hemen hemen

listen to the pronunciation of hemen hemen
Türkisch - Englisch
almost

Tom can drive almost any kind of vehicle. - Tom hemen hemen her türlü aracı sürebilir.

Almost all implementations of virtual memory divide the virtual address space of an application program into pages; a page is a block of contiguous virtual memory addresses. - Hemen hemen tüm sanal bellek uygulamaları bir uygulama programının sanal adres alanını sayfalara böler; bir sayfa bitişik sanal bellek adreslerinden oluşan bir bloktur.

about

I can get used to just about anything. - Hemen hemen her şeye alışabilirim.

Tom could be just about anywhere by now. - Tom artık hemen hemen her yerde olabilr.

nearly

She has nearly no close friends. - Hemen hemen hiç yakın dostu yoktur.

When I ask people what they regret most about high school, they nearly all say the same thing: that they wasted so much time. - İnsanlara Lise yıllarında en çok pişman olduğunuz şey nedir? diye sorduğumda, hemen hemen hepsi aynı şeyi söylerler: Zamanımızın çoğunu boşa harcadık.

virtually

Learning probably takes place in virtually every activity in which we take part. - Öğrenme muhtemelen hemen hemen katıldığımız her faaliyette yer alır.

practically

Tom hates practically everyone. - Tom hemen hemen herkesten nefret ediyor.

The job is practically done. - İş hemen hemen tamam.

nigh

I cried myself to sleep almost every night. - Hemen hemen her gece uyumak için ağladım.

Tom eats out almost every night. - Tom hemen hemen her gece dışarıda yer.

1. almost, very nearly. 2. pretty soon, in a little while, shortly
all but

He has all but finished the work. - Hemen hemen işi bitirdi.

next to
close to
well-nigh
sub-
hardly

Your ideas are hardly practical. - Sizin fikirleriniz hemen hemen hiç pratik değil.

I could hardly understand him. - Ben onu hemen hemen hiç anlayamadım.

quasi
quasi-
nine times out of ten
(Latin) prope
just about

Tom could be just about anywhere by now. - Tom artık hemen hemen her yerde olabilr.

I can get used to just about anything. - Hemen hemen her şeye alışabilirim.

(Konuşma Dili) just on
close on
as good as

Tom and Mary are as good as married. - Tom ve Mary hemen hemen evlidir.

Without her glasses she was as good as blind. - Gözlüksüz o hemen hemen kördür.

Almost, nearly, barely, pretty much, practically, about, all but, half, much, near, nigh, at close quarters, scarcely, well nigh
much

When I ask people what they regret most about high school, they nearly all say the same thing: that they wasted so much time. - İnsanlara Lise yıllarında en çok pişman olduğunuz şey nedir? diye sorduğumda, hemen hemen hepsi aynı şeyi söylerler: Zamanımızın çoğunu boşa harcadık.

That job is pretty much finished. - O iş hemen hemen bitti.

scarcely

Scarcely had the rain stopped before a rainbow appeared. - Bir gökkuşağı belirmeden önce, hemen hemen yağmur durmuştu.

Tom scarcely ever gets any exercise. - Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.

well nigh
barely

Tom barely speaks to me anymore. - Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.

He barely speaks to me anymore. - O artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.

at close quarters
near

When I ask people what they regret most about high school, they nearly all say the same thing: that they wasted so much time. - İnsanlara Lise yıllarında en çok pişman olduğunuz şey nedir? diye sorduğumda, hemen hemen hepsi aynı şeyi söylerler: Zamanımızın çoğunu boşa harcadık.

We're pretty near done. - Biz hemen hemen hazırız.

almost, nearly, practically, about, all but, close on
half
pretty much

That job is pretty much finished. - O iş hemen hemen bitti.

Tom pretty much keeps to himself. - Tom hemen hemen kendisi için saklar.

wellnigh
virtual

Almost all implementations of virtual memory divide the virtual address space of an application program into pages; a page is a block of contiguous virtual memory addresses. - Hemen hemen tüm sanal bellek uygulamaları bir uygulama programının sanal adres alanını sayfalara böler; bir sayfa bitişik sanal bellek adreslerinden oluşan bir bloktur.

Learning probably takes place in virtually every activity in which we take part. - Öğrenme muhtemelen hemen hemen katıldığımız her faaliyette yer alır.

pretty well
pretty much/well
more or less
next
{k} pretty nearly/well
next door to
{s} proximate
hemen
at once

Get ready for the trip at once. - Hemen yolculuğa hazırlan.

I recognized him at once, because I had seen him before. - Onu hemen tanıdım, çünkü onu daha önce görmüştüm.

hemen
immediately

We ate a hasty meal and left immediately. - Acele bir yemek yedik ve hemen ayrıldık.

I go into the store, and who do I see? An American friend, who immediately begins to tell me what has been going on with him since we last met. - Mağazaya gidiyorum ve kimi görüyorum? Onunla son kez buluştuğumuzdan beri kendisinde neler gittiğini bana hemen anlatmaya başlayan bir Amerikan arkadaşımı.

hemen
instantly

We instantly became friends. - Biz hemen arkadaş olduk.

Tom instantly recognized Mary's voice. - Tom Mary'nin sesini hemen tanıdı.

hemen hemen hiç
hardly

Tom hardly ever listens to the radio. - Tom hemen hemen hiç radyo dinlemez.

Your ideas are hardly practical. - Sizin fikirleriniz hemen hemen hiç pratik değil.

hemen hemen tam
substantial
hemen hemen aynı
closely
hemen hemen hiç
hardly ever

I hardly ever take my dog for a walk. - Köpeğimi hemen hemen hiç yürüyüşe götürmem.

Tom hardly ever listens to the radio. - Tom hemen hemen hiç radyo dinlemez.

hemen hemen aynı
no better than
hemen hemen aynı
almost the same
hemen hemen aynı
pretty much the same
hemen hemen duruk
(Bilgisayar,Teknik) quasistatic
hemen hemen eşit
close
hemen hemen hiç
next to nothing
hemen hemen hiç
little or nothing
hemen hemen kesin
as good as
hemen hemen kesin
almost surely
hemen hemen aynı
much of a muchness
hemen hemen hiç
barely

It barely ever rains here. - Burada hemen hemen hiç yağmur yağmaz.

Tom barely speaks to me anymore. - Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.

hemen hemen hiç
little

The mother said little to the daughters. - Anne kızlarına hemen hemen hiç bir şey söylemedi.

The mother said little to the sons. - Anne oğullarına hemen hemen hiç bir şey söylemedi.

hemen
prompt

What way do you vote, Matthew? Conservative, said Matthew promptly. - Hangi şekilde oy veriyorsun, Matthew? Muhafazakar dedi Matthew hemen.

Please make your reservations promptly. - Lütfen hemen rezervasyonunuzu yaptırın.

hemen
immediate

I go into the store, and who do I see? An American friend, who immediately begins to tell me what has been going on with him since we last met. - Mağazaya gidiyorum ve kimi görüyorum? Onunla son kez buluştuğumuzdan beri kendisinde neler gittiğini bana hemen anlatmaya başlayan bir Amerikan arkadaşımı.

Search and rescue operations began immediately. - Arama ve kurtarma operasyonları hemen başladı.

hemen
almost, nearly; about, around: O saatte sokaklarda hemen kimse yoktu. At that hour almost no one was out in the streets. Bu kitaplık bana hemen elli bin liraya mal oldu. This bookcase cost me about fifty thousand liras
hemen ardından
right after
hemen
directly
hemen
in no time

Wait for me. I'll be back in no time. - Beni bekle. Hemen döneceğim.

The firemen had the fire out in no time. - İtfaiyeciler yangını hemen söndürdüler.

hemen
instantaneously

Tom died almost instantaneously. - Tom neredeyse hemen öldü.

hemen olan
instant
hemen dönecek
(Bilgisayar) be right back
hemen
first thing

I'll be there the first thing in the morning. - Sabah hemen orada olacağım.

hemen
just

Tom usually goes to bed just before midnight. - Tom genellikle gece yarısından hemen önce yatmaya gider.

Tom has a small farm just outside of Boston. - Tom'un Boston'un hemen dışında küçük bir çiftliği var.

hemen
on the nail
hemen
(deyim) hell for leather
hemen
(Bilgisayar) immediate only
hemen
straight

I'll come to you straight away. - Hemen sana geleceğim.

He'll be out at lunch now, so there's no point phoning straight away. - O şimdi öğle yemeğinde dışarıda olacak, bu yüzden hemen aramamız bir işe yaramaz.

hemen
in two ticks
hemen
erelong
hemen
in two shakes
hemen
away

I plan to reply to his letter right away. - Onun mektubunu hemen yanıtlamayı planlıyorum.

He was hit by a car and died right away. - Ona bir araba çarptı ve hemen öldü.

hemen
(Konuşma Dili) in the heat of the moment
hemen
in two shakes of a lamb's tail
hemen
on-the-spot
hemen
(deyim) in a hurry

I told my wife to get ready in a hurry. - Karıma hemen hazırlanmasını söyledim.

hemen
in a twinkling
hemen
forthright
hemen
on the spur of the moment
hemen
like a shot
hemen
without any delay
hemen
right

She said she would be back right away. - O, hemen geri döneceğini söyledi.

I plan to reply to his letter right away. - Onun mektubunu hemen yanıtlamayı planlıyorum.

hemen
plunge into
hemen
right off the bat
hemen
direct

Mr Yoshida directed me to come at once. - Bay Yoshida hemen gelmemi emretti.

hemen
(Konuşma Dili) here and now
hemen
at no time
hemen
presently
hemen
in a minute
hemen
this very moment
hemen
(Konuşma Dili) on the heels of
hemen
straight away

He'll be out at lunch now, so there's no point phoning straight away. - O şimdi öğle yemeğinde dışarıda olacak, bu yüzden hemen aramamız bir işe yaramaz.

You should clean that cut straight away, you don't want to get an infection! - O kesiği hemen temizlemelisin, enfeksiyon kapmak istemezsin!

hemen
on the very spot
hemen
drop
hemen
(Konuşma Dili) off the bat
hemen
instantaneous

Tom died almost instantaneously. - Tom neredeyse hemen öldü.

hemen
the moment
hemen
soonish
hemen
at a word
hemen
without further ado
hemen
in a snap
hemen
immidiately
hemen
(Konuşma Dili) at the drop of a hat
hemen
as soon as possible
hemen anında
readily
hemen ardından
(Konuşma Dili) on the heels of
hemen ardından
with this
hemen arkasından
(Konuşma Dili) on the heels of
hemen başlangıç
(Bilgisayar) immediate start
hemen emri
(Ticaret) immediate order
hemen ertesi gün
very next day
hemen hepsi
almost all
hemen hiç
scarcely

Tom scarcely ever gets any exercise. - Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.

hemen hiç
hardly

Tom hardly ever studies after 10:00 p.m. - 10:00 sonra Tom hemen hemen hiç çalışmaz.

Your ideas are hardly practical. - Sizin fikirleriniz hemen hemen hiç pratik değil.

hemen istekle
at the drop of a hat
hemen kabul etmek
jump at
hemen kayıt
(Bilgisayar) online registration
hemen memen hiç
hardly ever
hemen oracıkta
on the spot
hemen parlayan
short-tempered
hemen yanında
next to
hemen yanındaki
next to
hemen yapılan
prompt
hemen yarat
(Bilgisayar) create soon
hemen önceki
next but one
hemen öncesinde
(deyim) on the eve of
hemen şimdi
in a moment

We're getting out of here in a moment. - Hemen şimdi buradan çıkıyoruz.

hemen şimdi
this moment
hemen
right after

The company is owned by a group of entrepreneurs who started it right after the war. - Şirket savaştan hemen sonra başlayan bir grup girişimci tarafından alındı.

He came to see you right after you left. - O, sen gittikten hemen sonra seni görmeye geldi.

hemen
(Hukuk) promptly

Please make your reservations promptly. - Lütfen hemen rezervasyonunuzu yaptırın.

What way do you vote, Matthew? Conservative, said Matthew promptly. - Hangi şekilde oy veriyorsun, Matthew? Muhafazakar dedi Matthew hemen.

acele eden. hemen
hurried. immediately
hemen arkasından gelmek
To come from behind
hemen geliyorum
Coming soon
hemen çevir
translate now
hemen çevir
immediate translation
hemen önünde
Right in front

Masanın hemen önünde.

boyacı küpü değil ki (hemen daldırıp çıkarasın)
(Konuşma Dili) It's not a simple matter
bu koliyi hemen gönderir misiniz
Would you please send this parcel as quickly as possible
bu küçük paketi hemen gönderir misiniz
Would you please send this package as quickly as possible
bu mektubu hemen gönderir misiniz
Would you please send this letter as quickly as possible
durumu hemen kavramak
keep one's wits about one
hemen
incontinently
hemen
once

Get ready for the trip at once. - Hemen yolculuğa hazırlan.

To our surprise, she revived at once. - Bizim için sürpriz oldu, o hemen yeniden hayata döndü.

hemen
instanter
hemen
as soon as

As soon as you see this E-mail please reply right away. - Bu e-postayı görür görmez lütfen hemen cevapla.

As soon as the argument ended, I left the office forthwith. - Tartışma sona erer ermez, ben hemen ofisten ayrıldım.

hemen
in an instant
hemen
right now, right away, at once, immediately, instantly, directly, forthwith, straightaway; nearly, almost
hemen
in a jiffy
hemen
forthwith

As soon as the argument ended, I left the office forthwith. - Tartışma sona erer ermez, ben hemen ofisten ayrıldım.

hemen
always, continually
hemen
outright
hemen
on the instant
hemen
out of hand
hemen
anon
hemen
right now; right away, at once, immediately
hemen
right of the bat
hemen
on the spot

They hired Tom on the spot. - Onlar Tom'u hemen oracıkta tuttu.

I paid his wages on the spot. - Maaşını hemen ödedim.

hemen
now

I suppose it makes sense to go ahead and pay the bill right now. - İlerlemek ve faturayı hemen ödemek sanırım mantıklı olur.

He'll be out at lunch now, so there's no point phoning straight away. - O şimdi öğle yemeğinde dışarıda olacak, bu yüzden hemen aramamız bir işe yaramaz.

hemen
in short order
hemen
bang off
hemen
on the verge of, just about to: Aslan hemen kafesten kaçıyordu ki yakaladılar. The lion was just about to escape from the cage when they caught him
hemen alabilir miyim
Can I have it right away
hemen ardından
shortly after
hemen başlangıçta
right from the start
hemen dönerim
i´ll be right back
hemen dönüyorum
brb (be right back)
hemen gelirim
i´ll be right back
hemen geliyorum
will be there in a second
hemen gelmek
supervene
hemen güncelleştir
(Bilgisayar) update soon
hemen işini bitirmek
give smb. a short shrift
hemen kabul etmek
snap up
hemen kapatmayın lütfen
Don't hang up yet please
hemen kesilip kızartılan tavuk
spatchcock
hemen olan
instantness
hemen sadede
get straight to the point
hemen satılmak
(Ticaret) be sold readily
hemen sinirlenmek
fly into a temper
hemen sonra
shortly after

Shortly after the accident, the police came. - Kazadan hemen sonra polis geldi.

Tom remarried shortly after his wife's death. - Tom karısının ölümünden hemen sonra yeniden evlendi.

hemen sonra
(deyim) after a bit
hemen sonra
1. immediately afterwards. 2. immediately after, right after
hemen sonra
eftsoon
hemen teslim edilen
prompt
hemen teslim edilen
spot
hemen teslim edilen mallar
spot goods
hemen teslim edilen mallar
spots
hemen teslim fiyatı
spot price
hemen uzaklaşmak
scat
hemen yakınında
at one's foot
hemen yapmamak
be slow to
hemen yerleşim
immediate settlement
hemen ödemak
plank down
hemen öfkelenmek
fly into a temper
hemen önce
shortly before

He reached home shortly before five o'clock. - Saat beşten hemen önce eve vardı.

Tom left to go fishing shortly before dawn. - Tom şafaktan hemen önce balık tutmaya gitmek için ayrıldı.

hemen şimdi
at once, straightaway
hemen şimdi
just now

Dad just now went out. - Babam hemen şimdi dışarı çıktı.

Yes, but she left just now. - Evet, ama o hemen şimdi gitti.

hemen şimdi
right now

I want you to leave right now. - Hemen şimdi ayrılmanı istiyorum.

Please come right now. - Lütfen hemen şimdi gel.

kesip hemen kızartmak
(tavuk) spatchcock
lütfen hemen cevaplayın
please reply asap
lütfen hemen polisi arayın
Please call the police immediately
midesi hemen bulanan
squeamish
paraşütü hemen açmadan atlama
skydiving
paraşütü hemen açmadan atlayan kimse
skydiver
peşin ödeyerek hemen teslim alma
cash-and-carry
Türkisch - Türkisch
Nerede ise, az zaman sonra: "Hemen hemen hepsi vatana döndüler."- B. Felek
Tam değilse bile ona pek yakın
Nerede ise, az zaman sonra
hemen
Aşağı yukarı: "Hayır, yalnız ben değilim onu beğenmeyen, sevmeyen, hemen kimse beğenmiyor o şairi, sevmiyor."- N. Ataç
hemen
Yalnız, sadece
hemen
Aşağı yukarı; yalnız, sadece
hemen
Hiç vakit geçirmeden, gecikmeden, çabucak
hemen hemen
Favoriten