek
Süregelen bir durumun değişikliğe uğramasını önlemek
Karşılamak, denk gelmek
Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek: "Beni kendi kardeşi gibi sever, babasının hışmından korurdu."- R. Enis
Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek
Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden veya zor bir durumdan uzak tutmak, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek: "Orasını tozdan, yağmurdan korumak borcumuzdur."- O. S. Orhon
Tehlikeli, zararlı durumları önlemek
Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden veya zor bir durumdan uzak tutmak, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek
sıyanet etmek
(Osmanlı Dönemi) MUHAMAT
Koru
golluk
Koruma
(Hukuk) SİYANET
Koruma
(Hukuk) VİKAYE
Koruma
(Osmanlı Dönemi) HIRASET
Koruma
(Hukuk) SIYANET
Koruma
(Osmanlı Dönemi) TESAHUB
koru
Küçük orman
koru
Küçük ve bakımlı orman
koru
Bakımlı küçük orman
koruma
Himaye
koruma
Can güvenliğinin tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi saldırılardan korumak üzere görevlendirilmiş kişi
koruma
(Osmanlı Dönemi) muhâfaza
koruma
Korumak işi
korumak
Favoriten