hemen hemen

listen to the pronunciation of hemen hemen
Türkçe - İngilizce
almost

I have almost no appetite. - Hemen hemen hiç iştahım yok.

Tom and Mary quarrel almost every day. - Tom ve Mary hemen hemen her gün kavga ederler.

about

Tom is just about as tall as you are. - Tom hemen hemen senin kadar uzun.

People say I look about the same age as my sister. - Kız kardeşimle hemen hemen aynı yaşta gösterdiğimi söylerler.

nearly

She has nearly no close friends. - Hemen hemen hiç yakın dostu yoktur.

When I ask people what they regret most about high school, they nearly all say the same thing: that they wasted so much time. - İnsanlara Lise yıllarında en çok pişman olduğunuz şey nedir? diye sorduğumda, hemen hemen hepsi aynı şeyi söylerler: Zamanımızın çoğunu boşa harcadık.

virtually

Learning probably takes place in virtually every activity in which we take part. - Öğrenme muhtemelen hemen hemen katıldığımız her faaliyette yer alır.

practically

Tom comes here practically every day. - Tom hemen hemen her gün buraya gelir.

Spanish and Portuguese are practically the same. - İspanyolca ve Portekizce hemen hemen aynıdırlar.

nigh

Tom went drinking almost every night. - Tom hemen hemen her gece içmeye gitti.

Tom eats out almost every night. - Tom hemen hemen her gece dışarıda yer.

1. almost, very nearly. 2. pretty soon, in a little while, shortly
all but

He has all but finished the work. - Hemen hemen işi bitirdi.

next to
close to
well-nigh
sub-
hardly

Tom hardly ever studies after 10:00 p.m. - 10:00 sonra Tom hemen hemen hiç çalışmaz.

Tom hardly ever listens to the radio. - Tom hemen hemen hiç radyo dinlemez.

quasi
quasi-
nine times out of ten
(Latin) prope
just about

Tom plays table tennis just about every day. - Tom hemen hemen her gün masa tenisi oynar.

I can get used to just about anything. - Hemen hemen her şeye alışabilirim.

(Konuşma Dili) just on
close on
as good as

Without her glasses she was as good as blind. - Gözlüksüz o hemen hemen kördür.

Tom and Mary are as good as married. - Tom ve Mary hemen hemen evlidir.

Almost, nearly, barely, pretty much, practically, about, all but, half, much, near, nigh, at close quarters, scarcely, well nigh
much

That job is pretty much finished. - O iş hemen hemen bitti.

That's pretty much everything you need to know. - Bilmen gereken her şey hemen hemen bu.

scarcely

Tom scarcely ever gets any exercise. - Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.

Scarcely had the rain stopped before a rainbow appeared. - Bir gökkuşağı belirmeden önce, hemen hemen yağmur durmuştu.

well nigh
barely

Tom barely speaks to me anymore. - Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.

It barely ever rains here. - Burada hemen hemen hiç yağmur yağmaz.

at close quarters
near

Tropical rainforests are located near the equator, where it's almost always warm and wet. - Tropikal yağmur ormanları hemen hemen her zaman sıcak ve nemli olan ekvator yakınında yer alırlar.

We're pretty near done. - Biz hemen hemen hazırız.

almost, nearly, practically, about, all but, close on
half
pretty much

That's pretty much all you need to know. - Bütün bilmen gereken hemen hemen bu.

Tom pretty much keeps to himself. - Tom hemen hemen kendisi için saklar.

wellnigh
virtual

Learning probably takes place in virtually every activity in which we take part. - Öğrenme muhtemelen hemen hemen katıldığımız her faaliyette yer alır.

Almost all implementations of virtual memory divide the virtual address space of an application program into pages; a page is a block of contiguous virtual memory addresses. - Hemen hemen tüm sanal bellek uygulamaları bir uygulama programının sanal adres alanını sayfalara böler; bir sayfa bitişik sanal bellek adreslerinden oluşan bir bloktur.

pretty well
pretty much/well
more or less
next
{k} pretty nearly/well
next door to
{s} proximate
hemen
at once

To our surprise, she revived at once. - Bizim için sürpriz oldu, o hemen yeniden hayata döndü.

I recognized him at once, because I had seen him before. - Onu hemen tanıdım, çünkü onu daha önce görmüştüm.

hemen
immediately

Search and rescue operations began immediately. - Arama ve kurtarma operasyonları hemen başladı.

I can't reply your message immediately, for I can't type fast. - Hızlı yazamadığım için mesajına hemen cevap veremiyorum.

hemen
instantly

Tom knew instantly that something was wrong. - Tom bir şeylerin yanlış olduğunu hemen bildi.

Tom instantly recognized Mary's voice. - Tom Mary'nin sesini hemen tanıdı.

hemen hemen hiç
hardly

I could hardly understand him. - Ben onu hemen hemen hiç anlayamadım.

Tom hardly ever listens to the radio. - Tom hemen hemen hiç radyo dinlemez.

hemen hemen tam
substantial
hemen hemen aynı
closely
hemen hemen hiç
hardly ever

Tom hardly ever speaks to me anymore. - Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.

Tom hardly ever studies after 10:00 p.m. - 10:00 sonra Tom hemen hemen hiç çalışmaz.

hemen hemen aynı
no better than
hemen hemen aynı
almost the same
hemen hemen aynı
pretty much the same
hemen hemen duruk
(Bilgisayar,Teknik) quasistatic
hemen hemen eşit
close
hemen hemen hiç
next to nothing
hemen hemen hiç
little or nothing
hemen hemen kesin
as good as
hemen hemen kesin
almost surely
hemen hemen aynı
much of a muchness
hemen hemen hiç
barely

It barely ever rains here. - Burada hemen hemen hiç yağmur yağmaz.

I barely know the city. - Şehri hemen hemen hiç bilmiyorum.

hemen hemen hiç
little

The mother said little to the sons. - Anne oğullarına hemen hemen hiç bir şey söylemedi.

The mother said little to the daughters. - Anne kızlarına hemen hemen hiç bir şey söylemedi.

hemen
prompt

Please make your reservations promptly. - Lütfen hemen rezervasyonunuzu yaptırın.

What way do you vote, Matthew? Conservative, said Matthew promptly. - Hangi şekilde oy veriyorsun, Matthew? Muhafazakar dedi Matthew hemen.

hemen
immediate

I can't reply your message immediately, for I can't type fast. - Hızlı yazamadığım için mesajına hemen cevap veremiyorum.

We ate a hasty meal and left immediately. - Acele bir yemek yedik ve hemen ayrıldık.

hemen
almost, nearly; about, around: O saatte sokaklarda hemen kimse yoktu. At that hour almost no one was out in the streets. Bu kitaplık bana hemen elli bin liraya mal oldu. This bookcase cost me about fifty thousand liras
hemen ardından
right after
hemen
directly
hemen
in no time

Wait for me. I'll be back in no time. - Beni bekle. Hemen döneceğim.

The firemen had the fire out in no time. - İtfaiyeciler yangını hemen söndürdüler.

hemen
instantaneously

Tom died almost instantaneously. - Tom neredeyse hemen öldü.

hemen olan
instant
hemen dönecek
(Bilgisayar) be right back
hemen
first thing

I'll be there the first thing in the morning. - Sabah hemen orada olacağım.

hemen
just

Tom has a small farm just outside of Boston. - Tom'un Boston'un hemen dışında küçük bir çiftliği var.

At the Fukushima No.1 nuclear power plant, all the reactors stopped just after the quake. - Fukushima No.1 nükleer santralinde, depremden hemen sonra bütün reaktörler durdu.

hemen
on the nail
hemen
(deyim) hell for leather
hemen
(Bilgisayar) immediate only
hemen
straight

He'll be out at lunch now, so there's no point phoning straight away. - O şimdi öğle yemeğinde dışarıda olacak, bu yüzden hemen aramamız bir işe yaramaz.

I'll come to you straight away. - Hemen sana geleceğim.

hemen
in two ticks
hemen
erelong
hemen
in two shakes
hemen
away

She said she would be back right away. - O, hemen geri döneceğini söyledi.

He was hit by a car and died right away. - Ona bir araba çarptı ve hemen öldü.

hemen
(Konuşma Dili) in the heat of the moment
hemen
in two shakes of a lamb's tail
hemen
on-the-spot
hemen
(deyim) in a hurry

I told my wife to get ready in a hurry. - Karıma hemen hazırlanmasını söyledim.

hemen
in a twinkling
hemen
forthright
hemen
on the spur of the moment
hemen
like a shot
hemen
without any delay
hemen
right

I plan to reply to his letter right away. - Onun mektubunu hemen yanıtlamayı planlıyorum.

Call the doctor right away. - Hemen doktoru arayın.

hemen
plunge into
hemen
right off the bat
hemen
direct

Mr Yoshida directed me to come at once. - Bay Yoshida hemen gelmemi emretti.

hemen
(Konuşma Dili) here and now
hemen
at no time
hemen
presently
hemen
in a minute
hemen
this very moment
hemen
(Konuşma Dili) on the heels of
hemen
straight away

I want to talk to my lawyer straight away. - Hemen avukatımla konuşmak istiyorum.

He'll be out at lunch now, so there's no point phoning straight away. - O şimdi öğle yemeğinde dışarıda olacak, bu yüzden hemen aramamız bir işe yaramaz.

hemen
on the very spot
hemen
drop
hemen
(Konuşma Dili) off the bat
hemen
instantaneous

Tom died almost instantaneously. - Tom neredeyse hemen öldü.

hemen
the moment
hemen
soonish
hemen
at a word
hemen
without further ado
hemen
in a snap
hemen
immidiately
hemen
(Konuşma Dili) at the drop of a hat
hemen
as soon as possible
hemen anında
readily
hemen ardından
(Konuşma Dili) on the heels of
hemen ardından
with this
hemen arkasından
(Konuşma Dili) on the heels of
hemen başlangıç
(Bilgisayar) immediate start
hemen emri
(Ticaret) immediate order
hemen ertesi gün
very next day
hemen hepsi
almost all
hemen hiç
scarcely

Tom scarcely ever gets any exercise. - Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.

hemen hiç
hardly

It's hardly raining at all. - Hemen hemen hiç yağmur yağmıyor.

Tom hardly ever listens to the radio. - Tom hemen hemen hiç radyo dinlemez.

hemen istekle
at the drop of a hat
hemen kabul etmek
jump at
hemen kayıt
(Bilgisayar) online registration
hemen memen hiç
hardly ever
hemen oracıkta
on the spot
hemen parlayan
short-tempered
hemen yanında
next to
hemen yanındaki
next to
hemen yapılan
prompt
hemen yarat
(Bilgisayar) create soon
hemen önceki
next but one
hemen öncesinde
(deyim) on the eve of
hemen şimdi
in a moment

We're getting out of here in a moment. - Hemen şimdi buradan çıkıyoruz.

hemen şimdi
this moment
hemen
right after

Tom plans to call you right after lunch. - Tom öğle yemeğinden hemen sonra seni aramayı planlıyor.

The company is owned by a group of entrepreneurs who started it right after the war. - Şirket savaştan hemen sonra başlayan bir grup girişimci tarafından alındı.

hemen
(Hukuk) promptly

What way do you vote, Matthew? Conservative, said Matthew promptly. - Hangi şekilde oy veriyorsun, Matthew? Muhafazakar dedi Matthew hemen.

Please make your reservations promptly. - Lütfen hemen rezervasyonunuzu yaptırın.

acele eden. hemen
hurried. immediately
hemen arkasından gelmek
To come from behind
hemen geliyorum
Coming soon
hemen çevir
translate now
hemen çevir
immediate translation
hemen önünde
Right in front

Masanın hemen önünde.

boyacı küpü değil ki (hemen daldırıp çıkarasın)
(Konuşma Dili) It's not a simple matter
bu koliyi hemen gönderir misiniz
Would you please send this parcel as quickly as possible
bu küçük paketi hemen gönderir misiniz
Would you please send this package as quickly as possible
bu mektubu hemen gönderir misiniz
Would you please send this letter as quickly as possible
durumu hemen kavramak
keep one's wits about one
hemen
incontinently
hemen
once

Get ready for the trip at once. - Hemen yolculuğa hazırlan.

We must start at once. - Biz hemen başlamalıyız.

hemen
instanter
hemen
as soon as

As soon as the argument ended, I left the office forthwith. - Tartışma sona erer ermez, ben hemen ofisten ayrıldım.

As soon as you see this E-mail please reply right away. - Bu e-postayı görür görmez lütfen hemen cevapla.

hemen
in an instant
hemen
right now, right away, at once, immediately, instantly, directly, forthwith, straightaway; nearly, almost
hemen
in a jiffy
hemen
forthwith

As soon as the argument ended, I left the office forthwith. - Tartışma sona erer ermez, ben hemen ofisten ayrıldım.

hemen
always, continually
hemen
outright
hemen
on the instant
hemen
out of hand
hemen
anon
hemen
right now; right away, at once, immediately
hemen
right of the bat
hemen
on the spot

I can't make a decision on the spot. I'll have to talk to my boss first. - Hemen bir karar veremem. Önce patronumla konuşmam gerekecek.

They hired Tom on the spot. - Onlar Tom'u hemen oracıkta tuttu.

hemen
now

I suppose it makes sense to go ahead and pay the bill right now. - İlerlemek ve faturayı hemen ödemek sanırım mantıklı olur.

He'll be out at lunch now, so there's no point phoning straight away. - O şimdi öğle yemeğinde dışarıda olacak, bu yüzden hemen aramamız bir işe yaramaz.

hemen
in short order
hemen
bang off
hemen
on the verge of, just about to: Aslan hemen kafesten kaçıyordu ki yakaladılar. The lion was just about to escape from the cage when they caught him
hemen alabilir miyim
Can I have it right away
hemen ardından
shortly after
hemen başlangıçta
right from the start
hemen dönerim
i´ll be right back
hemen dönüyorum
brb (be right back)
hemen gelirim
i´ll be right back
hemen geliyorum
will be there in a second
hemen gelmek
supervene
hemen güncelleştir
(Bilgisayar) update soon
hemen işini bitirmek
give smb. a short shrift
hemen kabul etmek
snap up
hemen kapatmayın lütfen
Don't hang up yet please
hemen kesilip kızartılan tavuk
spatchcock
hemen olan
instantness
hemen sadede
get straight to the point
hemen satılmak
(Ticaret) be sold readily
hemen sinirlenmek
fly into a temper
hemen sonra
shortly after

Tom left the house shortly after Mary left. - Tom Mary gittikten hemen sonra evden ayrıldı.

Tom remarried shortly after his wife's death. - Tom karısının ölümünden hemen sonra yeniden evlendi.

hemen sonra
(deyim) after a bit
hemen sonra
1. immediately afterwards. 2. immediately after, right after
hemen sonra
eftsoon
hemen teslim edilen
prompt
hemen teslim edilen
spot
hemen teslim edilen mallar
spot goods
hemen teslim edilen mallar
spots
hemen teslim fiyatı
spot price
hemen uzaklaşmak
scat
hemen yakınında
at one's foot
hemen yapmamak
be slow to
hemen yerleşim
immediate settlement
hemen ödemak
plank down
hemen öfkelenmek
fly into a temper
hemen önce
shortly before

He reached home shortly before five o'clock. - Saat beşten hemen önce eve vardı.

Tom left to go fishing shortly before dawn. - Tom şafaktan hemen önce balık tutmaya gitmek için ayrıldı.

hemen şimdi
at once, straightaway
hemen şimdi
just now

Dad just now went out. - Babam hemen şimdi dışarı çıktı.

Yes, but she left just now. - Evet, ama o hemen şimdi gitti.

hemen şimdi
right now

I need to speak with Tom right now. - Tom'la hemen şimdi konuşmam gerekiyor.

How about going to a sushi bar right now? - Hemen şimdi bir suşi bara gitmeye ne dersin?

kesip hemen kızartmak
(tavuk) spatchcock
lütfen hemen cevaplayın
please reply asap
lütfen hemen polisi arayın
Please call the police immediately
midesi hemen bulanan
squeamish
paraşütü hemen açmadan atlama
skydiving
paraşütü hemen açmadan atlayan kimse
skydiver
peşin ödeyerek hemen teslim alma
cash-and-carry
Türkçe - Türkçe
Nerede ise, az zaman sonra: "Hemen hemen hepsi vatana döndüler."- B. Felek
Tam değilse bile ona pek yakın
Nerede ise, az zaman sonra
hemen
Aşağı yukarı: "Hayır, yalnız ben değilim onu beğenmeyen, sevmeyen, hemen kimse beğenmiyor o şairi, sevmiyor."- N. Ataç
hemen
Yalnız, sadece
hemen
Aşağı yukarı; yalnız, sadece
hemen
Hiç vakit geçirmeden, gecikmeden, çabucak
hemen hemen