aramak

listen to the pronunciation of aramak
Türkçe - İngilizce
call

Tom wanted to call the police, but Mary wouldn't let him. - Tom polisi aramak istedi fakat Mary ona izin vermedi.

Paula left the room to call her mother. - Paula annesini aramak için odadan çıktı.

search

She went in search of her lost child. - O, kayıp çocuğunu aramak için gitti.

Many men set out for the West in search of gold. - Birçok insan altın aramak için Batıya yola çıktı.

look for

Tom has to look for a job. - Tom bir iş aramak zorundadır.

I have to look for my pen. - Dolma kalemimi aramak zorundayım.

seek

Some Asians seek more technological solutions. - Bazı Asyalılar daha teknolojik çözümler aramaktadır.

Didn't I have a right to seek the happiness I longed for? - Hasret kaldığım saadeti aramak hakkım değil miydi?

ask for
quest

If you have any more questions, please don't hesitate to call. - Eğer daha fazla sorunuz varsa, aramakta tereddüt etmeyiniz.

If you have any questions, don't hesitate to call. - Eğer herhangi bir sorununuz varsa, aramak için tereddüt etmeyin.

to look for, to seek, to hunt for, to rake about/around; to search, to frisk, to shake sb/sth down; to call, to give sb a buzz, to call sb up;" " telefon etmek; to long for, to miss; to ask for
go
long for
call somebody up
find

I'm not going to stop looking until I find Tom. - Tom'u buluncaya kadar aramaktan vazgeçmeyeceğim.

Trying to find happiness only makes you unhappy. - Mutluluğu aramak seni sadece mutsuz eder.

ransack
be on the look-out for
seeks
seek out
look

Mary has been looking for a guy like Tom. - Mary Tom gibi bir adam aramaktadır.

Tom came to Boston looking for work. - Tom iş aramak için Boston'a geldi.

miss

The police have given up looking for the missing child. - Polis kayıp çocuğu aramaktan vazgeçti.

All the villagers went into the mountains to look for a missing cat. - Bütün köylüler kayıp bir kediyi aramak için dağlara gittiler.

scrabble
gun for
go for
have a look-see
(deyim) lay hold
forage
dial
respite
seek after
frisk
hunt up
call on

Don't bother to call on him. - Onu aramak için zahmet etmeyin.

quest for
to inquire (after)
search thoroughly
try to find
seek for
scout around
scout about
seek after; be spoiling for; miss; look for trouble
hunt out
to long (for), miss
to look (for), hunt (for), seek
hunt after
rout
hunt

I really hate job hunting. - Ben gerçekten iş aramaktan nefret ediyorum.

He is busy with job hunting. - O, iş aramakla meşguldür.

search , seek
comb
to ask (for), demand
rummage

Tom rummaged through his closet looking for a pair of black shoes. - Tom bir çift siyah ayakkabı aramak için dolabını didik didik aradı.

be on the lookout fo
search for

They did not have time to search for it. - Onu aramak için zamanları yoktu.

The water was so murky that the police divers had to search for the body by feel. - Su o kadar bulanıktı ki polis dalgıçlar vücudu dokunarak aramak zorunda kaldı.

hunt for
(Konuşma Dili) to look for trouble. Arama! (Konuşma Dili) It's too much to expect
regret
look up

Dictionaries are used to look up the words you don't know. - Sözlükler bilmediğiniz sözcükleri aramak için kullanılır.

It is a good habit to look up new words in a dictionary. - Yeni kelimeleri sözlükte aramak iyi bir alışkanlıktır.

rake around
poke about
scout
rake about
beat the bushes
ask
(deyim) go over
have a look see
(Fiili Deyim ) scout for
comb out
spoil
be spoiling for
rake
hunt up/out
{f} poke
ara
{i} recess

The judge called for a recess of two hours. - Yargıç iki saat ara verdi.

I would like to request a short recess. - Ben kısa bir ara rica etmek istiyorum.

arama
search

Many men left for the West in search of gold. - Birçok insan altın aramak için Batı'ya gitti.

They went in search of happiness. - Onlar mutluluğu aramaya gittiler.

ara
{s} intermediary
arama
research
ara
{i} break

The thief used a screwdriver to break into the car. - Hırsız arabaya girmek için bir tornavida kullandı.

She spoke for 30 minutes without a break. - O, ara vermeden 30 dakika boyunca konuştu.

aramak (altın)
prospect
aramak (telefon)
dial
aramak telefon
call
aramak üzere
in search of
aramak for
To search for
arayan kimseyi geri aramak
call back
araziyi köşe bucak aramak
quarter
ara
{i} space

Today’s spacecraft use rockets and rockets use large quantities of propellant. - Bugünün uzay araçları roketler kullanıyor ve roketler büyük miktarda itici yakıt kullanıyor.

Tom backed his car out of the parking space. - Tom arabasını park yerinden çıkardı.

ara
{f} search

All in all, after ten years of searching, my friend got married to a girl from the Slantsy region. - Her şeyi düşünerek, on yıllık araştırmadan sonra, arkadaşım Slantsy bölgesinden bir kızla evlendi.

She searched for her granddaughter who had been taken away. - O kaçırılan torununu aradı.

ara
interval

I visit my friend's house at intervals. - Ben arkadaşımın evinini aralıklarla ziyaret ederim.

The volcano erupts at regular intervals. - Volkan düzenli aralıklarla püskürür.

ara
gap

There is a generation gap between them. - Onlar arasında kuşak farkı var.

The gap between rich and poor is getting wider. - Zengin ve yoksul arasındaki uçurum daha da genişliyor.

ara
distance, space; break, breather; break, playtime; interval, pause, cessation, intermission; interlude; half time; relation, terms, footing; intermediate, intermediary; middle
ara
sought

They all sought for the lost child. - Onların hepsi kayıp çocuğu aradı.

Religion is freedom and justice being sought in the entire region. - Din, bütün bölgede özgürlük ve adalet arayışıdır.

ara
interim

In the interim, please send all communications to Tom. - Ara sıra lütfen tüm iletileri Tom'a gönderin.

ara
seek

The only useful knowledge is that which teaches us how to seek what is good and avoid what is evil. - Tek yararlı bilgi iyi olanı nasıl arayacağımızı ve kötü olandan nasıl kaçınacağımızı öğretendir.

Make no mistake: we do not want to keep our troops in Afghanistan. We seek no military bases there. - Yanlış yapmak yok: Biz birliklerimizi Afganistan'da tutmak istemiyoruz. Biz orada askeri üs aramıyoruz.

ara
time out

Let's take time out to elaborate a strategy. - Bir stratejiyi özenle hazırlamak için ara verelim.

ara
look for

The police promised Tom that they would look for his daughter. - Polis Tom'a onun kızını arayacağına söz verdi.

Tom went out to look for something to eat. - Tom yiyecek bir şey aramak için dışarı çıktı.

ara
time, point in time
arama
sought
arama
{i} hunting

Tom has been hunting for a job since he lost his previous job last year. - Geçen yıl bir önceki işini kaybettiğinden beri, Tom bir iş aramaktadır.

He is busy with job hunting. - O, iş aramakla meşguldür.

didik didik aramak
rummage
sözlükte aramak
look up

It is a good habit to look up new words in a dictionary. - Yeni kelimeleri sözlükte aramak iyi bir alışkanlıktır.

ara
stop

A typhoon hit Tokyo on Wednesday with strong winds and heavy rains stopping public transportation. - Bir tayfun kuvvetli rüzgarlarla ve toplu taşıma araçlarını durduran şiddetli yağmurlarla çarşamba günü Tokyo'yu vurdu.

A car stopped at the entrance. - Girişte bir araba durdu.

ara
buffer

Motorists must leave at least a metre-wide buffer when passing cyclists. - Motorlu araç kullananlar, bisikletlileri geçerken en az bir metre emniyet mesafesi bırakmak zorundalar.

ara
margin

This car dealership has very thin profit margins. - Bu araba bayiliğinin çok ince kar marjları var.

There is only a marginal difference between the two. - İkisi arasında sadece marjinal bir fark var.

ara
cease

The U.S. Secretary of State is trying to broker a ceasefire between the warring parties. - ABD Dışişleri Bakanı, savaşan taraflar arasındaki ateşkes konusunda aracılık yapmaya çalışıyor.

ara
(Mekanik) clearance
ara
range

The students range in age from 18 to 25. - Öğrencilerin yaşı 18 ile 25 aralığındadır.

They're just out of my price range. - Onlar benim fiyat aralığının dışında.

ara
half

Let's meet halfway between your house and mine. - Senin evinin ve benimkinin arasında orta noktada buluşalım.

Tom called about half an hour ago. - Yaklaşık bir saat önce Tom aradı.

ara
leg

A tenancy agreement is a legally binding document between a landlord and their tenant. - Bir kira sözleşmesi, ev sahibi ve kiracıları arasında yasal olarak bağlayıcı bir belgedir.

I still have a scar on my left leg from a car accident I was in when I was thirteen years old. - On üç yaşındayken içinde bulunduğum bir araba kazasından dolayı hâlâ sol bacağımda bir izim var.

ara
footing
ara
middle

The car stopped in the middle of the road. - Araba yolun ortasında istop etti.

I'm in the middle of a meeting. Could I call you back later? - Bir toplantının ortasındayım. Sizi daha sonra tekrar arayabilir miyim?

ara
(Bilgisayar) lookup
ara
relation

I don't see any relation between the two problems. - O iki problem arasında herhangi bir yakınlık görmüyorum.

Relations between us seem to be on the ebb. - Aramızdaki ilişkiler bozuk gibi görünüyor.

ara
meanwhile

Meanwhile, time is running out. - Bu arada, zaman tükeniyor.

Meanwhile, we depict aliens doing really weird stuff. - Bu arada, Biz garip şeyler yapan uzaylıları tanımlıyoruz.

ara
pitch

The car went out of control and pitched headlong into the river. - Araba kontrolden çıktı paldır küldür nehre düştü.

ara
comma

Do you know how to use these command line tools? - Bu komut satırı araçlarının nasıl kullanılacağını biliyor musunuz?

Please put a comma between the two main clauses. - Lütfen iki ana cümlenin arasına virgül koyun.

ara
(Mimarlık) partition

There were Jews in Arab countries before the partition of Palestine. - Arap ülkelerinde Filistin'in bölünmesinden önce Yahudiler vardı.

ara
(Bilgisayar) place a call
ara
(Bilgisayar) place call
ara
terms

I hear you're on bad terms with Owen. - Owen'la aranızın iyi olmadığını duydum.

They're on good terms with their neighbors. - Onların komşularıyla arası iyi.

arama
(Bilgisayar) dialing

The dialing prefix for Bulgaria is +359. - Bulgaristan için arama öneki +359'dur.

arama
seek

Didn't I have a right to seek the happiness I longed for? - Özlemini çektiğim mutluluğu aramaya hakkım yok muydu?

Everybody has the right to seek happiness. - Herkesin mutluluk arama hakkı vardır.

arama
(Bilgisayar) do not dial
arama
prospecting
arama
(Bilgisayar) dial-in
arama
seeking

I came here seeking justice. - Buraya adalet aramak için geldim.

arama
ransacking
arama
comprehensive search
arama
ringing
arama
(Bilgisayar) calling

Tom is accustomed to calling up girls on the telephone. - Tom telefonda kızları aramaya alışkındır.

Tom decided it was time to try calling Mary again. - Tom Mary'yi tekrar aramayı denemenin zamanı olduğuna karar verdi.

direkt aramak
dial direct to
elle aramak
grope
maden aramak
(Argo) fossick
petrol aramak
prospect
tekrar aramak
redial
tekrar aramak
recall
tekrar aramak
call back
ara
interm

When is the intermission? - Perde arası ne zaman?

It's almost intermission. - Gösterim arası olmak üzere.

ara
lapse
ara
{f} dial

Tom dialed 911 again. - Tom yine 911'i aradı.

In the case of fire, dial 119. - Yangın durumunda, 119'u arayın.

ara
look up

I often look up words in that dictionary. - O sözlükte sık sık kelimeler ararım.

Look up the number in the phone book. - Telefon rehberinde numarayı ara.

ara
discontinuation
ara
search for

Tom will assist you in your search for Mary. - Tom Mary'yi aramanda sana yardım edecek.

They did not have time to search for it. - Onu aramak için zamanları yoktu.

ara
seek for
ara
half time
ara
{f} ransacking
ara
{f} seeking

Martin Luther King spent his life seeking justice. - Martin Luther King hayatını adalet arayarak geçirdi.

Believe those who are seeking truth and doubt those who have found it. - Gerçeği arayanlara inan ve onu bulanlardan kuşkulan.

ara
interspace
ara
pause

Let's take a short pause. - Kısa bir ara verelim.

My fingers pronounce every word, every pause and every accent. - Benim parmaklarım her sözcüğü telâffuz eder, her aralık ve her aksan.

ara
{f} searching

All in all, after ten years of searching, my friend got married to a girl from the Slantsy region. - Her şeyi düşünerek, on yıllık araştırmadan sonra, arkadaşım Slantsy bölgesinden bir kızla evlendi.

They continued searching. - Aramaya devam ettiler.

ara
scrabble
ara
interlude
ara
interstice
ara
discontinuance
ara
{f} call

Tom called me yesterday at nine in the morning. - Tom beni dün sabah saat dokuzda aradı.

Call me again in two days. - İki gün içinde beni yeniden ara.

arama
feel

I didn't feel like calling Tom. - Canım Tom'u aramak istemedi.

Please feel free to call me up. - Lütfen beni aramaya çekinme.

arama
quest

If you have any questions, feel free to call. - Herhangi bir sorunun olursa aramaya çekinme.

If you have any more questions, please don't hesitate to call. - Eğer daha fazla sorunuz varsa, aramakta tereddüt etmeyiniz.

24 saat aramak
to call 24 hours
Arama
call a
ara
look#for
ara
ıntermediate
arama
in search
köşe bucak aramak
Look for (someone, something) in every nook and cranny
köşe bucak aramak
Poke about in every corner
samanlıkta iğne aramak
(deyim) Look for a needle in a haystack
yardım aramak
look for help
yardım aramak
shout for help
yardım aramak
send for help
öküz altında buzağı aramak
to smell a rat (to be suspicious of a situation)
öküz altında buzağı aramak
(Atasözü) When someone shows unnecessary amount of suspicion for an action

Do not search for a calf under an ox.

Arama
call

Tell him either to call on me or to ring me up. - Ona ya bana uğramasını ya da beni aramasını söyle.

The country code for calling Italy is 39. - İtalya'yı arama için ülke kodu 39'dur.

Halep yolunda deve izi aramak
to try to find a needle in a haystack
acil durumdaki gemileri aramak için yapılmış uzay sistemi (Rus Uydu Sistemi)
(Askeri) cosmicheskaya sistyema poiska avariynch sudov - space system for search of distressed vessels (Russian satellite system)
altüst ederek aramak
delve
altüst ederek aramak
delve among
altını üstüne getirerek aramak
ransack
ara
breathing space
ara
{i} distance

Scientists can easily compute the distance between planets. - Bilimciler gezegenler arasındaki uzaklıkları kolayca hesaplayabilir.

There is a distance of four fingers between the eyes and the ears. - Gözler ve kulaklar arasında dört parmaklık bir mesafe vardır.

ara
intermediate

Please bring your intermediate examination certificate with you to the first day of class. - Lütfen ara sınav belgesini sınıfın ilk gününe kadar yanınızda getirin.

She can't put together three words in Spanish, and she claims she's intermediate. - İspanyolca üç kelimeyi bir araya getiremiyor, ve orta düzey olduğunu iddia ediyor.

ara
forage
ara
meso
ara
interruption
ara
{i} cessation
ara
check

Check and adjust the brakes before you drive. - Araba sürmeden önce frenleri kontrol edin ve ayarlayın.

Let's divide the check between us. - Hesabı aramızda paylaşalım.

ara
quest

I'm doing some history research and would like to ask you a few questions. - Biraz geçmişi araştırma yapıyorum, ve size birkaç soru sormak istiyorum.

Confessions by St. Augustine tells us the timeless story of an intellectual quest that ends in orthodoxy. - Aziz Augustine tarafından yazılan İtiraflar bize ortodokslukta biten entelektüel arayışın zamansız bir hikayesini anlatır.

ara
time between two events, interval
ara
idle
ara
{i} spread

Snorri Sturluson's stories tells, among other things, how Christianity was spread in Norway by force. - Snorri Sturluson'un hikayeleri diğer şeylerin arasında Hristiyanlığın Norveç'te nasıl zorla yayıldığını anlatır.

ara
{i} discontinuity
ara
{i} intermission

It was raining all day long without intermission. - Ara vermeden bütün gün boyunca yağmur yağıyordu.

When is the intermission? - Perde arası ne zaman?

ara
{i} breather
ara
tween
ara
abscission
ara
{i} truce
ara
{i} interregnum
ara
recessional
ara
relations (between people)
ara
space, spacing
ara
idler
ara
short break; discontinuance
ara
bye
ara
{i} recreation

Every now and then, I play tennis for recreation. - Ara sıra eğlence için tenis oynarım.

ara
drive

In America cars drive on the right side of the road. - Amerika'da arabalar yolun sağ tarafını kullanırlar.

Sometimes he drives to work. - O bazen işe arabayla gider.

ara
rootle
ara
intermediary, intermediate
ara
surcease
ara
distance (between two things)
ara
{i} lull
ara
{s} mediate

Interpreters mediate between different cultures. - Çevirmenler farklı kültürler arasında aracılık ederler.

He mediated between the two parties. - O iki parti arasında aracılık yaptı.

ara
{i} chasm
ara
(Nükleer Bilimler) interstitial
ara
{i} spacing

Tom is always spacing out in class. - Tom her zaman derse ara veriyor.

ara
time lag
ara
distance; break
ara
{i} respite
ara
break (in a game); interlude; intermission
ara
{s} interlocutory
arama
quest; reconnaissance; hunting
arama
exploration
arama
law search, searching
arama
lookup
arama
searching

I thought you'd be out searching for Tom. - Tom'u aramak için dışarıda olacağını düşündüm.

Muplis is a small tool for searching Lojban sentences. - Muplis Lojban cümleleri aramak için küçük bir araçtır.

arama
search, searching, seeking; (police) search
arama
{i} reconnaissance

We were here on a reconnaissance mission. - Biz bir arama görevi için buradaydık.

arama
search, exploration
arama
{i} scouring
İngilizce - İngilizce

aramak teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

ARA
Applied Research Associates
ARA
Automotive Recyclers Association
ARA
Awards and Recognition Association
ARA
Australasian Railway Association
ARA
Aracruz Cellulose S.A
ARA
Australian Retailers Association
ARA
A prefix applied to ships operated by the Armada de la República Argentina (ARA)
Ara
A constellation of the southern sky, said to resemble an altar
Ara
An appraisal designation for Accredited Rural Appraiser awarded by the American Society of Farm Managers and Rural Appraisers
Ara
AppleTalk Remote Access, a protocol developed by Apple to allow PowerBook and Macintosh users to connect to an AppleTalk network over phone lines
Ara
a foot, (as a verb) to go
Ara
Apple Remote Access, a program to allow full access to the UVA network including IP and AppleTalk services (Novell file Servers) over a phone line from a Macintosh computer
Ara
Apple Remote Access A software program from Apple Computer that allows one Mac to dial another Mac via a modem and, through AppleShare and/or Personal File Sharing, access local or network resources available to the "answering" Mac (Common resources include shared directories, servers, and printers ) Although I don't cover the issue much in this book, you can do some neat things with ARA and MacTCP
Ara
a constellation in the southern hemisphere near Telescopium and Norma
Ara
macaws
Ara
AppleTalk Remote Access A protocol (and product) that provides system-level support for dial-in (modem) connections to an AppleTalk network With ARA, you can call your desktop Mac from a PowerBook and remotely access all the available services - files, printers, servers, e-mail, etc
Ara
Accounting Research Association
Ara
AppleTalk Remote Access Protocol that provides Macintosh users direct access to information and resources at a remote AppleTalk site
Ara
Appleshare Remote Access
Ara
(Amateur Rowing Association) The governing body for rowing in England, responsible for organising the National Championships (NatChamps) http: //www ara-rowing org
Ara
Apple Remote Access, a protocol allowing network access from Macintosh systems via dialup Now almost entirely obsolete
Ara
The physical body
Ara
AppleTalk Remote Access With ARA, you can call your desktop Mac from a PowerBook and remotely access all the available files, printers, servers, e-mail, and so on
Ara
AppleTalk Remote Access
ara
The Altar; a southern constellation, south of the tail of the Scorpion
ara
A name of the great blue and yellow macaw (Ara ararauna), native of South America
ara
macaws a constellation in the southern hemisphere near Telescopium and Norma
Türkçe - Türkçe
Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek, özlemek
Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek, özlemek: "Seni çok arıyorum, Ziyacığım."- C. S. Tarancı. Önem verip istemek. Şart koşulmak
Önem verip istemek
Araştırmak, yoklamak
Şart koşulmak
Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak: "Dükkânın içinde gözleriyle bir şeyler aradı."- S. F. Abasıyanık
Ziyarete, hatır sormaya gitmek
Ziyarete, hatır sormaya gitmek: "Bir kere düştün mü, ne arayan olur, ne soran!"- B. Felek
bakmak
öküz altında buzağı aramak
(Atasözü) gereksiz şüphe duymakolmayacak bir işe girişmekfesat düşünmek
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Çıplaklık
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Geniş, çıplak arazi
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Komşuluk
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Mıntıka, bölge
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Avlu
Ara
antrakt
Ara
(Osmanlı Dönemi) MESAFE
Ara
(Hukuk) MABEYN
Ara
mabeyin
Ara
(Hukuk) FASILA
Arama
taharri
ara
Bir etkinliğin geçici olarak durdurulduğu süre
ara
(Osmanlı Dönemi) fâsıla
ara
Göz alıcı parlak renkleri olan bir papağan
ara
Basketbol ve voleybolda takımların dinlenmek, taktik almak ve oyun alanlarını değiştirmek için kullandıkları süre
ara
Futbol oyununun kırk beşer dakikalık iki devresi arasında verilen on beş dakikalık dinlenme süresi, haftaym
ara
Bir oyunda, bir filmde dinlenme süresi, antrakt
ara
Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi
ara
Roma mimarlığında üzerinde kurban kesilen sunak
ara
Güney Amerika'da yaşayan bir cins papağan
ara
Fasıla
ara
Aralık
ara
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, açıklık, aralık, boşluk, mesafe. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla
ara
Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları
ara
Sunak takımyıldızının Latince adı
ara
Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi: "Aralarında anası babası ile Binnaz'ın da bulunduğu on sekiz işçiydiler."- N. Cumalı
ara
Samimiyet
ara
Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi
ara
İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla
ara
Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi: "Aralarına yabancı sokmak, nezaketsizlik olur."- M. Yesarî
ara
iri gövdeli bir papağan türü
ara
Papağan türleri
ara
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, açıklık, aralık, boşluk, mesafe
arama
Saklanan sanığın ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin ev, iş yeri gibi yerlerde, üzerinde ve eşyasında yapılan araştırma işlemi
arama
Aramak işi, taharri
ÂRÂ
(Osmanlı Dönemi) f. Süsleyen. Bezeyen
İngilizce - Türkçe

aramak teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

Ara
Sunak (takımyıldızı)
ara
sunak
ara
ar
aramak