koru

listen to the pronunciation of koru
Türkisch - Englisch
grove

Might it happen to be a large symbolic grove of trees? - Ağaçların büyük bir sembolik korusu olabilir mi?

Sami hid his car in a grove of trees. - Sami arabasını bir ağaç korusuna sakladı.

wood

The wood was kindled, the flames arose, and a mouldering heap of ashes was soon all that remained of Mrs Askew and her fellow martyrs. - Koru yakıldı, alevler yükseldi, ve kısa sürede bayan Askew ve arkadaş şehitleriyle ilgili geriye kalan bütün şey dökülen bir küller yığınıydı.

(Bilgisayar) keep

He wore a pullover sweater to keep from getting cold. - Kendini soğuktan korumak için kazak giydi.

I recommend we keep our distance. - Mesafemizi korumamızı tavsiye ederim.

maintain

Tom maintained his innocence. - Tom suçsuzluğunu korumuştur.

We need to maintain focus. - Bizim odakları korumamız gerekiyor.

woods
protect

Everyone has the right to form and to join trade unions for the protection of his interests. - Herkesin menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.

One has to protect his family. - İnsan ailesini korumak zorundadır.

small forest
spinney
grove, copse, coppice
coppice
holt
copse
grove, small wood
plantation
{f} guard

Cuban soldiers were guarding the streets. - Kübalı askerler sokakları koruyordu.

The President's guards are stationed in front of the entrance. - Devlet Başkanının korumaları girişin önünde konuşlandırıldılar.

conserve

When bears sleep or lie down, their postures depend on whether they want to get rid of heat or conserve it. - Ayılar uyuduğunda ya da uzandığında onların duruşları ısıdan kurtulmak ya da onu korumak isteyip istemediklerine bağlıdır.

We need to conserve ammo. - Cephaneyi korumalıyız.

{f} saving

Can Tatoeba contribute to the saving of endangered languages? - Tatoeba, yok olma tehlikesinde olan dillerin korunmasında katkıda bulunabilir mi?

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

{f} maintained

Those countries have maintained peace for twenty years. - O ülkeler yirmi yıldır barışı koruyorlar.

Tom has maintained his innocence. - Tom suçsuzluğunu korumuştur.

{f} preserved

Afghan democracy needs to be preserved even with nuclear bombs. - Afgan demokrasinin bile nükleer bombalarla korunması gerekir.

Good traditions should be preserved. - İyi geleneklerin korunması gerekir.

{f} shelter

Tom sought shelter from the rain. - Tom yağmurdan korunmak için sığınak aradı.

These flowers should be sheltered from the rain. - Bu çiçekler yağmurdan korunmalıdır.

{f} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

{f} protecting

He made an admirable speech about protecting the environment. - O, çevreyi koruma hakkında taktire şayan bir konuşma yaptı.

We're supposed to be protecting Tom. - Tom'u korumamız gerekiyor.

{f} guarding

How many men are guarding Tom? - Tom'u kaç adam koruyor?

Cuban soldiers were guarding the streets. - Kübalı askerler sokakları koruyordu.

bring through
{f} shielded

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

brought through
debar from
{f} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

{f} guarded

The palace was heavily guarded. - Saray sıkı şekilde korunuyordu.

It's a closely guarded secret. - Yakından korunan bir sırdır.

{f} preserve

We must preserve our peaceful constitution. - Bizim barışçıl anayasamızı korumamız gerekir.

Rainforests should be preserved. - Yağmur ormanları korunmalı.

{f} protected

The policeman protected the witness. - Polis memuru tanığı korudu.

Iron Arm Atom protected the country from danger. - Astro çocuk ülkeyi tehlikeden korudu.

{f} sheltering
{f} conserving
{f} preserving

We don't need a formal institution for preserving peace. - Barışı korumak için resmi bir kuruma ihtiyacımız yok.

Preserving world peace is one of the main purposes of the United Nations. - Dünya barışını korumak, Birleşmiş Milletlerin temel amaçlarından biridir.

{f} saved
{f} sheltered

These flowers should be sheltered from the rain. - Bu çiçekler yağmurdan korunmalıdır.

Tom had a very sheltered upbringing. - Tom çok korunaklı bir yetiştirmeye sahipti.

{f} safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

bringthrough
buffer
debarfrom
broughtthrough
boscage
conserved

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

{f} shield

The concrete layer of the nuclear reactor's shielding will be destroyed using controlled explosions. - Nükleer reaktörün koruyucu somut tabakası kontrollü patlamalar kullanılarak imha edilecek.

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

koru ormanı
high forest
ayaklarını koru
protect your feet
Aristo'nun ders verdiği koru
Lyceum
Türkisch - Türkisch
Bakımlı küçük orman
Küçük orman
Küçük ve bakımlı orman
golluk
koru
Favoriten