baş baş teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı
- baş
- top
I succeeded in reaching the top of the mountain.
- Dağın tepesine ulaşmayı başardım.
It's not a suitable topic for discussion.
- Tartışma için uygun bir başlık değil.
- baş belâsı
- pain in the neck
- baş
- leader
I am the patrol leader.
- Ben devriye başkanıyım.
Republican Party leaders criticized President Hayes.
- Cumhuriyetçi Parti liderleri Başkan Hayes'i eleştirdi.
- baş
- head
Western nations have to put their heads together to strengthen the dollar.
- Batılı ülkeler doları güçlendirmek için baş başa verip düşünüyorlar.
It's best to wear a cap on your head during the cold Moscow winters.
- Soğuk Moskova kışlarında kendi başına şapka takmak en iyisidir.
- baş
- beginning
She will arrive in Tokyo at the beginning of next month.
- Önümüzdeki ayın başında Tokyo'ya varacak.
I was beginning to lose my cool.
- Soğuk kanlılığımı kaybetmeye başlıyordum.
- baş
- initial
After the initial shock of hearing of her grandfather's death, the girl started to cry.
- Onun büyükbabasının ölümünü işitmesinin ilk şokundan sonra, kız ağlamaya başladı.
The couple carved their initials in an oak tree.
- Çift baş harflerini meşe ağacına kazıdı.
- baş başa
- tête-à-tête
- baş başa
- tête-à-tête, face to face
- baş başa kalmak
- to stay alone (with)
- baş başa vermek
- 1. to put our/your/their heads together, consult with each other. 2. to work together, help each other, collaborate
- baş başa vermek
- to put their heads together
- baş belâsı
- bother
- baş ağrısı
- a) headache b) nuisance, pest
- baş harf
- initial
My initials are on my briefcase.
- Benim ismimin baş harfleri benim evrak çantasının üstünde.
I'm going to lay you down in the green grass underneath that big old oak tree and then carve our initials into its trunk.
- O büyük, ihtiyar meşe ağacının dibinde çimlere uzanıp, gövdesine adlarımızın baş harflerini kazıyacağım.
- baş
- coconut
- baş
- heading
What heading does this come under?
- Bu hangi başlığın altında toplanıyor?
- baş
- prime
The Prime Minister will hold a press conference tomorrow.
- Başbakan yarın bir basın toplantısı düzenleyecek.
Mr Suzuki, who is a former Prime Minister, will be chairman of the committee.
- Bay Suzuki, eski bir Başbakan, komitenin başkanı olacak.
- baş
- capital
Kinshasa is the capital city of the Democratic Republic of Congo.
- Kinşasa, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin başkentidir.
Beijing is the capital of China.
- Pekin, Çin'in başkentidir.
- baş belâsı
- nuisance
- baş dönmesi
- dizziness
Mary didn't suffer from dizziness.
- Mary baş dönmesinden muzdarip değildi.
Tom has been experiencing severe headaches and dizziness.
- Tom şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi yaşıyor.
- baş dönmesi
- vertigo
- baş düşman
- archenemy
Lex Luthor is Superman's archenemy.
- Lex Luthor Süpermen'in baş düşmanıdır.
The Joker is Batman's archenemy.
- Joker, Batman'ın baş düşmanıdır.
- baş harfler
- initials
- baş kısım
- heading
- başa baş
- neck and neck
- baş işareti
- nod
- alay baş
- pate
- baş kıç vurma
- (Askeri) pitching
- baş yönetici
- (Ticaret) chief executive officer
- baş-boyun
- (Tıp) head and neck
- baş-kıç vurma
- (Askeri) pitch
- geminin baş kıç vurması
- (Askeri) pitch
- ismin baş harfleri
- initials
- kıvırcık baş hastalığı
- leaf curl
- sallamak (baş)
- nod
- yuvarlak baş
- round head
- baş belâsı olmak
- bother
- baş harflerini yazmak
- initialize
- Ecel gelince başa baş ağrısı bahane
- (Atasözü) Death is a debt to pay, the cause is meaningless
- Eğilen baş kesilmez
- (Atasözü) - Better bend than break.-- A fault confessed is "half-redressed"
- baş açcı
- chef
- baş bakan
- start looking
- baş belâsı
- stiff
- baş döndürmek
- begins to rotate
- baş döndürücü
- Vertiginous, dazzling, giddy, dizzy
- baş dönmesi
- Dizziness, whirl, giddiness, swim, swimming of the head, vertigo
- baş etme
- coping
- baş etmek
- Cope (with), do with, stem the tide of
- baş etmek
- Cope (with), to do with, to stem the tide of:
- baş faktör
- primary factor
- baş faktör
- main factor
- baş faktör
- chief factor
- baş garson
- maitre d'hotel
- baş garson
- headwaiter
- baş garson
- head waiter
- baş göstermek
- crop up
- baş hekimlik
- per physician
- baş hemşire
- head nurse
- baş kaldırı
- per lift
- baş katip
- head clerk
- baş komutan
- commander in chief
- baş konsolos
- early consul
- baş mühendis
- Chief engineer
- baş piskopos
- primate
- baş sağlığı dilemek
- language begins to health
- baş yardımcı
- assistant head
- baş yazar
- lead author
- baş örtü
- head coverings
- sıkma baş
- head spin
- üst baş
- clothes
- Merkezi Ölçü ve İşaret İstihbaratı Teşkilatı; sağlık dairesi başkanı; baş askeri
- (Askeri) Central Measurement and Signature Intelligence (MASINT) Organization; chief medical officer; chief military observer; civil-military operations; collections management office(r); configuration management office
- ani baş dönmesi
- dizzy spell
- askerlik baş öğretmeni
- (Askeri) professor of military science
- ayaklar baş, başlar ayak oldu
- (Konuşma Dili) The first have become last, the last first./The social order is reversed and upstarts are in charge
- baş
- grand
Grandmother carried the table by herself.
- Büyükanne masayı kendi başına taşıdı.
After the initial shock of hearing of her grandfather's death, the girl started to cry.
- Onun büyükbabasının ölümünü işitmesinin ilk şokundan sonra, kız ağlamaya başladı.
- baş
- principal
The organization plays a principal role in wildlife conservation.
- Örgüt, yaban hayatı korumasında başlıca rol oynar.
Mr. Jackson is our principal.
- Bay Jackson, bizim başımız.
- baş
- nob
Aside from him, nobody else came to the party.
- Onun dışında, başka hiç kimse partiye gelmedi.
Nobody else offered to help.
- Başka hiç kimse yardım etmeyi önermedi.
- baş
- basis
Everything starts from the basis.
- Her şey temelden başlar.
We work on a piecework basis.
- Biz parça başı esasına göre çalışırız.
- baş
- side, near vicinity, presence: sofra başında at the table. ocak başında near the hearth
- baş
- (Denizcilik) bow
- baş
- wrestling first class
- baş
- primary
The show Hoarders is one of the primary causes of armchair psychology in America.
- Gösteri Stokçular Amerika'da koltuk psikolojinin başlıca nedenlerinden biridir.
The primary cause of his failure is laziness.
- Onun başarısızlığının ana nedeni tembelliktir.
- baş
- head: elli baş sığır fifty steers, fifty head of cattle
- baş
- fore
He lived alone in the forest.
- Ormanda yalnız başına yaşadı.
I am forever in trouble.
- Benim her zaman başım belada.
- baş
- knob
- baş
- in many idioms self, oneself
- baş
- premier
Today's paper reports that the premier has given up the idea of visiting America.
- Bügünkü gazete Başbakanın Amerikayı ziyaret etme fikrinden vazgeçtiğini bildiriyor.
Manchester United is one of the most successful teams in both the Premier League and England.
- Manchester United, hem Premier League'de hem de İngiltere'de en başarılı takımlardan biridir.
- baş
- chief
The accident was caused chiefly by the unpredictable weather.
- Kazanın başlıca nedeni öngörülemeyen havaydı.
The army chief reported that the war was lost.
- Genelkurmay başkanı savaşın kaybedildiğini bildirdi.
- baş
- noddle
- baş
- main, head, chief, top
- baş
- top, summit, crest
- baş
- costard
- baş
- arch
Tom loves architecture more than anything else in the world.
- Tom mimariyi dünyadaki başka her şeyden daha çok seviyor.
This building is the architect's crowning achievement.
- Bu bina mimarın en yüksek başarısıdır.
- baş
- off
There used to be a post office on the corner.
- Köşe başında postahane vardı.
I quit my job and moved so I could start off with a clean slate.
- Maziye sünger çekip yeniden başlamak için işimi bıraktım ve taşındım.
- baş
- clove (of garlic); cyme; (plant) bulb
- baş
- central
I work in Central Park every morning starting at six.
- Central Park'ta her sabah altıda başlayarak çalışıyorum.
Mario Draghi is the head of the European Central Bank.
- Mario Draghi, Avrupa Merkez Bankası'nın başkanıdır.
- baş
- bow
He bowed to his teacher.
- O, başıyla öğretmenini selamladı.
Tom bowed his head in shame.
- Tom utançla başını eğdi.
- baş
- leader, chief, head
- baş
- first
This style of hairdressing first appeared in the early 19th century.
- Kuaförlüğün bu stili 19. yüzyılın başlarında ilk kez görüldü.
I thought it easy at first.
- Ben ilk başta onun kolay olduğunu düşündüm.
- baş
- head; chief, leader; beginning; end; top; bow; main, chief, leading, principal, cardinal
- baş
- especial
It's interesting to observe American politics, especially during a presidential election.
- Amerikan siyasetini, özellikle başkanlık seçimi sırasında gözlemlemek ilginçtir.
- baş
- outset
- baş
- in chief
- baş
- governing
- baş alıp baş vermek
- to wage a bitter fight
- baş ayak, ayak baş oldu
- (Konuşma Dili) The high and the low have changed places
- baş ağrısı olmak
- to be a nuisance (to), cause worry (to)
- baş aşağı
- headfirst, headlong, upside down
- baş aşağı
- upside down, head down
- baş balerin
- premiere
- baş bağı
- 1. head band, fillet. 2. (Denizcilik) bow fast, head fast
- baş belası
- a) nuisance, pain, pest, plague, pain in the neck, troublemaker b) troublesome
- baş belâsı
- troublemaker
I always knew that Tom was a troublemaker.
- Tom'un bir baş belası olduğunu her zaman biliyordum.
Tom was a big troublemaker in school.
- Tom okulda büyük bir baş belasıydı.
- baş belâsı
- tease
- baş belâsı
- headache
Getting rid of garbage has become a major headache for the authorities.
- Çöpten kurtulmak yetkililer için büyük bir baş belası haline gelmiştir.
- baş belâsı
- a thorn in the side
- baş belâsı
- annoyance
- baş belâsı
- a thorn in the flesh
- baş belâsı olan
- plaguy
- baş bilmez unbroken
- (horse)
- baş bodoslaması
- stem post, stem
- baş boy
- best quality
- baş bulmak
- to pay, leave a profit
- baş direği
- foremast
- baş döndürücü
- vertiginous
- baş döndürücü
- dizzy
Aren't you still dizzy?
- Hâlâ baş döndürücü değil misin?
Tom looked down upon the city from the dizzying height of the skyscraper.
- Tom gökyüzünün baş döndürücü yüksekliğinden şehre baktı.
- baş döndürücü
- giddy
- baş döndürücü
- dazzling, dizzy, giddy
- baş döndürücü bir şekilde
- dizzily
- baş döndürücülük
- headiness
- baş dönmesi
- whirl
- baş dönmesi
- dizziness, vertigo
- baş dönmesi
- giddiness
- baş dönmesi
- swim
- baş dönmesi hissediyorum
- I feel dizzy
- baş dönmesi ve göz kararması
- staggers
- baş edebilmek
- to be able to cope (with), to manage successfully
- baş edememek
- to be unable to cope (with)
- baş eğerek selâmlamak
- incline
- baş eğme
- obeisance
- baş gösterge
- (Ticaret) leading indicator
- baş göz etmek
- to marry (off), to give in marriage
- baş gübresi
- top dressing
- baş güverte
- main deck
- baş harflerden oluşan sözcük
- acronym
- baş idari (muharebe) subay; sivil işler harekatı; mukabil hava harekatı
- (Askeri) chief administrative officer; civil affairs operations; counterair operation
- baş ile ilgili
- head
- baş işareti
- beck
- baş işareti yapmak
- beckon
- baş kadın oyuncu
- prima donna
- baş kalfa kadın
- forewoman
- baş kasarası
- fo'c's'le
- baş kelime
- lemma
- baş kontrolör
- (Hukuk) chief superintendent
- baş koymak
- to set one's heart/mind (on)
- baş koymak
- put one's heart to
- baş kıç vurmak
- pitch
- baş mali yönetici
- (Ticaret) treasurer
- baş nokta (GEOLOC)
- (Askeri) origin (GEOLOC)
- baş papaz
- hierarch
- baş plan
- big close-up
- baş sallamak
- to nod
- baş sayfa
- front page
- baş tacı edilmek
- be enthroned
- baş tacı etmek
- to make a fuss over
- baş tacı olmak
- be enthroned
- baş tuğlası
- head brick
- baş uşak
- butler
- baş ve kıç istikametinde
- fore and aft
- baş ve son
- the alpha and omega
- baş vermek
- come to a head
- baş vermek
- head
- baş yastığı
- pillow
- baş yönetici
- chief executive
- baş çekimi
- big close-up
- baş üstünde tutmak
- to welcome
- baş üstüne
- with pleasure, yes
- bir baş lâhana
- cabbagehead
- bunun üzerine baş harflerimi yazdırmak istiyorum
- I want my initials on this
- can baş üstüne
- I'll do it gladly!/Gladly!
- can cana, baş başa
- everyone for himself
- elektrikli baş lambası
- (Madencilik) electric cap lamp
- gömme baş
- countersunk head
- güvenlik yardımı; seçici özellik (Küresel Konumlama Sistemi (GPS)); baş danışman
- (Askeri) security assistance; selective availability (GPS); senior adviser; situational awareness; staging area; stand-alone switch
- ingiltere baş konsolosluğu
- (Politika, Siyaset) british consulate general
- kanal baş kapağı
- headgate
- kare baş
- square head
- körler memleketinde şaşılar padişah/baş olur
- (Atasözü) An inferior thing seems first-rate to those who have never known anything better
- küçük yuvarlak baş
- bullet head
- kıvırcık baş hastalığı
- curly-top, leaf curl
- manyetik baş
- magnetic heading
- müşterek kuvvet baş tabibi
- (Askeri) joint force surgeon
- onmadık baş
- (person) who has never had anything but misfortune
- oval baş
- oval head
- pas baş
- (Tabiat Doğa) (kuş, Fam: Aythyinae) ferruginous duck
- saç saça (baş başa) gelmek
- (for women) to begin to fight with each other
- saç saça baş başa gelmek
- to come to blows
- sütun baş tabanı
- architrave
- top baş kefal
- (Denizbilim) thicklip grey mullet
- uçağın baş tarafı
- turret
- verilen baş harfler
- (Bilgisayar) issued initials
- yaş kesen, baş keser
- (Atasözü) A person who needlessly cuts down trees is a kind of murderer
- üst baş
- fig
- üst baş
- dress
- üst baş
- apparel
- ıskandinav baş tanrısı
- Odin
- şato baş kulesi
- donjon